3 Şubat 2016 Çarşamba

İÇİ BENİ DIŞI KİMİ, YAKARSA YAKSIN…

İÇİ BENİ DIŞI KİMİ, YAKARSA YAKSIN…

Şu garip ülkede istikrar da istikrar dilenerek bitiriliyor. Teröre son verilecek azgın naraları ile harmanlanan peş peşe seçimlerde oylar tek partiye kilitlenince, oranlar yine ‘tek başına tekrarı’ getirince anında, kısa sürede iktidar esrikliği baş gösterdi. Oysa birkaç ay köşeye sıkışmışlığın endişesi, iktidardan olmanın ezikliği gölgelemişti sararan yüzleri. Son seçimle moraran yüzler kanlandı, hamlar hanlandı ve her fırsatta fırsatlar yaratılarak verip veriştirmeler başladı. Yıllarca kökü dışarıda bellettirilerek kökü kazınacak türünden çok eskilerde kalan veya kaldığı sanılan acı ve pişmanlık yüklü yangın tekrar ateşlendi. Ateş yeniden harlandı.

Bu sermesti vahşetle istikrar gelmez, bir türlü gelmez, terör de son bulmaz. Biline…

Yan yatıp avutmalarla, atıp tutmalarla şekillendirilen ve yalan yanlış tavırlılıkta boşa ısrar belki kısa vadeli bir kazanım yaratmış olabilir. Trolleri ve troliçeleri ile savaşı andıran sanallık bir zaman banalleştirilebilir. Ama emperyal dünya altın dişlerini gösterince yutkunmalar ve büyük lokma yutmalarla sefillendirilen bir iç ve dış politika çıkmazıdır yaşanan. İsteyerek ve bilerek Ortadoğu çıkmazına sürükleniliyor da denilebilir. Sözde açılımların tamamında gövde gösterisi yapan, bol kepçeden atan, sarı ışık saçan, selfilendirilen akil adamların da kul adamlığa terfisinden sonra değişti ülke, değişti her şey. Öyle ki Doğu-Güneydoğu kan gölüne devrildi. Ortadoğu ve uzantısında birçok can sıkıntılarını yaşamaya mahkûm edilen şu fakir memleketin metropollerinde canlı bombaların pimi çekildi. Bulgarlaşan devlet mantığını kamuoyu ile paylaşanlar müebbetlendi. Muhabbet iki ayaklı garabetlerin emrine verildi. Ülke halkları din çıkmazına sürüklendi.

Böylesi bir şeytan üçgeninde bölge pirliğinden tek başına kalmışlığa düşkünleşen dış politikayla kimle neyin ittifakı kurulur görüp yaşanması gerek. İç dış düşmanla nasıl hakkıyla baş edilir görmek gerek. Ve en bildik bilindik ortam yanlış politikalarla nasıl bilinmezleşir bilmek gerek. Bu şaşkınlıkta kıbleler değiştikçe, kıbleler bin yıllar sonra şeytan icatları ile belirlendikçe,  su uyur düşman uyumaz elbette. Tahta posta oturanlar pusuya yatar ve en zayıf anı bekler. O yüzden iyice tarih okumak gerekir. Özellikle de yakın tarih.

Ülke demokrasi deyip durup tokmağı ele geçirenlerin anti demokrat kesildiği sultaladığı, sürgünlediği bir karanlık tünelden geçiyor. İleride esamesi okunmayacak bu yanlışlar kervanı, kervanbaşısı ve kervancıları ipek yolundan hicaz yoluna bilerek bilmeyerek savruldukça savruluyor. Resmen bataklığa saplanıyorlar. Ortadoğu bataklığından üç buçuk milyon din kardeşi kurtarmak, onlara on bilmem kaç milyar dolar harcamak ile övünenler kendi vatandaşlarından da kopuyorlar. Yurtseverlerden kendi gibi düşünmeyenleri düşman, karşı duranları ise ihanetçi sayarak kum çölüne doğru, arab yarenliğine doğru yol alıyorlar. Sistem malikleri coğrafyada düşülen kara bataklığı görmezden gelip muhalifleri kara zindanlara sürüyorlar.

Bu sürgünler salgın bir hastalığa dönüştürüldükçe tarih tersine tersine yazılıyor altın kalemlerle. Dıştan içe torunlarda bile diş çalan bir siyaset soygunculuğuyla gelinen noktada canlar kaybediliyor, sura sur, göze mil çekiliyor önemseyen yok. Bu arazla, marazla daha çok savaş, çok can kaybedilir. Zincir kırılmaz kafalar kırılır. Neden ise siyasi getiriyi aklama, katlama ve derece atlama profesyonelleri zoru görünce aniden amatörleşiyorlar. Dış politikadan sınıfta kalınca, hal ve gidişten sıfır alıp tekerlenince iç lastikte birden balon yapıyor. Şarampole yuvarlanmaya ramak kaldığı, uçurumun fotğrafını çekmeye tek poz kaldığına aldıran yok.

Dışta da iç politikada da politikanın şark kurnazlarınca hiç zarif sayılmayacak karartmalar yaşatılıyor. Umut manevraları güncellenmesine set vuruluyor. Karmaşa nöbetleşe iç savaşa dek sürükleniyor. Güneydoğunun illerinde ilçelerindeki uygulamalara bakıldığında değme faşist öğretileri de basar geçer bir tablo yaygınlaşıyor. Yaygınlaştırılıyor. Elbette bu yağma yığma tablodan ve yıkımdan fırsatçı siyaset bezirgânları da hakkına düşeni alır. Bu dengesizlikten kurumlananlar kötü huylanır ve pala kılıç parlar. Bu patırtı ve kütürtüden yine kültürel kimliklerin tarafları çoluk çocuk, ana baba, oğul kız mağdur kalacağı kesin. Daha çok can alır bu görmezden gelinen iç savaş.

Bu mozaik kavramlı siyasi yalanlar da artık bezdirdi usandırdı aslında…


Tarih okuyunca özellikle de yakın tarih okuyunca oynanan oyunlar hemen anlaşılır. Bu evrensel tuzakta oyun da oyunlar da apaçık bellidir. Bilinen gerçek ana kitabı tersinden okuyan bilgiçlerle her girilen oyunun kaybedileceğidir. Şah mat. Kırmızıçizgiler yeşillenir, pembeleşir. Açılış maçılış bahaneli ustaca çekilen ayarlar da hedefe kilitlenmeyi sağlamaz. Sizin olduğunu bilseydik topa girmezdik beyin atıfları da, içte başka dışta başka beylik laflar da tutmaz. Bu yakışıksız yaklaşım dış politikadan çakmayanlara on puanlık uzmanlık sorusu çakmaktır aslında. Başkanlık kurtarır mı zevatı acaba. Kim bilir. Kimseye özür diletemezken âleme özür dileme rekortmeni olunur ama saklanır bin hileyle. Eloğlu rekor üstüne rekor kor adamın önüne ve kırdırır.

Zaten Yurtta sulh cihanda sulh politikası yerine yurtta harp cihanda harp salvosuna bırakılınca politika gelecekler kararır. Kara mizahı aklatan yanılgılar bir bir dolar heybeye. Haybeye beylenen bir tablo uzun yıllar sonrası tankların resmigeçidine döndü, döner diye anımsanır. Haybeye sakinlik de bir yere kadar, cenazeler acıyla uğurlanır.

İçte ve dışta yaşanan bu siyasi tökezleme; içi beni dışı kimi yakar, yakarsa yakar, yakarsa yaksın bağlamında karşıt duyguları da hareketlendirir.

Garptan şarka bütün gelişmeleri bir bir irdelemek, irdelemek yetmez olanları bir çırpıda anlamak gerekir. Bu iş bu profille de hallolmaz. Fil tepinmesinde çimenler ezilir. Ohal buhal benzeri kuşatmalarla kara bulutlar dağılmaz. Resmi tarihin yanı sıra gerçek tarihi de öğrenmek gerek. Tarihi bilmek lazım resmen. Hala övünülen O koskoca imparatorluğun devri aşamalarını ve devrilmesini ayrıntısıyla da öğrenmek şart;

Diriliş, kuruluş, yükseliş, gerileyiş ve çöküş…

İşte o imparatorluğun yerine kurulanın hiç nedensiz sendelemesinde ve başına gelenlerin hepsinde de onlar suçlu

Onlar kendilerini çok iyi bilirler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder