28 Aralık 2013 Cumartesi

TÜRKİYE BABANIZIN MALI DEĞİL…

TÜRKİYE BABANIZIN MALI DEĞİL…

Kutulamalar uzun vadeye yayılınca gelir gider dengesinde ciddi sapmaların yaşandığı Türkiye’de gelir gider tablosundaki borç  toplamı 648 Milyar Doları geçti...

Memleketin iflahını yıllarca kesen " Borç yiğidin kamçısıdır" deyimi yakın tarihte tarihi hatalara milat olan, misket gözlü zalimleri ilerleyen zamanda demokrat kılan keseden yeme rahatlığını yaşatmıştır şu fakir ülkeye. Saltanat kayığına binmek işte böyle başlar. Yap borcu sal gariplerin başına, kaşla göz arası yüz milyar doları kutula.

Dere boyu kavaklar, cadde boyu bakanlar, sokak arası danışmanlar bol olursa beyaza sıcak  değer ve dil vadisinde de mantar bulutları dolaşır.

Dillerden düşmeyen bozuk düzen sarsılması da bu olsa gerek haramı bir kenara, helalinden...

Lafta ileri demokrasinin, sözde kusursuzluğun iktidarının para ağaçları kurumadan toplamak olduğu geç anlaşılan bu çağda üç vakte kadar daha nelerle karşılaşılacak acaba. 

Yaraya değil yarıya neşter vurulduğundan oy çokluğu-oy birliği ile sadece parmakların kaldırılıp indirildiği meclislerden taşan olmadık yolsuzluklar, paraya endeksli teklifler savruk Sayıştay raporlarında bile bir bir geçiyor.

Anasından, babasından atasından malı mülkü kalanlar bile en derin gurbeti yaşıyor artık bu ülkede. İlenç duvarında sil baştan, yeni devşirme çileler çekiyor bu toprağın yerlileri. Zaten yaşam öykülerine aklımızı açtığımız her yeni gün gözü bantlı yazılar da oluşuyor kendiliğinden.

Üç beş ailenin on yıllarca sahip oldukları bu ülke, son yıllarda ortaya çıkan yeni sahip çıkanlarca acayip sahipsizleştirilmiş. Bir sabaha karşı anlaşılıverdi dalavere. ne maksatla olursa olsun, kamuoyuna açıkça belirtilemeden adı pazarlık yaparak, anlaşarak, iş görerek de olsa bu ülkenin asıl sahiplerine gariplikten başka bir seçenek bırakılmamış. İn cin tedirginmiş kimin umurunda, dolsun kutular.

Meğer yıllarca bu ülkenin miraslarını koruma ve değerlendirme yetkilerini elinde tutanlarca bal tutan parmağını yaların ötesinde, tüm değerlere resmen el koymak gibi bir şeyler yaşanıyormuş ada ada, parsel parsel. Halk hipnotize olmuş eyvallah diyor her gelişmeye ya da biz biliyorduk pişkinliği ve rahatlığı içinde.  Oysa en yakınlar bile şoke oldu sabah ezanıyla. Ağır baskılar, sebepsiz engellemeler, yerli yersiz zorlamalar ile mamafonik bir lalezar yağmalaması işliyor-işletiliyormuş açıkça. Hem de Türkiye’nin menfaati adına.

Kodaman baskılı nesli tükenmişliğin işgalinde, sat sav kurtul, iş bitir, anlaş el sıkış rahatla, ederine midir, mağdur edilmeden midir, rayicine midir, halkın yararına mıdır bakılmadan bir çırpıda el değiştiriyor onur ve gurur. Uzağı yakın eden bir yabancılaşma yaşatılıyor atadan dürüst ve namuslu olanlara.

Çekinceli izleme akıllılığı göstererek bu haksız gidişata seyirci olmak ve donup kalmak içimize dokundu ülkenin her aklı başında bireyi gibi. Görevden aldık-alacağız ama şimdilik  kalsın, üstüne ne yaparız bilmiyoruz, tekliflere açığız, ara açılsın biraz bakanlara bakarız mantığına da akıl sır ermiyor maalesef.

Çok sakıncalı bir fon akışı var gibi burada kutu kutu. Her bir yollu yolsuz olaydaki benzerlikler gözdağı veriyor  insancıl duruşlara ve insan düşünemeden edemiyor, sonumuz ne olur acabayı.

Uyduruk defterlere dolar dolar kaydedilen, hayali makbuz kesilen bu kutulaştırma görevliler ve görev verilmişler arasında ay ışığı ahbaplığı ile devam etmiş yıllarca belli ki. 

Korkutan gece masallarından sızan kaçan tüm vurgunları aydınlatıyor sanki bu mesele.

Aça, kaça, kime, nasıl, hangi ihale, ne çeşit protokol, hangi akıl, hangi bakan, bakan yardımcısı, bakmayan emri ve yetkisi ile kurgulandığı muamma bu adamlık müsvettesi kutusal işleyişten baş reisinin haberi var mıdır acaba. Dileriz mazeret homurtusuna gerek kalmaz ve umarız reisin de bu cemil cümle dolar kardeşliğinden haberi yoktur inşaallah.

Eğer doğru ise bu masterlik her şey;  masal sonu kerevetine çıkmak, makam ve mevkii aralığında aranmak ve yasaksız rüyalar sınırında huzuru yaşamak böyle olsa gerek...

Gerilip patlayan, küçücük bir haber başlığından doğan giderek uzayan eşref saati öykülerinden bıktık usandık artık. Hele hele o ayakkabı kutularını da görünce haklılığımıza yandık bir kez daha. Belki boşa bağır çağır yapıyoruz, âlem kör duvar, sağır sultan belki ama bu iştigalcilerin azap defteri asla kapanmaz.

Akıldan geçiyor ama bir türlü elden gelmiyor, dil söylemiyor, insan korkuyor gerçekten Türkiye  sizin babanızdan kalma tapulu malınız mı diye sormaya. Lakin bu saatten sonra sormak gerekiyor inceden.

Şu bakar körler Ülkemizde “15 Milyon aile var. Bu durumda Aile başına 28.000 Dolar borç düşüyor. Ancak ülkemizdeki ailelerin 10 Milyonu yoksulluk sınırında 5 kuruş borç ödeyecek durumda değil. Bu durumda ailesinde düzenli maaş alan 5 Milyon aileye hane başına 84.000 ABD Doları borç düşüyor."

Yüz milyar dolar da kutu vurgunu yiyince ülke insanı, ‘Türkiye Babanızın Malı Değil’ demeyi meşru sayanlar da çoğalıyor gibi.

Ve bir diğer baba soru yakındır gelir peşinden, siz bakanlar bir arşın, bir karış, bir kulaç olsun tapulu taşınır taşınmazınız var mıydı bakmadan önce...

‘BİR KOLTUKTA İKİ GÜZEL SANAT; EBRU VE TESHİP’...

‘BİR KOLTUKTA İKİ GÜZEL SANAT; EBRU VE TESHİP’... 

Esenler Dörtyol Cumhuriyet Meydanı’na kurulan Ramazan Etkinlikleri Standları’nda yer verilen ‘Bir koltukta iki güzel sanat’ olan ‘ebru ve teship’ standını ‘söz uçar yazı kalır’ diyerek ziyaret ettik.

Esenler Sanat Evi kurs hocalarından Hatice Yücel'in öncülüğünde açılmış olan stant kursiyerlerin eerlerinden oluşan minik bir sergi niteliğinde ebru ve teship sanatının tanıtımına katkıda bulunuyor. İftar sonrası ailecek stantları gezen aileler ve çocukları bu sanatsal etkinliğe aşırı ilgi gösteriyorlar...



İki senedir haftada bir gün günde iki saat ebru, öğleden önce  ve sonrasında tam gün teship ile ilgili ders alan Kursiyerlerden Zonguldak'lı Emine Dal kızı Ece ile stantta nöbetteydi. Kandilli Anadolu Lisesi mezunu olan ve üniversiteye yerleşmeyi bekleyen Ece ebru sanatına gönül vermiş bir genç olarak canlı bir örnek sundu.

Ayrıca Çatalca kökenli Esenlerli Aynur Biresa ve oğlu Kerem ebru sanatını canlı icra etmeleri ve annenin teship çalışmaları ise görülmeye değerdi...

EBRU SANATI

“ Ebru bulut gibi, mermer damarları gibi renkli, dalgalı ve hareli şekillerle kağıtlara yapılan bir  süsleme sanatıdır. Ebrunun bazı kaynaklarda yüz suyu anlamına gelen “ab-ı ru” sözcüğünden geldiği de ifade edilir. Ebru da su üzerine bırakılan boya damlaları, düştükten sonra yayılırlar ve çeşitli şekiller oluştururlar. Sonuç olarak insan elinin de müdahalesi ile inanılmaz mükemmellikte görüntüler ortaya çıkar…



Ebru yaygın kullanılan renklere bakıldığında, güneşli veya yağmurlu, açık veya kapalı bir gökyüzünü seyrediyormuş izlenimi verir. Çeşitli ülkeler ebruya kendi dillerinde, kendi bakış açılarına göre isimler vermişlerdir. Kağıt üzerindeki şekiller mermer damarlarına benzediğinden ve kağıda mermer görünümü verdiğinden Fransızlar ebruya papier marbre, İngilizler de marbled paper demişlerdir. Araplar ebru yerine, damarlı kağıt anlamına gelen varakü’l-mücezza sözcüğünü kullanmışlardır. Almanlar ise bu sanatı “Türkishch Papier” yani Türk kağıdı adıyla tanımışlardır.



Bugün pek çok ülke ebru sanatını Türk kağıdı olarak bilmekte ve kullanmaktadır.."

TESHİP SANATI

"Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş eski bir süsleme sanatıdır. Sözcük Arapça’da “altınlama yaldızlama” anlamına gelir. Ama tezhip yalnız altınla değil boya ilede yapılır. Daha çok yazma kitapların sayfalarını hat levhalarının kenarlarını süslemede kullanılır.

Türkler’de tezhibin geçmişi Uygurlar’a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhip sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhip yaygın bir sanattı.



Anadolu’ya Selçuklular’ın getirdiği tezhip en gelişkin dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran’la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu’nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış yeni bireşimler yaratmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe de yansımış örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri vazolarhttp://www.sanalda1numara.net/images/smiliv.gifsaksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur.



Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altınhttp://www.sanalda1numara.net/images/smiliv.gifdövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır. Tezhip sanatçısı (müzehhip) bir kâğıdın üstüne çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhip meydana getirilir.

"24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ" KUTLU OLSUN...

"24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ" KUTLU OLSUN...

24 Kasım “Öğretmenler Günü”…

Gazi Paşanın 24 Kasım 1928’de “Başöğretmen” olarak kara tahtanın önüne geçtiği gün 24 Kasım. Ve “24 Kasım Öğretmenler Günü” işte o gün.

Tüm öğretmenlerim ve Ülkedeki bütün öğretmenler adına Pertevniyal’deki edebiyat öğretmenimiz Gevher Hanım’ın ellerinden saygıyla öpüyorum.

Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun…

Öğretmenlerimizce bize öğretilen odur ki; İnsanın tarihsel süreçte var oluşu daima öğrenerek olmuştur. İnsan öğrendikçe maddi ve manevi gereksinimlerini karşılamış, işlevsellik kazanmış, evrilmiş, rahata ve huzura veya huzursuzluğa erişmiştir. İşin özü daha mutlu, olabildiğine özgür ve çağdaş yaşam düzeyine ulaşmak eğitim ve öğretim ile doruğa ulaşmıştır.

En bilinen gerçek odur ki; Çağdaş, özgür, modern, kalkınmış toplum olmak eğitimle olur. Ülkelerin dünyadaki konumu eğitime ve öğrenime verdikleri değerle belirlenir. Gelişmişlik çıtasını eğitime aktarılan kaynaklarla ölçmek ve değerlendirmek en doğru ölçü olarak kabul edilir.

Bir ülkeyi ülke yapan ana unsur öğretmenine, eğitimcisine ve eğitim kurumlarına verdiği değerdir. Çünkü  “Eğitimdir bir ulusu şanlı, hür ve bağımsız kılan”. Ata; ” Eğitim ve eğitimciden yoksun bir ulus henüz ulus olma kimliğini kazanamamıştır” der.

Çıplak gözle görünen odur ki; Adı yitik kuşak olsa da bizim kuşağımız, tahsilinin her aşamasında öğretmenlerine hayran olmuş, eğitiminin her dönemde öğretmenlerine gıpta ile bakmış, ideolojisi her ne olursa olsun öğretmenlerine hiç saygıda kusur etmemiş, daima onlara özenmiş ve kendisine öğretmenlerini örnek almış bir kuşaktır.

Sürekli, durmaksızın değişen, dönüşen ve gelişen dünyada, bilimsel ve teknolojik her yeniliğe, ilerlemeye, yenileşmeye ayak uydurmada öğretmenlerimizin rehberliği bu yaşımızda hala değişmeyen ve değiştirmeye kıyamadığımız tek olgudur, tek yoldur.

Bize neden, niçin derseniz kalpten inanarak; “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” Deriz…

İçtenlikle yaşanan odur ki; Yitik kuşağın bireylerinden biri olarak daha Atışalanı İlkokulu’nun bekçi Medet’e komşu baraka sınıfı bahçesine babamız tarafından bırakıldığımız ve Akpınar Yiğidi Mehmet Öğretmenimizin elimizden tuttuğu o ilk günden, üniversite kepini havaya fırlatışımıza kadar her öğretmenimizi ayrı ayrı sevgi ve saygıyla anımsarız.

Ve her fırsatta, her uygun ortamda, geleneksel pilavda aşurede, dönem buluşmalarında, lokal’de yemekte içmekte birlenir duygulanarak içlenerek anarız onları. Hepsinin de üzerimizde asla ödenemez emeği, alınteri ve yok sayılamaz izleri, asla ve asla unutulmaz unutulamaz anıları vardır. Yetişmemizde ve yetişkin olmamızda asla hafifsenemeyecek zevkle ve muhabbetle taşınan ağırlıkları vardır.

Çünkü onlar; “Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.” Vecizinin yılmaz, yıkılmaz öncüleridir.

Biz yitik kuşak bireyleri de o öğretmenlerimizin ölene dek uslanmaz takipçileriyiz.

İşin gerçeği odur ki; O onur ve gurur, bugün hala kendimizi, devrimci, ilerici, vatansever, demokrat diye adlandırıp namlandırıyorsak, dil, din, ırk, cinsiyet, renk ve mezhep ayrımı yapmıyorsak, insan haklarına, düşünce ve inançlara saygı gösteriyorsak Atışalanındaki Okul-barakadan bu güne bize notun yanında beynini veren, aklını açarak emek veren öğretmenlerimizindir.

Eğrisi doğrusu odur ki; Yeri gelip kendisiyle ve toplumla barışıksak, yeri geldiğinde de gözü kara atılıyorsak bitmeyen kavgalara, bu delikanlı ruh halimizde onların eseridir. Övündüğümüz ve övünmekten kaçınmayacağımız bir haleti ruhiye ye sahipsek en radikalinden yine onların marifetidir.

Emeği en yüce değer görüyorsak, özgür ve bilimsel düşünceye sırtımızı kesinlikle dönmüyorsak, asla kırılmayan, bükülmeyen bir dünya görüşüne sahipsek, iktidarlara nispet garibi gurabayı koruyor ve kolluyorsak hala, özetle helali haramı biliyorsak en harbisinden yine onların sayesindedir.

Boşuna denmemiş olsa gerek “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Sözü…

Yıllardan sonra öğrenilen odur ki; Hala öğrenmeye açsak, doymamışsak, öğrenmeye hayat boyu devam edeceksek, hayat boyu öğrencilikten ve öğrenmekten gocunmuyorsak, başucumuzda daima okunulası bir kitap duruyorsa yatarken ve her daim duracaksa ebediyete göçene dek;
 
” Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.” Sözüne gönülden inanıyoruz ve yaşıyoruz demektir…
 
Şimdilik son ders odur ki; Geçmişi bilip dersler çıkarmak ve geleceği kurmak adına hala bin bir suratlı, bin bir maharetli hokkabazlara rağmen, korkmadan mahirce mücadele edebiliyorsak, öğretmenlerimizin onurlu mücadelesinin eseri olduğumuzdandır.
 
Çünkü” Dünyada her şeye kıymet biçilebilir. Ama öğretmenin eserine asla kıymet biçilemez.”Gevherine ulaşmışız bir kere…

Denilebilecek son söz odur ki; âcizane, akilâne, adilane, deniz de karada, ” Toplumların uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür…”
 
Ve Sevgili Gevher hocam; Bu yaşımıza öğrettiklerinizden milim sapma göstermedik çok şükür, bilgilerinize sunarız, tüm öğretmenlerimiz adına mübarek ellerinizden öperiz.

'24 Kasım Öğretmenler Günü'nüz kutlu olsun...

İSTANBUL İSTİHDAM FUARI BEKLENTİLERİN UZAĞINDA KALDI…

İSTANBUL İSTİHDAM FUARI BEKLENTİLERİN UZAĞINDA KALDI…

Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü 2010 Avrupa Kültür Başkenti Kongre Merkezi’nde kurulu çadır stantlarda  devam eden 2013 İSİİF-İstanbul İnsan Kaynakları ve İstihdam Fuarı” 27 Nisan 2013 Cumartesi 18.00’de sona eriyor…

İş arayanlarla işverenleri buluşturmak amacıyla bu yıl üçüncü kez düzenlenen, 2013 İSİİF-İstanbul İnsan Kaynakları ve İstihdam Fuarı’na Türkiye’nin önde gelen büyük firmaları katıldılar. Ancak fuar beklenen ilgiyi görmedi. Her iki taraf için de beklentilerin uzağında kalan fuarda yinede Türkiye’nin önde gelen firmalarının temsilcileri, deneyim ve tecrübelerini üniversite öğrencileri ve iş arayanlarla paylaştılar.

Ancak bu seneki fuar bazı olumsuzlukları da yaşayan ve yaşatan bir fuar olma yolunda.Bu yıl üçüncüsü düzenlenen fuarın üçüncü günü ziyaret ettiğimiz çeşitli firmaların stantlarında görüştüğümüz firma yetkilileri çekinerek de olsa umduklarını bulamadıklarını ifade ettiler;

Katılımcı firma yetkililerinin çoğunluğu fuarın daha merkezi bir yerde yapılması gerekliliğini vurgulayarak, geçen yıllardaki fuarla kıyaslanamayacak bir fuar süreci yaşadıklarını dile getiriyorlar.

Tekstilkent’te düzenlenen fuarların daha olumlu geçtiğini söyleyen firma sorumluları fuarın hedef kitlesinin üniversite öğrencileri olmadığına göre bir üniversite kampüsü içinde düzenleniyor olmasının yanlışlığı üzerinde duruyorlar.

Her nekadar ulaşım sorunu yaşanmasa da insan kaynakları uzmanları vasıflı veya vasıfsız iş arayanların kampus içindeki bu fuara gereken ilgiyi göstermediklerini düşünüyorlar.

Ayrıca katılımcı firmaların ve fuarı düzenleyenlerin, fuar reklamını yeterince yapmadıkları, tanıtımın doğru dürüst yapılmayışı,  promosyon, sorgulama, piarı ve halkla ilişkiler üzerinde pek çalışmadıkları istenilen düzeyde bir fuar ortamı yaşanmamasına neden başka görüşler olarak görülüyor.

Üç günde başta teknik meslek liseleri olmak üzere 46 okulun 100-150 arası öğrencisi ile fuara katılım sağlaması gençlerin ileride seçecekleri meslek alanlarını belirlemeleri açısından bir kazanım olarak düşünülebilir. Ayni zamanda üniversite öğrencilerinin fuarı izleyerek hangi meslek dallarında istihdam talebini yoğun olduğunu gözlem yapma olanağı bulmaları da fuarın kazandırdıklarına eklenebilir.

Genelde firmalara günde 20-30 iş başvurusu ortalaması ile süren bu yıl ki fuar geçen yıllardaki iş başvurularını arattı. Fuarın üniversite kampüsü içinde düzenlenmesi en çok yarı-gün çalışma pozisyonlarına başvuruyu getirdi. Özellikle yarım gün eleman istihdamını düşünen firmalar bu fuarda aradıklarını buldu denilebilir.

Bu seneki katılımcı firmaların eleman başvuruları almasının yanında, firma tanıtımlarını sağlayan promosyon ve materyal sunumunda eksik kalmaları da bir başka ayrıntı. Birçok katılımcı standında eleman başvuru formları bulunmasına karşın firma yetkilisi olmayışı da bir eksiklik olarak göze çarptı.

Türkiye’nin önde gelen  200’den fazla ticari kurum ve kuruluşunun katıldığı fuarda, hem firma yetkilileri hem de iş arayanlar beklediklerini bulamadıklarını ve hayal kırıklığına uğradıklarını belirttiler. Fuara katılan firmalar ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda arzuladıkları vasıflı-vasıfsız ve kalifiye elaman iş başvurusu alımlarını gerçekleştiremediklerini ifade ettiler.

Gelecek yıl düzenlenecek fuarın bu eksiklerin giderilerek yapılması durumunda beklenen başarıyı sağlayacağını, beklentilere yanıt verecek bir fuar olabileceğini vurgulayan katılımcı firmaların insan kaynakları uzmanları ve meslek danışmanları her şeye rağmen memnuniyetlerini dile getirdiler. 



ÖZDEN; BU ZİHNİYETİN MUMU 27 MART 2014’DE SÖNECEKTİR…


ÖZDEN; BU ZİHNİYETİN MUMU 27 MART 2014’DE SÖNECEKTİR…

Geçen hafta Ana muhalefet partisi CHP’nin düzenlediği kentsel dönüşüm paneli ile ilgiliEsenler’de bir yerel gazete Son yaptığı Haber-manşetlerde panelistlere ağır sayılabilecek ithamlarda bulundu…

Adı geçen gazetede; “Esenleri Bilmeden Sallayan Vekil, sırf muhalefet olsun diye atıp tutan milletvekili, eleştirileri yanlış ve bir o kadar da fos, sallama sayın vekil, bilmiyorsan neden konuşuyorsun sayın vekil, İftirada Usta, insafsızca inkâr eden usta, yalanı rahatlıkla söyleyebilen…” biçiminde başlık ve tırnak içi yazılanlara ve geleceğe ilişkin:

CHP İlçe Başkanı Halil Özden ESENLER TİME’a şu açıklamalarda bulundu…

BEŞYÜZBİN KİŞİYİ YAKINDAN İLGİLENDİREN VE HAYATİ ÖNEM ARZ EDEN BİR KONU…

“İlçemizde yaşayan beşyüzbin kişiyi yakından ilgilendiren ve hayati önem arz eden bir konuda sayın milletvekilimizi ilçemize davet ederek bir panel verdik. Ben şahsım açılış konuşmamda ve sayın milletvekili de konuşmasının başında kentsel dönüşüme karşı olmadığımızı vurguladık. Karşı olmamız da mümkün değil dedik. Sosyal demokrat bir anlayışla ilk kentsel dönüşümü Ankara’da uygulayan biziz dedik.

Sözlerimizin başından itibaren bunu söyleyerek halkımıza ve esenler halkına anlatmak istediğimiz kentsel dönüşüm nedir, ne değildir anlamında yardımcı olmaktır. Ve Milletvekilimiz ve panelistlerimiz bu konuda deneyimlerini bilgilerini katılımcılar ile paylaştılar.

YALAN VE İFTİRALARIN SONU PEK DE İYİ OLMAZ

Şimdi benim de okuyunca üzüldüğüm bu yazıları yazan arkadaşa gazeteci diyebilir miyiz? Bu haberin gazetecilik ahlakına uygun olup olmadığını bir düşünmek lazım. Ben şahsen bağdaştıramıyorum. Kendine gazeteciyim diyen bu arkadaş bilmelidir ki, yalan ve iftiraların sonu pek de iyi olmaz. Bir gazeteci ahlaka uygun olmayan biçimde yalan ve iftira atarsa gazeteciliği bizim gözümüzde bu günden itibaren bitmiş olur.



Kendi bölge milletvekiline, bu konuda tezler hazırlamış, doktora yapmış profesör olmuş, deprem ve kentsel dönüşüm konusunda uzman bir milletvekiline lafları boş çıktı, palavra attı gibi sözlerle ithamda bulunmak ayıptır. Açıkça ayıp etmiş olurlar ve saygısızlık yapmış olurlar. Milletvekilimiz profesör doktor unvanı olan bir akademisyendir. Bilmiyorlar ise öğrenecekler. Kendisine Gazeteciyim diyen bu insanı yazdıklarından dolayı kınıyorum.

Bu arkadaş bilmeli ki panelistlerimizi o kürsüye çıkarırken geçmişte neler yaptıklarını ve kim olduklarını gayet iyi biliyorduk. Onların esenler hakkında çok geniş bilgiye sahip olduklarını da biliyorduk. Esenler ve kentsel dönüşüm hakkında bilgilerinin ne kadar derin olduğunu herkes gördü. Bu yazıyı kaleme almak zorunda kalmaları da korktuklarının ve işin gerçeği.

Panelistlerimizin bilgisizliğinden bahsediyor bu gazeteci.  Ama kim olduklarını iyi biliyor bilmiyorsa da yakında öğrenir. Anlaşılan bu gazeteci ya Esenlerden bir haberdir ya da çamur at izi kalsın mantığı gütmektedir.

BİZİM KAMUOYUNA DUYURMAK İSTEDİĞİMİZ…

Bizim kamuoyuna duyurmak istediğimiz ve duyurduğumuz neydi; kentsel dönüşüme karşı değiliz. Esenler’de yapılan dönüşüm ile ilgili geçmiş örneklerden dersler çıkararak halkımızı uyarmak ve bilgilendirmek. İstediğimiz ve yaptığımız budur.

Bilgilenmeden bir yere imza atmayın, öncelikle mahallenizde kalmayı isteyin, komşularınızdan hemşerilerinizden ayrılmayın, komşunuzu hemşerinizi kaybetmeyin dedik fena mı yaptık. Size sözleşme imzalatırken dairenizi burada vereceğiz diyorlar bundan önce yaptıkları ortada vatandaşlarımızı Kayabaşı’na gönderiyorlar, Fatih bölgesi ile ilgili bu yerlerde şimdi villalar var. Vatandaşlar yerlerini terk etmek zorunda kaldılar bunlar doğru değil mi. Bu bir tehcir değil mi?



BU GAZETENİN MİLLETVEKİLİMİZE VE PANELİSTLERİMİZE YAPMIŞ OLDUĞU HAKARETİ KENDİLERİNE İADE EDİYORUM. 

Bu anlamda bu gazetenin milletvekilimize ve panelistlerimize yapmış olduğu hakareti kendilerine iade ediyorum. Bu gazetenin daha önce de yaptığı gaflar var. Hakkımızda şahsımı hedef alarak tükürdüğünü yaladılar diye haber yaptılar. Ancak ben kendine gazeteciyim diyen bu adamı ciddiye almadığım için cevap vermedim.

Ben tükürdüğümü bu yaşıma kadar asla yalamadım, hiçbir kudrette yalatamaz. Tükürüğünü yalayanlar ortada. Bu arkadaş yalan dolan ile bir yere varılamayacağını bilmelidir. Bu arkadaşı herkes tanıyor. Nerede görev yaptığını Nerede yönetim kurulu olduğunu herkes biliyor. Ancak şunu iyi bilmeli ki tuttuğu tarafa da bilmeden zarar veriyor. Önce onlara sonra da kendisine zarar veriyor, bunları yapmasın.

Buradan AKP ilçe başkanına da seslenmek isterim. Sayın başkan hukukçudur. Yanında kimlerin olduğunu iyi bilsin, bu gibi tiplerden fayda yerine zarar gelir. Bu gibi yanındaki arkadaşlar hem ilçe başkanına hemde belediye başkanına zarar vermiş olurlar derim. Bu arkadaşın uyarılması gerektiğine inanıyorum.

BELEDİYE BAŞKANIMIZ İLE İLGİLİ BU GÜNE KADAR AĞZIMIZDAN YANLIŞ BİR LAF ÇIKMAMIŞTIR. 

Bizim belediye başkanımız ile ilgili bu güne kadar ağzımızdan yanlış bir laf çıkmamıştır. Söylediğimiz şudur, yaptığınız her doğru ve iyi işi destekleriz, yanlışlarınıza da karşı çıkarız.



O gün o panelimizde ne benim ne de panelistlerimizi ağzından sayın belediye başkanımız hakkında yanlış bir söz çıkmamıştır. Duyan varsa söylesin. Yeri gelmişken şunu da belirteyim. Zeytinburnu Sümer mahallesinde yapılanları biliyoruz. 160 bin metrekare kamulaştırılmış, 14 bini yapılmış, 16 bin metrekare yeşil alan ayrılmış geri kalanı bilinmiyor. Biz bunları vurguladık. Sulukule örneğini hatırlattık.

Esenler belediyesi de böyle yapacak demedik. Sadece önerilerde bulunduk. Böyle yapmasa iyi olur dedik. Sorunlarınızın çözümü teknik bilgi için ilçe başkanlığımıza müracaat edebilirsiniz, sorunlara uzman kadrolarımızla yardımcı olacağımızı söyledik. Ne var bunlarda. Konuşmamın başında vurguladım. Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş. Yani esenlerli hemşerilerimizi birbirlerinden ayırmasınlar dedik. Söylediğimiz insanımız bırakın yerlerinde kalsın. Sayın Başbakan da söyledi ben yıkarım geçerim diye. Yıkar geçersin de bu halk öyle büyük bir halktır ki günü geldiği zaman bu halk da bunları yıkar geçer.

YUMUŞAK TÜKÜRÜĞÜN SAKALA ZARARI VARDIR.

İktidarda olanlar karşılarında zayıf bir muhalefet olsun arzu ederler. Yani yumuşak muhalefet isterler. Ben bilirim ki yumuşak tükürüğün sakala zararı vardır. Bu anlamda ben yumuşak tükürmem. Tüm haksızlık ve adaletsizliğin üzerine acımasızca giderim. Onların arzuladığı gibi bir ilçe başkanı yok karşılarında. Her gün fakir fukaranın yanındayız, her gün mahalleleri dolaşıyoruz. Hiç de söylendiği gibi değil gerçekler can yakıcı.

Bu yüzden korkuyorlar. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Bzi hak ve halk için çalışıyoruz çalışmaya da devam edeceğiz. Hiçbir siyasi beklentim de yok yetmiş iki yaşındayım şükür her şeyim var. Yılmadan çalışıp partimizi Esenler’de iktidara taşıyacağım. Benim için gece gündüz mevhumu yok, gece gündüz durmadan çalışacağım.

Yalancının ve iftiracının mumu yatsıya kadardır. Bu zihniyetin mumu 27 Mart 2014 tarihinde sönecektir. O tarihe kadar mumları yanacak ondan sonra da sönecektir. 27 Mart 2014 yerel seçimlerinde yanan mumları veya yandığını zannettikleri mumlarını söndüreceğiz.  CHP zihniyeti sosyal demokrat bir zihniyettir. Sosyal demokrat belediyeciliği Esenler’e, İstanbul'a ve Türkiye’ye her şeye rağmen yerleştireceğiz diyorum.

Aracılığınız ile son olarak Esenler halkına saygılarımı sunuyorum. Her zaman, gece gündüz yanlarında ve emirlerinde olduğumuzu bilsinler…

TANTAN; “EMPERYAL OYUNUN TUZAĞINA DÜŞMEMEK GEREKİR”…

TANTAN; “EMPERYAL OYUNUN TUZAĞINA DÜŞMEMEK GEREKİR”…

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan TV 2000’de Şükrü Şahin’in sunumunda gerçekleşen “Başkan Ne Diyor” canlı yayın programına katıldı. Yayın sonrasında Bakan Tantan ile ülke gündemine ilişkin kısa bir söyleşi yaptık…

Mevcut iktidarı doksanlı yıllardan gelen ve bir dergi çerçevesinde bütünleşen kadroların yönlendirdiğini ifade eden Bakan, devamla ülkede yaşananlara dair şunları söyledi;

Yeni Zemin Dergisi’nden Danışmanlığa…

“ Başbakanın yanındaki tüm danışmanlar yapısı doksanlı yıllarda Fatih’te kurulan ‘Yeni Zemin’ dergisi etrafında entelektüel kimliğe bulaşmış insanlardır. O derginin içerisinde bu isimlerin hepsi mevcut. O günden bu güne kendilerini iç ve dış destekli ve emperyal sermayenin güdümünde geliştirmişlerdir. Türk milletinin içinden çıkmış bir gerçekleşme değildir. Zaten Türk milletinin içinden çıkmış değerlerin ülkeyi yönetmesine izin verilmedi hiçbir zaman.

Kirli ve karanlık sermaye birikimi ülkeyi yönlendiriyor…

Kirli ve karanlık sermaye birikimi ülkeyi yönlendiriyor ve ülke dış etkenlerle Ortadoğu coğrafyasında bir çıkmaza sürükleniyor. Büyük bir kaos yaşanması gündemde ve ülke geleceği tehlike altında. Ülkeleri ekonomik güç yönetir. Mali güç ve siyasi güç ülkelere göre, ülkelerin kendi demografik yapılarına göre, aşirettir din çevreleridir gibi değişir. Bizim ülkemizde de yıllardan beri güç odağı olarak bakıldığında da Türkiye’yi yöneten güçler sermaye sahipleri, ekonomik güç sahipleri, aşiretler ve dini aktörlerdir.

Türkiye’de bu güç helal sermayenin dışında karanlık sermaye üzerinde şekillenmiş ise giderek siyasi aktörler bu gücün emrine geçer. Türkiye’nin bu gün sürekli kaybetmesinin altında Türk kimliğinin iktidar olamaması yatar. Türk insanı iktidara taşınamamasıdır sorun. Tamamen bu sermaye gruplarına tabi güçlerin kontrolünde ve yut dışından icazet almadan iktidara gelemezsin, iktidar olmak için yurt dışından bazı güç odakları ile bir arada olmalı algısı ülkenin sürekli gündemindedir. Ülkenin namuslu insanları bir yere gelemez, gidip Amerika’dan İngiltere’den icazet alması gerekir, halkta kabul gören söylemin adı budur işte.

Emperyal oyunun tuzağına düşmemek gerekir…

Ortadoğu’daki Arap baharı denilerek başlatılan süreç ülkeyi yakından etkilemiştir. Türkiye bu süreçte dış politikasını değiştiremez ise kendini orta doğu bataklığının içinde bulur. Amerika ve Rusya burada anlaştı, bu belli. Bu durum yıllar içerisinde Ortadoğu da kangrene dönen iç çatışmaları beraberinde getirir. Bir anda çözülmez ancak bu durumu durdurmak, önünü kesmek lazım. Bu emperyal oyunun tuzağına düşmemek, oyunun içinde olmamak gerekir. Bunun taşaronluğunu yapmamak gerekiyor. Bu nedenle ülke ciddi sorunlarla karşı kaşıya.

Bizim Bakanlığımız döneminde PKK bitme noktasına gelmişti. Sermaye açısından da durum buydu. Ancak on yılda PKK güçlendi, sermaye olarak da yetmiş milyar dolar birikim sağladı. Karşılıklı bir güçlenme oldu. Kirli ve karanlık sermaye güçleniyor ancak insanlar ekonomik açıdan kıpırdayamıyor eve ne götüreceğim korkusu içinde.

Fakirlik her geçen gün daha da artıyor.  

Bu gün insanlar sürekli çalışıyor fakat fakirleşiyor. Çok sınırlı sayıda küresel sermayenin emrindeki insanlar zenginleşiyor. Aşırı bir gelir dağılımı adaletsizliği var. Fakirlik her geçen gün daha da artıyor. Çalışanlar kaybediyor çünkü iktidarlar Türk halkının gelişmesi için çalışmıyor. Tamamen iktidarları devam etsin diye, onları orada oturtanların hak ve hukuku korunsun diye koltuklarında duruyorlar. Yaşanan açık ve net biçimde iktidar sahiplerinin Türkiye’ye ait olmadığını ortaya çıkarıyor. Onların ülkeye hizmet ediyormuş gibi gösterip aslında hiç hizmet etmediklerini, tamamen kendi gelecek ve çıkarları için halka yalan söylemekten yorgun düşmediklerini görüyoruz.

Gerek başbakan gerek diğer yetkililerin söylemlerine baktığınızda yalan üstüne yalan konuşuluyor. O açıdan fazla bir şey konuşmaya da gerek yok. Her şey ortada ve meydanda. Türkiye iktidarı bir yerlere tutsak, Türkiye halkı da iktidara tutsak. Biz bu konuda doğruları anlatıyoruz. İşin doğrusu budur, anlatılanlar sanaldır ve yalandır. Bizim insanlarımız akıllı insanlar, bu sanal durumu ve gerçeği görünce bir anda tutumlarını değiştirebilirler. Türk insanı o yeteneğe sahiptir.

Gece gündüz farklı ve yalan bilgilerle karşılaşırsa en bilinçli insan bile acaba bu doğru mu demeye başlar. Şu an Türkiye böyle bir süreçte. PKK sözcüleri her tarafı kaplamış vaziyette. Çok büyük paralar dönüyor ortada. Zaten fakir insanların yapacağı bir şey yok. Zenginlemiş yetişmiş insan gücüde bana bir şey olmasın diyerek köşesine çekilmiş, ölümü bekler vaziyette. Böyle sıkıntılar var.

Oslo süreci Türkiye devletinin milletiyle devletiyle bitiş sürecidir

Reyhanlı’da yaşananlar Oslo sürecinden bu yana yapılan siyasi yanlışların bir sonucudur. Oslo sürecinde Türkiye devleti ilk defa kendisini bölen bir örgütle taraf olarak masaya oturtturulmuştur. Oslo süreci Türkiye devletinin milletiyle devletiyle bitiş sürecidir. Ondan sonra gelişen bütün olayları artık bekleyeceksiniz. Bu milletin o olayı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Oslo süreci üzerinden kürt solu ulusal sahaya taşınmıştır, şimdi Alevilik ulusal sahaya taşınacaktır. Onun da bütün çalışmaları yapılmaktadır. Orada en büyük zararları çeken kürt vatandaşlar dışlanmıştır. Çünkü doğu ve güney doğuda yaşayan kürt vatandaşlarının yüzde sekseni PKK’nın kürt halkını temsil etmediği, kürt halkına ait olmadığını bilmektedir. Ancak PKK zenginlik üstüne zenginlik katmaktadır. Diğer herkes fakirdir. PKK’lı olmayan su içemez. Belediyede işe giremez, ihale alamaz, böyle bir gerçek var. Kendimize dönmemiz gerekiyor.

Bu iktidarın işçiden yana olmadığını anlatmak gerek…

Bu iktidarın işçiden yana olmadığını, iktidarın işçiyi sömürdüğünü, iktidarın işçiye ve tüm halka yalan söylediğini de anlatmak gerek. Belli provakatif ortamlar yerli ve yabancı sermaye odakları tarafından organize ediliyor...

Türkiye’nin kimliğini değiştirmek isteyenler var…

Türkiye’nin şu anda yeni bir anayasa yapmasına şu andaki konumu itibariyle ihtiyacı yok. Türkiye büyük sıkıntılar içinde. Zaten bu meclis itibarını, heyecanın kaybetmiş. Önümüzdeki sene yapılacak tarihi bir seçime doğru giden bir meclis. Bir daha milletvekili olmak isteyen vekillerin uzlaşması mümkün değil. Bir tarafta Türkiye’nin kimliğini değiştirmek isteyenler, bir tarafta da değiştirilmesine karşı çıkanlar var. Ama Hiç birimiz bunu yapmalarına müsaade etmeyiz. Bu günkü parlamentonun büyük çoğunluğu iyi niyetli değildir.

Daha fazla teslim alındık…

Daha önce Dağlıca’da evlatlarımız şehit olduğunda Başbakan ertesi gün Bush’a gideceğim dedi ve gitti. Döndüğünde ise ülkenin güvenlik politikaları değişti. Dış politikası değişti. Daha fazla teslim alındık. Ülke güvenliği Amerika’ya havale edildi. Şimdi yine Amerika’ya gitti. Bundan sonrası nereye havale edilecek bilmiyoruz.

Şu an Türkiye bir bataklığın içine itilmiş durumda. Biz de o bataklıktan çıkabilmemiz için uğraş veriyoruz..."




‘SAPANCA RAHAT BİR NEFES ALACAK’…

‘SAPANCA RAHAT BİR NEFES ALACAK’…

2014 yılı Mart ayında yapılacak Yerel seçimler için adaylaşma çalışmaları hız kazandı. Tüm yurtta ve her bölgede siyasi partilerin Belediye Başkanları Aday Adayları peşi sıra siyaset arenasında boy göstermeye başladı.  Özellikle Anadolu’da taşrada adaylaşma yarışının bu kez çetin geçeceği ortada…

Resmi müracaat süresi içinde Sapanca Belediye Başkanlığı Aday Adaylığı başvurusu yapan Sigorta Uzmanı Tuncay Cebeci’de adaylaşma çalışmaları yapmak için siyaset kervanına katıldı.

CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, CHP Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Aday Adayı Ecevit Keleş’in de katıldığı ve CHP Sapanca İlçe Teşkilatı’nda gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla CHP Sapanca Belediye Başkanlığı Aday Adaylığı’nı açıklayan Tuncay Cebeci’nin; Sapanca özelinde ama bütün ülkeye ayna tutacak CHP’lilik ve yerel yönetimler gerçeği hakkında çarpıcı saptamaları ve vurgulamaları öne çıktı:

“ 2014 yılı yerel seçimlerine yaklaşık altı ay yani çok az bir süre kaldı. Son üç dönemdir sosyal demokrat bir yönetimi sonuna kadar hak eden Sapanca’mızı maalesef içine düştüğümüz zafiyetlerden ötürü, sosyal demokrat yönetim anlayışından, yerel CHP İktidarından, mahrum ettik. İşin gerçeği Sapanca’nın ve Sapanca halkının 15 yıldır hak ettiği şekilde yönetilmediğini ve yaşamadığını da hepimiz, bütün Sapancalılar çok iyi biliyoruz.

En başında bu nedenle, her CHP üyesinin bu gidişe dur diyeceğine gönülden inanarak, atadan Sapancalı olarak, Sapanca’ya ve Sapanca halkına hizmet etme gerekliliğinin bilinci ve sorumluluğu doğrultusunda aday adaylığı başvurusu yaptık.

Aday adayı oldum, ÇünküSapanca son on beş yılda gelişeceğine geriledi. Seçilmiş Belediye Başkanları son 15 yılda Sapanca’da yeterli ve gereken hizmeti vermedi.Sapanca’da 15 yıldır yaşanan hiç hak etmediği biçimde yanlış yönetim, yanlışlarla dolu ve haksız yerel yönetim uygulamalarıdır. Artık Sapanca’da tüm belediye kadrolarının ve yönetiminin sosyal demokrat bir başkan ile sosyal demokrat bir yapıya kavuşturma zamanı gelmiştir. İşte bu nedenle aday adayı oldum.

Bu hizmet yarışına 2009 yılı yerel seçimlerinde belediye meclis üyesi aday adayı olarak başladım. Bu günden ileriyegüzel Sapanca'mızın hepimiz için mutlu ve müreffeh kılacak bir ilçe olmasını istiyorum.  Başkan Aday adayıyım, çünkü Sapanca’yı marka kent olarak geliştirecek vizyona sahip olduğumu çok iyi biliyorum.

Siyasi düşüncesi ne olursa olsun, Sapanca'da yaşayan herkesin, ilçe halkının hakkının korunması ve insanca yaşama kavuşturulması sosyal gerçekliğine inanıyorum. Bu gerçekliğe yaşam verecek partinin de CHP olduğunu görüyorum ve seçmenlere de bu öngörüyü kabullendireceğimi düşünüyorum. Tüm bu düşünceler çerçevesinde Belediye kaynaklarını halkın yararına ve mutluluğu için kullanan, halkın kendi kendini yönetebileceği ve yaşanabilir çağdaş bir Sapanca için katılımcı ve demokratik belediyeciliği yaşama geçirmek için belediye başkanı aday adayıyım.

CHP geçmişte olduğu gibi bugün ve her zaman Sapanca’yı yönetecek güce sahip bir partidir. CHP Sapanca örgütünde kadro sorunu, aday sorunu, yönetim sorunu yoktur. Bunlar tartışılabilecek en son konudur. Zaten yıllardır parti içi küçük hesaplaşmalar maalesef Sapanca’da yaşayan binlerce sosyal demokratı ve CHP’lileri üç dönemdir ağlatmaktadır.

Gün Sapanca’nın kaybettiği zamanı geri döndürme günüdür.CHP çizgisinden hiç ayrılmayan SapancalıCebeci sülalesininbir ferdi olarakyerel seçimlerde Sapanca’da ipi göğüsleyecek partinin Cumhuriyet Halk Partisiolacağına inancım tamdır. Bu anlayışla önümüzdeki yerel seçimlerde partimle ve Sapanca halkıyla bütünleşerek halkın söz sahibi olduğu fikirlerin rahatça tartışabildiği, gençlerin daha güzel yaşam alanlarında yaşayabileceği, insanların tutkuyla, Sapancalı olmaktan gurur duyabileceği bir Sapanca yaratmak amacıyla bu göreve talip oldum.İlçeme hakkıyla hizmet için göreve talip oldum ve inaıyorum ki;

‘Sapanca’yı güzel günler bekliyor’…

Aday adaylığımız süresince gereken siyasi çalışmaları yapıyoruz. Ancak partimde daha adaylaşma süreci başlamadı ve aday belirleme yöntemleri de belli değil. Parti içi siyasi yarışta aday adaylığı başvurumun adaylığa dönüşmesi örgütümün ve parti büyüklerimin teveccühü dâhilindedir. Biz iki yönteme de, hakkımızda çıkacak her türlü sonuca da razıyız ve saygılıyız.Yani CHP benim ilk siyasi evimdir. CHP’nin Sapanca adayı olmamak beni hiçbir zaman bu evimden, bu çatımdan çıkartamaz. Aynı heyecan ve duygularla partimin vereceği her türlü görevi şerefimle yine yerine getirmeye hazırım. Ancak “Şu an tek hedefim aday olabilmek”…

Aday olmak istiyorum, Çünkü Ben Sapanca’lıyım. Sapanca’nın sorunlarını çok iyi biliyorum ve yaşıyorum. Sapanca, CHP Belediyeciliği ile kısa zamanda Sakarya ilçeleri arasında parlayan bir yıldız olacaktır iddiasını kesinlikle gerçekleştirmek istiyorum. Ben artık Sapanca, CHP tarafından yönetilsin, CHP barış içinde yürüsün, CHP artık herkesin evi olsun, barkı olsun, sığınacağı bir liman olsun, kavga olmasın, kötü söz olmasın diye aday olmak için çalışıyorum.

Eğer Aday olup, Belediye Başkanlığı’nı kazanırsam, projelerim hazır ve bunları gerçekleştirmenin çok da zor olmadığını kısa zamanda herkes görecek. İdealleri gerçekleştirmek için önce  “İstemek lazım. Ve gece gündüz demeden çalışmak lazım.”Çalışmaktan asla yılmayan bir adaylık süresi geçirmeye şimdiden hazırım.

Amaç Sapanca’nın yeşil doğası, gölü ve ormanı ile cazibe merkezi haline gelmesi gerektiği ise kim bu vebalden kaçabilir ki. Aday adaylığım süresince de olsa veya ileride adaylaşırsam yapacağım seçim çalışmalarında seçmene vereceğim her sözün arkasında olacağım ve yerine getiremeyeceğim hiçbir sözü vermeyeceğim. Hemşerilerimle sadece doğruları ve gerçekleri paylaşacağım. Bu siyasi anlayıştan ve siyaset yapma şeklinden asla taviz vermeyeceğim, doğruluktan asla şaşmayacağım. Çünkü ben Sapanca’da yaşıyorum. Eşim, dostum akrabam Sapanca’da yaşıyorlar. Onlara yapamayacağım sözler verirsem yarın yüzlerine nasıl bakarım, bakamam.

"Sapanca rahat bir nefes alacak"...

Aday adaylığımı açıkladığım günden bu yana hemşerilerimin bana olan teveccühünü gördüm. Bu teveccühe layık olarak güvenlerini boşa çıkarmayacağım. Benim şu andaki amacım parti içi siyasi yarıştan aday çıkabilmek. Bütün eforumu şimdilik bu yönde kullanacağım. Aday olduktan sonra diğer aday arkadaşlar benim yine ağabeylerim, kardeşlerim olacak. Ancak şu an benim rakibim durumundalar. Tatlı bir rekabet içerisinde, demokratik bir anlayış ve tutumla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Aday adayı olmamızla Şu an için bile siyasi dengelerin değiştiğini görüyorum. Eğer CHP Belediye Başkan adaylığım kesinleşir ise seçimlerde dengelerin lehimize değişeceği kaçınılmaz bir gerçektir.

Adaylığım açıklandığında CHP Bayrağını Belediye binasına asmak için var gücümle çalışacağım ve kesinlikle;

‘Sapanca’nın makûs talihini değiştireceğim’…"

Tuncay Cebeci Kimdir;

Tuncay Cebeci, 1970 Sapanca doğumlu. Sapanca Lisesi’nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden mezun oldu. Marmara Üniversitesinde Sigortacılık Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’dan beri İstanbul ve Adapazarı’nda sigortacılık yapmakta. Açık öğretim destek eğitimi veren bir kurumda 2 yıl finans ve maliye politikası dersleri verdi. 2009 yerel seçimlerinde CHP’den kontenjan meclis üyesi adayı oldu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder