15 Haziran 2017 Perşembe

YÜRÜMEK VE FAKRU ZARURET…

YÜRÜMEK VE FAKRU ZARURET… 
 
Çok garip bir memleket şu fakir memleket. Resmen kör gözler ve sağır vicdanlar cenneti. Görenler, duyanlar, yürüyenler için ise tam bir cehennem. Belki de sırf o yüzden çoktandır inceden bir yürüyüş eylemek gerekiyordu. Geç olsa da başladı. Bıçak kemiğe dayandı. Fakru zaruret… 
 
İşin gerçeği kortejle yürümek güzeldir. Hayatın içinden kutsal bir eylemliliktir. Başka çare kalmayınca zaten kendiliğinden bir yolculuk başlar. Yolcu hiç telaşsız, sakin ve kor ateş bir yürekle başkaldırır. On yıllarca hüküm süren ağalar ve oğulları ve damatları saltanatının resmi uyarısı kapsamında baskılarda yapılacaktır. Taşkınlık yapmadan ‘makul sayıda ve kaldırımlardan’ hiç taşmadandır ilk resmi rotası. Ancak başlamaya görsün bir kere rota, nota, barikat dinlemez adalet arayışı, özgürlük için yürüyüşler. Yıkar geçer. Deler geçer. Yürümenin bile şarta şurta bağlandığı bu fakir memleket de görür hınca hınç meydanlara ulaşan yolculuğu. 
 
Bu sulta saltanat sürüp sürdürüldükçe memleket elbette hak için hakkı ile yönetilemez. Adaletin terazisi şaşar. Bir siper ve süpür siyasetine bağımlı kılınır memleket. Yeni siyasal sistem ali, vali ve sözde adalet hakimi üçgeninde işler. Ve halkın az buçuk kalmış hakları da bir güzel yağmalanır. Nedense şu garip memlekette adalet maalesef tazmini zor melanetler doğurur. Memleketin eşsiz manzaraları bilerek bilmeyerek bozulur. İç hesaplaşma ve insani sorgulama hiç yapılmaz. Ahali kendi haliyle baş başa bırakılır. Hak hukuk kalmaz. İşte tüm benzer felaketlerin sonucunda geç kalınmış olsa da sokakta buluşulur. Halkla birleşilir. 
 
Bu kutlu buluşma çoktandır çok dillendirilmişti ama bir türlü görülmemişti. Artık fakru zaruret. 
 
Memleket fakru zaruret içinde çilelenirken her bir şeyi saraya, saraya bakanın kerametine bağlamakla yürümez işler. Sadece ekabirlerin işleri yürür. Bu arada olmayacak, olmadık işler ile meşguliyet ise siyasete hiç yakışmaz.  Bu memleket insanının yarısı bu aldatmacaya kanmaz. İşte bundandır acımasız yargı operasyonları. Olmaya geldim oldum bunlara da çok doldum, kes cezayı doldur kodese mantığı ile yürütülüyor işler. Yürümez. Gün gelir hesap döner realitesi Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. Hazin ama gerçek bu gün işte o yüzden resmen F tipi despotizm.
 
Her türlü zum zulüm de bir yere kadar. Zam zulüm işkence, maddi manevi işkence varsa eğer açılımı faşizmdir.  Bu tertipler de tarihte malumdur tutmaz. Tutsa bile uzun gitmez. İçeride tutmalar, içeri tıkmalar, sebepsiz yere uçuk kaçık mahkûmiyet giydirmeler, keyfi yargılamalar da gün gelir hesaba çekilir. Olmaz olmaz dense de bu olur. Olursa da asla aklanamazlar, biliyorlar.
 
Hele hele hazine acayip biçimde borçlu ve ödeme darlığı çekiyor zevat. Atar katar peşinde herkes. Nereden buldun yasası da yok soranı da yok havasında merkez. Muhalefeten merkez kaç kuvvetine kapılanlara ise yargı kılığında dikteci dikta rejimi. Ancak tavşanı tazıya, aslanı fareye boğdurmakla da bu yağlı yıkımın önü alınamaz. Adalet Sarayları da çöker sonra. Günü gelir ihtişam sarayları da. 
 
Özgürce yaşamak ve yaşatmak adına, mutlak mutluluk için hüzünle yollara dökülmek şarttı. Kutsal kitaptan çıkma farzdı. Çıkıldı. Fakru zaruret…
 
Bu yola çıkmak, bu yolculuk belki de duygu yoğun bir başlangıçtır. Dertlerin tükenmesi için dönüm noktasıdır.  On yıllardır başa gelenlere de, işbirlikçiler eliyle çok uluslu harmanlamaya da eksik ve geç kalmış kutsal isyandır. Gün dönümüdür.   Tarihte böyle nice yürüyüşler vardır. O yürüyüşler ardında sayısız ölümsüz eserler bırakmıştır. Ve daima da bırakacaktır. 
 
Gelinen noktada ufuk ötesi özlenmiştir. Ve yürüyüş başlamıştır.  Fakru zaruret. 
 
Memleket fakru zaruret içinde nafaka temini ile cebelleşirken maksadı ne olursa olsun bunca ceberrutlaşmak insanlıkla da devlet adamlığı ile de bağdaşmaz. Diz çökmek, gerdan kırmak, bağdaş kurmak, sacda secde ile de siyasetçi olunmaz. İyisi varsa eğer iyi siyasetçi geçmişin muhasebesini de yapandır. Geleceği de öngörendir. Sadece bu ikisi yapıldıkça ağızlarda tat kalmaz. Zamanın içinde bir yolculuktur zaten her eylem. Ses duyurmak, ses olmak, ses vermek için özgürlük ve adalet için bir yürüyüştür her atılan adım. 
 
Kimilerinin durduk yerde, ne gerek vardı diyeceği bir yürüyüş eyleniyorsa eğer hep fakru zaruret. 
 
Kan, kin, din, garez cehenneminde gazap çeken ahali başka taarruzlara da uğrayınca bir kıvılcıma bakar. Çaktığında adalet için yürüyüşe geçer. İlahi adalet billahi adalet hiç fark etmez. Aynı safta buluşulur ve yolculuk başlar. Sadece adalet için olan yürüyüş gün güne gelişir. Tabelalarda yazılı kalmayıp muazzam işleyen bir adalet için de gelişmeli ve de büyümelidir. Fakru zaruret.
 
Nice diyaloglar kurulabilir her yürüyüş eylemine. Monologlarda zırvalanabilir. De, her yürüyüş eylemi durduğu yerde durmaktan, günden güne gerilemeden ve iki ileri bir geri gericileşmekten evladır. Adalet ve özgürlük evladiyelik bir tutkudur, kutludur. Adalet için yürüyenler ise her daim özgürdür ve mutludur. Bu kutlu yolculuğa mani olacaklar ise şimdiden mutluluğu bozulacak olanlardır. Sırça köşklerde, saraylarda yaşayanlardır.
 
Geçmişte de çok yürünmüştür. Vakti zamanında ‘yürümekle yollar aşınmaz’ diyen zevatın milli cephesinin inadına yürünmüştür. Bu gün de kendi memleketinde mülteciliğe en ciddi karşı duruştur yürümek. Topuna karşı koyuşlar sonradan gelir. Yarım kalan tüm özgün yolculukları da anımsatır ayrıca. Ölümsüzlüğü kutsar ve uygun tarifeli tarihe de kayıt düşülür. 
 
Bitmeyen yürüyüşlerin tamamı da tuhaf biçimde başlar ve gelişir. Bazen en umulmadık korsanvari başlar. Veya ilaç niyetine mevcut oligarşinin tüm engellemelerine rağmen ölümüne diretilir. Nihayetinde de aklın ucundan hiç geçmeyecek şeyler olur. Aniden bir enerji patlaması gibi. 
 
Tek kelimeyle ‘Fakru zaruret’…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder