7 Temmuz 2014 Pazartesi

CUMHURBAŞKANLIĞI SİYASETİ, CUMBALARDAN SOKAĞA TAŞINCA…

CUMHURBAŞKANLIĞI SİYASETİ, CUMBALARDAN SOKAĞA TAŞINCA…

Karanlık basmaya başladığında, hem de en zifirisinden baskın başladığında koca dağları yutan kara derin çukurlara benzer siyaset. Cumhurbaşkanlığı siyaseti cumbalardan sokağa taşınca, adaylaşma ara turlamaları da vatandaşın kaç tur seçeceğini hiç etkilemez bu zifiri karanlıkta. Sandık başı ifrit olmakla, nefret duymak arası eş benzer bir tutum sergilemek de siyasi günahtan sayılmaz ve asla sayılmamalı bu durumda.

Bu süreçte, gördükçe, duydukça ve bildikçe çıldırmışlar ve ne varsa çaldırmışlar gemisi güçlükle ilerler kara dalgalarda. Kıyıdaki gözetleme kulesinde ise akıl düşmanlığı erketededir ve yol vermez delikanlı dalgalanmalara. Düşünen adam heykeli yontar durur tüm başkaldıranlar ama hortlağı karanlıkta dürbün ile aramak iskeleye ulaştırmaz tayfaları. Tayfalar karasularda telef olur yiter giderler bu minvalde. Böyledir işte avlağına varmak dokunaklı sözlerle, anlayan anlasın anlamayan bol olsun misali seyretmek.

Her seyri seferin tıkandığı bir an vardır ve çark ne kadar kararlı olsa da yaramaz kararmış suları.

Tinsel ve dinsel bağlar da kesildiğinde kopuk dökük kelimeler salınır iyice kabaran denizde. Süreklilik arz etmeyen siyasi ilişkiler dünyasında unutmalar başlar sonra ya da unutturma girişimlerine başlanır sırasıyla. Vaziyet yaz ziyaretlerinde geçecek dönemlerde cumhurbaşkanlığı aday ve seçimlerine odaklanmak olunca, yazmak ve oylamak güzide bir zihin gerektirir. Ayrıca gezide başlayan bir sihirdir ama silinmiştir hafızalardan tek tek tüm yolsuzluklar. Yine de patavatsız dağlara uzayan patikalarda kaybolmamak gerekir akil insan olma babında beş paraya. Bir hiç uğruna kirlenmiş bağlarda da önsezi fırsatçılığına düşmemek lazımdır akıllı adam olma icabıyla.

Elinde ayağında tonlarca ağırlıkta külçe, yaşam biçimselliği cahilliğine kapılmaktır en zenginlikler bile.

Oysa özgürlük, barış ve gelişmenin dalgalandırmalarına kapılmadan olmaz gemicilik. Gemicikler maliklerini de, insanları da delirttiğinde ise çöl gemileri ölüleri diriltir, dirileri de öldürür kendi başına. Ve gücü yeten yetene, yetmeyenler ise can havliyle atlar denize. Denize düşen kaç çeşit kaç milyon su canlısı varsa da içlerinden adı sanı belli olana sarılınır hep ve daima. Kaç gözü varsa denizin ve deniz canlıları tüm gözleriyle görürler bu içtenliksiz sarılmayı, iç titreterek. Denizden yanalar bir yana, kaçkın, aç gözlü, yağmacı, yalancı, talancı ve yırtıcı mizaçlı ne kadar canlı varsa su kürede ve kara küresinde siyasetin kara kuyusuna basamak olurlar.

Cumhurbaşkanlığına mahkûmiyet işte bu aşamada çok önemlidir.

Aslında bu mahkûmiyet ve mahrumiyet öyle bir yılışıklık ve yıkılıştır ki, güneş ufukta cılızlaştıkça, küreği kırık sandal görüntüleri kararır o güzelim maviliklerde. Ve ayni mekânı yaşama fakirliği, arsızca zenginleştikçe de insanlar pusulasını şaşırır.  O şaşkınlıkla pembe köşklere pembe hayaller yerine yine karabasanlar bulaşır. İşte insanları ve hayatları yutan düşünceler veya düşüncesizlikler o siyaset çukurlarında belirlenir, şekillendirilir.

Zaten enlemi boylamı hesaplamak, denizde boy vermeyi bilmekten geçer. Geçse de geçmese de hesap asla şaşmaz ve güneşin denizi sararttığı bir akşam üzeri çağlayanlar gemisi karaya oturur. Cumhurbaşkanlığı adaylaşma süreci ve süzgeçten süzülenler ‘el dorado’yu arama efsanesi gibi bir durumu ortaya koysa da gemilerin karaya oturmasından başka bir izahı yoktur meselenin.

Tasarlanan her ne ise zamanla, zamanında eni konu bilgilendirmemek handikapı tüm sekreteryaları sekterletir ve sarsar. Haber bültenlerinden alt yazılardan öğrenilen bu kutlu doğum karşısında durum değerlendirmeleri de itinayla yapılır. Yapılır yapılmasına ama bu siyasi kuluçka dönemi, cılktır ve ‘kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.’

Öte yandan zaman daralınca gönüllerde öyle genleşmez. Hesaba katılsınkatılmasın bir acayip beklenti söz konusu olur her dilden, dilimden. Hadsiz muhabbetlerle beslenenler bu öteleme-ötelenme neticesinde enteresan bir daralma yaşar. Yaşını başını almışlar bile belki bir hayal kırıklığı olarak adlandırılabilecek bu aykırılığa selam dururlar. Ama siyasi parametrelerin bozulduğu ve paralanmaların başlayacağı bir süreçtir karaltılar arasında parlayan. Bu ortada duruş, ortak tavır iktidarı paylaşanların iktidara tutunanların da işine gelir.

Bu gereksiz içten dışa tutuşma iktidar aktörlerini biraz zorlayacak görünse de rol çalmayı iyi bildiklerinden bu sefer de senaryolar tutar.

Tutmayabilir de çünkü reyting ölçerlerde çevreyi gereğince kolaçan etmeden köşe başlarını eşik etmeler suskunluğunu koruyor. Şimdilik belki ama işler yoluna girince, belirsizlikler bitip sonuca erişince girişirler algı yönetimine, oranlamalara, boranlamalara.

İyice daraltılmış, kısaltılmış, sindirilip büzüştürülmüş sözde hür irade ile cumhurbaşkanlığı adaylığı da böyle olur, seçimleri de bela, başa da bela olur.

En hattat olanlar bile hatlayamaz bu gidişin ismini cismini. Cismi cismani uzaktan akrabalık ve şifa dağıtma üzerine kurulmuş bu kumpasta seçmek veya seçememektir tüm mesele. İllaki seçmeye zorlamaktır cumbalardan sokağa taşanları. Ne sıkıntılar ne musibetler atlattı bu memleket ne imtihanları iftiharla geçti bu ahali, bu da gelir bu da geçer. Zaten balıklar gözleri açık uyur ve insanların çoğu da balık hafızalıdır.

Yaşanan, yaşanacak olan ve oylanacak olan benzeyişi tasarrufi, bir tasavvufilik ve sufilik içerdiğinden, cumhurbaşkanlığı siyasetine saf kayıtsızlık inanç ve edep paradoksudur…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder