9 Ocak 2016 Cumartesi

OCAK16-1. HAFTA

MİZAH BU HAYATA GÜLÜMSEMEZ…

Öyle yoz bir dünya ki dört bir yanında hayatlar kararıyor ve insanlık yavaş yavaş ölüyor. Yıl ikibin onaltı başı, yılın ilk haftası tam bir kara mizah ortamı, ortalık yangın yeri, kıyı köşe kan gölü. Dün bir bugün iki din iman mezhep üçgeninde kirli savaşlar, fetbazlık derecesinde peşi sıra trajikomik fetvalar. Sözlü ve yazılı benzer bu dini fetbazlıklara, bu dini trajediye, bu dini savaşlara aklı sıra akçeli dini fetvalar dizen takvacılar hiç karşı çıkmıyor. Tüm bu maraza ve mızmızlanmalar akla mizahı getiriyor. Mizah üzerine düşünmeyi gerekli kılıyor. Ancak bir zamandan sonra mizah da yaşlanır ve ölür. Tıpkı insanın, dünyanın ve dinlerin yaşlanması mizahçının da genç kalamayışı gibi. Manzara böyle giderse mizah bu hayata bir daha asla gülümsemez…

Günümüz mizahı toplumu da, gençliği de tam anlamıyla kucaklayamıyor, yalnız belli kesimlere ulaşabilen bir sektör konumunda. Vektör,  dedektör gölgesinde tersine tersine işaret ediyor. Özellikle son yıllarda mizahın olmaz ise olmazı muhalifliğini de yitirmişliği başka bir trajedi. Ya muhaliflik mizahçıya yasaklanmış veya unutturulmuş ya da muhalifler mizahı artık etkin ve yetkin görmüyor. En doğrusu belki de tarafların gözü iyice korkutulmuş. Pısmışlar sanki.

Hal böyle olunca yaransarlık ve karamsarlık oturmuş mizahın boş bıraktığı koltuğa. Kara mizah bile işlemez olmuş fosilleşmiş, is bulaşığı, bulanık beyinlere. Yıllar içinde geçmiş zaman sulandırmaları ve kuşak farkından doğan serzeniş servislemeleri iyice etkilemiş mizahı. Ayrıca mizah ciddiyet ve ciddiyetsizlik arasında bocalatılarak başka yaratıların da önü kesilmiş. Öyle çılgın bir dünya yaşanıyor yaşatılıyor ki etrafta, uzak yakın bölgelerdeki kor aleve parmak ucuyla dokunularak yılgın ülke insanı din temelinde yeniden biçimlendiriliyor.

Zaten her türden yaratıya veya yaratıcıya “Yaratan Allah’tır” şablonuyla ket vuran öyle bir din sarmalı var ki ortalık yıkılsa, dünya yansa, ülke kan ağlasa kimse umursamıyor. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Uzak yakın doğuda, batıda Din İman Mezhep cetvelinde, Beyhude Cihan Üçgeninde kan gövdeyi götürüyor, kardeş kardeşi doğruyor Allah’tan sayılıyor. Doğrudan böylesine radikal sapmanın ve uydusal umursamazlığın kol gezdiği kuru kalabalıkta, ıssız diyarlarda mizahtan söz etmek hem boşa çene çalmak hem de şeytanlık. Belki kaba bir saptama olacak ama egosu ekosu birbirine karışmış bu tozutma, toz olma ve yozlaşma sürecinde elbette mizah yüz güldürmez. Uyarına uyutursa cep doldurur belki ama gülümsetmez. Tersine davranışlılıkta ise sadece canlı hedef olunur.

Herkesin her bir şeyine kulp takılan, en baştan ayağa kulpundan tutulup yönlendirilen ve kalpsizleştirilen, itirazsızları kupalandırılan, kulplandıkça içe kapanılan ve kalp kamp ayrımında kapanın elinde kalan bir toplumdan başkaca ne beklenebilir ki. Böyle toplumlarda hayata gülmeceyle tutunmak elbette çok ayıp kaçar, ardına günahtan sayılır. Kaçan veya sinen bir müddet kurtulur. Ve kara düzen kurulur mizah elbette güçleşir güçsüzleşir, güçleştirilir güçsüzleştirilir. Birileri olanca birikimiyle saçmaladıkça saçmalayabilir, onlara haktır ama saçma sapanlığa biraz gülümsemek bile hem günah hem de yasak ise elbette mizah hayata gülümsemeyi bırakır. Mizah asla ve asla bu hayata gülümsemez.

Bilinçaltılara öylebir hükmedilir ki, onun bunun şunun en komik tarafına, trajikomik durumlarına bile asla gülünemez zinhar meyillenilemez. Allah korusun. Bu gülmeceden korkulan bir yerleştirmedir. Bu yerleşkede nasıl nitelikli mizah yapılabilir ki, yapılamaz. Saya söve mizah yapılabilir belki ama seve seve gülünemedikçe o da tutmaz. Yapılsa yapılsa izin verildiğince sulu salak göndermelere gidilir. Yani sonuçta seve söve susulur, top yekûn somurtulur. Ortam üç beş zıptıkçı komedien filmine kalır.

Kötümser karamsar, yaramsar bir muhalif anlayış egemenleştirilmedikçe şu son yıllarda olduğu gibi hayatta neşe, gülmece ve eğlence üretmeyen cimnastikçi bir güruh oluşur. Varsa yoksa nedir baştan bellidir. Allah muhafaza. Oysa son on yıldan fazla zamandır yapanda, bozan da, kuran da, yıkan da, gülen de, küsen de hep ayni iktidar. Tek başına hükümdar. Değişim bilişim sektöründen ibaret. İbadet her fırsatta yeni bir ayar çekmeye marifet. Ayar çekildikçe çıkan ayarsızlık, mizaha en kantarlısından malzeme olmaya müsait ama daima bir ofsayit durumu. İktidar hepten işin içinde olmayınca şüphesiz mizah yürümez. Mizah güzelleme kelimelerle, kırık çizgilerle, mor pembe balonlarla iktidara yüklenmektir, mizahın gücü yettiğince iktidara mukabele etmektir. Ama nerede o iktidar, iktidar da yok, mizah da.

Mizah cıvataları gevşemiş hayata gülümseyerek hiç bakmaz. Yalandan bile gülümsemez, olabildiğince gülümsetir. Mizah öyle veya böyle hor görülür ve dizayn edilmeye bel bağlanırsa hiç de kolay değildir merkezkaç kuvvetine direnmek. Çünkü o denli basite indirgenmez cebir. Hayat nasıl acımasız ve zor ise mizah da bir fazlası öyledir. Hayata gülerek aval aval bakmak da mizah değildir.

Mizaha bu tarz yaklaşmak çok klişe tavırdır ve boşa tavlanmaktır. Güleriz ağlanacak halimize ve ağlarız gülünecek halimize bileşkesidir bu toprağa özgü mizah anlayışı. Ayrıca son yıllarda bu algı toplumda değiştirilmeye zorlansa da bakan değil gören insandır değer verilen. Bakan öyle veya böyle bir bakar geçer, önemli olan görmektir kör bakanları. Eli işte gözü oynaşta bakmadan, içte ve dışta olanları gören mizahı anlar veya mizah görenler içindir. Görenleri hoş eder, güldürür sadece boş bakanları ise yakar, süründürür.

Mizahın diyalektiği gülerken düşündürmek eylemliliği ve sürekliliğidir. Hakiki mizah akıl yürütendir. İşin aslı meselenin özü hayata düşünerek bakabilmektir. Düşünemeyenin mizahtan haz alması veya gizli saklı inceliği anlayarak anlamlı anlamlı gülümsemesi düşünülemez. Anlamsızlığa açılan pencerelere dalıp gülümsüyor görünmek mizah çemberinde çemberlenmektir, çemberimde gül oyadır, mezarımı derin kazdır. Kazlara haz hüznünde Mizah gülümsetmeyebilir de. Ancak mizaha sadece gülmek için de yeltenilmez. Gülümsetmiyor diye mizahi olunamıyor manası da çıkmaz, bu kel alaka makaleden. Kimi zaman tek bir laf, tek bir çizgi ve tek bir espri anında ağız dolusu güldürebilir. Artık tek bir diye başlayan naralarla insanlar ruhsuzluğa güdüleniyor. Zaten bir gerçek vardır ki hayat neyse mizah da odur, kıssası uzunluğu o kadardır. Hayat krizdeyse mizah da kaosa girer. Nefes almalık tebessümler dahi dünyaya hakim olmak maksatlı bölgelere hâkim olan kargaşadan ve sıcak dini savaşlardan nasibini alır.

Baskı varsa mizah hortlar, hort zort varsa mizah vardır. Yani faşizan dönemlerde mizah en tepe noktaya evrilir. Patlama noktasına erişir ve içten içe toplumu kaynatır. Aslında tüm muhalif unsurlar faşizm dönemlerinde acayip gelişme kaydeder. Lakin kaynama noktaları farklıdır. Bir devir düşünülüp iyice irdelendiğinde tatlı gerçek ortaya çıkar. Bir dönemin mizah dergilerinin sadece tirajı bile bu kelalaka makalenin ana fikrini destekleyen birincil kanıttır. Gerçek muhalefet yapılmakta çok geç kalınmıştır. Gerçek olan gerçek muhalefeti, asıl yapılması gerekeni mizah dergilerinin en harbisinden yaptığı ve yapabileceği gerçeğidir. Bu gerçeklik bu gün geçerliğini yitirmiş görünebilir ama yarını da Allah bilir. Ayrıca mizaha müsamahalı bir siyasi adam, devlet yapısı ve iktidar erkinin varlığı da mizahı asından zesine etkiler. Şimdilik böyle etkileşim içinde destekleme değil köstekleme versiyonu veriliyor, ara gazlarıyla mizah, mizahi biçimde mimleniyor olabilir. Ama bu ömür törpüsü sansüralite ömür boyu sürmez.

Yurtta her şeyin eskileştirildiği ve çabuk eskitildiği bir süreçten geçiliyor. Bu basmakalıp elektronik geçişte önce mizah kendini yenilemelidir. Yenileşme aşamasında mevcut siyasi erkle kurulan diyalog ve ahenk çok önemlidir. Eğer o ahenk sağlanamayıp her çeşit birbirini sollamalar temcit pilavı gibi ısıtılıyorsa, uzlaşı kaybolmuş ve tek taraflı bir denge denksizliği oluşturulmuş, düzensizlik düzen ise mizah asla ve asla gelişemez. Belki de istenen budur. İşte o vakit her şey dengesizleşir ve sulanır. İnsanlık ise Beyhude Cihan Üçgeninde buharlaşır.

Tarih tekerrürden ibarettir. Yaşımız gereği gördük güldük geçirdik. Hep ayni renkli çizgi roman, enikonu sonu hep aynı, okuduk. Öyle bir algı planlanıp yerleştiriliyor ki dört bir yan çepeçevre kan gölüne dönmüş millet elde olta balık peşinde. Böyle bir açmazda elbette mizah gelişmez, gelişmeden bahsedilemez. Bir kısır döngü yaşanır, yaşanır ve yaşatılır halklara. Ve toplum asla aşama kaydedemez. Aşma bir yana kendini tekrar etmeler bile zamanla zorlaşır.

Zor ama şu fakir, şu garip ama cennetten bir köşe yurtta izahçısını, nizahçısını, mizahçısını devletin askıcı iktidarın baskıcı cenderesinden kurtaramayan bir kara mizah oluşturulmuş ve mutlu bir azınlık kahkahalarla gülüyor, kendi haline. Genel manzara bu minval üzere pürtelaş giderse ve ahali de pür dikkat seyrederse mizah bu hayata bir daha asla ve asla gülümsemez ve de gülümsetmez… 

8 Ocak 2016 Cuma

ORTAYA KARIŞIK

ORTAYA KARIŞIK

Kurşuna kalay karıştı
kalaya Çingen
çingene duman.
Kervan arası
duman karası resimler zulamda.
Adice bir alaşım
tutuştu akıl
aklım.
Gözlerim kamaştı.
İster misin kör olayım şimdi
kör olma da gör halimi desen de
göreyim.
Yüzünde güller açarken
şık manevralara tapınma mevsiminde
mevsime aşk karıştı.
Horona halay.
Hababam yakın takip kararsızlığı
göreceksen gör
görmeyeyim.
Beklerim karakterli sessiz protestoları
bahtım yelken açmış mor gezegene
zor gezmelere
kara gecelere.
İster misin tam dönecekken dönmeyeyim.
Çin seramiği maşrapasında eşref saatleri
masada canlar.
Maşasına köz vuruldu
ay tutuldu
can döküldü.
Halay başı Çingen
direnemedi
tabureye.
Ortaya karışık bir hayat
ağzımda kalaysı bir tat
kurt gibi aç sehpalar
devrildi.
Açlığın külliyen yalanlarına tapar aklı karışıklar
hababam bir başka alay
alaylı kalaylı gelişmeler.
Altın dişli zorbalar zulamda
hangi kavşakta ineceğimi şaşırdım
eylemsizliğin baharında
yokluk.
Duman karası bulaştı anılarıma
cömertçe yaklaşımlarla
karıldım.
Kırıldım genzim yandı.
İster misin öleyim şimdi
ortalık karıştığında kaşla göz arası
çeksin ipimi Çingen…

4 Ocak 2016 Pazartesi

İÇİME ÇEKTİĞİM GULYABANİ

İÇİME ÇEKTİĞİM GULYABANİ

Uzun kışlar sürgünüyüm
yabani güller cennetinde
cenderede.
Kar kıyamet karakışın başlangıcında
bir baharı bir seni çektim içime.
Sanki duman duman yüreğime dolan
ilkbaharsın.
Filtrelerim işlevsiz
kurumlu çalımlı işler felek
sarı sıcak akşamlarda.
Dışa vurduğumda resmini gri dumanlarla halka halka
yasal uyarılara karşı koyansın
en harbisinden.
Vakıf duvarındaki renkli tablolar hep senle dolu
ıssız bir yeşilliğin ortasındaki şatoda
yeşil gözlerinde naz
hırçın dalgaları avuçlayansın.
Kırçıl köprülerden
arşa tırmanan.
Hayal gücümün gulyabanisini bile ürküten
gül baharsın.
Geç saatlere kadar seni yazdım ciğerime
yandım kavruldum.
Dal dal eskimiş efsaneyi bir batında doğuransın belki
kopyalarımı yok ettim karaladım
isminini ismimi cismimi
sakladım.
En güzel yanın suya düşen yankın
Kerbela da.
Kurbanlık bir yangın var içimde
sahiden hiçliğimi söndürensin.
Kaç derin ısırık oldu hissetmiyorum
kızaran tenimde
karlı akşamlarda.
Uykumdaki buğulu ses sessiz
edasız sedasız
saf.
sensiz uyanıyorum uykulardan ter içinde
sen rüyalardan güzelsin
rüyalarda.
Bir yabanıl salgına vurdum gittim gül aklımı
içime çektiğim gulyabaniyi
ve uzun uzun üfledim ufka.
Ben uzun kışlar solgunuyum
sen ilkbaharsın
kaç basamak yükseldim acı hissederek bir bilsen kaç
epey yorgunum.
Nerden bilirdim duman duman yalnızlığa savrulduğumu
ilkbahardan sonraki
ayazda.
Her yaz başı ayni yolculuk ayni hava
gökkuşağı renklerinden renkli bir çaresizlikten
tek parça yirmi kalem
sanki çektim içime içime denizleri.
Zaman zaman ayni umman
ayni kalmasan bile yıllardan sonra
en güzel canlanıyorsun gözümde.
Altı üstü öyle bir doldun ki ciğerime
bu kaçıncı ayrılık kavuşamadık bir türlü
yana yakıla
ayni memleket.
Aklımdan çıkmayan gölgemsin eşimsin eşiğimsin
bir ilkbahar bir ilkbaharı bir seni çektim içime.
Işık ışık tabutuma doğan
kardelensin yaz çiçeğisin.
Filtrelenmişim aylardan sonra
zararsız kırmızı harlı kararlı
sarı sıcak bir köz
söz verdikçe çoğaldı.
Özümdesin dışa savurduğum fotoğrafın arabında
savrulduğum avuntularda
yasal ikazlara itiraz edenimsin en isyancı ve macera sever pozda.
Gemimin tüm kamaraları mürettebatı hariç senle dolu
kamarotların rotu çıkmış
otu çürümüş.
Sessiz filmler gölgeliyor kirli beyaz duvarları
okumaya çalışıyorum adını namını
jeneriklerden sıyrılmışsın
silinmiş.
Yine de hangi çapta olursa olsun üne kavuşanımsın
ayrılıklar rıhtımında
al mendil sallayanımsın.
Arsız bir ilişkinin orta yerinde artan yürek çırpıntısısın
yalansın içe dolansın
yalandan canansın.
Tütsüler üssünde
Şen kahkahalara devam sarmalında
şarkılar söyle sen
türküler.
Tüttürü dünyasında gonca gülsün
damla damla toplarım ben dışarı taşan sözleri.
Her tarafıma nüfuz ediyorsun
bıyığıma sapsarı.
Yalınlığın şahaneliğinde şaşırıp
bir bahar ilk baharı bir yazı bir seni çektim içime.
İç karartan bir kara kışta
pamuk pamuk yatağıma uzanan hafiflikteki
yaktıkça yakan kış güneşisin.
Ben uzun kışlar fırtınasıyım
göçebe kuşlar ustasıyım
en dibe vurduğumda duman duman
ciğerime dolu dolu dolansın.
Yarınları bağışlayanın yamacında en yamanından
hangi yokluk var ederse canımı sarı sıcak
ayni hava ayni yolculuktasın.
Sisler ardından seni çektim içime içime
acayip darlandım
zamlanmışsın.

"FATİ"-TÜRKİYE SAĞLIK SİSTEMİ-

TÜRKİYE SAĞLIK SİSTEMİ
GİRİŞ
Sağlık sisteminin arzulanan, çağa göre değişen ve artan beklentilerle doğru orantılı işleyişi toplumsal gelişmişliğin temel göstergesidir. İşleyiş, işletiş, sağlık düzeyi ve demografik yapı başta olmak üzere tıp teknolojisindeki gelişmeler, finansal durum sağlık sistemini çok yakından etkiler. Bu etkenlerin ve çeşitli benzer etkileşimlerin doğru tahlil edilmesi sistemin en rantabl işleyişini gerçekleştirir.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu güne sağlıkta sürekliliği ve reformu öne çıkaran bir devlet organizması yapılandırmıştır. Kurum ve kuruluşları ile insanı temel alan sağlık politikaları uygulamıştır.
Ülkenin mevcut sağlık sisteminin temelleri 1923-1946 yılları arasında atılmıştır. Bu dönemde teşkilat modeli dikey örgütlenmedir. İlçe düzeyinde tanı ve tedavi merkezleri de kurulmuştur (OECD 2008).
1961’ de 224 sayılı sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkında kanun ile ulusal sağlık hizmetlerinin kurulmasına zemin hazırlanmıştır. Kanunda sağlık hizmetlerinin tarafsız biçimde, sürekli, devamlı ve halkın gereksinimlerini doğrultusunda sağlanması gerektiği açıkça belirtilmiştir (OECD 2008).
12 Eylül 1980 darbesine kadar bu kanun yürürlükte kalmıştır. Darbe sonrası Türkiye, ekonomik ve siyasi açıdan liberalizmin etkisine girmiştir. Bu temelde şekillendirilen ülkede her sektörde olduğu gibi sağlıkta da devletin rolü azaltılmıştır. Buna karşılık hesapsız derecede özel sektörün rolü artırılmıştır (OECD 2010).
Darbe sonrası yirmi yıl içerisinde kısmi düzenlemelerle ve özel sağlık kurumsallaşması özendirilerek yepyeni bir sağlık sisteminin oluşturulmasına dönük bir yol izlenmiştir.
2003’ ten itibaren uygulanan ise; sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun organizesi, finansmanı ve sunumu amaçlı “ Sağlıkta Dönüşüm Programı” dır. İnsan, sürdürülebilirlik, sürekli kalite gelişimi, katılımcılık, uzlaşmanlık, gönüllülük, desantralizasyon, ve hizmette rekabet programın temel ilkeleridir. Bu ilkeler çerçevesinde
Sağlık Bakanlığı planlayıcı, denetleyicidir ve herkesi tek tek tek çatı olan genel sağlık sigortası altında toplar (Sağlık Bakanlığı 2003).
Türkiye kuruluşundan itibaren sağlık sisteminde üç dalga halinde değişim süreçleri geçirmiştir. Türkiye sağlık sistemi, son on yılda dönüşerek topluma yansıyan olumlu veya olumsuz değişimlerin ve hizmetsel yarışların gölgesinde yaşamaktadır. Bu farklılaşma ciddi analize tabi tutulmalıdır.
Sistem insan kaynakları, sağlık finansmanı ve sağlık harcamaları kapsamında enine boyuna değerlendirilmelidir. Etkin, verimli ve adil bir organizasyon kurulmasını sağlayacak adımlar sistemin paydaşları ve paylaşanlarınca güncellenmelidir.
1. TÜRKİYE SAĞLIK SİSTEMİNE GENEL BİR BAKIŞ
Son 13 yılda 1 milyarlık artışla dünya nüfusu 7 milyara ulaşmıştır. Türkiye’ nin dünya nüfusuna katkısı ise 77,7 milyondur. Türkiye de 2014 yılında yıllık nüfus artışı % 13 tür ve her yıl ortalama 1 milyon kişi nüfus artışına sahiptir. Türkiye bu nüfus yapısıyla dünyanın 18. Basamağında yer alır ve Avrupa’ nın nüfus bakımında 2.büyük ülkesi konumundadır. Nüfusun ise % 91,8’ i ise il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır ( TÜİK 2014 ).
Türkiye ayrıca nüfusunun % 2,5 oranında geçici koruma statüsü altında Suriyeli sığınmacı ağırlıyor. Bu, ülke nüfusuna kasım 2014’te açıklanan bir rapora göre resmi rakamlarla 1,7 milyon resmi olmayan rakamlarla ise 2,5 milyon Suriyeli mülteci eklenmesi demek (http://www.gazetevatan.com).
Bu mülteci nüfusun % 85’i kampların dışında özellikle bölge şehirleri olmak üzere büyük şehirlere yayılmış olarak yaşıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre sadece kamplarda 50 bin doğum gerçekleşiyor, 500 binin üzerinde hastaneye sevk yaşanıyor. Mülteciler büyük şehirlerde devlet hastanelerinden ücretsiz yararlandırılıyor ( Sağlık Bakanlığı 2014 )
Türkiye’ de doğurganlık hızı 1970’lerden sonra azalan bir eğilim göstermiş ancak son on yılda artmıştır. 2014 yılında canlı doğan bebek sayısı 1,4 milyon civarındadır. Toplam doğurganlık hızı 2,17 olarak gerçekleşirken nüfusun yenilenme düzeyindeki (2,1) doğurganlık seviyesinin üzerine çıkmıştır. ( TÜİK H.B. 18621 )
Türkiye’nin, sağlık sistemini 90 yıldır özellikle de son yıllarda sağlık hizmetleri yönünden iyice genişlettiği, son tıbbi teknolojiyi kullandığı ve sağlık göstergelerinde iyileşme sağladığı bir gerçektir. Ancak Avrupa Birliği ortalamasının çok gerisinde kaldığı da ortadadır. Sağlık hizmetlerine erişim, doğurganlık oranı ve halk sağlığı kategorilerinde ülkenin doğusu ile batısı hala kucaklaşamamıştır. Hala kırsal ve kent yaşamı arasında uçurumlar giderilememiştir.
Türkiye’ de sağlık sisteminin işletilmesi ve sağlık hizmetlerinin sunumu kamu ağırlıklı olmak üzere yarı kamu, kamu-özel, özel, vakıf ve kar amaçlı ticari örgütlenmeler ile gerçekleştiriliyor.
633 sayılı Khk’nın f fıkrasına göre; Sağlık Bakanlığı kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişileri tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke sathında planlanması ve yaygınlaştırılması ile ilgili olarak sağlık sistemini yönetir ve politikaları belirler.
Sağlık Bakanlığının yanı sıra savunma bakanlığı, üniversitelerin tıp fakülteleri, azınlıklar, vakıflar, kar amaçlı çalışan tıp doktorları, diş hekimleri ve eczacılar da sağlık hizmeti veren kişi ve kurumlardır. ( Ministry Of Health 2007 ).
Türkiye sağlık sistemi genelinde sağlık hizmetleri sunumunda kamu ağırlıklı ve kamu-özel karışımlı bir yapı mevcuttur. Bu kurumsallığa ek olarak birçok rehabilite edici, geliştirici aktör sağlık hizmetleri sunumunda yer alır. Sisteminalış belirlenmesinde ise Sağlık Bakanlığı, DPT, Meclis, SGK, Mesleki Örgütler aktif rol oynayanlardandır.
Sağlık politikalarının oluşturulması, uygulanması, parlamentonun onayladığı bütçeden aktarılan kaynağın kullanılması ve yatırımların yapılması kararı ve yetkisi Sağlık Bakanlığı’ndadır ( Ministry Of Health 2007 ).
2. SAĞLIK FİNANSMANI VE SAĞLIK HARCAMALARI
Türkiye Cumhuriyeti sağlık sisteminde 2006 yılına dek SSK, Bağ-kur, Emekli Sandığı, aktif memurlar ve yeşil kart programları uygulanıyordu. 2006’da çıkarılan kanun ile SGK (2006), GSS (2012) ile tüm sağlık finansman kurumları tek çatıda birleştirildi ve sağlığın finansmanı tekelleştirildi.
2016 öncesi sistemde finansman üç temel kaynağa sahipti.
1. Özel sektör çalışanları ve mavi yakalı kamu sektörü çalışanları için SSK
2. Serbest çalışanlara yönelik sigorta Bağ-kur
3. Emekli memurları sigortalayan Emekli Sandığı
SSK sağlık hizmetlerinin tamamına yakınını işveren ve işçilerden alınan katkı payı primlerle finanse etmekteydi. SSK primlerine ek iki finansman kaynağından biri SSK hastaneleri diğeri ise SSK’lı olmayanlardan alınan ücretti ( Ministry Of Health 2007 ).
Tüm katkı verenler ayakta ve yatarak teşhis ve tedavi olmak üzere aynı haklara sahiptiler. Bağkur sigorta planı geri ödemeye dayalıydı. Kendisi hizmet sunmayıp diğer kamu kurumlarıyla hizmet sözleşmesi yaparak sağlık hizmeti giderlerini karşılardı. İlgili kurumlara hizmet bedelini öderdi.
Emekli sandığı emekli memurlara yönelik bir fondu ama sağlık sigortasını da içeren devlet bütçesiyle finanse edilen bir programdı. Yeşil kart ise sağlık hizmetlerini ödeyemeyen yoksullara yönelik sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen bir mekanizmaydı.
2006 yılında yasalaşan Genel Sağlık Sigortası Programı 2008 yılında uygulanmaya başlanmış ve 2012 yılından sonra da sağlık argümanları tek çatı altında birleştirilmiştir. Sistem GSS ile parçalı bir finansman yapısından problemleri azaltan planlı bir tek yapıya dönüştürülmüştür. Ama evrensel bir sağlık kapsam ve güvencesi sağladığı, sağlık harcamalarının sağlıklı bir yapıya dönüştürüldüğü halen bir tartışma konusudur.
Türkiye’ de 2008 yılında yapılan sağlık harcamalarının GSYH payının % 5, toplam sağlık harcamalarında kamu sağlık harcamalarının payının ise ise % 69 olduğu belirtilmiştir.
Sistem her açıdan irdelendiğinde GSS’nin mali sürdürülebilirliği tehlikede atfında bulunup, çözüm olarak temel teminat paketinin daraltılması ve vatandaşın özel tamamlayıcı başka sağlık sigortası enstrümanlarına yönlendirilmesi gerektiği tartışmaları gündemdedir.
Yıllar içinde SGK’nın gelirleri ve giderlerinde paralel bir artış görülmektedir. SGK’nın resmi verileri ışığında bu tartışmaların doğru ve mantıklı bir yaklaşım olmadığı söylense de insana dayalı bölgesel hareketler gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle mülteci hareketine açık Türkiye’ de sağlık finansmanı ve sağlık harcamalarına yönelik ciddi çalışmalar yapılması, projeler hazırlanması ve dünya ölçeğinde kabul edilebilir programlar uygulanması gerekir.
3. SAĞLIK HİZMETLERİNİN SUNUM SİSTEMİ
Yıllar içinde Sağlık Bakanlığı, SSK, Savunma Bakanlığı, üniversiteler, diğer bakanlıklar, KİT’ler, belediyeler kanun adına sağlık hizmeti veren, halka sağlık hizmeti sunan kurumlar olarak sağlık sistemi içinde yer almışlardır. 2006 yılı itibariyle başta SSK olmak üzere diğer kamu kurumlarının sağlık hizmeti sunan birimleri, hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir.
Sağlık Bakanlığı hizmet sunumunu hastanelere ek koruyucu sağlık hizmetlerinde sağlık merkezleri, aile hekimliği, tüberkiloz dispanserleri ve kontrol merkezleri ile yapmaktadır. Kurum yapılanması itibariyle sağlık hizmeti sunumunda Sağlık Bakanlığı üçte iki ağırlığa sahiptir.
Türkiye’de ikinci ve üçüncü aşamada sağlık hizmetleri sunumu Sağlık Bakanlığı hastaneleri, Savunma Bakanlığı hastaneleri, diğer kamu hastaneleri, vakıf hastaneleri, üniversite hastanelerince yerine getiriliyor.
Özel sağlık kurumları da sağlık sunucuları olarak sisteme katkı veriyor. Özel hastaneler, azınlıklar ve yabancıların hastaneleri, eczaneler, özel klinik ve laboratuvarlar, sağlık merkezleri sağlık hizmetleri sunum sistemi içinde üçte bir olan paylarını günden güne artırarak ilerliyorlar.
Sağlık hizmetleri sunumu sistemi içerisinde özel kurumlardan en büyük hizmet alımını devletin yaptığı da unutulmaması gereken bir olgudur.
4. SAĞLIK HİZMETLERİNDE FİNANSAL KAYNAK TAHSİSİ VE ÖDEME
Sağlık hizmetlerinde finansal kaynak tahsisi çoğunlukla genel bütçe kuralları çerçevesinde gerçekleştirilir ve karma ödeme biçimleri kullanılır. Sağlık Bakanlığı’nın ana finansal kaynağı genel bütçeden aldığı paydır. Bütçeden ayrılan bu kaynak ağırlıklı biçimde hastanelerin personel, yatırım giderleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve diğer giderler için tahsis edilir.
İkinci finansal kaynak ise kuruluşlar yoluyla kişilerin aldığı hizmet karşılığında götürü bedel üzerinden yapılan ödemelerdir. Sağlık Bakanlığı bu kaynakları hastanelerine göre belirli
kriterler çerçevesinde tahsis eder. Üçüncü bir kaynak ise Sağlık Bakanlığı’nın kurum ve kuruluşlarından mal ve hizmet alan vatandaşların aldığı mal ve hizmet karşılığı doğrudan ödediği döner sermaye gelirleridir. Döner sermaye gelirlerinin bir kısmı performansa dayalı ödeme kriterleri çerçevesinde kurumlara ve sağlık çalışanlarına tahsis edilir. Son on yılda izlenen sağlık politikası gereği uygulanan yöntem budur.
Sağlıkta ödeme yöntemleri genel olarak dört ana grupta toplanır veya genellikle karma bir ödeme yöntemi geliştirilir.
1. Maaş
2. Kişi başı ödeme
3. Hizmet başı ödeme
4. Performansa dayalı ödeme
5. SAĞLIKTA REFORM
Türkiye 2003 yılından bugüne sağlıkta dönüşüm programı kapsamında bir sağlık sistemi ile yol kat ediyor. Nüfusun sağlık ihtiyaçlarına duyarlı politika ve stratejilerin sürdürülebilmesi çok önemlidir.
Sağlık reformları Türkiye’de 1990’lı yıllarda başlamıştır. Önerilen reform statüyü geliştirmekle birlikte problem odaklı bir yaklaşım benimsenmiştir. Reform programı altı ana başlıkta irdelenebilir ( Ministry Of Health 2007 ).
1. Sağlık finansman reformu
2. Hastane ve sağlık işletmeleri reformu
3. Aile hekimi ve temel sağlık hizmetleri reformu
4. Organizasyon ve yönetim reformu
5. İnsan kaynakları reformu
6. Sağlık bilgi sistemleri reformu
Türkiye’de güncellenen reformlar; yönetim ve örgütlenme, hizmet sunumu, finansman, sağlık bilgi sistemleri, insangücü çerçevesinde yapılandırılmıştır. Tüm reformlara ek olarak kamu hastane birlikleri, kamu özel ortaklığı şehir hastaneleri, tıbbi ürün ve hizmetlerin
üretimine teşvik, sağlık serbest bölgeleri, sağlık turizmi gibi yenilikler ve dönüşümler de sağlık reform gündemini işgal etmektedir.
Sağlık sektöründe acil eylem planı olarak projelendirilen ve bir reforma dönüştürülen sağlık dönüşüm programının öngördüğü reform bileşenlerini hükümetin Sağlık Bakanlığı şöyle belirlemiştir. ( Sağlık Bakanlığı 2003 ):
1. Planlayıcı ve denetleyici bir Sağlık Bakanlığı
2. Herkesi tek çatı altında toplayan genel sağlık sigortası
3. Yaygın, erişimi kolay ve güler yüzlü sağlık hizmeti sistemi
4. Güçlendirilmiş temel sağlık hizmetleri
5. Etkili, kademeli sevk zinciri
6. İdari ve mali özerkliğe sahip sağlık işletmeleri
7. Bilgi ve beceri ile donanmış, yüksek motivasyonla çalışan sağlık insangücü
8. Sistemi destekleyecek eğitim ve bilim kurumları
9. Nitelikli ve etkili sağlık hizmetleri için kalite ve akreditasyon
10. Akılcı ilaç ve malzeme yönetiminde kurumsal yapılanma
11. Ulusal ilaç kurumu
12. Tıbbi cihaz kurumu
13. Karar sürecinde etkili bilgiye erişim: sağlık bilgi sistemi
Reformlar; hazineden yapılan harcamalarla, kullanılan dış kaynaklı krediler ile birlikte hayata geçirilmiştir ve başlangıç maliyeti bile anapara bazında çok yüksek rakamlara ulaşmıştır.
Kavramsallaşma, yasalaşma, kontrollü yerel uygulama ve Türkiye geneline yaygınlaştırma ana başlıklarında belirlenen uygulama süreci halen devam etmektedir (Sağlık Bakanlığı 2003)
2003’ten bugüne sağlıktaki reformların çoğu yasallaşarak uygulanmaya başlanmıştır. Sağlıkta dönüşüm programı kapsamında gerçekleştirilen reformlar şöyle sıralanabilir. ( Akdağ 2007 )
1. SSK hastaneleri ve diğer bazı kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş böylelikle hizmet sunumunda büyük ölçüde standartlar sağlanmıştır.
2. İlaçta referans fiyat uygulamasına geçilmiştir. Buna göre AB’ye üye en ucuz beş ülkenin ilaç fiyatları baz alınmaktadır.
3. SSK mensuplarının istedikleri eczaneden ilaçlarını almaları sağlanmıştır.
4. Yeşil kart sahipleri gözden geçirilmiş, hakketmeyenlerin yeşil kartları iptal edilmiştir.
5. Aile hekimliği pilot uygulama yasası çıkarılmış ve Düzce ilinde 2005 yılında aile hekimliği pilot uygulamasına geçilmiştir. 2010 sonu itibariyle aile hekimliği uygulamasının tüm illere yaygınlaştırılması öngörülmüştür.
6. GSS kanunu 2006 yılında çıkarılmış ancak dönemin Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet partisi CHP’nin kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine götürmesi sonucu Anayasa Mahkemesi kanunun bazı maddelerini iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştur. Bunun üzerine hükümet kanun üzerinde tekrar çalışmaya başlamış ve tadil edilmiş hali Mayıs 2008’ de Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Her iki kanunda 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
7. Hastanelerin özerk bir yapıya kavuşturulması konusundaki çalışmalar devam etmektedir.
8. Tam gün kanunu çıkarılmıştır.
9. Sistemi destekleyecek eğitim ve bilim kurumları stratejisini hayata geçirmek için Hıfzısıhha Mektebi bünyesinde uzaktan eğitim sistemleri kurulmuş ve eğitimler gerçekleştirilmeye başlanmıştır.
10. SGK 2006 yılında kurulmuş ve mevcut sosyal güvenlik kurumları bu kurumun çatısı altına toplanmıştır.
SONUÇ
Türkiye sağlık sistemi sağlıkta dönüşüm programı ile epeyce yol almıştır. Ancak aksayan yönler ve popülizme dayalı eklentiler gözden geçirilmeli ve değerlendirilmelidir. Nüfus artışı, mülteciler ve AB’nin dayattığı uyum yamalarının Türkiye sağlık sistemi ve uygulanan politikalar üzerindeki etkileri araştırılmalı ve yeni düzenlemelerle sistemin yara alması önlenmelidir.
Evrensel boyutta sağlık, sağlık hizmetleri, sağlık politikaları, sağlık ekonomisi, sağlık finansmanı ve reformlar izlenmeli, tüm yenilik ve değişimlerin ülkeye adaptasyonu konusuna yoğunlaşılmalıdır.
Öncelikle sağlık çalışanının emeğini ekonomik ve sosyal açıdan hakkettiği düzeye çekerek başlanılması gereken reformlar hareketi en sonunda sağlık hizmeti almaya zorunlu bireylere kadar uzanan bir kat eder. Öyle ki; sağlık politikaları ve sosyal politikaları birbirinden ayırmak suretiyle geliştirmek ve dönüştürmek mümkün değildir.
Türkiye’de çağdaş bir sağlık sistemine ulaşılması için sağlık politikalarında devamlı reform şarttır. Sermaye yatırımlarıyla desteklenen ve sistemsel reformlarla devamlı güncellenen bir ulusal sağlık politikası bildirgesi ortaya koyulmalıdır. Kısa, orta ve uzun vadede yürürlüğe girecek dinamik ve sürekli gelişmeye açık projeler şekillendirilmelidir.
Asıl olan, Anayasanın 56. Maddesi gereği devletin üzerine düşen görevleri hakkınca yerine getirmesidir.
KAYNAKÇA
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (2003), Sağlıkta Dönüşüm, Ankara.
OECD ve Dünya Bankası (2008), OECD Sağlık Sistemi İncelemeleri: Türkiye, Fransa
Ministry of Health (2007a), The Progress so Far: Turkey Health Transformation Programme, November 2002-June 2007,Turkey. (Sağlık Bakanlığı (2007a), Nereden Nereye: Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı, Kasım 2002-Haziran 2007,Türkiye.).
Akdağ, R. (2007a), The Progress So Far: Turkey Health Transformation Programme, Ministry of Health, Ankara. (Akdağ,R. (2007a), Nereden Nereye: Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı, Sağlık Bakanlığı, Ankara.).
OECD ve Dünya Bankası (2010), OECD Sağlık Sistemi İncelemeleri
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (2014), Stratejik Plan, Ankara.
http://www.gazetevatan.com www.tuik.gov.trwww.tuik.gov.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder