24 Temmuz 2016 Pazar

BÜTÜN DARBELERE GÖNDERME…

BÜTÜN DARBELERE GÖNDERME…

Asla ulaşılamaz bir emele, o emelin ameleliğine ve akıl melekelerinin bir kez daha lekelenmesine önsözdür bu zil zurna kalkışılan ayaklanma ve harakirivari girişilen bu figüratif isyan…

Yurtta elli yaş ve üzerini sürenlerin en az kırk yılını çalan tüm darbelere daima karşı duruşları ve darbeli yıllara her fırsatta ağır göndermeleri 15 Temmuz dinci-cuntacı darbe girişimine canı pahasına izin vermeyen halk direnişine bir nebze de olsa kılavuz olmuştur. En azından kılı kırk yaran cümlelerle ve o cümlelerde büyüyen aşırı dozda sitemlerle darbeler ve darbeci mantığının acımasızlığı kamuoyu zihninde hep canlı tutulmuştur. Bu darbe girişimini her kim yaptıysa yaptı ama karşı koyana acımadığının da resmi çizildi, filmi çekildi yirmi iki saat boyunca. An ve an yaşananlara bakıldığında hele bu dinci cunta emeline ulaşsaydı daha ilk günden başlayarak neler yaşanabileceğini kestirmek hiç de zor değil. Üç noktalı ve çok köşeli haberlere de yansıyan, hala böyle olabileceklerini bilmezdik tanımazdık öz eleştirileri ve öz savunmaları ile geçiştirilebilecek bir durum yok, her şey ortada. Yüzlerce can kaybı ölü maviye hükmedecek yıllar geçse de. Ve anımsanacaklar.

Elli yaş üstüler için yine kızardı can rengi. Kanlandı meydanlar. Meydanlarda bu dinci yapılanmaya ilişkin yazılı ve sözlü tüm anlatıların haklılığı da tescillendi. Dinci faşizm dindarlara bile hiç acımadı. Meydanlar tamamen yerel karakter taşıyan, birbirleriyle benzeşen pratikleri olanlara bile dar edildi. Hayali egemenliklerin, boyun eğmelerin yerine kitlesel başkaldırının sınırları biçimlendi. Zaten karşıtlığı öne çıkaran tüm unsurlar her hal ve durumda tüm barikatları yıkar geçer, kendilerine reva görülen tüm sınır ve sınırlamaları da tanımaz. Öyle de oldu o kara gece.

Dinci cunta ahmaklık boyutundaki bu kalkışma da bir şeyi unuttu. Hiç sayıp sevmedikleri ebedi Başkomutan Kara Kalpaklı Sarı Paşa’nın “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” cümlesinde ifadesini bulan yıkmaya heveslendikleri Cumhuriyetin genel kuralını.
Bir şeyi daha unuttular bu dinci cunta darbe girişimcileri. Darbelere ve darbeli yıllara yapılan göndermeleri. Ve daha çocukluktan dinci cuntaya satıldıklarını ve yıllardan sonra da kofti adamlar, softa subaylar olarak egemen güçlere satılacaklarını, satıldıklarını. Ancak bu kez darbeli matkap insan duvarını delip geçemedi.

“ABD tarafından oluşturulup geliştirilen darbe sosyolojisi, darbe psikolojisi ve vahşi kapitalizm kuramlarının karışımı ile planlanan askeri darbeler yerli işbirlikçileri sayesinde hayata geçirilir ve sadece emperyalizme hizmet eder. Bu tutucu gelenek dünyaya yayıldıkça dünya yaşanılası olmaktan çıktı. Egemen sermayenin çıkarları uğruna kendi yağı ile kavrulan ülkeler dahi anında cehenneme çevrilir, düğmeye basılır ve paslı mekanizma işlemeye başlar. Sözde iyi çocuklar, bizim çocuklar bağlamında mesele tatlıya bağlanır, acıyı ise geniş halk yığınları, yiğit yurtsever halk çocukları çeker…”

Ülke siyaseti evrenselliğini kaybettikçe, ülke demokrasisi bir dizi reform ile güçlendirilmedikçe, karşıt devrim ekonomisi sosyal dengeleri alabildiğine bozdukça bu Amerikancı darbe öğretisinden nasiplenmişler ve gizli işbirlikçiler darbe deneyimlemeleri için meşru zemin bulurlar. Veya ülkenin doğru yönetilmediği doğrultusunda darbeyi meşrulaştırma tabanı yaratırlar.

Bu kez bilim düşmanı bir dinci tutuculuğu benimseyenlerin on yıllardır siyasetin içine konumlanması, devletin her kademesine üst düzeyden sızması, halkın içinde her can alıcı mevkiye konuşlanması, katı ve keskin dinciliklerin kırk yıldır saklanması, sızıntılar görüldükçe her seferinde namazında niyazında sessiz sakin çocuklar denilerek aklanmaları ile gelinen son noktadır bu lanetlenmesi gereken kalkışma. Bunca bitlenme elbette darbe mecralarına ve darbeci maceracılığa bir gün kayacaktı. Kaydı da.

Demokrasi karşıtı, mantık dışı felsefe ve hurafe bir din çerçevesinde sadece biat kültürü ile şahsileşen veya genelleşen, genişleyen ve güçlenen bu fetbazlığa bağlı dinci cuntacı devlet beslemeleri günü gelecek kendi şeri iktidar heveslerini rayına koymak için devlete ve millete karşı harekâta geçeceklerdi, geçtiler de. Hiç de beklenmeyen bir durum değildi aslında. Şimdilik önü alındı belki ama bu istihbaratçı ve komplocu zihniyete karşı uyanık olunmalıdır. Bu dinci monarşist hükümranlığı cereyanına kapılmışlık kolay kolay temizlenemez. Ayrıca bu darbe girişimi sayılan, korsan kanlı hesaplaşmanın kimlere, hangi benzer karakterlere asansör olacağı da sıkı takip edilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.

Bu harcamak ve harcanmak ikileminde planlanmış dinci darbe kalkışmasında uzun yıllardır salgın bir hastalığa tutulmuşçasına, göz yumulan, kol kanat gerilen, yaş larla baş edilen, devlette çöreklenmelerine ses çıkarılmayan bu dinci taşeron tipler kadar onlara yol verenler de suçludur. Yılların birikimi haksız palazlanma ve palazlandırmayı yok sayarak,  bu dinci cuntacı kalkışmanın ülkeye yaşattığı bu çöküntüyü sadece emperyal istilacıların pompaladığı kirli bir girişim diye adlandırmak da kolaycılıktır. Bu görüşte aşırı ısrarcılık birilerinin darbe girişimini geçmiş zaman kiplerine bağlamasıyla işin içinden sıyrılmasını kolaylaştırır.  Derin uyku ve uyuzlaşan uyuşmuşluğun hesabını ödemek ve ödetmek ise zaman aşımına uğrar. Varsa bir ihanet ki var toptan ret edilmelidir. Her zamanki alışkanlıkla varla yok arası boş inanç tortuları ile daha çok sürprizlere açık ve çok sancılı geçeceği belli bu süreç yönetilemez.

Önsözü çok önceden yazılmış, giriş ve gelişmesi tamamlanmış bu hikâyeye bir son var ise o da din ve dinci odaklı darbe girişimiyle ülkede bir yıkım, kıyım yaşatılmışlığı ve yaşanmışlığıdır. Devletin her katmanına taraftarını ve müridini yerleştirmiş akıldışı hurafeler ve sapkın ritüellerle donatılmış klişe dinci kiliseci bir yapılanmanın demokratik işleyen bir yönetime askeri kanaldan resmen el koyma girişimidir. Ve bu kalkışmanın cezası da ağır olmalıdır.

Dip not olarak kayda geçecek tek nokta ise şudur. Kalkıp ta hiç kimse son kertede militarlaşan ve militanlaşan bu dinci kiliseci örgütlenmeyi ve uzantısı cunta savrukluğunu mağdur olan tüm günahsızların yaşadıkları yok sayılarak hafifletmeye çalışmasın.

Hafifletmesin çünkü on yıllardır savunulan ve övünülen dinden ve inançtan uzak bu algı ve duygu dünyası bu dinci cuntacı darbe girişimiyle yıkılmıştır, çökmüştür…

17 Temmuz 2016 Pazar

KARA CUMA…

YALNIZLIK KAPISI; KARA CUMA…

Şu garip memleket adı daha en başından ‘kalkışma’ olarak koyulan alenen demokrasiye kasteden molla, hoca ve imam lakaplılardan oluşan paralelci bir cunta darbe girişimi yaşadı. Bu dost doğru saptamaya anında refleksvari tepki oluşur ama alınmaya da hiç gerek yok durum alenen bu. Çok yakında paralelci cuntacıların bu lakaplarla yani hoca, imam, molla ve benzeri lakaplarla anıldıkları görülecek ayrıca divanı harp tutanaklarına da aynen böyle yansıyacaktır. Yansıtılmasa da tarih böyle kaydedecektir.

Dosta düşmana, dünya aleme, el aleme rezil olundu bir kere daha. Yaşanmaz olası bu kara Cuma devletin üst kademeleri ve kurumları arasında ayrışmanın, kirlenmenin ve kinlenmenin katmerlenen birikimidir. Devlete hükmeden hükümet ile hükümete hükmedemeyen paralel devletin çatışmasında araya milletin katıldığı, meydana sivillerin sürüldüğü bir çağdışı feda kakışması olarak şimdiden tarihte yerini aldı. Gittikçe geleceği kararan memleketin bir kara Cuması eksikti, o da oldu...

Cuma ertesinde bir süreliğine kararan tablo tam kararmadan paralel cuntacı girişim devlet millet el ele geri püskürtüldü. Ama ülke demokrasisi yara aldı. Belki son bir girişimdi tutmadı. İleride can havliyle yapıldığı söylenecekse bile paralelcilere hiç yakışmadı. Resmi rakamlara göre çok insan mahvoldu. Kurunun yanında yaşında yanacağı cadı avı tez elden başladı. Her cuntacı girişim vahşidir ve darbeler karşıt vahşilikleri de tetikler. Onlar da yaşandı maalesef. Tatbikata çıkıldığına inandırılan veya öyle bilen suçsuz Mehmetçiğe acımasızca cephe alındı. Minarelerden müezzinler sala verirken, imamlar milleti resmen galeyana sevk etti. Elbette devlet hiyerarşisi içinde onların da üstleri amirleri vardır emir böyledir ama yalnızlık kapısı aralandı birden ve emirler hiç sorgulanmadan uygulandı. Ağır silahlar darbe girişimlerinde en acemi ve en cesur unsur sayılan er ve eratın elinde idi ama onlar Allahtan en zor koşullarda bile ustaca davranıp tetiğe dokunmadılar. Ve kopacak kıyameti önlediler…

Anıların kucağında, demir kapıların ardında, yakasız yamasız, omuzsuz rütbesiz, dinsiz imansız, kitapsız mezhepsiz yıllarca beslenen bu iç beslemelerin beslendikleri evi içten içe vurması girişimidir bu kara Cuma. Öyle ki başkomutanım diyen başkomutana rağmen kışlalardan çıkılmıştır. Telkinler ve nasihatler saatlerce dinlenilmemiştir. Ve kalkışmada dilenilince devlet kademesi kendi kolluk güçleriyle bitirmesi gereken bu iç meselesini halka havale etti. Millet resmen kullanıldı. Bu derin ve ileri demokrasi sürecinde aradan sıyrılan kim olur, olacaktır yakında anlaşılır.

Şimdi kimse yanlış anlama ikircikliğine düşmesin ama bu emir komuta zincirsiz kalkışma devlete bağımlı çalışanların ve kurumlarının yıllarca politika yapmasının en doğal sonucudur. On yıllardır devletin en kilit mevkilerine yerleştirilen paralelcilerin paralel devlet mantığı çerçevesinde bir araya gelerek yine birbirini kandırmalarıdır. Bu kara Cumaya başka elbiseler giydirmeye çalışanlar elbette olacaktır. Ancak bu tıknaz bedene başka takım uymaz. Elbette paralel devletin çöküşü anlamına gelmez bu kışkışlanan saldırı ama devlet de milletin özenli gayretiyle çökmemiştir. Hem de bu kısır kalkışmayla tam da çökeceği sırada. Böylece ileride toplumu daha da tehdit edebilecek silahlı kuvvetler tandanslı silahlı veya konuşlanılan her merkezde daha yoğun silahlanabilecek bir paralel öncü gücün de bir süreliğine etkisizleştirilmesi sağlanabilmiştir. Bir başlangıç günüdür kara Cuma.

Ancak kara cumanın son üç saatinde sadece başkent ve İstanbul ile sınırlı kalınca ertesi sabahın ilk saatlerinde çaresizleşen paralelci kalkışmaya, ordusal düzeyde silahlı kuvvetler desteği, muhalefet kışkırtması ve hükümet karşıtlığı eklenseydi olay çok başka yerlere giderdi. Tahmini zor şimdikinden bin bir beter bir dünyaya açılırdı kapanan gözler. Belki de molla, hoca ve imam lakaplı paralelcilerin beklediği ve güvendiği buydu. Geç kalınmış veya sonuçlarına bakıldığında erken davranılmış bir intihar girişimiydi de denilebilir. Kıvılcım hangi maksatla çıkıldıysa çakıldı ama tutmayan bu kalkışma ve kakışmadan derhal dersler çıkarılmalı ve bu kısıtlı ve kısır cuntacı darbe girişimi çok iyi okunmalıdır.

Ankara ve İstanbul yoğunluklu bu kalkışmacı tezgâh tutmamış olabilir. Ancak paralelcilerden sayılanların ülkeyi yöneten bu iki büyük ilde bu kadar etkin olması ve bir araya toplanması başka bir kara nokta. Bu tabloyu oluşturan ve oluşmasında payı bulunanlar kimlerdir. Resmen bilinen bir durum değil midir bu garabet. Daha çok soruyu bünyesinde barındırır bu çatlak. Paralelci kalkışma tutmadı çünkü  ‘Ne rüyalardan geçti bu toplum. Ne çapraz sorgularda ne kurnaz sorularla sınandı. Gizemli sinsi tebessümler duvarlarda asılıyken bile hiç korkmadı. Dönmedi bildiğinden. Asla kaçmadı. Tabloda sönen gençliğin tabulaştırdığı mahmur bakışlardan bilirdi darbeleri. Ne adi darbeler gördü bu memleket…’

Ve top yekun şahlandı ve kanmadı bu kez…

Biraz daha akıl biraz daha bilim. Sala, ezan, namaz niyaz, büyük Allah naraları da bir yere kadar. Modalaşan gece yürüyüşleri de başka bir keder. Bu kamplaşmacı yozlaşma ve kadersi yalnızlaştırmayla sadece yalnızlık kapısı çalınır ve dahi en beter yanılgı üşüşür beyinlere. Ki yoluna yanmak o yanmak değildir.

Bu paralelci çıkar savaşında kara Cuma kalkışması sonrasında beliren karahumma da arada kalarak tek ezilen ise zavallı er erbaş Muhammet oldu. Derin sırlar ve keskin arzular ocağında yetişen hoca, molla, imam üçlemesinde şekillenen ve silahla kuşandırılan rütbeli cuntacıların kandırmasıyla tek suçları orada olmaları dışında bir suça bulaşmamışların milletçe merkez sayılması da ayıp kaçtı biraz. Devlete bulaşan illet biraz küçümsendi, gözden kaçırılmaya çalışıldı sanki. Zaten kara cumacı cuntacıların millete ve Mehmetçiğe acımadıkları da ortada. Yazık değil mi senin benim hepimizin çocukları olabilecek yirmili yaşlarını süren o toy vatan evlatlarına. Yapılanlar reva mı? Vahşice dine imana, din iman bir kenara insanlığa sığmayan kafa koparmalar, kayışla kırbaçlamalar, yutüplük ahkâm kesmeler, akıllı telefonlara poz vermeler, kameralara çaresiz çocukların başına basıp kıl kıl sırıtmalar, yürek yakan görüntüler vermeler, daha neler neler…

Askeri askere, askeri millete, ahaliyi askere, askeri polise, polisi hepsiyle karşı karşıya getirmeyle şekillenen bu paralelci cunta girişimi bu kara Cuma ucuz atlatıldı. Bu kalkışma ve kakışmanın ilk gayesi sonucçta orduya itibar kaybettirilmesidir. Kaybettirildi de. Politikacılar tarafından sivil milletin gözü dönmüş bu gurka paralelci silahlı güce karşı en çıplak haliyle meydanlara sürülmesi ise sonradan enikonu tartışılması gereken başka bir muammadır. İşin vahameti heyecan geçtikten sonra anlaşılır.

Şimdiden başlayarak tartışılması geren diğer bir muamma da kutsal mabetlerin minarelerinden zamanlı zamansız salalar, ezanlar okunarak ve dokunaklı kısa metinler ile sivil halkın resmen sokağa çağrılmasıdır. Bunu bu şekilde cami mescid minarelerinden dahi yapınca ileri demokrasi adına cihat, benzer çağrıları kısıtlı olanaklarla başkaları yapınca ileri demokrasi adına katli vacip görmek de ayıbın başka bir tarafı. Zaten her sıkışma anında şu yüce dinin politikaya alet edilmesi ayıptan öte feci günah. Bunca günahın hesabını kim verecek, verilebilecek mi acaba? Ayıbı kayıbı bir kenara sayıp dökülecek çok ayrıntı meşgul ediyor zihinleri. O zihin aritmetiğine de sıra gelecek.

Şimdi vakti zamanında bunlarla incelikli ve ağırdan kandırılma boyutunda olsa bile tek merkezli işbirliği yapanlar, sonradan birbirlerine paralelleşenler,  her kimse onlar, onların hiç mi suçları yok bu kara Cuma kalkışması ve kakışmasında. Paralelleşilmeden önce her şey güllük gülistanlık ise ne değişti şu birkaç yılda. Suçları var veya yok denilse de bu paralel öncesi ve paralel sonrası yalnızlık kapısında çakılı levhada kimlerin ismi yazılıdır vakti zamanı gelince bir bir dökülür. Özellikle bu kara Cuma ve kara cumaya gelininceye dek yapılanlar bir bir dökümlenir.  Kim paralelci konumludur kim sorumludur defterler dürülür.

Devletin her bir kadrosuna yerleştirilen bu hoca, molla, imam ve müezzin lakaplılardan oluşan paralelci zihniyet zamanla ahtapot kolları gibi en ücraya ulaşırken, memlekete yayılırken, kurumlara uzanırken susanlar ve göz yumanlar bu gün demokrasi havarisi kesilmiş ise yanlış giden bir şeyler var, yanlış yapılmış bir şeyler var demektir. Zamanın da camii bombalayacaklar diyenlerin bu gün milletin meclisini bombalamaya kadar varan tavrı asıl kırılma noktasıdır ve gerçek demokrasiye tutunmanın tam vaktinin geldiğinin de apaçık göstergesidir.

Kara cumadan sonra da bu mevcut hükümet ve paralel devlet kavgası sürer gider. Ta ki bu azınlıkta kalan arsız paralelci kalkışmayla ve yaşanan cılız kakışmayla sallanan, gidip de gelen hükümetin en baştan son ayakçasına gitmesine kadar…

Tanrı bu millete yakın zamanda böylesine ucuz bir senaryoyu bir daha izlemeyi veya benzer üçüncü sınıf senaryolu bir yapımda figüran olmayı bir daha nasip etmesin…

15 Temmuz 2016 Cuma

DİLE KOLAY, BİNLERCE CAN…

DİLE KOLAY, BİNLERCE CAN…

Dile kolay, silik ve maraza dini prototiplerin terör odaklı aldığı binlerce can. Çoğunluğu da sivil halk. Dile kolay, orta çağ karanlığını yarınların ihtişamı gösteren bir dinden kopuş ve dini gerçeklerden kaçış küreselleşiyor. Hangi kaynaktan beslendiği besbelli bir sıradanlaşma dini teslim alıyor. Öyle ki enlem ve boylam tanımayan, ürkütücü lanetli ve cani bir şeytan üçgeni hegemonyasına teslimiyet. Ölene yitene enikonu bakılırsa tablo resmen domuzluk…

“Ve Tanrı domuzu yarattı. Tarih boyu domuzluk etmek ise insanlara kaldı. Son yıllarda resmen dindarlığı harcar, adamlığı erteler, domdomu hak edee domuzluk istila etmiş akılları. Dini, imanı, mezhebi diline dolamış zihin ve din fakiri caniler domdomluk mertebesinde kin kusuyorlar dört bir yanda. En Allahsız boyutta saldırıyorlar etrafa. Zaten siyasi şekillendirmeler ile şekli şemali değişti her şeyin, dinlerin de. Dile kolay terör dincileşmiş, din terörün ve teröristlerin eline kalmış. Dünyada şu mükemmel din adına alenen kasaplık yapılıyor. Domuzluk yapılıyor. Maalesef…

Din bezirgânları, bedevileşen bedavadan dinciler terör saldırıları gerçekleştirmek üzere gerekli araçları ve olanakları ellerine geçirmişler. Akıl edemediklerince zenginliğe sahip olan bu dalkavuklar saldırıların yerini ve zamanını kendince belirliyorlar. Elbette bu zebaniler metazori el değiştiren araçlar ve olanaklardan yoksun olanların üzerinde dinsel egemenlik kuruyorlar. Dini kisve altında uyuşturan beyin yıkama yöntemleri ile zamanında sığınıp da kazandıkları uyruğa ve yaşadıkları toprağa ihanetçiler bir bir belirleniyor.

Bilinen o dur ki bu sahte dini egemenlik duvara tosladığında maziye bağlı tavan arasındaki fotoğraflar ve bilinç arkası karanlık anında biçimlenir. Korkunun sosyolojisi kulaklara çalındığında ise cesaretin psikolojisi bozulur. Dini rota şaşar. Yapışır aklın çeperine cennet için din zorbalığı. Kale içeriden fethedilir mantığıdır geçerli olan ve terör saldırganları, töröristler kendi ülkelerinden seçilir. Ve pimler çekilir, basılır tetiğe, diplenir gaz, patlatılır beden. Hayatı tek rotalı yaşamak, klasik ve kıvamlı bir hayat teorisinin benimsenmesinin sonucudur her saldırı. Yani yeni bir hayat arzulanır öteki dünya nimetleri adına, burada olmasa da orada. Ve insanlık tarihi onarılmaz yaralar alır.

Şimdi kendi savaşlarından, kendi topraklarından kaçıp göçen milyonlarca vatansızı, sormadan danışmadan vatandaştan saymak, vatansızlara vatan olmak da bir yere kadar. Bir yere kadar doğru. Sınır da, sinir de aşılmaması kaydıyla her iyilik. Dört bir yana arsızca dağıtımı yapılan kanlı kıyımlara bakıldığında, dini imanı bir kenara katliamlara aracı olan ruhları teröristleştirilmiş melunların tabiiyetine bakıldığında durum anlaşılır. Örneği daha dün yaşanmış, yarın da yaşanabilir. Makro dinden uzaklaşmanın ve mikro milliyetçiliğin kullaştırdığı, esirleştirdiği akılsız bedenler gün olup kendine kucak açan, kol kanat geren, hiç karşılıksız sadece insanlık namına kendinden sayanları da öteki âlemlere yollayabiliyor. Hem de göz kırpmadan kılları kıpırdamadan. Hem de hiç acımadan en kalabalığın ortasına son sürat, sinsice ve hiç ahde vefa duymadan.

Bu bedavadan bol kepçe dağıtılan yurttaşlıklarla memleket ileride bedeli ödenemeyecek yaralar alır. Bu dağıtmanın da bir hattı hududu olmalı. Çünkü hayat düşü din gücüyle en bariz biçimde çirkinleştiriliyor. Vatanlı veya vatansız ekonomik açıdan ortanın altında veya en dipte kalan yaşamlar bir tuhaf dini terör saldırganlığına veya hain bir dinci terörist kalıpsızlığına itiliyor. Dinde terör olmaz, terörün dini olmaz söylemleri sivillere musallat olunan bu baştan çıkarılışa resmen hizmet eder, ediyor. Bu girdaba katılan katılana, kapılan kapılana. Zaten insanlık tarihi din adına haybeden cana kıyan zalimler ve haybeden canına kıyılan suçsuzlarla dolu. Evvel ahir sultanları besbelli olan bu cellâtların çarpık merdivenlerini sözün bittiği yere dayamasına dur demek zamanıdır.

Dur demek lazımdır yoksa dile kolay kalabalık gösteri merkezlerine, açık alanlara, metruk meydanlara, tarihi mekânlara, ulusal gün kutlamalarına, hatta dini bayramlara kadar domuzluk sirayet eder ve dini terör çoluk çocuk demeden doğrar, kırar geçer.

Din evrensel ilkeleri tersine çeviren bir önyargı ve tutuculukla baş edemedikçe anarşi artar. Ve din adına davudi şişinmeli anarşistlik narsisleşir. Din adına Karunlaşan bu dünyanın belki de en yoksul, en renksiz ve en uygarlık dışı kimliği dini kimliksizliği doğurur. Doğurunca da birkaç fırça darbesi al sana eli kanlı katil. Başka bir boyuta endeksli düşünceler ve kör inancın zırvalayan gücüdür bireylere hakim olan. Algı oynamaları ile şekillendirilen bu yeni din ve inanç sistematiği yitik hayatlara yön verdikçe de daha çok canlar yanar.

Dile kolay, dünyanın bir ucundan diğer ucuna kan ve barut kokusu. Oysa bu din ne kutsal bir emanettir. Bu ebedi kutsallığa kurban arama sevdasıyla yanıp tutuşan dinbozların kime hizmet ettiği ve hizmetçiliği apaçık belli iken maymunlaşmak da ayıptır. Özenle ve törenle dünyaya yerleşen terörü üstü kapalı kınamak kutsamaktır ve katıksız kaypaklıktır. Dinsel motiflerle istiflenen terör karanlığın kanlı elidir, yılan başlı saçmalıktır. Damgalı yalnızlığa savruluş, sessizliği yırtan akbaba çığlığıdır.

Dile kolay ama din merkezli her terör saldırısı ve girişimi yoksulluk çınlamasıdır. Cahillik musluğunun dibine kadar açılmasıdır.

Tam dalavereci bir o kadar da duacı kalpazanlar akvaryumunda baloncuklar çıkararak dolaşmak ve melun tuzağa yakalanmaktır dinin yeni adresi. Tüm saldırılar da din ile siyasetin kol kola girmesiyle şiddetlenir. Yasakçı kafaların ininden çıkanlar azgınlaşan aymazlığı gelişigüzel çepeçevre bulaştırırlar. Eşek cennetine heves etmekle özdeşleşir derin uçurum. Ve din kaynadıkça buharlaşır.

Dile kolay merhamet tanımaz bir ihanet ve alınan binlerce can. Dine imana ihanetin sloganlaştırıldığı terörcü bir süreç. Zaten din teknesinde terör yoğurmak kayıp gezegenlerde boşuna sonsuzluğu aramaktır…