4 Şubat 2015 Çarşamba

ŞİİR SUYU…



ŞİİR SUYU…

MAVİ GÜNEŞE DEVAM

Mavi güneş doğuyor değişik gözlerde
Fotoğraf kanarya sarısı
Hasretlik sarılışta köy seyri
Ucundan tutulan tutku ötesi yalnızlık.
Masal bunalımında kadınlar
Sezgisi ezgisi altıncı duyu
Beden Türkçesiyle çalışıyor cinsellik
Sel gibi topluyor beyin içi dağınıklığı
Üçgen temeller üzerine yaratılmışlık dürtüsüyle
Göz ardı ediliyor mahşerin dört atlısı
sinemalar uçan kamerayla
Bütün seyirler alacaklı
Dağlardan romantizmin romanı akıyor
Ay müziği çalınıyor viran köylerde
Ölüsüne bir tas suyu dökeninde
Oy anam oy dökmeyenin de
Kaygusuzca karanlığa işeyen bacaksız
Demiri işleyenin de
Sırtına dokunacak yabancı bir el beklentili
Bacaklarda peşin fikir kurgulaması
Uç anıların dağınık öfkesi
Suskunluk çekirdeğinde
Çift tabancalı muhtar çekincesi
Ve Yaz geleneğine ayarsız işgal
Vurgusu durgusu altıncı his
Nice vurgunlardan dönmüşlük var
Sağlıkla sağılmışlık
Esenlikle mavi güneşe dağılmışlık
Ortada yamalı bohça yaşam artığı
Sonsuz çölde gezinti temaşasıyla devamlı
Yapay göllerde dirilen ay mavisi.
Ucundan tutuşluyor masal bunalımlı sezgiler
Mavi düşlerde altıncı duyu
Duyurunun mihengi altıncı his

DEĞİRMEN SUYU

Ersiz dilsiz bölgelerde şiirle flörtleşiyorum
Eşsiz dağ  köyünden kalkıp gelen demirci gibi.
Şehir evlenmesine gün doğdu yine
Çekiçler öksüz,
orağı kırılmış yaşlı çiftçinin
Çarklarda inim inim inlenilesi zirve sarhoşluğu
Başlangıcın bugününe dönük
Paydos saatlerinde serinlik
Hastalık dağından piyesler sahnelenir.
Tolstoy’ dan kalın ciltler okunur
Oklar kırık dökük sineye saplanır.
Oya oya işlenmiş ışıklar geceye savrulur.
Savunduğunca savun korkmadan asla,
Değirmenin suyu çekildiğinde
Taşıma suyla ahbaplık
Şeker bombası sivri uçla ışınlara takılır
Mahkemede cinnet geçirir izleyiciler
deniz köpüğüğünde saklanır emek
ekmek tel dolaplarda
Köpüren sularda tek atımlık emek
Ekmek tek lokmalık
Bir de hırka
Görmeden geçen yolcular boğulur.
Değirmenlerde kirli çizmeliler,
çizmeler günü devirir ve açılırlar
Buğdayı öğüten akarlar akmaz
sükuneti savunur ersizler dilsizler
arsız yarsız bölgelerde...

YETER Kİ DEĞSİN

Narin bedenini gevşeten bir yüz olucam sana
Sesimi alçaltarak gözlerine baktığımda
Ve Yavrum içini titreteceğim,
ağzımı ağzına kapadığımda
Korkma sakın kolumdaki çiçek bozuğu şehvetten.
Sana sarıldıkça dört bir yana taşınacaksın
Bir dileğin varsa dile
sergilediğim sevaba günah silensin
katıla katıla bahtı yama.
Tahtına çıkanda ganimeti delice yağmalamadan,
Bölüşelim, üleşelim
paylaştığımız zevk yarı yarıya senin.
Senin eserindir
Kucağına oturacağım,
yüreğime sarıp sevdanı,
burçlarımda borçlanacağım
ilk ben ilk sen sevgiden ileri
düşkünlükten sıyrıldığımız an düş çılgası
Düşlerde başlayan dayanışma dibe vurduğunda
Kanımı kaynatan kurmaca yazılar diyarında
Vurgun üstüne vurgun yiyeceğim
Doymaktan öte ölüm
Ne vaatler yerine gelecek sırayla.
Henüz ne yazıldı,
ne de yarından bi haber
yazılacak muhakkak
İstemeye istemeye açıp okuyacağın kitap bende.
Devam et, devam et durma
zafer acıdır,acıtır ama zaferdir
Bütünleşemediğin tatlı harcanışlar sana
Narin tenler ve günahlar
Tanrım tanrım
koca yangınlara küçücük kıvılcım yeter.
Narin bedenimi gevreten bin söz aşk üstüne.
Bin bir yüz olucam sana.

ALEMSİN VİRA

Fındık ocağında güç bela yevmiye
Ela gözlerde peştemallı evecenlik
tesirli zirve bir evlik
alemsin vira
Kafasının dikine erkeklik zira.
Eşek şakaları kuşatıyor bahçe mera
Beli bükülmüş yatık bahçeleri de
Herkül zevke düşkün yamaklıktan suçlu
Buhranın finalinde bana bak mesajı
Bravo diyen dillere ot tıkalı.
Erika öfke bolluğunda şaşkın
Kürt kızı toplayıcı,
kardeşi aciz, yeni yetme acemi
Semavi inanışın kırık serçesi ekleniyor
Bekliyor erketede
Kantaşı izinde eğreti geçekler dağılmış
Kadehlerde öbür dünya tınısı
Dayısı ölmüş
Çok büdük şakalar muazaamlığı yutar
Siklet dayanmaz tolgaya, olgaya
Fındık küçümenliğinde yitik alemler canlanır
Yalnız adaya yollanır
İri de ne ki, koskocaman, devasa hayatlar...

YUDUM YUDUM TURLADIM

Gamzelerine dolan hayatı yudumladım
Kavrulurcasına içime çektim sönmez ateşi
Ben iflah olmam artık
ciğerim tütüyor, yüreğim özlüyor.
Özgülüm özgünüm
Ayak bileğinden başlayıp beynine törenle,
Özenle tanışır yudumlar
Bu tırmanışa sende katıl yolculuk himalayalara
Everest te restleşmeler
Üsleniyorum beyin kanamalarını,
hiper tansiyonu şekeri
şekerim şekerliğinde
Yüksek basınçta daralan kutup yıldızına kanmayarak.
Yargılanan heyecanlar benim kisi
Ayrı bir yerde duruyor hava
Duruşmaları izlemek senin işin.
Dur durak bilmeden göndere çekiliyorum,
Her defasında bayraklar yarıya
Bir çocuğum olsun istiyorum kız,
kız çocuğum
Mutlu çocuk mutlu yarınlar için.
Cerrah şarkıcılar söylemesin ilk ninniyi
Ben söylerim
Kulağına ismini ben sadece ben
İki kulağına da ezanla
Dünya güzeli annesi emzirsin süt bağından,
Taçlansın pembe açlığı
Aşkı gerçeğe, gerçeği bana kazısın yontucular
İkinci bahar dolsun mevsimlere,
uzun yaşansın.
Uzun çok uzun
Büyüdükçe büyüsün Sevgim
döksün içini endişe veren yarınlara,
huzurla hazlanılsın
şaırtan rastlaşmalarda
İthal yakınlaşmaların duygusal musluğu açık.
Öğleden sonra dostlukları masamda yatıyor,
Sen soldan üçüncü çekmecedesin.
Bir yığın ıvır zıvırın arasından kendini bulacaksın,
Arama arama boşuna
sen iflah olmazsın artık.
İçine çektiğin, gözlerime dolan üzüm buğusudur.
Genlerinde var olan hayatı yudumladım
Sokaklarda geze geze

KAÇKINLIĞA AÇIK

Bagajında aşk şapkası,
sehpası da idam sehpası
Çöpler arasında çay poşetleri
Uçurtmalar akıyor tembelce göğe
Rengarenk, allı yeşilli
uzun kuyruklarıyla elektrik tellerine
uçları jiletli
Pembeleşen düşlerde sirk
en hasından cambazlar
sirkli sirkçiler
Konaklayışın kapısında palyaçolar
Kapı açık hadi yıldızlara
Uzan ve dayan
Dayanmaz acılara yürek
Kaçıklığa kaçkın bu yürek
Sultan köşkünde uzun yolculuklar
Senle sabahlara kadar
kaptan senle ben ayni kamara
Hayale dalınan Cehennem
Cennet kaçkınlığında zabaniler
Billur cam kürede eşsiz görüntüler
Takma kırmızı burnun ardında yeşil gözler,
Bagaj uğusunda koca dünya saklı
Paravan arasında aşk tanrısı
ve idam edilir aşk tanrıçası
sopası musa sopası
tek hamlede kızıl deniz

DEMİR YÜREK DEMİR

Görmeden geçmeyeceğim yıldızlı gecelerde seni
Çoktan terk ettiğim yıldırım hızıyla yıldızlara
Yalnızlığı da
mıhlayacağım
Son noktayı koyan çıplak göğüslü gecede
Çılgınlığımla yetinme
İzinsiz çıplaklığın kuru çölle takasını tat
Nice açıklar affedilir,
nerde yerde yakalanmalar kuşkusu
korkusu her dem
Yıpranan fotoğraflarda tombul ayrılık
Genç dönem diriliğinde acilen
elinden tutamayışın ellisi
Bu son gülmecedir ağlamadan
Mor yaratı fonundan beslenip
Umulan beraberlikler yine aksiliklerle sevişir
Garipseme bu geçişleri
Sandalın dibi delik, kürek kırık
su alıyor hayat kovası
çeperince dibine dibine
Bir mahmur mavi yolculukta say ki ergenlik
Veya keyfekederlik
Peteğinden bal deriliyor 
yaşamadığınca ipekli kadife gecelerde
Uzandığın hisar manzarasında bıraktığın gönül üzgün
Çakmağının ateşinde bir arıbeyi aranıyor
Yanıyor ana kraliçenin ocağı
Kanıyor demir yürek, delikanlılık
Süzülüyor göğe dizi dizi yıldızlar
ay kirli beyaz parlıyor
bedelsiz ezelsiz
Aynaya düşen silüetin gözleri yaşlı,
Kan kırmızı
Tüm kırmızılıklara el konuldu
Görmeden geçeceksin ki kara deliklerden
demir yüreğin erimesin
bulutlu günlerde güneşten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder