14 Haziran 2017 Çarşamba

MAYIS-17-BİR

HAYAT TARZI 

Binlerce yılın birikimi ile yoğurulmuş şu cennet coğrafyanın iyi niyet göstergesi hayat tarzı son on yıllarda iyice budandı. Diğerhayat tarzlarına saygı da parçalandı. Memleket tek bir hayat tarzına şartlandırıldı. Bu gün için durum budur… 

Belli koşullar ve koşullandırmalar hariç hayat tarzı renklere, çok çeşitliliğe, direkt çevre koşullarına ve endirekt siyasi atmosfere bağlıdır. Kendine özgü değerler veya diğer kazanımlardan da acayip etkilenir. Özellikle hayatsal ilgi yarına değil, güncel gerçeklerden çok geçmişe odaklandığında sıkıntı var demektir. Çünkü geçmişe aşırı bağlılık karakteristik özelliklerbir anda değiştirir. sıkışma ile hayat tarzı resmen siyasetin güdümüne girer. Bireysel girişkenlikler ve çıkışlar bir yana bu günkü toplumsal durum budur. 

Her dönem için geçerlidir; toplumun en alt basamağında yaşamanın ilk koşulu hayatta kalmaktır. Sonrasında hep başkaları için üretmek kuralına tapınılır. Öyle bir üretim ki can pahasına devam eder. Bu fabrikasyon temelde koşullanan hayat tarzına yön vermek yaşamsal içgüdüler ve izlenimlerle olağandır. Olağandışı olan ise ahalinin zamanla tamamen güçsüz kılındığından yayılan güç bunalımı ve neticesinde gelen eylemsizliktir.

Hayat sosyoekonomik değerlemeler ile koşut böyle veya benzer evrelerden oluşur. Öğrenip, bildikçe gerisingeri devrilmekten kurtulmak kolaylaşır. Yine de çoğunlukla kararsızlık ve gizem ağırlığını korur. Devreler karışınca, karıştırılınca da  hayat tarzı parçalanır. Hayallerin eyleme dönüşmesi de bir tarzdır. Ama egemen sermaye önlemleri alır. Bu tarza geçit verilmez. Bu arada sıfır eylemlilik, tabii eylemsizlik kendi kaderci hayat tarzını canlandırır. Son on yıllarda üzerinde çalışılan proje tam da budur.

Hayat tarzı tersine dönüşüp, geriye değişince toplam karakter kendiliğinden bozulur. İnsan malzemesi de bozulur. Yüzlü yüzsüz açmazında kaybolur gider hayatın ahengi.  Gelenekler çöker, inanç gider ve toplumsal yıkım başlar. Hayat tarzları ne olursa olsun kaçınılmazdır budurumBöylece yüz yılların birikimi hayat tarzı hepten bozulur. Bu arada toplumsal uyum da bozuldukça bozulur. Hayat işte sınırlar ve sınıflar birbirine karşıdır ama sapmalar standartlaşınca sınır da kalmaz sınıf da. Denge bozulur. Kıymeti gereğince bilinmeyen ne kadar çağdaş kazanım varsa görülür ki kısa zamanda yok olur. Yüz yılın emeği hayat tarzı da batar. Yeni hayat tarzı sembolik giyinmeler ve giydirmeler üzerine inşa edilir.

Oysa yıkılan hayat tarzı ile beraber kocaman dünyalar yıkılır. Kanaatler küçülürhayatlarlokallaşir. Yerellik ve dinsellik öne çıkar. Çıkar için çıkarılır. Bilir bilinmez gerçeklikte çok geniş aile olma kavramı da işte o zaman biter. Geleceğe taşınamaz. Çöker. Uygarlaşma muharebesi kaybedilir.

Kayıplar peşi sıra gelir. Hayat tarzı çağa aykırı trajik ve dramatik olaylarla çizgi kırılması yaşar. Döneme ilişkin ayrıntılar bilinçli veya bilinçsiz yeni bir hayat tarzının oluşumuna katkı verir. Hâkim anlayıştan kopulmadıkça evreni anlamak da zorlaşır. Gelişen hayat tarzı ise hiçbir akıl yürütme formatında olmayacak şekilde eşine az rastlanır biçimde anormalleşir. Tersine dönüşür. 

O tersine akışa hayat tarzı işte deyip de geçilemez. Geçilirse eğer o zaman başka bir boyutta kulluk başlar.Kula kulluk artar. Toplumsal dayanışma duygusu yükseldikçe hayat tarzı en ciddi koşullarda bile biçimlenir. Ancak geçmişten yarına kuşku arttıkça hayattan kendi kendini soyutlayanlarla bir girdaba düşülür.Bugün yaşanmakta olan işte o düşüştür.

O düşkünlükte köşe dönme, mevki kapmaca, ahali, devlet ve devletlilerin örgütlenme biçimleri öyle karşıtlıklar günceller ki şaşıp kalınır. Hayat tarzı hiç umulmadık anda umulmadık yerlere taşır zevahir zevatı. Zamanla hayata ve insana dair değerlendirmelerin tümü kurulan soyut elçilikler ve soyut ölçülerle ele alınır. Elçiye zeval olmaz maksatlı tıkanır tüm yollar.

Çıkaryol bu felaketin önceden kestirilmesi ve yıkımın tam zamanındazararın neresinden dönülse kardır misali önlenmesidir. Aksine tutumla asla hiç bir şeydeğişmez.  Ve gelişmez. Bu hayat tarzında ısrarcılık anlamsız kuruntuları da doğurur. Ve memlekete yerleşen bu hayat tarzı derin kuşku ve nedensiz kuruntu doğrultusunda siyaseten kullanılmaya başlar.  

Buyeni hayat tarzı özgürlüğe ve özgürleşmeye de imkân tanımaz bir sınırlılıktır. Egemenlik değişmedikçe, siyasal erk tavır değiştirdikçe, yetkiler devredilmedikçe mahalle ölçekli baskı basmakalıp yükselir. Giderek evrenle diklenilerek evrensellikten uzaklaşır. Onbinlerce yılın birikimleriyle çeşitlenen ve renklenen hayat tarzları at başı bir çeşit renge dönüşür. Bu hayat tarzına da kimseler yüreklice adı karadır diyemez. Gelecek karanlık diye betimleyemez.

İşte adam olanı terleten asıl durum bu durumdur. Budur…

27 Mayıs 2017 Cumartesi


KOYU DİNDARLIK VE RAMAZAN

KOYU DİNDARLIK VE RAMAZAN 

Bu makale bir ramazan makalesi değildir. Din arifliğine bürünenlere veya öyle görüntü verme çabasındakilere tariftir. Şehri mübareğin arifesindenk gelmişliği vardır sadece

Dünyayı kaosa sürükleyen dönemlerin hemen hepsinde eğitim seviyesi çok düşük ve bilgi birikimi hepten eksiksözde koyu dindarlık ve kofti alimlik hep aktif rol oynamıştır. Oynuyor. Bu sözde koyu dindarlık güneşi bile karartacak karalığı, gözü karalığı ve gözü dönmüşlüğü içerir. Karanlığa hizmet eder. İçtenlikle söylenemese de içten dışa taşan manevi gelişmenin demlenmişliği, demli kem manasızlığıdır. Yani mana aranırken softi dindarlığın kopkoyu sularına düşülür ve ruhbanlar aranır. Sonuçta aklı sıra asla dinle bütünleşmez boyutlarda ruhbanlaşılır. Mürettep ruhbanlar dinine meyledilir. Bu yutuluşta mürekkep yalamışlık da nafiledir. Böylece sözde koyu dindarlık kendi asilzadelerini yaratır. Haşa yarattıkça da bir ruh bozumu yaşanır. Oboğumlu bozukluk içindekiler dini ve ahlaki değerleri temsil ettiği sanılan ve sayılan ruhsuzların peşine düşer. Bu ruhani peşindelik hizmetkarlığa varan bir boyuta evrilir. Tasasızca tapınılır.

O çok bilir, her bir şeyi bilirkoyu dindarlık iyi hatip ve ateşli vaazcı olmakla özelleşen ve özdeşleşen bir özentidir. Zamanla din ve koyu dindarlık girdabındakiler, kusurluluk ve kusursuzluk hangi ahlaka sahiptir hiç önemsemez. Asla ve katiyyen önemsenmez. Önemsenmediği için de koyu dindarlaşma kısa zamanla kendi kölelerini bizzat yaratır. Ayin ve tayin bağlamında, defin define rotasında bir öğreti kutsallaşır, kutsallaştırılır. Dinleşir, dinleştirilir. O koyu din kıskacında utu, kutukutsiyeti nereden, kimdendir pek anlamı kalmaz. Maalesef klişeleşen ve kiliseleşen reform karşıtı bir koyu dindarlık ilahileşir. Derinleştirilir. 

Din bugün işte budur. Sözdekoyu dindarlık…

Koyu dindarlık öne çıkarılarak ve muhafaza edilerek iyice muhafazakârlaşan bir din geleneği de oluşur. Bu kurmaca din bin baskı, bin günahyüzbinlerce bidat katkı ve ebedi yazgı doğrultusunda dizayn edilir. Öyle ki bu sözde koyu dindarlık pazar arayan büyük sermayenin tezgâhlarında işlenmiş bir ürün olabilir düşüncesi rasyonel akla takılır. Katlı kanatlı havariler pozunda ve çokuluslu sermayenin deposundan çıkma görünümlü demogogların çoğalması ve bu çoğunluğun politik süreci bir an evvel belirleme telaşı bu düşünceyi haklı çıkaran bir gerçekliktir. 

Bu dinegoglar toplumun kanayan yaralarına sözde koyu dindarlık maskı uygularlar. Ne yaparlar ederleriyice iyileştirirler. Sözde vatan millet için yanarlar. Vatan millet yanmış umursamazlar. Böylece manevi açıdan aç ve kara kör, sıkça dehşet derecesinde canileşebilen, hayatı canlı yaşayabilenlere düşman bir koyu dindarlar sınıfı oluşur. Maneviyatı zayıf kimliklerin kimlik sahibi olduğu bu koyu dindarlık kalıbı, asla ve hiç utanç duymadan topluma kan kusturur. 

Zamanla sıradanlaşırlar. Sıradanlaştıkça da meşrulaşırve meşhurlaşırlar. Her halükarda sıra dışılıkve öyle olunduğu ebleh zihinlere boca edilir. Bocacılar zerk eder zevk ederler. Bu yeni din sarmalına düşenlerde koyu dindarlık çerçevesinde bocaladıkça bocalarlar. Daima ahrete borçlanır, her fırsatta borçlandırılırlar. Dinbazlık ve koyu dindarlık böyle işler, işletilir. 

O şerbetlenmişlikle bir gün gelecek din ve vicdan, can ve canan o gökten gelene bağlanacak yalan yanlışı bile zihinlere kodlanır. Koyu dindarlık ideolojisinin gerçek dine resmen ihaneti bile kutsallaştırılır, kutsanır. Zehir özellikle Tanrısal makamdan yıkılası, olmayası keskinliğinde emredilmiş ruhban kesiminden başlayarak kesif kesif yayılır. Yayılma tüm kesimleri keyifle kucaklar. Yayıklarda ve yayınlarda sözde koyu dindarlık pekiştirme neticesinin,  artık nereye doğru yol alındığının hiç önemi kalmaz. Koyu dindarlık cennette cehennemi, cehennemde cenneti yaşamak üzerine kurgulanır. Kuklalar yoluyla da kullaşılır.

Nedense bu sözde koyu dindarlığın egemen iradenin kurduğu ve kumpasladığı bir kumpanya olduğu asla görülmez. Görmek istenmez. Namazda niyazdaavlu tavlı seccade boyu saklanılır. Sözde aklanılır. Kara kampanyaya katılmak ise yanlış doğru bakılmadan öyle ödüllendirilir şöyle cezalandırılacak babında halledilir. Hal ve gidişi sıfırın altı bu yarı yarıya kapılanma ile kafanın içinde kampanalar çalar. Öylece çaldıkça çalar. Alçalınır. Böylece çalgı koyu dindarlığı da çalar. 

Öylesine böylesine din iman mezhep karışıklığının ve bu sözde koyu dindarlığın üstesinden gelmek ise ikinci üçüncü kuşak yeni yetmelere kadar uzar. Dava dünden düşer. Bir hayli çalkantılı günler geçireceği aşikâr şu yaşlı dünyanın bu sözde koyu dindarlıkla buluşma noktası ise devamlı üzerinde oyunlar tezgâhlanan bu fakir coğrafya olur. Sonuçta bu lanetli melanet coğrafyada maalesef sözde koyu dindarlık ile koyu kindarlık el ele vermiş kendi evlatlarını yer, yiyor da.
                                                                                                                                          
Bu bir Ramazan öncesi Ramazan makalesi değil. lafta din zarifliğine bürünenlere veya çakma görüntülü koyu dindarlığa isyandır. Nisyana isyan. Sadece bir saptama. Anımsatma. Ne yazık ki oralarda buralarda operasyonel algı kapsamlı barekallah, mübarekleştirilen sözde koyu dindarlık insan kanı ve etiyle oruç bozuyor.

Bu günler bu kara yoz, koyu kuyu bozgundan kaçmak için Allah’a sığınma günleridir

TABELA SİYASETİ



Memlekette taş baskı tabelalarla süslenmiş, hatır gönül ilişkileri ile düzenlenmiş bir politika ve cılkı çıkmış bir politikacılık hüküm sürüyor. Dünyada da böyle…

Hani neredeyse bir zamanların ağır kusurlularına katran karası ve tavuk tüyüne bulanan tipten bir atmosfer söz konusu. Sadece tabelacı türünden politikacıların hükümranlığı prim yapıyor.  Topluma sudan ucuz sayılacak bir politika nakkaşlığı nakşediliyor. Bu çok sıradan siyaset yüzünden de bütün platformlara eti budu belli bir gerileyiş hâkim. Politika kazanına savrulmuş tüm figürler etik yangından islenmiş. İstimlenmiş. Vazgeçilemeyen ise vibrasyonu sağlam bedeni çürük bir siyaset dükkânı istismarcılığı. Tüm partiler zarara kapı aralamış dükkân vaziyetinde tabela asmış, part part sürünüyorlar.

Geleceğe dönük düşünün diyen de, düşünen de yok. Varsa yoksa tabelacılık. Tabela siyaseti. Sakınılan her bela gözüne gözüne salına geldikçe, saplandıkça elden gelen sadece övünülen rakamlar. İkiyüzlü bir pompacılık ve tabelacılık. Meydanlardaki dövizlerde boş. Meclisteki kof laflarla ve kızgın ifadelerle güdümlenen gruplarda. Bir elenmişlik egemen kürsülere. Her şey gürültü kopartacak, egemen sermayeyi rahatsız edecek iradeye baskı kurmak için ayarlanmış. Beyin ihracı tütsüleyecek ve zaafa uğratacak bir düzen. Özel gün mü yok çok ama kimse pankartlara dahi söz geçiremiyor. Sözüne söz, verilen hiçbir söz de tutulmuyor zaten. Hemen hiç kimse kimi kastettiğini bilerek açıkça yalancılar sizi diyemiyor. Yalandan kim ölmüş yabanlığına sığınıyor.

Aslında mevcut partilerin başına tüneyenlerin pılı pırtısını toplayıp gitmesi zamanı çoktan gelmişken, gelip geçmişken hepsi hala vizyon ve vitrin derdinde. Güncellenenler ve gerekenler babında hiç kimse yeterince bağıramıyor. Bağımsızlığa düşkün en değerliler bile suskun sakin. Sanki sanki bir değersizlik modalaşmış. Dengeler ve tabelalar kapsamında rüyaya kapılmışlık modlu bir amatörlük yeğlenmiş. Sadece politik kariyer peşindekiler uzmanlaşmış. Hedefler ve zihniyet bir kenara bırakılmış, mevcut siyasetin pazarlanması yönünde esnaf tuzağına düşülmüş. Resmen can çekişiyor tabela siyaseti, düzeltmeye çalışanı yok.

Kasarlar ve kaşarlar açmışlar bayrağı, her naneyi topluma mal ediyorlar. Bu arada ciddi ve cibilliyetli siyaset erbabı yarıştan men ediliyor. Sadece taş baskı seçeneklerle kuşatılmış bir siyaset dünyası harmanlanıyor. Mevcut siyaset düzeni sadece tabelalarda ve rakamsal trajedi ile yaşanıyor. Yaşı kurusu soyut siyasetin yörüngesine oturmuşlar kıç baş oynatıyorlar. Kaburgalarını oynatmıyorlar, kıllarını kıpırdatmıyorlar. Atmasyon zırıltılar ve ibretlik uydurmalarla nefis uyandıran bir zenginlik kuşanmışlar. Etrafı kuşatıyorlar.

Merkezi bağlamda merkezkaç düzenek işliyor, işletiliyor. Ve işgüzarca inanç ile inançsızlık düsturuna savruluyor ahali. Dünyalar yıkılıyor. Hani neredeyse az kaldı uz kaldı edebiyatıyla Tanrı ile yüzleşecek polimli politikacılar var. Emri sadece ondan alıp ilahi bir sadakatle uygulayacakları besbelli bir düzenek kurulmuş. Sırla sözle güvendirmek de işte bu olsa gerek.

Tabelaları bile değiştiren her tatlı yalana sorgusuz sualsiz aldanma siyaseti ise başka bir şey. Felsefe, bilim, sanat, kültür zemin kaymasına uğramış bir tabela zihniyeti. Bir başka deyişle resmen zihin kaybı yaşanıyor. Bu siyasi tema insani değerlerden de uzaklaşmış. Tek pencere tek tabanca  bir modele evrilmiş. Varsa yoksa taabiyet ve tabiyet. Ne yazık ki tabiatın kanunu olarak görülüyor bu tabela siyaseti. Bu sürüncemede ise özü tayında, gözü tayinlerde yığınlaşan bir davranış karmaşası. Kuralsızca işliyor düzenek.

Kural tanımaz seviyede bir taneleşme ve minikleşme yazılıyor tabelalara. Metalik bir fırtına vuruyor vurdumduymazlığı. Aynen dünya gerçeği. Bu gerçek, illeti aleti tabela üzerinde bir yalnızlaşma. En yüzeyde bile boğulma tehlikesi var. Siyaset levhası, tabelası boynunda polen tıkanması. Bir soluksuzluk gerçeği. Bir başka biçimde izah tarzı yok. Resmen tabela siyaseti.

İzanı mizanı tutmayan bu taş kafa tabela siyaseti aşkıyla çarpıyor dünyanın yüreği. Bu siyaset gerçeğinin yüzlerine vurulmasından da korkuyorlar tüm politikacılar. Yalancılar sizi denilmesinden...

Tüm dünyada böyle…

ÖYKÜ DAĞI


ÖYKÜ DAĞI 

Tanrı dağlarında doğan ve er ya da geç tüm dağları da kuşatan bir öyküdendir, göle çalınan diğer tüm öyküler. Ayası mayası bellidir.  İlk baştan ilanihaye yazılmışlardır. Sadece öykü dağında yayımlanma sıralarını beklerler…

Bu ramazan ve son on yıllarda her ramazan öyküsü Tanrı katına yürüyüşün, Tanrı kayrasına kayıtlanışın, miraca çıkışın değil içten içe çürüyüşün öyküsüdür. İçten dışa çürüyüşün öyküsünü yazanları birey utancı ile baş başa bırakacak bir tanıklığa yine gün sayıyor tarih. Sayaç otuz güne ayarlı, maksat mayalanmak tezgâhlı. Kimdir bu doluya boşa mayalayan mayasızlar, bir kısmının balonu patladı. Şimdikilerin menşeinin ve de dileğinin anlaşılması da pek yakındır. Bu sanık tanık dayanışması her seferinde öyle ediyor, böyle ediyor sahte kanıtlarla tarihi yanıltmaya çalışıyor. 

Oysa her bir şeye Tanrı tanık ve Tanrı dağlarında kanıt gerekmiyor… 

Bu kısır öykülü dönemin öykücü koridorları karanlık mı karanlık, zifiri karanlık. Bilimin meşalesi kâğıt üzerindeki afili cümleleri yakıyor. Nice öyküleri de cılız cızlam aydınlatıyor. Dünyada dünden bu güne dirlik kalmadı. Zaten birlik ruhu zedelendikçe son kale öykünmeleri de fayda etmez. Sokağa dökülmeler de her şeyi anlamaya yetmez. Anlatmaya da. Öyle ki öykü küskünleri ve öykücü sürgünleri için devam eder sonsuzluğu yakalamak gayreti. Geride kalanları ise kasar.

Sonra uydurmaca evrensel tarih sol tahlilde asli geçerliliğini yitirir. Tanrı armağanıdır simgeleşen dönüm noktaları. O yüce döngü yıkılmaz sanılan iktidarların denizlere döküldüğü andır. Her an ve zan ayrıntılara hapsedilir. Direnişin en hası kutsalı, bedel ödemişlik öykülerinde bile bazen yer bulamaz kendisine. Tanrıya dua ve yakarışların da içi geçer. Bazen öykü içinde gizli öyküler de kısmen hepsi geçer. Tanrı kitaplarında da başkaları sorgulanır hep, diğerleri. 

Öykünülen son soru, son ile ilgilidir ve şudur aslında; Bu, bugüne nasıl gelindi, dünya memleket bu hale nasıl getirildi? Ne odaklı ise tarihe kazınan tarih, kim kazıdı. Kimin marifeti? Öykü üstüne öyküler yetmez bu kazı kazan çabasına. Oruca, oruç bozma merasimlerine ve oyunbozanlığa kadar kasılma. Marka değeri günden güne yükseltilen zifiri karanlığa sebepsiz ayılmama. Böylesine bir hazır cevap yıvışıklığı ile en ufak bir esintiyle çöker çatılar. Zaten çöküyor. Yani öykü çatısız, öykünülen kapısız, höykürmek bacasız. 

Kapı baca perişan, viran, tutmuyor eller, tütmüyor duman. Hemhal olunan zaman, anlar ve anılar bir yana kayıp zaman.

Tanrı dağlarına hükmeden öyle anlar ve anılar vardır ki zaman zaman acıtır ciğerleri. Yakar. Meraklılarına dualar ile dolar trajediler. İşte işe sıfırdan başlamak dünyayı yeniden keşfetmenin öyküsüdür. Yürüyüşüne bakmadan çürüyüşün öyküsünü yazarlara inat ilahi mısralar okumaktır en kutsalından. Tanrı kelamı tadında şiirleri olmayan bir milletin ilkesi de, ülküsü de, ülkesi de süreksiz olur. Öyküleri de sığabildiğine sığ, renksiz kalır. Olsun varsın makaleleri ile de geçiştirilemez yakalanılan bu yıkık zaman yalpalaması.  Mesele asla kanmamaktır yalanlara. Oraya buraya yeltenilirse eğer yetimleşilir, makaleler de öksüzleşir.

Öyküler, köksüzlük örgüsüne değinilmeden artık öykü nereye akarsa akar, gemi nasıl ilerlerse ilerler hiçliği ile hayata geçirilemez. Öyle çözülemez düğüm. Tanrı dağları arasına sıkışmış deniz bir mucizeye tanıklık eder. Belki de tarih Tanrının krallığından arsızca beslenenleri tanyeri ağarmadan kusar. Tanyeri ağardığında hikmeti mucize gerçekleşir bol kepçeden yalanları sıralayanlar oruca yatar. Belki geç de olsa her öykünün ana fikri net anlaşılır. Ancak her yeri kuşatan öykü buzdan kılıç öyküsüdür. Gönüller buz keser.

Tesadüfen olmaz asla, ölüme bir kala azığı kızağı dil esnekleşir. Bin feda dil ve din destekli bedenler esmerleşir. Ve karanlık en unutulmaz öykü kahramanları ile özdeşleşir. Fani kani davası uğruna ayni tip beslenme her devrin adamını yaratır. Tanrı korusun zamanla toptan tipleşilince günü kurtarma cambazlığına dönüşen, dönüştüren öykülerde öykülerin adamına dönüşülür. Kime ne öykülerin kilerinde raflandırılmışlıktan. Kime ne ki rafineri artıklarından demek daima suç unsuru barındırır.  Öyle öykünmeler, höykürmeler ve öyküler vardır ki; cennetin kapısından döndürür ahaliyi, cehenneme kovalar. 

Oysa en sıkıntılı dönemler ve o dönemleri atlatmak üzere harmanlanmış ne arıza öyküler vardır. Var yemez cimriliği ile onlar da fezaya gömülür. Yine de öyle veya böyle tarihte henüz yazılmamış öykülere savruluyor kelimeler. Biraz terbiye biraz kültür yozlaşması çarpıyor paragraflara. Yontularak yürüyüşe geçiyor harfler. Hepsi Tanrı dağlarına öykünme cilalı. Saf satırlarla kazara Tanrı kelamı dışına taşma aranıyor. Günaha bulaşmalar filan. Hep ayni ramadan davulculuğu. Kraldan çok kralcılık programlanması.

Çürüyüşe bir kala kral çıplak. Geçmiş bin yıllık hayatını en harika yaşayanlara eve dönüş öyküsüdür o kör kitaplar. O kör saatlerde kökleri ile alakasız bir Halley çarpışmasına endekslenir haller. Gelecek yıllar hesabı hiç tutulmaz. Evrenin ruhu acıtır. Tanrı tuzu kutupları tutuşturur.  Öykünmeler ve höykürmeler Tanrı dağlarını kurutur.Zamanın durduğu zaman işte o andır. Öykü sıfırlanır.

Zamanın durduğu zaman ve Ramazan bulanıklığıdır hafızalara yeni öyküler yazdıran. Eski köye yeni adet muğlak bir mutlaklıktır. Öykülerde geçen. Sınırlar Tanrı kelamı ile desteklenince en keskin sınırlar da kalkar, duvarlar çöker. Ancak yine de top yekün kara toprağa koşmadır öykünülen. Kara cahil koşanlar tarih kuşanırlar. Kuşa çevrilip de kuşanılan tarih başlı başına yalandan bir öyküdür. Orucun, unutuşun ve her acıya gülüşün öyküsü ve dahi nicelerini barındırır. Hemen hepsi kutsal yürüyüşün değil dünyevi çürüyüşün öyküsüdür açıkça. 

Öyküler vardır hiç bitmez. Onlar Tanrı dağında doğar, öykü dağında öykü seferlerini bekler. Sırası gelenler ise Tanrı adına… 

23 Mayıs 2017 Salı


GENETİK İNKÂRCILIK

GENETİK İNKÂRCILIK 

Yüzyıllarca genetiğinde var olan haz ve hava, saz ve safa, zevk ve şevk işlenmiş bir saray ve saraylılar, köşkler ve dört köşeler, yalı boylarında yalakçılar düşkünlüğü, kraldan çok kralcı saraylılığı tarihten hep silinmiş. Resmen inkâr edilmiş. 

Oysa koca kavuklu lavuklar, iri keseli avantacılar ve iri kaseli lavantacıların yüzyıllarca hükümranlık sürdüğü bir tarih genetiği taşıyor bu memleket. Cumhuru da. Başı da. Yani makam ayırma ve mevkii kayırma ile haysiyetin ayaklar altına alındığı bir devletlu çarkı. Çarkına çarpı atılası kadersizlikaklına canına kanına işlemiş şu garip memleketin. Hala hal ve gidiş böyle. Sıfırın altı yansıması. Hep Allasen sayıklaması. 

Sulh ve sükunet hasıl olsun deyü, devletin bekası gereğü nice kelle bir vuruşta bedenden ayrılmışNice fani perde arkası ani soluksuz bırakılmış. Her yalpalayan adımda hadımlar, ocaklar, zaviyeler, kadılar ve kadınlar saltanatı tesis edilmiş. Adamlar çürüğe ayrılmış. Yine ihanet yine inkâr

Kör ve nankör yaltakçıların denize nazır yalılarında, Boğaziçinin serin ve derin sularında olgunluk dönemleri sıra ile heba edilmiş. Hazırlar ve nazırlara memleketler hibe edilmiş. Üç bir yan karanlık sular, kör kuyular, çulsuz çukurlar boğmaca kul doldurulmuş. Bir inkârcılık edebiyatı ki gırla. 

Hattı hümayunlar ağdalı tuğralı, şu memleketin dibine dibine nüksetmiş, hummalı kazık olmuş,  devletin genetiğine kodlanmış. Gurur ve gaflet mertebesinde bir iman ile yazı turalı ne kadar nüfuz edilecekse edilmiş. Arsızca nüfus geliştirilmiş. Sonra firardatayinde, sürgünde teleflik, külliyen ocak söndürme ve nüfuz kay. Ve nüfus ayıbı. Hep inkâr, hep inkârdan kale.

Yüzyıllarca koca kavuklu lavuklar, kara keseli avantacılar ve küre kaseli lavantacıların saltanatı saraydan içeri, saraydan dışarı taşmışgarip milletin anası ağlamış. Taşkınlıklar hilekârca menfaat temelinde azillere, azmettirmelerearz ve talepler çerçevesinde makam ve itibar zelzelelerine ve kelle urmalar vurdurmalarla zil zurna diz çökmelere çeşitlendirilmiş. Bir nevi zulüm ve zorbalık rezaleti zapteylemiş malı mülkü maslahatı ve dahi saltanatı. Adına işgüzarlık denilmiş.

Genetiğine servete sefere düşkünlük işlenmiş şu memleketinCumhurundan,  en başına, başındakine. Yüzyıllar her boşluğuher yolculuğu, her yozluğu, her sofiliği fırsat bilen koca kavuklu lavuklar, kara keçeli avantacılar ve kara peçeli koca kaseli lavantacıların topluma hiç mi hiç aldırmadığı, acımadığı bir idari kısır döngüyle doldurulmuş. El pençe divan durmak en mühim uzuvçeşitliliği olmuş 

dönemlerde o döngüde bile makul karşılanamayacak bir zaaf ve zırvalık. Bu gün de ayni umursamazlık, aynen devam. Ayni inkârcılık…

Kim istemez kim sevmez ki onca debdebeyi. Derebeylik dönemlerinin beyliğini paşalığını, aldığını verdiğini. Metrelerce sarıklıümmi ehliyetli, tüccar zihniyetli şatafatı kim bilmez. Kısa biyografilere bakıldığında bile görülür tüm eksik kodlanmışlık. Tam müelliflik mükellef bir oyundur herşey.

Genetiğin etik dışı kısmının arşivlenmesi ise başka hikâye. Hiçbir alfabeye ve yazma sanatına asla sığdırılamaz bu mazo satanist ve Bizans oyunları ile sarmalanmış hikâyeler. Belgelerle kanıtlansa da asla inanılmaz. Formülleri anında değişir, değiştirilir. Dme satışlarbaşlarKodaynı kalır. Nankörlük ve inkârcılık.

Koca kara kavuklu lavukların, kara iri keseli avantacıların ve kara küp kaseli lavantacıların kendine has bir dilleri, tanımları, terimleriresimleri ve de kendi sistematikleri vardır. Yüzyıllar sonra da hiç değişmezCumhur da. Başı da. Ayniyle ayni kalır. Genetiğiyle oynanmışlık işte tam budur.

Şifresi ise genetik inkârcılık…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder