8 Kasım 2014 Cumartesi

GÖÇ ÜÇLEMESİ, ‘BİNLERCE YILDAN SÜZÜLEN YÜZYILLIK DİRENİŞİN DEV ADAMI OLMAK’…

GÖÇ ÜÇLEMESİ, ‘BİNLERCE YILDAN SÜZÜLEN YÜZYILLIK DİRENİŞİN DEV ADAMI OLMAK’…

Göç; yaşanan toplumsal heyelanları unutarak veya asla unutmayarak, yerli yersiz veya tam odağında heyecanlarla yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır, yağmur çamur, kar tipi demeden alaca karanlıkta çıkılan yollarda. Ve bir tutukluk yaşar yolcular ve bir tutukluluk yaşatır bal can doğa. Ve o doğanın insan müsveddelerine geceden gün doğar…

Etnik yağmalama mekanikleşince, göçe, yağmura ve seline irkilerek selam durur al yeşile boyalı bereketli topraklar. Topağında, toprağında nice selam salâvat saklıdır bal ormanlarının unutulur. Arı kuşları cennetinde karınca kararınca yüzyıllar boyunca kadere küsmeden yaşanmışlıklar vardır korkusuzca unutturulur. Derinliğine engin, siyaha çalan denizlere dökülen nice akarsularda abdest almışlıklar saklıdır solan anılarda uyutulur. Aleyhine Aleykum selamdır bu kez gönül camına, gözlük camına vuran, emanet çamlara selam duran, gözyaşı damlalarına, danelerine ismini cismini veren. Ancak nutku donduran uğrulara, uğruların uğursuz utkularına sahne olur tarihin kara yaprakları.

Oysa nice fetihler yaşadı bu coğrafya, cennetsel doğa. Birinci dünya savaşının başladığı güne dek binlerce yıl ve sonrasında tam yüz yıl nice acılara göğüs gerdi bu millet, memleket memleket. Her güneşsiz gününe denk hüzün yüklü yıl dönümleri yaşadığında yaralı yürekler bir kez daha hazanı yaşar ve yasa bağlanır göç yolları. Hiç durmaksızın hala ayni yıkım, kırım politikaları ve haki ceketlileri dolaşır bu eşsiz patikaları. Tahta kimin çıktığı, tahttan kimin indirileceği, tahtın değersizleşip tahtalaştığı bu göç sağanağında hiçte önemli değildir. Göçmen bulutlar arası bir aydınlanma yeter sarı dosyaların içindeki zarfların açıklanmasına, yürek dayanmaz fotoğrafların algılanmasına.

Dere, tepe, düz, deniz demeden yağmura çamura bulanan, cılız şimşekler ve galiz gök gürültüleri ile balyalanan bu tarifi zor tüm yolculuklar ballı canlı natürelliğe elvedadır aslında, sadece göçmek değil. Oysa İsevilerin seferberlik ilanlarına karşı teskerelendirme günlerinde gönüllü askerlik tercihi yapan kayıpların emanetidir bu doğa. Hala oralarda doğanlara ve hala direnenlere emanettir har. Ve nice yolcular gelip geçmiştir, nice göçler akmıştır zaman köprüsünün altından. Görülecek günler diri diri gömülür toprağa ve gösterilecek hünerler varsa da sahte dünyada darlanır. Ve dahası sönmeye yüz tuttukça harlanır mikro-makro faşistlik yüzsüzlerce.  

Harmanlar nice mübarek fetihler ve nice solak fatihler gördüğünü asla unutmaz. Ve yeniden canlanır doğa dere tepe düz deniz demeden. Omuzlara bir yük değil, yağmurda sağanakta, güneşte ayazda parlayan ve omuzdaşlara yakışan kızıl dominodur hürriyet. Asker ağalarından armağandır bu sancak göğüste taşınan, canı teslim etmeden esir verilmeyen. İhatanın desteklenmesidir aslında işte bulandırılan derelerden ak sularıyla kuzey doğudan en batıya ve en doğuya, Karadenizden Egeye akan ve inançla karşı durulan.

Sinesinde göç, sürgün, vurgun ama ata paşa olgunluğunda bir duruşun durusu ve kıyıma, yıkıma uğratılan bir neslin nesi, binlerce yıldan süzülen yüzyıllık direnişin devamı olmaktır muhacirlik.  Her göçer, göçmen, gurbetçi haneye düşen, uğrayan ve hanlaşan ise vatan hasretliğidir…

Meydan meydan gözler önünde göç yağmuruna, sürgün seline kapılanlar, sakin bir hırs ile soylu soplu küheylanın yolunu beklerler hala. Ve bekleyiş uzar uzadıkça da, kapılanmalar yerine nice kahramanlıklar, destan destelemişlikler kazınır maziye. Hey gülüm Bal can coğrafya, hey gidi Karadeniz Ege, Duna Dobruca, farzından falezine, çalı dikeninden semaya yükselen ipek yapraklarına hasretlik, yarenlik, darendelik hala orayadır. Kaldır başını, dik dur hey aslan evladı fısıltıları dolaşır hala yüreklerde, sakın yılma insan evladı parlar ılım ışık düşen yıldırımlarda. Bir şimşektir çakar alınların çatında ve kurban olmalar başlar.  Tül perdeler arkasında ana baba duası almışlık yatar. Ve kör topal hemşeriliği vardır ezelden ebede abideleşen. Hey gurur sen ne beter bir sağanaksın, yılmak uğramaz asla bu öksüz kalan topraklara. Ellerde, dillerde, tellerde barış güvercini ve özgürlük türküsü hala direnilir, direnilir.

Tüm göç yağmurlarına ve sürgün sellerine karşın, hala dayanan ve dayandıkça güçlenen bu bağlarda, bal canlarda nice sefer görev emirleri asılıdır kireç boyalı duvarlarda. Astı üstü budur, emirler direkt gönüldedir rütbelerde ve dillerde değil. Hala kayıp dünyalar bileklerdeki nabızda atar. O vakit ki yerinmeden haki ceketleri çıkartma anıdır çıkarılır, çıkarılmıştır. Ama sonrasında anılarda bulanıklaşan silik görüntülerdir yürek yakan. Haki ceketler tahta serildiğinde bunca savaşların başlatıldığı o ilk günlere lanet okunur her dilden. Her definde tüm etnik savaşlar def edilir tezelden, tek elden. O mezar taşsız garipler ki nice fetihlerin fatihidirler erinde geçinde, bal canlar geçidinde, dost eller gecikince.

Gün güne tadı kaçan biçimde yaşamaktır ve adaletten şikâyet edilen günlerin yağmurlarından arınmakla başlar sürgünlük. Tapusal kayıt hatalarıyla uzar cennet vatanın iç yangınları. Nice haksız eleştiriler yapılsa da, hakkıyla elde edilmiş tüm kazanımlardır aslolan ve tarih onları efsaneleştirir. Benlik, bencillik bir yana ortam en doğalından yaratıldıkça her gidilen fethedilen, yüzyıllarca direnip en sonunda apar topar gelinen o doğa, o topraklar derinliğine derin yaradır hala gamlı yüreklerde. Muhacirlikten bir türlü kurtulamayanlara, mutlak bir muhaliflik yağdırır yetim bulutlar. Ve geç, göç derken yağmur önü ve ertesi ve kertesi sığınılan yine o doğadır, cana bal, bal candır.

Er veya geç doğanın dikkatini çeken her mukayese sonrası varılan sonuç bellidir;

Yağmura, sele ve yele takılan göçlere ve sinesinde göç, sürgün, vurgun taşıyanlara, ata paşa olgunluğunda duruşunu hiç bozmayanlara ve kıyıma, yıkıma uğratılan bir neslin nesli hanlarına, binlerce yıldan süzülen yüzyıllık direnişin devamı, dev adamı olan muhacirlere,  her göçer, göçmen, gurbetçi haneye düşen, uğrayan ve hanlaşan vatan hasretliğine içten ve inceden bir selam duruş. Varılan sonuç yürekten bir selam duruştur.

O duruş ki alla yeşile boyalı bu topraklarda ve bal can o topraklarda varoluşun temelidir…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder