12 Ocak 2017 Perşembe

ARALIK2016-1

ÜZGÜN GÖZLÜ, NUR YÜZLÜ HAYATLAR İÇİN…

Her aralık başı eklemlerin, denklemlerin ve türlü çeşit engellerin açmazında tutsak ama en küçüğünden en büyüğüne her biri göğsünde sıcacık atan özgür bir serçecik besleyen üzgün gözlü, nur yüzlüler ile beraber yürürüm…

O ateşle diğer aralığa dek kar, kış kıyamet demeden sanki Boğaziçi’nin buzlu sularında yüzerim. Yorgun kulaçlarıma Sarayburnu akıntısına kapılmış zamansız rüzgârlar kucak açarlar. Sonsuzluğa eren bir sevgi estirirler her samimi engelime. Sağı solu süpürür karşılıksız sevgi dalgaları. Marmara Karadeniz’e savrulur. Bu savrulma, bu salgı bu salgın başka tipik bir salınımdır. Her kulaçta ciğerime ciğerime dolar üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar. Ve dağlanırım.

O üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar sözde var olan eksiklerine karşın tamdır. Bütündür. Saftır. Ve bir ömürdür. Gözden kaçan bizdeki eksikliklerdir. Eksiklerimizimdir. Ve ben denize dost geçen bunca ömrüme utanırım…

Berrak hava aniden kararınca, karaca ismiyle hayat bulur üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar. Aslında onlar koşar, duyar, görür, anlar, öğrenir ve bilirler. Biz algılayamayız belki de. Veya bizim hissedemeyeceklerimize ve asla bilemeyeceklerimize çok, çok yakındırlar. Sanki o yüzden bizden uzaklaşırlar sevgiyle. Sevgiye açlıkları da o yüzdendir belki. Hiç doymayacak aç gözlerde ulu orta parasal isyan ve uslanmaz dürtüler cirit atarken, üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar kalıplara sığmayacak ayrıntılarla ulaşırlar zirveye. O üzüm buğusu gözlerde insanoğlunun feleğe feveranını küçümseyen dipnotları saklıdır belki de. Göremezler, göremeyiz.

Gönüllüce vakti zamanında iyi ki girmişiz bu dost bağına. İyi ki bağrımıza derin izler, başımıza tatlı ağrılar bırakmış o üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar. Engeli artısı eksisi bir yana o üzgün gözlü nur yüzlü dostlar el vermiş ki betonlaşan sahil boylarında göz göze gelmişiz kendimizle. Hayatla yüzleşmişiz. Martı kanadında karartılmış nice dünyalara akmışız korkmadan. Aklımızı onlara o temiz yüreklereüzgün gözlü nur yüzlü hayatlara bedavaya kiralamışız. Ve cesaretlenmişiz. Elbette kış erkenden teslim alınca eksik hayatları yaşanan ihlallerin bileşkesi de hüzün olur. Yağar da yağar hazan. Üzgün gözlü nur yüzlü hayatlardan her biri kehribar kolye alışkanlığıdır. O alışkanlıkla yangınlardan kurtulmuşuz. Gerdanlardan ışıyan aşktır. Işığa boğulmuşuz. İlla ki memleketi ayakta tutan da onlardır; üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar. Yürekten inanmışız.

Öyle bir yazgıdır ki bu çok iyi yazmasını bilenler dahi o yazgıyı hakkınca yazamaz. Anlatamaz. Kelimeler tonlarca ağırdır, bu derya denizde cümleler yüzdürülemez. Ancak yaşanılır…

Her seferinde bir kuşku burkar üzgün gözlü nur yüzlü hayatlara hayat verenlerin yüreklerini. Düşlerinde çarmıhlar gerilir. Balmumundan ılım ışık bir beden çakılır çarmıha paslı çivilerle. Her defasında elleri mıhlanmışlar aynıyla kendileridir. Önce kader denir sabredilir, zamanla kedere dönüşür. Sonra düşlerden uyanılır, üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar için birleşilir. Direnmek gerekliliği dolaşır beynin kıvrımlarında.

Ve üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar için ebeveyn ve sensibl hayatlar sen ben bencilliğini bir yana bırakır hayatı yeniden kurgularlar…

Nedeni yoktur muhakkak ama gökyüzü ormanında kuru yapraklar kaplar havayı. En mahremleri bir bir örterler. En kutsalları ilmek ilmek örerler. Bazen öylece ezberlenmiş tüm yazışmalar kızgınlıktan unutulur. Yazmaların, yazıların mürekkebi kızarır. Kara yazgı tersine çevrilir. İşte o düzlükte üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar için zerre çabalamayanlar yüzünden insanlık insanlığından utanır. Oysa iyi kötü dünyanın merkezinde gizlidir. Her şey arzın merkezine kazınmıştır. Ve koskoca meraklarla biçimlenir hayat. Üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar niyedir, hangi sınavın sınıfı direkt geçme sorusudur dirhem meraklanılmaz. Sadece yaşayanlar iyi bilir işin aslını. Dünya âleme öğretmek isterler ama amadır, imadır, imandır aklın kapıları kapatılır.

Gizli yalvarışlar gönüllere hapsedilince de hayat topyekûn aldatılışlara gark olur. Böylece adına destanlar yazılacaklara ulaşmak da zorlaşır. Oysa üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar, hayat bağında eylem bağlamında bağışlayıcıya bağlanmanın da tek yoludur. Gün gelip herkes kıymetine razı olunca her şeyi hayatla tartmak başlar. İşte o zaman işlenmiş hayatlar ve bilenmiş bellekler boşuna bekler. Belki de belli belirsiz hiç umulmadık anda oüzgün gözlü nur yüzlü hayatların olgunluğa erişmiş halleriyle gülümseyişleridir beklenen.

Üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar gülümsedikçe doyasıya gülmenin kıymeti de öğrenilir…

Her aralık başı üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar, üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar için yaşayan ebeveyn ve sensibl hayatlarla birlikte hayatın gerçek yüzü ile yüzleşmek için kol kola olurum. Kar, kış, kıyamet demeden yazın, yazının ve yazgının değerini tartmak için yürürüm. Yürüyeceğim.

Üzgün gözlü nur yüzlü hayatlar için ve hayatım için…

1 Aralık 2016 Perşembe

ÇİÇEK KOKUYORDU…

ÇİÇEK KOKUYORDU…

Ihlamur çiçekleri kuruttum sana gülüm
lavanta kokan terimde kendimi.
Ne de çabuk geçti yıllar.
Sanki minik bir torbada karanfilleniyor hayat
göz göz işlenmiş ruhunda canım
şahlanıyorum çiçek kokusuyla.
Sanki yeniden yaratılmışım.
Aşk varsa alevlenilirdi hani
hani kızaran göğe yakın demlenilirdi.
Demirlenmişim kahır zindanına 
ayıldım alışkanlıktan bekliyorum seni
yani çiçek kokularıyla esen
ıtırla tüten nefesini.
İçime içime çekiyorum ay ışığında tüm aykırılıkları
tüm ölümlere kafa tutan yaratıcılığım haklı.
Olmayan kitapta
yazılmamış sonda saklı.
Aniden bastıran misafir bereketliliğinde medcezir
duvara gömülmüş döngülerim
mazgal demirlerinde soluk izin.
Ne teşekkürler hazırladım sana bilsen
bin bir çeşit armağan.
Tek bir hediyene karşılık son arzumdur
çiçek gibi koklamak binlerce.
Adettendir dünyalık alıp vermek
tozunda tozutmak.
Ve çiçek kokularıyla uyanmak.
Uymadı bir kez daha aklınla bin yaşa hayat.
Görmeden gitmek varmış meğer.
İncelmiş duygular vazosundaki zevklerden tatmamak.
İdamıma gün sayıyor Cezayir menevşesi
ferman ipeksi yaprağına işlenmiş.
Yıkılışlar parlıyor bütün sırlarda
sırra kadem yakılışlar penceremde asılı
umut teneke kutulara hapis.
Aşk günleri yaşattığım yıllardan kalma ağıt
altın renkli bedeninde gülüm
umudu bekliyor ölüm.
Ölüm çiçek kokulu lavinya gülüm.
Çakmak taşı kıvılcımlarıyla alevleniyor hasat
minik bir bedende kanatlanıyor eksik hayat
kuruyan dudaklarda tek söz damlası heyhat.
Heyhat ne denek
natürmortlara dönüyorum yüzümü
bedenimi Meryem ana kandili yalıyor.
Suçsuzluğumu savunamadan daha yazmışlar sonumu
celbi beklemeden huzura durmuşum
durmuş gece sefası susmuş çalgı çengi.
Çiçek gibi giyinmiş çigan orkestrası
duruşmam başka güne kalmasın artık gülüm
kırılmış kalemim kırık gönlüm.
Ziyadesiyle çiçek kokularıyla değerlensin bedenim
hatmi çiçeğinden sorun kalan hesabımı da.
Felek teptiğinde sehpa devrildiğinde
ben nasılsa şakayık çiçeğinden kayığa biner giderim.
Çiçek gibiydi kara deniz 

ya istiklal ya ölüm kokuyordu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder