1 Şubat 2016 Pazartesi

SAĞLIK SİSTEMİNDE OLUMSUZLUKLAR DÖNEMİ-BOŞ BAKRAÇ


SAĞLIK SİSTEMİNDE OLUMSUZLUKLAR DÖNEMİ

Çağın gereği ve yenilenmek gerek diye uygulamaya koyulan Sağlıkta dönüşüm projesinin sağlıkta özel sektörü teşvikleyen ve destekleyen, özel sağlık işletmelerini korumacı ve yaygınlaştırıcı bir sisteme dönüşeceğini başta kimse fark edemedi. Kısa süreli halka yansıtılan olumlu fark algıyı tersten yönlendirdi. Yanlış doğru sayıldı.

Bu yanlış algılamaya temel neden reçetelerin her yerden kolayca ve eczanelerden serbestçe tedarikiydi, alınmasıydı. Ayrıyeten hastaların istediği sağlık kuruluşunda muayene olabilmesi ve tedaviden yararlanması da sistemin tutmasında en geçerli etkendi. Bunların yanı sıra sözleşmeli hekimlere yüksek ücret, döner sermayeden pay alınması da sistemin toplumda kabullenilmesine yardımcı oldu.

Daha fazla örneklemeyle çoğaltılabilecek diğer uygulamalar neticesinde halkın desteği yüksek dereceden sağlandı. Ayrıntılarda gizli küçük büyük olumsuzlukların gözlerden kaçması da sağlandı. Aksayan yanları gören ve hissedenlerin önü de popülist siyasi söylem ile kesildi. Toplumsal muhalefet derecesine vardırılmadan geçici önlemler alınması sağlandı. Bir başka deyişle uygulamanın kısa sürede olumsuz etkilemeleri ve etkileşim de kitlelerden bir nevi saklandı. Bu sağlamalardan yola çıkılarak varılan her sonuç ise çok abartılı biçimde sağlık sistemine monte edildi.

Tüm bu oluşumlar yaşam bulurken sağlık harcamaları taraflar için gittikçe arttı ve kamudan sağlığa aktarılan bütçe neredeyse tavan yaptı. Üniversitelerin tıp fakültesi hastaneleri bu sistemde iyice zorlanmaya başladı. Zorlamalar resmi kanallardan artırıldıkça da üniversite hastaneleri batma noktasına geldi. Bu arada küçük sağlık işletmeleri de yaygınlaştırıldı. Özel sağlık sektöründe bir anda yaşanan patlama ve neticesinde sağlıkta bir tekelleşme oluşturuldu. Bu reel durum sağlıkta dönüşümün hedeflenenden başka bir mecraya akışının apaçık göstergesiydi aslında. Ve görmezden gelinerek işin seyri iyice değiştirildi. Birbiriyle uyumlu çalışan uygulamalarla belki de sağlık sektörü tez zamanda iktidarın içten içe istediği noktaya ulaştı.

Sağlık meslek grupları ve odaları dahi ince planlanmış bu oyunun aktif parçası olduklarını veya projelendirilmiş bir oyuna geldiklerini çok geç anladılar. İş işten geçmişti. Uygulanan sağlık politikasının yanlışlığına yapılan vurgular da o saatten sonra işe yaramaz oldu. Yeterince de halka anlatamadılar. Güdümlenen politika tabanda öyle bir yankı buldu ki durumu geç fark eden sağlık emekçilerinin dediklerine kulaklar hepten tıkandı.

Bu tıkanıklıkta özellikle hastane hasta eczane ilişkilerinde ödemeler tavan yaptı. Vatandaş her aşamada para öder hale getirildi. Para ödemek zorunlu bir hal aldı. Deyim yerindeyse eğer sağlık bedava denirken on yılı aşan süredir hastalar sağlık hizmeti alacaklarında yaklaşık beş defa para ödemeye mahkum oldular. Hastalar ilaç farkı, ilaç payı, muayene ücreti, özel hastane payı ve katılım payı derken eczane ve sağlık kurumlarında nedenini soramayacağı türden, sorsa da anlamayacağı şekilde ödemelerle karşılaştı. Ülkede parasız sağlık hizmetleri veriliyormuşçasına bir durum yaratıldı. Sağlık resmen paralı hale dönüştürülmüş iken vatandaş algı operasyonları ile bedava olduğuna iyice inandırıldı.


Sosyal devletin tamamen ortadan kaldırılmasında ilk hamle olan sağlık sektöründe haksız kazanç sağlanan uygulamalar bir bir yaşama geçirildi. İyisiyle kötüsüyle birçok eksik uygulamayı bünyesinde barındıran sektörün kendini yenileme noktasında zaafa uğrayacak yaptırımlarla karşı karşıya kalacağı da bir başka gerçek. An itibariyle varolan eksiklikler birilerine rant olarak döndüğünden derin bir suskunluk yaşanıyor ama sonuçta acı reçete bir şekilde ödenecek.

Sağlıkta dönüşüm çok uluslu sağlık sektörü ve yerli girişimcilerin çıkarlarına dönük işleyen bir şekle dönüştürüldüğünden şimdilik idare ediliyor.  Ayrıca gelişen bu çokuluslu yapılanma sistemin baş aktörü Sağlık Bakanlığı’nı da baskı altına aldı. Yani sağlıkta özelleşmeye nihai şekil devlet eliyle verilmek isteniyor. Önce sağlıksız işleyen bir sağlık sektörüne zemin hazırlanmış ve şimdi de bu zemin yeni düzenlemelerle düzeltiliyor.

Sağlık sisteminde olumsuzluklar dönemi de gün olur geçer. Asıl önemli ayrıntı ise sağlıkta dönüşüm mağdurlarının olayın ayırtına gelecek yıllarda varacak veya varamayacak olması. 

FATO-SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, GÖRÜŞLER…



Bir ülkede, toplum sağlığına ve birey sağlığına verilen önem en başta gelen gelişmişlik göstergesidir. Gelişmiş ülkelerde sağlığa duyulan hassasiyet ortadadır. Ülkemizde devlet öncelikli sağlık temelinde tutarlı sağlık politikaları projelendirilmedikçe gelişmişlikten bahsedilmesi ise içi boş gösterilerdir…

Bu gün ülkenin sağlık ile siyasal alanı ayni çerçevede yer almakta. Deyim yerindeyse iki alan da iç içe işlemekte ve işletilmekte. Öyle ki sağlık politikalarının geliştirilmesi için alt yapı hazırlıkları ve teknolojik tıbbi yatırımlar da dahil olmak üzere tüm unsurlar siyasal çözümlerle ele alınmakta. Ama özelleşen bir siyasal tepkimeyle de karşı karşıya bırakılmış durumda sağlık sistemi. Bu açıdan değerlendirildiğinde özelin yanı sıra özellikle devlet sağlıkta ciddi atılımlar içinde olmalıdır.

Ancak gelinen noktada sağlıkta her şeye rağmen en temel sorunlar dahi çözülememiş biçimiyle varlığını hala devam ettiriyor. Üstelik sorunlar büyüyerek hala güncelliğini koruyan bir durum arz ediyor. Hükümetin vakti zamanında büyük övgüler düzülerek başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Projesi ilgililerin ve meraklılarının gözlemlediği ve yansıttığı biçimde tehlike sinyalleri çalıyor. Uygulamaya gidilirken sağlıkta tam otuz yıllara denk bir rahatlama getireceği açıklanan proje kısa sürede duraklama aşamasına geldi. Gerileyişe geçtiği de söylentiler arasında.

Planlamalar içinde ciddi yer tutan Sağlık Bakanlığı’nın bünyesindeki yatırımları ve üniversite hastanelerini de kapsayan planlamaları ağırdan alması da bir açmaz. Çözümün özel sektöre ait kurumlara endekslenmesi ile gerçekleştirilmeye çalışılması ise bir başka ayrıntı. Projeyi sarsan başka nedenlerin de bir türlü giderilmeyişi açmazı genişlettikçe genişleten bir gerçek. Otuz yıllık bir süreye yayılarak yerleştirilmesi düşünülen dönüşüm projesi ayrıcalıklı özel sermaye ve uluslar arası sermaye şirketlerinin eşgüdümüyle hayata geçirilmeye çalışılınca da sistem tıkanmaya başladı.

İşin en başında 2009’dan itibaren öncelikle hastaların, devlet ve üniversite hastanelerinin, hekimlerin, hemşirelerin, eczacıların, diş hekimlerinin ve diğer sağlık çalışanlarının yeni birçok sorunla karşı karşıya geldiği bir sağlık sistemi var oldu. Zaman ilerledikçe fazladan sorun üreten bir sağlık sistemine dönüştü uygulamaya koyulan proje.

Sağlıkta dönüşüm projesi ülkenin sağlık sektörünü yeniden şekillendirirken üç noktaya müdahale etmişti. Öyle olması da gerekirdi. Önemli olan aksayan yanların giderilmesiydi. işte bu noktada fazlaca direnilmedi.

Müdaheleler birinci olarak sağlık hizmetlerinin örgütlenme biçimini etkiledi. Bu alanda birçok yasa çıkarıldı. Çıkarılan yasalarla Aile hekimliği, kamu hastaneler birliği ve sağlık kentleri gibi uygulamalara yol verildi. Ayriyeten hizmet sunumuna ilişkin ciddi müdahaleler de gerçekleştirildi.

İkinci ele alınan nokta ise sağlık personeli konusunda sağlık çalışanlarının sözleşmeli biçimde çalıştırılmasına yönelik çıkarılan yasalardı. Bu yasalardan en göze çarpanı ise tam gün yasası ve yabancı uyrukluların sektörde çalıştırılabilmesinin önünü açan yasalardı.

Üçüncü olarak ise tüm sağlık kurumlarının SGK bünyesinde toplanması idi. Bu üç temelde çıkarılan yasalarla mevcut sistem yeni biçimine dönüştü. Dönüşüm açıklandığı üzere iki aşamalı olarak planlanmıştı.

İlk dönem 2003-2009 yılları arasıydı. Bu dönemde halk sağlıkta dönüşüm modeline iyice alıştırıldı. Sorgusuz sualsiz dönüşüme katılsın diye bir algı politikası uygulandı. Sağlık hizmetine ulaşmada kolaylık imajı vurgulandı. Sağlıktan faydalanmak için nüfus cüzdanı yeter istenilen hastanede istenilen boyutta sağlık hizmetlerinden faydalanılabilir denildi. Bu yanıltma algısı topluma yayıldı, yerleştirildi. Olayın aslı sonradan anlaşılacaktı.

Ancak 2009’dan sonrası kimlik kartıyla hastanelere koşturmanın sağlıktan faydalanmaya artık yetmediği ortaya çıktı. Bir başka deyişle önce para, sonra hizmet dönemi başladı. Devir önce ödeme sonrasında ilgilenilme devriydi. Bu ikinci dönemin en önemli ayrıntısı da üniversite ve devlet hastanelerinde bin bir zorluklar çıkartılarak bıktırılan halkın özel hastanelere yönlendirilmesi oldu. Peşi sıra hastaların özel hastanelere sevki ve kaydırılması yaşandı.

Geniş kitleleri yakından ilgilendiren bu yeni sağlık sistemi son yıllarda kimi uygulamaları ile insanları canından bezdiren bir hal aldı. Dünyada başkaca örneğine ender rastlanan bu uygulamanın diğer sorunlarına ileride değineceğiz.

Bilinmesi gereken bir başka nokta ise eskisinden iyi ve devlet tarafından sağlığın parasız olduğunu savunanlar ile eskiden çok kötü ve her hastanede çok pahalı olduğunu savunanların ulu orta çatışması ve gerçeği öğrenmek adına konuya yeterince eğilmeyişidir…

BOŞ BAKRAÇ



Avucum yangın yeri
boş bakraca dolan hikâyeler var elimde
balkon süsü
kara beton nevi
evhamlı.
Var sürgün hikayelerim
sürmeli gözlerden süzülen
bakır adada fayton sürmelerle hüzünlenen
ve bahçeli ahşap evlerin mahzeninde
asma kilitlisinden.
Ruhları karalara da al yazmalarım el yazmalarım.
Serinliyorken çıldıran zaman alaçamlar gölgesinde
uydurmalar bahaneler ve
azgın yanılsamalar
kızıl ateşe sürülmeler var beynimde.
Aklım yangın yeri.
Gönüller şaşkın…
Kaç canlı fasıl senle dolu bir bilsen
kaç
kaç fasılasız haykırış silme sen.
Ölü kalplere doğduğunda aşkın şavkı
şavkıma şarkılar
ve gökkuşaklı güneş
düşer.
içlendikçe fişlendim.
Fişlendikçe içerim.
Kaç fasılda yekpare canlılığa öldüm öldüm
ve nasıl dirildim bir bilsen.
Lakin artık tüm zevkler haram bana
hitap etmiyor ruhuma zaman
aşkla meşkle.
Aslında ruh da kaçmış içimden sanki kıyı köşe
içim boş bakraç
içimde sulh.
Bedava yolculuklarla sonlandıkça yolum
epey yoruldum.
Her göründüğünü sandığım an bir kalemde yoksun
olsun.
Buruldum.
Yıllardır kırlara düşerim
düşkünlüğüme karlar
her yaz kır düğünleri özlerim.
Hayallendiğim zamanlar da vardır andaçlık
apaçık durdu durur anılar
geç anlarım ve
durulurum.
Ve alnımın çatından tek mermiyle
vurulurum.
Beklediğim son vapur azıcık militanlarca kaçırılmış
sağanak yağmurlara gebe mevsim
bir türlü doğuramıyor
beklem dizeyi.
Mintanımdaki leke kan
ağzıma dolan soğuk barut kokusu
içimde boşluk.
Telli ablanın torbasında eridi bütün mantar mermiler
bonbon şekeri tadında ayaz
ayaldım.
Altın takılar da kayıp gezegen narı cehennem
son kez ayni faytondaydık
tunçtan adada
yani beraberceyiz yine çıplak isyanın bam telinde.
Ayağından vurulan garibi sevmesen ne yazar
o topal fakir seviyor azar azar
sevmeye kıyamıyor açılamasa da denize hiç
ser seni.
Yüzemiyor sana hiç
dalgalar külçe külçe rüzgar ağır safari
ağarıyor zaman kış ikindisi evinde.
İrkildim
hakkım olandan fazlasıydın sanki diye
sakin zamanların affedilenine armağan
tapınmadır inceden
şu kırılgan dizeler.
İncinmenden korksam da derinden ey nazlı canan
kara bakır kaplı odada hala izini sürerim
soldurtan sürgünlerde.
Dünya karanlık
bulutlar nemli
memleket karanlık ve nemli
dil yeminli diller yeminli susarım cellata karşı.
Bir tek yalan dolandan korkarım
bir de yüzüme karşı öldü öldün
öldüğümü söyleyenlerden.
İkincisi üçüncüsü ve sonsuza kadarı
Boş bakracıma dolan hikayenin şart kipisin.
Dipsiz derinliğin deniz tipi
Dalga dalga ve damla damla
doyuran…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder