1 Ekim 2019 Salı

TEMMUZ-3

FINDIKTA TABAN FİYAT...


Partili Cumhurbaşkanı hasada iki hafta kala fındık taban fiyatını açıkladı. Danışıklı dövüşe son noktayı koydu. Nasıl olacaksa fındık yirmi lira...
Günler öncesinden irili ufaklı ziraat odaları birbirine benzer açıklamalar yaparak belirlenecek veya açıklanacak fındık taban fiyatına zemin hazırladı. Meşruiyet kazandırdı.
Üç aşağı beş yukarı aynı yönde açıklamalar; "Fındığın hizmet ve bakımı çok maliyetli. Fındık ocağına üç kere gübre atılıyor. Üç kere ilaçlanıyor. Ayrıca her sene bahçeleme, ışkın alma ve ekstra gübresi de var. Ot biçme, bahçenin temizlenmesi işçiliğine fındığın toplanması da eklenince ürün alma maliyeti ondört-onbeş liraya çıkıyor. Ek olarak patoz ve harman masrafı da var...
Durum bu iken rekolte yüksek olduğunda veya düşük olduğunda fiyat hep düşüyor. Yıllardır fındık taban fiyatı çok geç açıklandığından tüccar tekeli ne fiyat verirse fiyat o oluyor.
Karadeniz'in temel geçim kaynağı fındıktan. Artık Ağustos ayından önce taban fiyatı açıklanmalıdır. Açıklanacak fiyat da yirmi liranın altına düşmemelidir..."
Bir gün önce Giresun Piraziz ilçesinde CHP İstanbul İl Başkanı, bölge milletvekilleri ve il başkanlarının katılımıyla ortak açıklama yapıldı. Açıklamada fındık üreticisinin umutsuzluk, çaresizlik ve belirsizlik içerisinde olduğu ve hükümetin fındık alım fiyatını açıklamasını beklediği dile getirildi.
Diğerlerine pek benzemeyen açıklamalar; " 2019 yılı fındık sezonuna stoksuz girildi. TMO depolarında bulunan son stok fındığı 18 liradan satmış, ancak geçtiğimiz hafta içinde fiyatlar birdenbire 12 liraya düşmüştür. Nasıl bir hokus pokus yaptınız da fiyatları üç günde 12 liraya düşürmeyi başardınız? Yıllardır üretici üzerinde aynı oyunu oynuyorsunuz. Fındık çürük, fındığın nem oranı yüksek, fındıkta alfatoksin var, rekolte çok yüksek gibi bahaneler üreterek fındığı üreticiden bedava almaya çalıştınız.
2019 yılı fındık maliyet hesabı 16 lira bandındadır. 20 lira altında yapılacak fiyat açıklamasını asla kabul etmiyoruz. İktidar ne hikmetse fiyatı kartellere bırakmıştır.
Fındığa fiyat istemenin ötesinde er yada geç fındığın hakkı olanın verileceğine, hak ettiği fiyatla satılacağına, fiyatlandırılacağına, Karadeniz'in emekçi, kararlı ve inatçı halkı olarak inanıyoruz..."
Ve bir gün sonra Partili Cumhurbaşkanı fındık üreticisine kendi deyimiyle müjdeyi verdi; "Üç ülke olarak fındıkla ilgili işbirliği başlattık. Önümüzdeki dönemde fındığın dünya piyasalarında hak ettiği değeri sürekli kılmak amacıyla önemli bir adım atmış olduk.
Burada TMO’nun taban fiyatlarını açıklayarak fındık üreticimize müjde vermek istiyorum. Yüzde 50 randıman esasına göre, Giresun kalite kabuklu fındığın taban fiyatı 17 lira. Levant kaliteli kabuklu için de taban fiyat 16 buçuk liradır. Buna kilogram başına yaklaşık 2 lira olan mazot, gübre desteği ve alan bazlı desteği ekleyince kilogram fiyatları 18 buçuk ila 19 lira arasına gelmiş oluyor..."
Şunun şurasında şişirilmiş taban fiyatı ile istenen fiyat arasında ne fark kaldı, 1 lira. Daha ne olsun.
Tüm açıklamalara karşın, taban tavan fiyata rağmen, piyasada fındığın kaça gideceği geçmiş deneyimlere göre üç aşağı beş yukarı belli. Yani üreticiyi memnun etmeyecek bir fiyat...

BONUS DİNCİLERİ VE FANUS SOLCULARI VE DE SIĞINMACILAR...


Memlekette büyük şehirler, hiç bir yasal dayanağı, sosyolojik düzeneği yokken, bir anda sığınmacı yatağına dönüştü. Sığınmacıların kayıtlı olanı var, kaçak olanı var. Ancak yeni öğrenilen odur ki, hiç biri büyük şehirlere kayıtlı değil. Şimdi o kaçaklar devlet eliyle kayıtlı göründükleri şehirlere gönderilecek. Yani yine çözümsüzlük...
Memleketi kıyı köşe mesken edinen bu geçici koruma statüsündeki sığınmacılara çok geç kalmış bu yaptırımın nasıl uygulanacağı ise muamma. Hemen sağda solda ademiyet, hamiyet propagandası.
Elbette insanlık ölmedi, din kardeşliğine devam ama sığınmacılar gittikçe en ciddi sorunlar listesinin başına yerleşti. Resmi rakamlar bile dudak uçuklatan boyutta. Memleketin göz bebeği en büyük şehrinde on beş kişiden biri sözde kayıtlı veya kaçak sığınmacı. Dünyanın başka hiç bir şehrinde böyle demografik yapıyı tehdit eden sığınmacı birikimi yok.
Ve bu birikim, yüzyılda zar zor elde edilmiş her birikiminden, her şeyden, her şey en doğal haklarıymış havasında doyumsuzca faydalanıyor. Koca şehirde hizmet alımlarında bila bedel asıl vatandaşlarla eşitlenmişler. Yani yerli çileye doymayan yabancı olmuş, sığınmacı en küçük fırsatta efelenmeye kalkan milli. İşin ucunda ise sırasını kollayan yabancı düşmanlığı.
Bir yanda ise bunca çetin realiteye dikkat çekenleri hemen mülteci karşıtı olarak damgalayan, mülteci edebiyatı üzerinden memleketi açıkça istila etmiş bu sığınmacı dalgasını makul gören anlayış. Bu anlağa angajelerin artık sırça köşklerinden çıkması gerekir. Çünkü sokağı yaşayanları hümanist olmamakla suçlayacak yerde, bu bonus dincileri ve fanus solcularının sığınmacı pratiğine gerçekten hümanist pencereden bakmaları günü gelmiştir. Geldi de geçiyor.
Sonra çok geç olur. Bonus dincilerine din kardeşi, iman taifesi sayılan sığınmacılar her yerde varlar. Bağış, fitre, zekat, ramazan, kurban, velhasılı yardım kabullenmede hazır ve nazırlar. Ama Cami ve mescitlerde kayıplar. Bugün böyle de yarın aynı safta saf tutulacağı ne malum. Tarife ne gerek, mesele ensar muhacir hislenmesine bağlandıkça memleketin basireti bağlanıyor.
Bilmeyen mi var, fanus solcularının bildiğini. Milyonlarca sığınmacının emperyalizm ve yerli işbirlikçileri tarafından yerinden yurdundan edildikleri tamam. Ancak özgürlükleri için savaşmayıp sıvışan beş milyonluk bir kavim-kabile gerçekliği var ortada. Ayrıca kaçak göçek merdiven altı çalışan veya çalıştırılan bu sığınmacı proleter kardeşlere dertlenip yol yoldaşlarını bağışlanamaz hatalı görmek de pek doğru değil. Suçlanan adres yanlış.
Asıl dertlenilmesi gereken sığınmacıların ampirik yaşamı ve çağ dışı çalışma şartlarında kayıt dışı ekonomiye katkılarıdır. Bu katma değerin kimlere yaradığıdır. Ayrıca sınırları açsak, sığınmacıları salsak, Avrupa çöker... lafıdır gerçeği gösteren. Aleni bir çöküş yaşanmaktadır memlekette. Şu zengin memleketin şimdiye dek sığınmacılara otuz beş-kırk milyar dolar harcamış olmasıdır asıl dert.
Ömründe bir kez olsun kavgaya girmeyen, bir kerelik kavga ayırmayan, cinnete ve şiddete varan yan apartmandaki kavgayı bile aile içi meseledir deyip izleyen bu bonus dincileri ve fanus solcuları nedensiz dertleniyorlar. Sekiz yıldır süren bu sığınmacı dalgasıyla, memlekette on beş kişiden birinin sığınmacı olduğunu görmezden gelmeleridir asıl dert
Şimdilik nekroz, yakın zamanda nevroz sonuçlara gebe bu problemin, sığınmacı sorununun pansuman önlemlerle çözülemeyecek dereceye evrilmesidir dert.
Çok bilir bonus dincileri ve çok okur fanus solcuları kabul etmese de tamamıyla beka sorunudur bu sorun. İçeriden dışarıdan bu sığınmacı dalgası aleyhte körüklenirse asıl vehamet işte odur. Kaçacak yer kalmaz. Felaket kapıda değil kapı içerisinde. Eşik bir kere atlanmıştır.
Öyle ki, orada bir memleket var sığınmacılar için hazır, sığınmacı cenneti diye duyanlar, bilmedikleri görmedikleri şu fakir memlekete akın ediyor. Aman dileyen çok. Dur diyen yok.
Bu gidişle beş milyonluk nüfus daha da artarak çok yakın gelecekte iç dış güvenliği tehdit eder boyuta erişir. Ve vakti zamanı geldiğinde devlet içinde devlet arzuları okşanınca vay ki vay bonus dincileri ve fanus solcularının haline. Anında aynı gemideyiz hikayesi.
İleride bu memleket yığıldıkça yığılan bu sığınmacı derdinin altından kalkamaz. Demografik tazyik sürer, dengeler değişir, istikrar bozulur. Böyle denilmesini, bu çıplak uyarıcılığı etnik ayrımcılık gören, yabancı düşmanlığı görenlerin, başta bonus dincileri ve fanus solcularının sanki başka memleketleri var.
Bu sığınmacı çıkmazında bonus dinciliği ve fanus solculuğuna sığınarak sosyolojiden anlamadıklarını belli eder rahatlık çok yakında batar. Çuvaldız başkasına iğne kendine batınca da nevrolojiye kaymaları ise kaçınılmaz sondur...

SIĞINMACI DALGASI...



Küreselleşmenin dayattığı süreç, Ortadoğu'dan dünyaya yığınlar hainde göçü veya sığınmayı patlattı. Dünya anında kapıları kapattı, duvarlar ördü. Zenginler yaşamını güvenceye aldı. Sığınmacı dalgası fakirlere yayıldı.
Özellikle de şu garip ülkeye. İşin gerçeği şimdi devletin milletin, muhalefetin iktidarın beş milyonluk nüfusa sahip sığınmacılarla başı belada. Yıllar evvel ne var canım gelsinler politikası ters tepti...
Tepkisel ilk yanıtı 16.09.2011’de '...zavallı Arap kızı camdan bakıyor...' makalesi ile vermiştik. Sonra gündeme denk düşen sorunlara karşı, yazmaya aralıklarla devam etmiştik.
Anti parantez; "Cemaat şuuruyla bu kadar olur işte. Şurubu şırayı içenler öze ulaşalım derken köze düşerler. Umurları değil. Kor kül olmuş, ülkeyi karış karış açlık sınırında yaşamlar sarmış gözler hala dışarlıklı. Ardı arkası kesilmez arsız ölümler memleket memleket yürek dağlıyor, özrü kabahatinden çoklar alemin kralı.
Velakin arap baharı. Moda şimdilik bu takılmışız rüzgarına. Ne hikmet ise kendi arabını unutup elin arabının sahte bahar heyecanı sardı Müslüman kardeşleri. Yeri göğü. Kendi söküğünü dikemeyen terzi hesabı “Ata’nın emaneti” Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya dolaştırılıyor. Pervasızca. Osmanlı dirilişi hülyası “rol tip Türkiye” mantığıyla elin cahili cühelasının gözünün içine sokuluyor."...
Vaktiyle böyle yazdık. Yazdık çünkü iktidarın 'geçici koruma' statüsüyle sığınmacılara ardına kadar açtığı kapıların ardındaki amacın, Yeni Osmanlıcılık projesi olduğu besbelliydi. Komşudaki iç savaşa hiç gereksiz ve de gerekçesiz müdahil olmaya öyle bir ideolojik meşrulaştırma gerekiyordu. O yapıldı. Bu savruk ideoloji zamanla çökünce, sığınmacı milyonlara memlekette yer açabilmek için ümmet savına hürmet edildi. Ayrıca mevcut iktidarın bölgesel politikalarının ve yanlış bakışın ve de hesapsız tutumunun buralara geleceği daha en başında belliydi.
Gelinen aşamada gittikçe artan sıkıntıyı emperyalizmin bölgedeki politikalarına bağlamak ve parçalanan ülkelerin insanlarını göç ettiren acımasızlığa odaklamak doğru. Doğru ancak bu odaklanış mevcut iktidarın yanlış dış politikası ve dayanaksız göç politikasına tepkisizliği getirmemeli.
Bir kere bu beş milyonluk kitle hiçbir uluslararası tanıma uymuyor. Mülteci desen değil, göçmen hiç değil, sığınmacı belki ama bir yere kadar. Sanki uzun sürecek yatılı misafirlik. Misafirlikler de her şeyin çok ötesine geçti gibi. Memleket resmen sığınmacı deposu oldu.
Millet yıllardır sığınmacılarla gocunmadan işini aşını paylaştı. Köylerini kentlerini paylaştı. Aldığı hizmetleri bila bedel bölüştü. Eğitim ve sağlık hizmetlerine ortaklığı dahi hoş gördü. Maddi manevi desteğin yanı sıra sığınmacıların her şeye öncelikli ve kolay erişimi başlarda göze batmadı. Parklar bahçeler, tatiller beldeler, denizler dağlar, tarihi geziler müzeler, hastaneler postahaneler, hususi araçlar toplu taşımalar, sığınmacılarla doldukça irkilme başladı. Ayrıca sığınmacılardaki duyarsızlık ve kendilerine her şeyi hak görmeler çoğalınca, acayip hak talepleri de artınca yabancı düşmanlığı dirilmeye başladı. Mevcut iktidar da suçlu psikolojisiyle akılcı bir göç politikası geliştiremeyince işin rengi değişti.
Nihayetinde şu fakir memleket, sığınmacıların topuna yan gelip yatma, devletten beslenme yeri oldu algısı kamuoyuna yayıldı. Ekonomi, işsizlik bir yana bizzat sosyal yaşam etkilendi, kültürel yapı deformasyona uğradı endişesi ağır bastı. Büyük şehirlerde sığınmacılar gettoları da oluşunca sorunun büyük olduğu görüldü. Hele bunlar politik bir koz olarak kullanıldıkça huzur kaçtı.
Mevcut iktidardan bu konuda bunca yanlıştan sonra şimdi bir yanlış daha. Sığınmacıların iktidara politik desteği azaltan baş unsur olduğu anlaşılınca, ayıklama operasyonu. Şimdilik kayıtlı olunan illere dönüş yaptırımı. İnsan kaygısı gütmeden terke mühlet tanıma. Baştan sona hatalar zinciri...
Bu, yıllarca başıboş süren, sürmesine göz yumulan sığınmacı dalgasına siyasi endişeler yüzünden kontrolsüz bir çözüm girişimi. Yeni dramlara yol açacak göstermelik bir hamle. Ancak çok geç kalındı. Bu ve benzer tedbirlerle bu mesele çözülemez. Aksine büyütülür. Biraz ötelenir. Milletin gazı alınır, o kadar.
Sığınmacılara ve yeni sığınmacı dalgalara dönük çözüm bazlı ne yapılacağı ise çok açık. Milli mutabakat çerçevesinde, geniş katılımla oluşturulacak stratejik göç politikası...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder