9 Haziran 2014 Pazartesi

ZİYA ÇANDIR-06/2014




VE BİR NEBİ TEŞRİF ETTİ DÜNYAYA…
Ve bir tohum düştü toprağa ve âleme bir muştu oldu… 
Selam durdu bütün melekler yerde gökte tek ses duyuldu “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah’’… 20 Nisan 569’da bir yetim dünyaya geldi. Âlemlere rahmet, insanlara önder, son peygamber olarak gönderildi. O’nun doğumuyla 1000 yıllık küfür (Mecusi) ateşi söndü, saltanat olan kisra sarayları yıkıldı.

O’nun doğumuyla dünya şereflendi, insanlık şereflendi. Babasının adı Allah’ın kulu yani Abdullah, annesinin adı Âminedir. Babasını daha doğmadan altı ay önce, annesini de doğduktan altı yıl sonra kaybederek hayata yetim ve öksüz olarak devam etti. Altı yaşından sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in himayesinde büyüdü. Sekiz yaşına geldiğinde dedesini de kaybederek amcası Ebu
Talib ile beraber yaşamaya devam etti.

Dokuz yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği Suriye’ye onu da götürmüş, bu gezide Busra kasabasında Bahira isminde Hıristiyan bir rahib onun peygamber olacağını haber verdi. Hz. Muhammed amcası ile gitmiş olduğu kervanların birinde Hz. Hatice validemiz ile karşılaştı ve Hz. Hatice validemiz aracılarla peygamberimizle evlendi. Bu evlilikten Fatıma, Ümmü Gülsüm, Rukiye ve Zeynep adlarında dört kız çocuğu, Kasım ve Abdullah adlarında iki erkek çocuğu dünyaya geldi. Peygamberimiz kırk yaşına geldiğinde Nur Dağı Hira Mağarasında Alak Suresinin ilk beş ayeti ile Cebrail a.s aracılığıyla Allah c.c tarafından son peygamber olarak görevlendirildi. Yirmi üç sene süren bu vahiy akışı peygamberimizin Refik-i A’laya yolculuğu ile sona erdi. Peygamberimiz bu yıllar içerisin İslamiyeti yaymak için hicretlere ve savaşlara katıldı.

Amcası Ebu Cehil’in Müslümanlara baskısı üzerine 610 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etti. 624 yılında Bedir Savaşı yapıldı ve Müslümanlar az sayıda olmalarına rağmen zafer elde etti. 625 yılında Bedir’in intikamını almak isteyen müşrikler Uhud Savaşını düzenlediler. Savaş Müslümanların lehine dönecekken aleyhine döndü ve peygamberimizin amcasının da bulunduğu onlarca şehit vererek mağlup olduk. Daha sonra 627 yılında Hendek Savaşı, 630 yılında da Mekke’nin Fethi gerçekleşti. Mekke’nin Fethi’nden sonra hastalanan Peygamberimiz 632 yılında Müslümanlara okuduğu Veda Hutbesi’nin sonrasında Hak Teâlâ’ya kavuşmuştur.

Peygamberimizin hayatı bu kadar kısa olamaz ancak kısa olarak bunları bilip uzununu ise araştırıp önderimizi, liderimizi öğrenmeliyiz. Cenab-ı Hak cümlemize Peygamber Efendimiz (S.A.V)’ i şefaatçi eylesin. Ve cümlemizi Cennette Peygamberimize komşu eylesin. 
Kutlu Doğum Haftamız Kutlu Olsun.
 
EDEBİ BİLMEK…

Edep;  ellerini öne bağlamak ya da ayaklarını altına alıp oturmak mıdır sadece?

Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir. Edep, kibri kırıp tevazuya sarılmaktır. Edep, fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır.Edep; haddini bilmektir, haddi ise ilim öğrenmiş kimse bilir. Cahilin edebi ise ellerine öne bağlamak, ceketi iliklemektir. Peki, ilim öğrenmek yeterli midir sizce? Tabiî ki değildir. Günümüzdeki çocukların, gençlerin, orta yaşlıların hatta yaşlı insanların edepsiz olma nedeni sadece okumamak mı? Tam tersi zorla okuma ve ait olmadığı yerde okumaktır. Aile çocuğuna gerekli edebi veremedikten sonra Oxford’a gönderip okutsa ne fayda! Üstad Necip Fazıl diyor ki; “ Olmayınca insanda hayâ ile edep, okusa da merkep (eşek) okumasa da..’’

Maalesef günümüz ailelerin en büyük sorunu ve suçu çocuğunu zorla ve ait olmadığı okulda okutmasıdır. Çocuk sağlık okumuş hukuk bölümüne gönderiyor ya da imam hatip okumuş tıbba gönderiyor. Bireyin o bölüme yatkın olması bu sebebi doğurmaz ancak yatkın olmadığı bir bölümde okutulması ileriye dönük bir faciaya yol açacaktır.

Çocuk ailesinden almış olduğu edep ile hayatına yelken açacaktır. Ailelerin zorla bir şeyler yaptırmak yerine çocuğuna gerekli edebi ve ahlakı vermeleri gerekmektedir. Sonra o birey zaten almış olduğu edebin ve ahlakın gereği okuyacaktır, okumaya çaba gösterecektir. Bizler toplum bireyi ve aile bireyleri olarak; en yakınlarımızın edebi ile uğraşıp onları ailesine ve topluma kazandırmakla yükümlüyüz. Çünkü biz varsak toplum var, onlar varsa toplum var.

Ecdadımız edebiyle dillere destan oldu.

Kuran’a edebinden aynı oda da yatamayan Osman Gazi’nin torunlarıyız biz. Edebimiz el vermez edepsizlik edene, susmak en güzel cevap edebi elden gidene düsturuyla hareket ettiler her zaman… Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir dedi Mevlana Celaleddin-i Rumî… Peki, biz bu edebi koruyabildik mi? Bu edebi çevremize yansıtabildik mi?

Toplumumuz şuan kaos içerisinde ise tek sebebi “EDEP’’tir. Edebi elden giden bazı kimselerdir. Menfaat peşine düşmesek edebimizi korusaydık bu olanlar olmazdı diyorum ve ümit ediyorum. Hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Saldırıya uğramış edebimizi onarmalıyız.

Şairin de dediği gibi “Edep; Bir Tac İmiş Nûr-u Hüda'dan, Sende Giy O Tacı, Emin Ol Her Beladan’’. Bizler dinimiz ve milletimiz gereği edebi önemseyen bir topluluğuz. Öyle ise bu değere sahip çıkmalı gençlerimizi edep konusunda bilgilendirmeli ve kendi edebimize de sahip çıkmalıyız. Nezih, kültürlü ve bilgili bir toplum bir ülke bir dünya istiyorsak “İLLA EDEP İLLA EDEP’’.

Vesselam…
BAYRAMI BAYRAM YAPMAK

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu kurtuluş buyurdu Âlemlerin Efendisi… 83 yıldan yani bir insan ömründe yapmış olduğu amellerden daha hayırlı bir gece olan Kadir Gecesini hediye etti Allah-ü Teâlâ…

Tutmuş olduğumuz 30 günlük oruca, hem diğer günahlardan arınma mükâfatı, hem de insanları bütünleştirmeye vesile olan Bayram mükâfatı verdi bizleri Yaradan… 


Ey şerefli insan! Bu yıl bir defa daha bayramla müşerref oldun. Ve bayramı şeker tadında bir bayram yapmak senin elinde... O günün mutluluğunu ve sevincini başka yerde aramak boşadır. O sevinç senin içindedir. İradene sarılarak kendi benliğinle yine bayramlar üstü bir bayram yaşayabilir ve yaşatabilirsin.

Bayramın bayram olması insanın içinde başlar, daha sonra etraf ve çevresinde hissedilir. O zaman bayram bayram olur. Eski bayramları günümüze yansıtmak, tarihin altın sayfalarındaki bayramı günümüz çağına taşımak bizim elimizdedir. Asırlardır nesilden nesile gelen bayramın gelenek ve güzelliklerini gelecek nesillere öğretmek ve taşımak bizim vazifemizdir. Zaten bayramı bayram yapan insanın ta kendisidir.

Sende bayramı bayram mı yapmak istiyorsun, Gel! Hiç kimseyi kırma ve devamlı olarak küs kalma. Bayramlar küskünlüğü ve dargınlığı gidermek için birer fırsattır. Bu görev bize düşüyor, yaşatmak ve arkadan gelenlere de ulaştırmak. Bizler, Üç günden fazla birbirimize dargın, küskün kalmamalıyız. Hele bayram gibi güzel günlerde bunun sözü dahi edilmemelidir. Benlik ve kibrin başını ezmeli. Akıl ve irademizi kullanarak, iradenin hakkını vermeye çalışmalı her insan. 


Bir de bayramlar çoluk-çocuğu, konu-komşuyu, uzak yakın akrabaları sevindirmek için vardır. Bu bizler için sunulan bir lütuftur. Akrabaları ziyaret etmek, küçük çocukları sevindirecek şeyler yapmalıyız. Bayramları bayram yapan asıl bunlardır.

Bayram sevinç ve sevindirme anlamlarına da gelmektedir. Sonuç itibarıyla o gün herkes bir ayrı neşe içindedir. O herkes için sevinç ve mutluluk kaynağıdır. Bir başka anlamı ise normal yaşantımıza ayrı bir renk ve hareketlilik katmaktadır. Hele çocukların en çok sevdikleri an ise mahalle sakinlerinden şeker toplama anıdır.


Kim daha çok şeker toplayacak diye bir birleriyle yarış ederler. Bu güzel anılarını insan hiç bir zaman unutamaz. Yıllar geçmesine rağmen her hatırlandığında sanki o bayram havasını hisseder gibi olur.

Bayramlar bizim için bir örnek ve modeldir ve olmalıdır da. Sanki bizlere gelişiyle “Bu gün gibi, her günümüz sevinç dolu, mutlu bir hayat yaşama ve yaşatma, her günün güzellikle dolu olması elinizde” diyor. Bu güzelliklere yol verme zamanı geldi ve geçiyor. Unutmayalım: Bayramlar gönül alma ve gönül yapma zamanıdır. Bugün Ramazan Bayramıdır. Dillerden gönüllere bal akıtma zamanı. Bayramları şeker gibi tatlı yapmak bizim elimizde.

Gel! Sen de Bayramı şeker gibi tatlı ve misk kokulu yap. Kendi Bayramını bayram yaptığın gibi etrafındaki kişilerin de bu günlerini bayram olmasına gayret göstermeli her insan. Onları bu sevinçten mahrum etmemeli. Sevgi ve güzellikler paylaştıkça çoğalır. İşte o zaman bayram bayram olur, tadı tam hissedilir. Şeker tadında bir bayram geçirmeniz dileğiyle.

Ramazan Bayramı’nız kutlu olsun!
KARDEŞLİKLE GÜZELLEŞEN ‘GÜZEL ESENLER’

Esenler, ilçe olduğu tarihten beri gazete veya haberlere ya bir uyuşturucu baskını, ya gasp, ya hırsızlık ya da ilçe ismini lekeleyecek kötü bir davranışla karşımıza gelmiştir. Ancak son 8–10 yıl içinde Esenler adeta İstanbul’un göz bebeği haline gelmiştir.

Uyuşturucu baskını değil de topluma hitap eden ve Esenler için hizmet arayan haberler olarak karşımıza çıkıyor. Esenler’ de korku ve endişe ile oturulurken artık güven ve huzur içinde yaşanılıyor. Bu bakış açısını değiştiren; yeni gelen iktidarlar değildir ya da A partinin icraatı B partinin desteği değildir.

Toplumdaki genç nüfusun bilinçlenmesi ve Esenler ’i yaşam merkezi haline getirme çabalarıdır.

Sağ görüşlü gençlerin ya da sol görüşlü gençlerin değil bu ilçede yaşayan tüm gençlerin çabalarıdır. Asıl olması gerekende bu değil midir? Sınıf ayrımı ya da görüş ayrılığına kapılmadan topluma yararlı olmak…

Bu ilçede yaşayan;  Alevi de, Kürt de, Çerkez de, Arnavut da, Laz da, Türk de bu ülkenin bu ilçenin insanı değil midir? Yalnız bir kesime hitap edip o kesimi kazanıp diğer kesimleri kaybetmek mi, yoksa bütün kesimlere hitap edip toplumun desteğini kazanmak mı başarı…

Huzur ve barış içinde bir toplum istiyorsak; Kürt, Türk vb. değil KARDEŞ olmalıyız. Arnavut’u yüceltip Türk’ü yermek değil, aramızdaki sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirmeliyiz. Sonuçta bütün kesimlerle bir ortak noktamız olduğunu unutmamalıyız. Hepimiz Allah’a iman eden Mümin kardeşleriz. Ve inanmış olduğumuz değerlere sahip çıkarak Allah’ın emrettiği gibi ayrımcılığa düşmeden, ara bozuculuk yapmadan KARDEŞ olmalıyız.

Müslüman olmadığı halde başarıya ulaşan toplumların da püf noktaları bu değil midir?

Çağdaş bir toplum için gençlerimizi de çağdaş bir gençlik üzere yetiştirmeliyiz. İnanç değerlerimizi ve kardeşlik formülünü onlara örnek olarak bizler göstermeliyiz. Gençleri, Sağ kesime ya da Sol kesime kışkırtmak yerine aralarındaki ortak değerleri bulup bağları güçlendirmeliyiz.

Ayrım yapmadan, her kesime hitap ederek, kardeşlik esasını temel alarak çaba harcarsak ‘Güzelleşen Esenler’ i’ daha güzel yapabiliriz. Bizler bu ilçede yaşayan fertler olarak bu esaslara aracı olmalı ve birbirimiz arasındaki görüş ayrılıklarına kapılmadan huzur ve barış içinde bir toplum olmalıyız.

"Doğa tarafsızdır. İnsan doğadan güç alarak dünyayı çöle, çölü de yeşilliğe çevirdi. Kötülük atomun içinde değil, insanların ruhlarındadır.”(Adlai E. Stevenson)

Öyleyse bize verilen bu gücü kullanalım, aramızda ayrılık çıkaracak işlerden uzak durarak toplumu huzur ve barış içinde dengeleyelim. Vesselam…
“SİZ NEREYE GİDİYORSUNUZ?”…

Kuranı dinleyin bunlar benim kendi sözlerim değil Kur’an ın (Allah’ın) sözleri;

 “Fe Eyne Tezhebun” 

‘ siz nereye gidiyorsunuz’

Bu sözlerde öyle bir merhamet var ki…Bir annenin, çocuğu yanlış yolda olduğu için üzülüp, ona sorması gibi; ‘Sen ne yapıyorsun’ Cümle sadece ‘sen ne yapıyorsun? ‘Ama o annenin içindeki acıma duygusu… Ya da bir babanın, üzülüp; ‘oğlum, sen ne yapıyorsun?’ demesi…

Babanın bu sözlerinde şefkat var, çünkü oğlunun şu an yaptığı şeyin ilerde ona zarar vereceğini biliyor.

İşte bu noktada üzülerek diyor ki; ‘ Sen ne yapıyorsun? Nereye gidiyorsun?’

Sözleri size aktarabiliriz ama içindeki duygunun tarifi yapılamaz. Duyguların tarifi yapılamaz onlar sadece hissedilir…

Arapça bizim ana dilimiz olmadığı için, Allah’ın bizimle konuşurken içerdiği o büyük merhameti farketmiyoruz. Ayet de: ‘Ya eyyühel insan’ ‘ Ey insanlar..’ Ya eyyühel insan Ey insanlar Sadece Müslümanlar değil, şuan ki bütün 7 milyar insanı kapsıyor.

Allah’ın, bu dünyada yaşayan –şu an için ki- 7 milyar insana merhametle seslenişi: ‘ Ya eyyühel insan’ ‘Ey insanlar’ Allah, adeta bu dünyadaki herkesi tek tek uyarırcasına söylüyor

‘Ya Eyyühel İnsan Ma Ğarrake Bi Rabbikel kerim’ ‘‘ Ey İnsanlar ben sizin rabbiniz değil miyim’? Neden Allah’tan yüz çevirdiniz? (Tekvir/6. Ayet)

Günümüzde çocukların anne-babalarından yüz çevirmeleri alışıldık bir şey… Böyle bir şey olsa çocuğu yüz çevirse, anne-baba der ki ‘nereye gidiyorsun?’ ‘ne yapıyorsun? Anne ve babalar işte böyle. Eğer bu düşünceyi Allah için kullanırsak, Allah’ın o sonsuz merhametini anlayarak;

‘ Ey insanlar Neden rabbinizden yüz çevirdiniz? ‘ Sizi kim yoldan çıkardı?

O sizin rabbiniz. Kim sizi yoldan çıkardı? Neden ondan yüz çevirdiniz? He, o sizi yarattı, aynada bir kendinize bakın sizi nasıl yarattığına bakın O hiç size zulm eder mi? Bir anne, çocuğun yaratılışında sadece bir aracı bile olsa, o bile çocuğuna zulm etmezken Allah sizi kendisi yaratmış, O size nasıl zulm edebilir ki? Eğer O sizin birşeyi yapmanızı istemiyorsa, bunun arkasında bir hikmet vardır, Eğer o size birşeyi yapmanızı söylüyorsa, bunda sizin için bir yarar vardır.

Allah diyor ki ‘ Fe eyne tezhebüün’ ‘ Siz Nereye Gidiyorsunuz? (<81>Tekvir/ 26. Ayet)

Allah’tan yüz çeviren bir kişi, sığınıcak başka bir yer bulabilir mi ki?

Hayır, oraya değil buraya gelin, Allah’a dönün.. Allah’a dönün. Allah’a dönün..

‘İşlediğim berbat günahlar başka bir sığınak bulamadı, En merhametli olanın gölgesinden başka..’

‘’ Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar’’ (<66> Tahrim/8. Ayet)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder