26 Mayıs 2012 Cumartesi

GÖZLERDE GÖÇ ŞİİRİ DAMLASI

GÖZLERDE GÖÇ ŞİİRİ DAMLASI

Gözlerden öç alır her şiirsellik.

Eşi benzeri ucu bucağı yoktur ummanın. Narlı-harlı kuyuda denizin. Deniz, densizliği alır tuzla yıkar. Çünkü altı cehennem üstü cennettir. Yarı sıcak yarı soğuktur üzeri ama dibi buz taşıdır. Buz kütlesi dondurur gülden gönülleri. Ve istemek, arzulamak, meyillenmek üzerine kuruludur saltanat.

Eski bir su kuyusundan çekilen bir kova suda bile parlar rengârenk balıklar. Başlı başına hayattır çekilen kuyulardan. Deniz hem yüz-yıkan tadında hem doyasıya-iç tadındadır. Bilgi bilgi varılır huzura. Karpuz çatlatanı iç doyasıya “bilgilen” dir işin özü. Üstelik çam ormanları da sarp koylara saldırmış ise binlerce yıldır süren ayni dırdır şekillenir dillerde. Traverten kayalıklar da o dalaşmanın-hırlaşmanın öksüz çocukları olur yaşlı dünyaya. Oysa cennet ve cehennem çukurunda saklıdır değme hayatlar. Eşsiz mağaralar sessizleştiğinde ise dilekler tutulur. Astım bile tarih olur işlek bir ritimle eller uzatılınca, el verilince. Ve dörtyüzelli basamakla inilen antik çukurda bekler kutsal analar. Hayatın yüzüne dokunmak  işte orada gerçekleşir.

Arsızlar çukurunda ise anadan üryan seyirlikler baş döndürür. Zeusun yarı tanrı kızlarının da kumrularla dansı iç bayıltır inanmıyoruz denilse de. Mozaikten bir keklik çatlar ve dansa katılmamış melikler sofradan gagasını doldurup uçanları izlerler. Tüm bunlar dize gelmek ve yarı tanrı mabedindeki gaflara heveslenmektir.

Adam kayalardaki kabartmalar işlik evinde yan yana dizili çerçevelerin birinde adam olmamışı da saklar. Dert ziyafetine davetlilik bitince kıyı köşe nazar ayetleri sarkması da iç kabarmasındandır. Eninde sonunda tıkabasa ziftlenme ölüm çiçeği dibine ölümü bırakır oysa. Oysa köklerde aranan her pozisyonda kök salmışlıktır ummana-denize, başkaca bir şey değil. Yeraltı dereleri erezyonundan çökük tavanlı evlerde yaşamaya geçilince anlaşılır zaten kim tanrı kim tanrıça. Damlalı mağarada sessiz tarihin filmi izlenir üç boyutlu ve geç de olsa akıllanılır.

Çöl ortasında şiirsel devrimin ilk defası aç bırakır fikirleri. Açlık had safhada olduğundan ne yazık robot gibi öğrenilir incelikli ayrıntılar. Barut kokulu saraylarda, geniş boş odalarda geceler bu yüzden üşür. Ve sessiz süzülüşlü ürpertiler dolar cahil damarlara. Çünkü zaman da mekanlar da mumyalanmış tuzaklarla doludur.

Düğüm sona yakın bir bir çözülürken o acı gülüş dolar beyinlere. Beyler bayanlar o vakit tatil bağlamında diriliş yaşarlar kumsallarda. Kumdan kaleler iki görüş arası yıkılır ve ölmeye yatmak vakti gelir, çatar. Kapıda cennet, cehennemde suya hasretlik vardır artık sadece. Sonra sonrası yok boğulmak gibidir bir damla su da.

Beklenilen miras meğer kırkların konağındaymış denilir-anlaşılır ama hayıflanmak işe yaramaz. Epeyce geç kalınmıştır. Sakat amaçların yaman paylaşımından artırımlık nasiplik varsa doğup büyünen ve uğruna ölürüm denilen şehir koca bir mezar olur. Sığılamaz içine maalesef ganimet bolluğundan. Başı çınarlı yasemin kokulu lalezar kodeste en hassas terazi kaç zaman beklenir muammadır bilinmez.

Geçmiş ise zaman bir kere ve yorgun dönülmüş ise seyrü seferlerden inceden gölgelere uzanılır.  Ağrıyan başlar zahmetsizce yaslanır pamuk göğüslere. Upuzun sanılan hayat iki nokta arasıdır, cümlenin ardına koyulan.. Üçüncü nokta ise  umsan da ummasan da eşi benzeri ucu bucağı yok ummanda kaybolmaktır usulca. Çünkü o saatten sonra külah altına sinmişlik çaredir artık sadece.

Göçlerden öç alır bu yazısızlık…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder