21 Haziran 2015 Pazar

MAL MÜLK HIRSINDAN SIĞINMAK…



Mal mülk hırsı olmayan adam gibi adamların, hırkası var yada yok dervişin veya dervişlerin günler öncesinden kurtuluşa vardığı, ahı ile vahı ile ateşe atıldığı, doğuşundan batışına kıpkızıl güneşe yolculandığı günlerden gündür bu günler. Ezelden ebede, dünyadan ahirete özgürlük ise mide gurultuları çeker her öğün. Adamlık işte o özgürlüğe sığınmaktır senede bir gün de olsa…

Kıyamet ve ahiret beklentisi bir kenara itildiğinde veya unutulduğunda insan neredeyse ölümlülüğünü unutur, ölümsüzlük boyutunda mala ve mülke köleleşir. Akıl defterinde tehlikeli maddi dipnotları değerlenir ve manevi değerlerin dahi çalınmasına uyduruk bahaneler tertiplenir. Ve kebire işlenir. Mal ve mülk hırsından değersizleştirilir her şey, yok sayılır en değerliler ve en kıymetliler. Böyledir işte zihnin kapılarının makamlara aralanması, zihnin karanlık balkonlarının tutkallı koltuklara ardına kadar açılmasının neticesi.

Oysa insan değeri mal ile mülk ile ölçülemez, ölçülmemeli de. İnsan değeri kendinden yukarıda değil aşağıda kalanlara bakış ve insan ilişkileri ile ölçülmelidir işin özü. Kim ne derse desin aslında mala mülke tapmak, ona buna tapınmak yerine kıbleyi morda değil insanda görmektir değere değer katan…

Mal mülk edinme hırsıdır en küçük bir dalgalanmayla sarsılan ve batan. Denizden korkmak, fırtınalardan tırsmak o insandan sayılanları arsızlaştıran ve hırsızlaştıran hırsla ruhları teslim alır. Ve hiç umulmadık anda keyifler kaçar keşifler başlar. Kim bir tabaktan yemeye alışmış ve alıştırılmış ise mal mülk edinme hırsı anında ona da geçer. Kerameti maldan menkul bu kaynaşma gizli açık aç gözünü-bağla gözünü-yum gözünü bağlamında kibirleşir, kibirleştirir. Bilmişler çok bilmişler bozgunculaşır. Zemil zümre insanlıktan uzaklaşır uzaklaşılır. Fırtınalar başlar, fırtınalarla kopmalar gerçekleşir. O dar geçitte yaşanan kopmalar ve Kalıplaşan küçülmeyle gün gelir tapınmaların yönü de batıla kayar.

Ve zemzem suyu ile ak sütlerle yıkanmalar da arındırmaz ruh bozumuna yakalanmış zevatı…

Her şeyi satın alabilir insan. Sadece İnsanlığı satın alamaz, alırım zannıyla ömrünü feda eder gaflet içinde. Ve ayılamaz hiç kara derin uykulardan, çıkamaz kara derin kuyulardan. Çeperine kepazeleşilir dizi dizi. Ne gerçekleri dinler ne de öğütlerden faydalanır insanlıktan nasiplenmeyenler. Müştekiler para pul, şan şöhret, mal mülk peşinde hırsla koşarak unuturlar faniliğini. Ve en küçük sarsıntıda yıkılır sırça köşkleri. Sıçanlar kaçışır ak mermerli saraylarda kara koridorlara. Palas pandıras tüm saray eşrafına sahte Pera panayırları tezgâhlanır. Sanki oryant ekspres son kez raylardadır ve rapsodinin ince nakaratlarında gizlidir satılık yaşamlar, bedava akşam öğünleri ve berhava gönüller.

Mal mülk edinme hırsıdır en büyük kentlerde set çekilmiş kurtarılmış küçük büyük sokakları elden çıkarmak. İç yüzü mor çiçekler bezeli parklar ve cep gözlerde aç gözlü arabik mütercimler saklıdır. İnan kendini yüksek veya alçak görme ikilemine düştüğünde evladiyelik yanlışları da çoğalır. Kurtaramaz kendini taklitten, hiçbir hal ve koşulda kurtulamaz. Mal ve mülk ile bezense de külahlar, tüm küstahlıklar aciz bir kulcağız olunduğuna işarettir. Ve etrafındaki şatafat tutsak eder beyinleri ve hırs yenilenir de yenilenir. Ancak yine de yenilen mal ve mülk ayıplılarıdır. Unutulur sanılsa da, artısı da eksisi de asla unutulmaz dergâhı ilahi de.

Akıllarda zihin bulanıklığı ve seçmece görüntüler ve de pervasız tavırlar cirit atmaya başladığında unutulur vefa ve vefasızlık zirvesine ulaşılır. Karşıtlara muamelenin en şefkatsizini reva görmek mal mülk edinme hırsının nirvanasıdır. İnsan, insan olma ve insan kalma çizgisinden kopmaya görsün. İşte o kopuşla başlar tüm insani ve manevi değerlerden kopuşlar.

Edep insanın süsüdür ama mal mülk hırsı kişiyi toptan teslim aldığında edep de sekteye uğrar. Edipin ve ediplerin yazılarının yazgı, kara yazgı olduğu görmezden gelinir. Anıtsallaştırılan bir kara mizahtır bünyeye yapışan. Fünye çekildiğinde ise darmadağın olur hırsla edinilen ve tapılan mal ve mülk. İnsanın terbiyesi tamamlanmadıkça, kemale ermedikçe ve de edep ile asalet ayni merkeze yolculanmadıkça insan değerden değer kaybeder. Bu yitikte iyilikler de minyatürleşir. O vakit ulaşılan mertebe ne olursa olsun hiç biri asla tat ve keyif vermez. Marka olmak markalaşmak dahi ürünün aslına zarar verir ve zamanla maskaralaşılır. Makara tersine sarıldığında ise nice düzensizlik ortaya çıkar. Saygı atışsız, bed dualı topraklaşmalar kalır geleceğe miras.

Evdeki hesap çarşıya uymayınca veya uymadığında ise insanı insan yapan değerler de haraç mezat bir bir elden çıkarılır. Mal ve mülk ile ölçülen değerlemeler gün olur irtifa kaybeder. Öyle bir kayıptır ki yüzleşilen kazıdıkça altından yeni yeni maddesel hırslar çıkar. Bilmediğini öğrenmek üzerine kurulmuş şu dünya bile aklayamaz yalıtıma tabi tutulmuş acı gerçekleri. Ve fotoğraf kararır araplaşır.

Her ikircikli gülümsemenin ardında aslında inceden tüm topluma yayılan kişisel değerlendirmelerin ötesinde hırsa endeksli boş ama hoş rüyalar vardır. Devrim niteliğinde rüyalar görmelerin ve düşleri gerçek gösterme sanatının insana katacağı değer de rüyaların fos çıkmasıyla, düşlerin düşmesiyle son bulur. Rüya riyalaşınca da film biter.

Mal mülk hırsıdır ki bazen insanı tam kazanmışken maldan mülkten çoğu kez de insanlıktan eder. Ezelden ebede, dünyadan ahirete özgürlük düşünülmediğinde ise boşu boşuna mide gurultuları çekilir her öğün. Adamlık işte o sınırsız özgürlüğe sığınmaktır senede bir gün de olsa…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder