KIRKBEŞLİK ŞİİR…
METHİYE
Kırkbeşlik plağım
Plağım kırkbeşlik
Pikabın iğnesi kırık,
Dönemem.
İçimde ne şarkılar saklı aslında
Türküler ağıtlar marşlar asılı
Ne divane aşklar gizli en asilinden
Ne delikanlı kavgalar sözler
Söz verdim bir kere insafsız,
Dönemem.
Kırkbeşlik insanım lisanım kırık
Pikabın iğnesi kırık
Plağım kırkbeşlik
Lodosa açık bir balkonda
Denizleyim
Egeyim Karadenizim.
Anlasana beni beter dönence
Dönenler dönsün rüzgar gülüyle densizce
Dönemem.
Dönemem çünkü
Doğuştan solağım…
KIYAMET SENARYOSU
Ne olur kırma beni hayat
Kırma artık.
İpek böceği masalı değil ki bu
Allı yeşilli bir makam.
Çıkışı yok gecelerde dinlendikçe şekillenir markalar
Afiyet olsun karınca kardeş, karışmam
Artık kızmam
Arıların oğul verdiği zaman canlanırım artık
Karınca kaderince bir yaşama sarkıp
Ölümlerden ölüm beğenirim derin uykulardan kalkıp
Yıllarca hiç üstlenmediğim ölümlerden
Yakışmadı bedenime aklıma, yarıma yarenime nedense hiçbiri
Şimdi canın çektiğidir arta kalan ve
İpekböceği misali bu yakınlaşma
Kıyamete beş çala altın köstekli
Allı yeşilli bir mekân.
Çalıkuşu yok hecelerimde artık
Altın kafeste bülbül
Hücrelerimde çalıntı
Ağustos böceği söylesin bundan böyle şarkılarımızı
Ben içlenir içlenir kıyamet döşenirim
İçerim içerim dertleri, kederi, kaderi
Arıların bal verdiği zaman kıymetlenirim artık
Karınca kararınca bir hayata aldanıp
Kader senaryolarına yollanırım yolu yarılayıp
İpek böceği mahsulü sanki bu
Allı yeşilli bir camekan.
Ve camdan kalede bir makam
Senaryosu kıyamet
Ne olur kızma bana artık hayat
İçine içine içlenirim ve içerim…
KIRKBEŞLİK PLAĞA PİKAP
Sakız adasından kaçtım ve
İnsafsız dalgalarla seviştim
Dalga dalga
Yalı boyu.
Cennet kenarında köşkte köreldim
Algı enine boyuna çalgı
Denizin anahtarı denizdi
Kaçınılmaz gerçek açıldı kırklara
Denizim.
Dokuz doğurduğum gün ayrıldım sırça köşkten
Sıyrıldım buğulu limanlardan
Ve sen doğdun
Sen doğdun ellerime.
Ellerimde minnacık bir kalp
Kalbin koca bir çınar
Koskoca asırlık bir çınar gibi atıyordu
Pembecik yüzünde ise umut
Umudun uğuru parlıyordu.
İyi ki kaçmışım sakız adasından
Sakız yapışkanlığından
Başımda deli dembelek eğreti rüzgarlar
Eğilmedim hiç, uydulaşmadım
Güneşin anahtarı deniz
Denizin başı yıldızlar
Yollar kapandı yalanlara.
Denizim
Sakız adasından deryaya daldım ve
Bir rüya ki tam görülesi
Tam boğulurken
Seni gördüm
Masmavi damlalarda.
ÇIPLAK KRALA ÇARMIH
Lanet planet
Meliki zalim mi zalim
Maliki Allah kerim
Açılınca açılsın denen örtüler
Hesaba çekilir tüm ölümler ve de ölümlüler
Hesaba çekilsin ölüm.
O kaçıp durulan nar gözlü ölüm
Nar gözlü karabalık öylece kızarsın
Nur yüzlü yar çarmıhta gerili gerilik
Çarmıh gülü boyunlarda nazarlık
Azgınlık ve ihanet
Nar gözlü alabalık etti mi nazar
Öptü mü kuruyan dudağından azar azar
Melaike gözlüm yalnızsın dayan
Sen dayandıkça yırtılır duvar
Yıkılır taş duvarlar
Darağacına çekilsin denince tüm zamansız ölümler
Bu kez rüya aralanır
Darağacına çekilir ölüm
Vallahi tek o anı yaşar coşar yaşarım
Ve lanet planete inat
Gülümseyerek ölürüm.
Akli melekelerim hala yerli yerindeyse eğer
Yazarım iki satırcık iki arada bir derede
Demem o ki melek
Ocakta zalim felek
Tüm günleri ayları yılları arada kalanları
Çarmıha gerer çıplak kral
Ve çıplak kralı da bir gün nar gözlü dudağından emer.
Her şeyden önemlisi
Öptü mü moraran dudağından nar gözlü küçük kırmızı balık
Alnına dayanan namludur
Şakağın aklaşmış şakakların terler
Şaka bir yana en gerçek olan ölümdür.
Balık bilmez ama Halik
Halik bilir
Ve meliki maliki, zalimi halimi, planeti planı
Nur yüzlü yârin hesap cetveliyle ölçülür.
10 Ocak 2015 Cumartesi
6 Ocak 2015 Salı
VANTUZ BALIĞI VE VANTUZLANMAK…
VANTUZ BALIĞI VE VANTUZLANMAK…
Vantuz balığı gibi başköşeye yapışanlar, kendilerini antik dünyaların harikaları zannederler. Ve derya denizde, davetli davetsizlere her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini bağlar, zamanla yakından başlayarak da çarparlar…
Enginde fal taşı açılsa da gözler, sisten hiçbir şey görülmeyince yolculuk dikine başlar. Dikine taşlar da yerli yerine oturtulunca anlatım yasakları haşlar. İşte doğaya ve sanata özgü özgünlük bu yapışkan zeminde en sınırdaki erişilmez güçtür. Güçtür bölük pörçük kayıtlardaki sözde katılımcılık. Değer katıcılar da yere düşünce oynaş sırnaş vantuzcu gölgeleri güneşe çıkarmak gerekir. Gerekir ama cartlağı çekmek pahasına, fettanlığı ve tefecilikle yüz yüzeliği köşe başlarında sıkıştırmak iyice zorlaşır.
O vakit fakirsin bari cellata bulaşma diye başlar, zenginsin bari cellat olma diye biter atadan kalma sözler. Doğanın iki yüzünü göstermek açısından vantuz balığını eni konu bilmek önem kazanır. Ayrıca hangisi kabul görecek ise görsün adabı elden bırakmadan ilim ve bilimde ısrarcılık da şarttır. Çoban kavalından süzülen folklorik ezgiler dinlenmeyi sağlar, dillenmeyi ise sollar. O ezgilerle yağlar erir ve dilenmeyi de önler. Uçan balıklar misali kuşlaşır anılar.
Göçmen kuşlar misali zatıâlilerine methiyeler ve tavsiyeler düzmek şu ortamda genel geçer zanaatkârlıktır. Ama sanat, sanat değildir asla. Alaturka musikinin inzivasına giren sevme kabiliyeti dahi değildir. Sadece vantuz balığı ile özetlenebilecek bir doğa yanılması söz konusudur. Sevgisizlik kayıtlara düşünce dikine dikine ötelenmiş yeni hayat tarzını sürüler halinde seviye zorlamak da hiçbir işe yaramaz zamanla. Eninde sonunda kıyamette karşılaşılacak hasımlardan daha fazla yaratmamak için israf edilen sevgileri insana özgü erdemle tekrar yaşamaya çaba gerekir sadece. Tüm kurgulanmış dost ve düşmanların gözünde ve gönlünde yer etme, yer tutma hikâyelerine de hiç aldırmamak bazen çaredir. Ama bu gerçeği fark etmek bile çoğunlukla işe yaramaz. Çünkü tüm köşe başlarına vantuz balıkları yapışmıştır.
Vantuz balığı gibi başköşeye, köşe başlarına yapışanlar, kendilerini antik dünyaların ve geleceğin harikaları zannederler. Ve derya denizde, balık hafızalı davetli davetsizlere her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini zamklar, zamanla en yakından başlayarak da cin çarpmışçasına çarparlar…
İşe yaramazlık aslında siyaseti mutlu etme ve mutlu olma sanatı olarak görüp, bilip, sayıp gün ortasından başlayarak gece yaralarına kadar karanlığı sayıklamaktır. Ayrıca bilumum çekmecelerin içi boşalınca boşaltılınca ve aklın içi boşalınca boşaltılınca mutluluk bir miktar artar. Ancak mutlu yaşayabilmek ve mutlu kalmak siyasetin tüm dalaverelerine karşın tutmaz. Çünkü sevginin özü kararmış, insan olan insanlar üzülmüştür. İşte tam bu aşamada sinirleri kuvvetlendirmek gerekir.
Zaten yüzsüz kiracılar ev sahiplerini faka bastırınca, siyasetin yüzü astarı, dastarı kilimi birbirine karışınca siyasi aktivitelerin ve siyasi aktivistlerin kimyası da bozulur. Gerçekliğin geçerliliği dağılınca sosyal metobolizma da aksamaya başlar. Yüzlerce binlerce hayale sığmayan, sığdırılamayacak olan acı olaylar zeytinyağı gibi su yüzüne çıkar. O saatten sonra vantuz balığının rengi aktır karadır karşıtlığıyla tartışmak ise boşa zaman harcamaktır.
İşte yapışan yüzsüzlük ile bu algı yönetimi ve kavram kargaşasında dünyanın malı derya deniz yemeyen, hesabı kaldırılır. Fırıldak tipler, fırıldakça fırıl fırıl dönmeye başlar başköşeye zamklanmışların etrafında. Upuzun masalarda kendilerini beyinlerinden yapıştıracak sandalye ararlar. İşin sosyal boyutunda tırnak içinde duygusal gelişime de iyice yol açılınca ilk oturan son kalkar veya kaldıramaz mabatını sandalyeden. Yeryüzünde ve su kürede nice cici, rengârenk topluluklar bu yüzden matlaşır, donuklaşır ve içten en dışa, alttan en üste acayip bir kararma başlar.
Bu öyle bir dengini, rengini kaybetmedir ki, her türlü noksanlık ve fazlalık vantuz balığı ile izah edilebilir. Kendini her akıllıyım sanan, yapışık akılla orta yerde dolanan, orta oyunculuk geleneğine ayıp olmasın ama tüm sahte orta oyuncuları sırtında binlerce vantuz ile bodoslama tırmanışı başlar. Oysa yaşananlar bir tatlı su kıyısında tatlı su canlısı kıyımıdır. Ve masmavi sehpa da yabancılaşma ve yalnızlık hissi üzerine kurulmuş bir hikâye okur denizkızları.
Burnunun ucunu göremeyenlerin gelecekten dem vurmaya, vurguna tempo tutmaya başlamasıyla çarpılma beyinlerden başlar. Vurgun yenir ve çarpıklık önce kollara, bacaklara ve diğer organlara bir çırpıda yayılıverir. Yani vantuzlanma orta yol tutmak yerine mutluluk eşiğinin anında aşılmasını da beraberinde getirir. Dertsizlik, tasasızlık ölçeğinde ödüllendirilmek ise başka baharlara, başka dünyalara kalır. Öyle ki bu çarpılma, vantuzlanma sürecinde geç akıllanmışlığın siniriyle kaptanın hangi sihirli mekana demirleyeceği de hiç belli olmaz. O belirsizliktir ki vantuz balığının inkâr edilemez etkileriyle daha da ağırlaşır ve deniz kararır. İşte o vakit ağır baş ağrı tutmaz ama emir demiri keser ve demirlenilen her liman başa bela olur.
Vantuz balığı gibi başköşeye, köşe başlarına yapışanlar, kendilerini antik dünyaların ve geleceğin ve sonsuzluğun harikaları zannederler. Ve derya denizde, balık hafızalı davetli davetsizlerin sırtına her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini zamklar, zamanla en yakından başlayarak da cin çarpmışçasına çarparlar…
Vantuz balığı gibi başköşeye yapışanlar, kendilerini antik dünyaların harikaları zannederler. Ve derya denizde, davetli davetsizlere her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini bağlar, zamanla yakından başlayarak da çarparlar…
Enginde fal taşı açılsa da gözler, sisten hiçbir şey görülmeyince yolculuk dikine başlar. Dikine taşlar da yerli yerine oturtulunca anlatım yasakları haşlar. İşte doğaya ve sanata özgü özgünlük bu yapışkan zeminde en sınırdaki erişilmez güçtür. Güçtür bölük pörçük kayıtlardaki sözde katılımcılık. Değer katıcılar da yere düşünce oynaş sırnaş vantuzcu gölgeleri güneşe çıkarmak gerekir. Gerekir ama cartlağı çekmek pahasına, fettanlığı ve tefecilikle yüz yüzeliği köşe başlarında sıkıştırmak iyice zorlaşır.
O vakit fakirsin bari cellata bulaşma diye başlar, zenginsin bari cellat olma diye biter atadan kalma sözler. Doğanın iki yüzünü göstermek açısından vantuz balığını eni konu bilmek önem kazanır. Ayrıca hangisi kabul görecek ise görsün adabı elden bırakmadan ilim ve bilimde ısrarcılık da şarttır. Çoban kavalından süzülen folklorik ezgiler dinlenmeyi sağlar, dillenmeyi ise sollar. O ezgilerle yağlar erir ve dilenmeyi de önler. Uçan balıklar misali kuşlaşır anılar.
Göçmen kuşlar misali zatıâlilerine methiyeler ve tavsiyeler düzmek şu ortamda genel geçer zanaatkârlıktır. Ama sanat, sanat değildir asla. Alaturka musikinin inzivasına giren sevme kabiliyeti dahi değildir. Sadece vantuz balığı ile özetlenebilecek bir doğa yanılması söz konusudur. Sevgisizlik kayıtlara düşünce dikine dikine ötelenmiş yeni hayat tarzını sürüler halinde seviye zorlamak da hiçbir işe yaramaz zamanla. Eninde sonunda kıyamette karşılaşılacak hasımlardan daha fazla yaratmamak için israf edilen sevgileri insana özgü erdemle tekrar yaşamaya çaba gerekir sadece. Tüm kurgulanmış dost ve düşmanların gözünde ve gönlünde yer etme, yer tutma hikâyelerine de hiç aldırmamak bazen çaredir. Ama bu gerçeği fark etmek bile çoğunlukla işe yaramaz. Çünkü tüm köşe başlarına vantuz balıkları yapışmıştır.
Vantuz balığı gibi başköşeye, köşe başlarına yapışanlar, kendilerini antik dünyaların ve geleceğin harikaları zannederler. Ve derya denizde, balık hafızalı davetli davetsizlere her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini zamklar, zamanla en yakından başlayarak da cin çarpmışçasına çarparlar…
İşe yaramazlık aslında siyaseti mutlu etme ve mutlu olma sanatı olarak görüp, bilip, sayıp gün ortasından başlayarak gece yaralarına kadar karanlığı sayıklamaktır. Ayrıca bilumum çekmecelerin içi boşalınca boşaltılınca ve aklın içi boşalınca boşaltılınca mutluluk bir miktar artar. Ancak mutlu yaşayabilmek ve mutlu kalmak siyasetin tüm dalaverelerine karşın tutmaz. Çünkü sevginin özü kararmış, insan olan insanlar üzülmüştür. İşte tam bu aşamada sinirleri kuvvetlendirmek gerekir.
Zaten yüzsüz kiracılar ev sahiplerini faka bastırınca, siyasetin yüzü astarı, dastarı kilimi birbirine karışınca siyasi aktivitelerin ve siyasi aktivistlerin kimyası da bozulur. Gerçekliğin geçerliliği dağılınca sosyal metobolizma da aksamaya başlar. Yüzlerce binlerce hayale sığmayan, sığdırılamayacak olan acı olaylar zeytinyağı gibi su yüzüne çıkar. O saatten sonra vantuz balığının rengi aktır karadır karşıtlığıyla tartışmak ise boşa zaman harcamaktır.
İşte yapışan yüzsüzlük ile bu algı yönetimi ve kavram kargaşasında dünyanın malı derya deniz yemeyen, hesabı kaldırılır. Fırıldak tipler, fırıldakça fırıl fırıl dönmeye başlar başköşeye zamklanmışların etrafında. Upuzun masalarda kendilerini beyinlerinden yapıştıracak sandalye ararlar. İşin sosyal boyutunda tırnak içinde duygusal gelişime de iyice yol açılınca ilk oturan son kalkar veya kaldıramaz mabatını sandalyeden. Yeryüzünde ve su kürede nice cici, rengârenk topluluklar bu yüzden matlaşır, donuklaşır ve içten en dışa, alttan en üste acayip bir kararma başlar.
Bu öyle bir dengini, rengini kaybetmedir ki, her türlü noksanlık ve fazlalık vantuz balığı ile izah edilebilir. Kendini her akıllıyım sanan, yapışık akılla orta yerde dolanan, orta oyunculuk geleneğine ayıp olmasın ama tüm sahte orta oyuncuları sırtında binlerce vantuz ile bodoslama tırmanışı başlar. Oysa yaşananlar bir tatlı su kıyısında tatlı su canlısı kıyımıdır. Ve masmavi sehpa da yabancılaşma ve yalnızlık hissi üzerine kurulmuş bir hikâye okur denizkızları.
Burnunun ucunu göremeyenlerin gelecekten dem vurmaya, vurguna tempo tutmaya başlamasıyla çarpılma beyinlerden başlar. Vurgun yenir ve çarpıklık önce kollara, bacaklara ve diğer organlara bir çırpıda yayılıverir. Yani vantuzlanma orta yol tutmak yerine mutluluk eşiğinin anında aşılmasını da beraberinde getirir. Dertsizlik, tasasızlık ölçeğinde ödüllendirilmek ise başka baharlara, başka dünyalara kalır. Öyle ki bu çarpılma, vantuzlanma sürecinde geç akıllanmışlığın siniriyle kaptanın hangi sihirli mekana demirleyeceği de hiç belli olmaz. O belirsizliktir ki vantuz balığının inkâr edilemez etkileriyle daha da ağırlaşır ve deniz kararır. İşte o vakit ağır baş ağrı tutmaz ama emir demiri keser ve demirlenilen her liman başa bela olur.
Vantuz balığı gibi başköşeye, köşe başlarına yapışanlar, kendilerini antik dünyaların ve geleceğin ve sonsuzluğun harikaları zannederler. Ve derya denizde, balık hafızalı davetli davetsizlerin sırtına her türden yaklaşım ve yakınlaşmalarla kendini zamklar, zamanla en yakından başlayarak da cin çarpmışçasına çarparlar…
HOŞGELDİN YENİ YIL, HOŞ GELDİN 2015…
HOŞGELDİN YENİ YIL, HOŞ GELDİN 2015…
Boş temennilerle geçen koca bir yıl alışkanlıklar veya yitirilen yakınlaşmalar gereği aralık ayı ortası tarih tekerrür etti ve birkaç günlüğüne hüküm edenlerce hareketlendirildi. Fındık kabuğunu bile doldurmayacak bu hükmetmelerin yıl sonunda yeniye aktarımlarını kestirmek şimdilikgüç ama bir hiç olarak tamamına erdirildi ameliyat.
Bunca unutmalar ve unutturmalar diyarında yanlışta ısrarcılık böylesine devam ettikçe 2015 yılı da yine birilerine yeni rekorlar kırdıracak gibi bir görüntü egemen havaya. Yeni yılda havanda su dövmemek ve çok sevsek de ‘ince ince bir kar yağar fakirlerin, gariplerin başına’yı artık dinlememek amaçlı hazırlanıyoruz bu kez yeni yıla…
Ve yeni yıla hazırlanırken ülkenin tüm caddeleri ve sokakları yine ayni yerde ayni şekil durup yeminler edeceğiz göğe. Kendi kendine sorulmayacak sorular bile artık sorulmalı diye haykıracağız. Zaman içinde ajandadaki notlar biriktikçe birikti. O kadar ki kırmızı kalemle altı çizilmişler bile unutuldu, kırmızı hatlar bile unutturuldu. Düşenin dostu olmaz ama dört bir yan sahte dostlar meclisine döndü. Ciddi karar vermek üzerine aklı yanıltan nice günler yaşandı. Ve zor bela yaşanacak yüzlerce gün kapıda. Yeni yılda da birçok kez yazılacak bu minvalde ve yazacağız. Korkmadan yazgıları karacağız aydınlığa ve alın yazısı masallarına asla kanmayacağız.
Yeni yıl ajandasının ilk sayfasında ‘dostum düştü ben öldüm’ yazmasın diye 'Hoş geldin 2015, mutlu yıllar dünya, umutlu yıllar insanlık âlemi' yazacağız…
Güneşi sevdiğince geceleri de seven bir yoldaş tutkusudur tüm aldanışların kaynağına kaymak. Çepeçevre kuşatılınca anılar, ablukaya alınınca düşler, kuşkularla çürür yürekler. Durulmak bilmez heyecanla sevdalanmışlığın çiziktirildiği kâğıt tomarları kime ait olursa olsun ağıt üstüne ağıt yakmalarla yoğunlaşır özlem. Vadeler dolduğunda kırık vedalar dillere dolaştığında düş tiryakiliği de arttıkça artar. Ve kırpık kılçık hayallenmeler bu yıllık bitti biter. Neylesin fakir kader der adına, rahatlar. Ve ağırdan yeni yıl bile eskisine öykünür.
Aslında kaç sabırlı ömür tüketecek ağırlıkta koca bir yıl bıraktık geride. Tek taraflı iç sızlatan kaç göç, gar şar hükümlülükleri ve söyleşiler gördük. Çok yönlü dilenmecelerin iltica ve dinlemecilerin irtica şölenlerine dönüştürüldüğünü yaşadık. Kimsenin gıkı çıkmadı. Yoldan çıkmış zariflikler kamelyasında ne adamsılar familyası tanıdı şu yorgun gözlerimiz. Ne latifelerle süslendi günler geceler ama elde acı gerçekler kaldı. Ve saltanat esir aldı tükenmiş tüm amirleri, memurları ve ömürleri.
Yol yorgunu yolcularının dizlerinde gözü dönmüş bahaneleri ağırlar her yeni yıl. Her yeni yılda lodoslara kapılmış balık hafızalığı şiirlerle bezenir, katarakt inmiş seyirlikler de izlenir. Seyirciliğe ve seyirtmelere birikmiş öfkeler paramparça eder yeni günleri. Ya Allah, ya hu denildikçe kontrol, yönetim ve yönlendirmelerin birinci elden icrası ise yürekleri acıtır. Yeni de incitici davranışların ikinci ellere de yayılması önlenemedikçe yabancılaşma bulaşır ülkenin taşına toprağa.
Yeni yıla çıkarken ülkenin tüm caddeleri ve sokakları yine ayni ruhsal dinginlikte durup yeminler içeceğiz düne. Sırlar köprüsünde sular köpürdükçe gelecek hesapları yapacağız bu yeni yılda da. Yalan yanlış çok konuşmalar gördük yol boyu, yıl boyu. Okyanus ötesi medeniyetlerin sözde kalkınmaya yönelik desteklerini de gördük açık seçik. Orta doğudan Anadolu’ya yayılan olumlu olumsuz tüm akla hayale gelmeyecek olayları bile içselleştirdik.
Ve karar verilmese de belli, yine ilham kaynağı korkusuzluk olan çok yazılar yazılacak yeni yılda. Daha çok yazılacak. O bebek yüzlü görünen çokbilmişlerin bilgisizliğinde gark olmadan, aldanmadan ateş zincirine, ilmekler eklenecek bu yıl da yazılara. Kökeni mitolojiye dayanan çağrılardan da esinlenerek daha çok şeyler var anlatılacak bu kendini bilmezlere. Hırsından ve kininden yüzü kızaran ama hırsızlık ve kindarlıktan yüzü kızarmayanların icadı dinlerden olmayış doğrultusunda, dinsel mezhepçiliğe bulaşmadan, yürünecek yeni bir yıl bekliyor kapı aralığında. Siyasal ve toplumsal yaşamı düzenleyen dinsel uydurmalara ve dinler, diller tarihi şaibelerine kanmadan dilenilecek bir yıl var yaşanacak ömür yeterse.
Yolculuğun sırrı Antikapitalist, antiemperyalist, antifaşist ve anti dinci bir duruşla yeni çağrılara imza koymaktır. İnsan olmanın yolu yordamı ise ömür törpüsünü yaşamak ve yeni yıl ile coşkuyla kucaklaşmaktır. İnsanca yaşamı savunmanın güçleştiği şu son yıllarda insanlık dışı koşullara mahkûmiyete direnmek ve hiçbir boyunduruğa girmemektir parola.
Her türlü şiddetin şiirleştiği, baskı, darbe ve zulmün şiirleştirildiği yıllardan geçmişliğin getirisiyle her türlü tahribin, ülkenin kentlerin ve yaşam alanlarıyla kaynaklarının yağmalanışına engel olmak manasında bir dirençtir, eskidikçe yeni yıla hoş geldin diyebilmek. Hoş geldin 2015, talana, yalana, yağmaya, baskıya karşı koymanın yeni yılı, yeni yılın sol eli, solak olmaya adaysın. Biz de yaşamaya talibiz seni, hoş geldin 2015.
Yeni yıl ajandasının ilk sayfasında ‘dostum düştü ben öldüm’ yazmasın diye, bu yıl da fındık kabuğunu doldurmayacak denli boş boşuna geçmesin diye, 'Hoş geldin 2015, mutlu yıllar dünya, umutlu yıllar insanlık alemi' diyerek bitiriyoruz…
Boş temennilerle geçen koca bir yıl alışkanlıklar veya yitirilen yakınlaşmalar gereği aralık ayı ortası tarih tekerrür etti ve birkaç günlüğüne hüküm edenlerce hareketlendirildi. Fındık kabuğunu bile doldurmayacak bu hükmetmelerin yıl sonunda yeniye aktarımlarını kestirmek şimdilikgüç ama bir hiç olarak tamamına erdirildi ameliyat.
Bunca unutmalar ve unutturmalar diyarında yanlışta ısrarcılık böylesine devam ettikçe 2015 yılı da yine birilerine yeni rekorlar kırdıracak gibi bir görüntü egemen havaya. Yeni yılda havanda su dövmemek ve çok sevsek de ‘ince ince bir kar yağar fakirlerin, gariplerin başına’yı artık dinlememek amaçlı hazırlanıyoruz bu kez yeni yıla…
Ve yeni yıla hazırlanırken ülkenin tüm caddeleri ve sokakları yine ayni yerde ayni şekil durup yeminler edeceğiz göğe. Kendi kendine sorulmayacak sorular bile artık sorulmalı diye haykıracağız. Zaman içinde ajandadaki notlar biriktikçe birikti. O kadar ki kırmızı kalemle altı çizilmişler bile unutuldu, kırmızı hatlar bile unutturuldu. Düşenin dostu olmaz ama dört bir yan sahte dostlar meclisine döndü. Ciddi karar vermek üzerine aklı yanıltan nice günler yaşandı. Ve zor bela yaşanacak yüzlerce gün kapıda. Yeni yılda da birçok kez yazılacak bu minvalde ve yazacağız. Korkmadan yazgıları karacağız aydınlığa ve alın yazısı masallarına asla kanmayacağız.
Yeni yıl ajandasının ilk sayfasında ‘dostum düştü ben öldüm’ yazmasın diye 'Hoş geldin 2015, mutlu yıllar dünya, umutlu yıllar insanlık âlemi' yazacağız…
Güneşi sevdiğince geceleri de seven bir yoldaş tutkusudur tüm aldanışların kaynağına kaymak. Çepeçevre kuşatılınca anılar, ablukaya alınınca düşler, kuşkularla çürür yürekler. Durulmak bilmez heyecanla sevdalanmışlığın çiziktirildiği kâğıt tomarları kime ait olursa olsun ağıt üstüne ağıt yakmalarla yoğunlaşır özlem. Vadeler dolduğunda kırık vedalar dillere dolaştığında düş tiryakiliği de arttıkça artar. Ve kırpık kılçık hayallenmeler bu yıllık bitti biter. Neylesin fakir kader der adına, rahatlar. Ve ağırdan yeni yıl bile eskisine öykünür.
Aslında kaç sabırlı ömür tüketecek ağırlıkta koca bir yıl bıraktık geride. Tek taraflı iç sızlatan kaç göç, gar şar hükümlülükleri ve söyleşiler gördük. Çok yönlü dilenmecelerin iltica ve dinlemecilerin irtica şölenlerine dönüştürüldüğünü yaşadık. Kimsenin gıkı çıkmadı. Yoldan çıkmış zariflikler kamelyasında ne adamsılar familyası tanıdı şu yorgun gözlerimiz. Ne latifelerle süslendi günler geceler ama elde acı gerçekler kaldı. Ve saltanat esir aldı tükenmiş tüm amirleri, memurları ve ömürleri.
Yol yorgunu yolcularının dizlerinde gözü dönmüş bahaneleri ağırlar her yeni yıl. Her yeni yılda lodoslara kapılmış balık hafızalığı şiirlerle bezenir, katarakt inmiş seyirlikler de izlenir. Seyirciliğe ve seyirtmelere birikmiş öfkeler paramparça eder yeni günleri. Ya Allah, ya hu denildikçe kontrol, yönetim ve yönlendirmelerin birinci elden icrası ise yürekleri acıtır. Yeni de incitici davranışların ikinci ellere de yayılması önlenemedikçe yabancılaşma bulaşır ülkenin taşına toprağa.
Yeni yıla çıkarken ülkenin tüm caddeleri ve sokakları yine ayni ruhsal dinginlikte durup yeminler içeceğiz düne. Sırlar köprüsünde sular köpürdükçe gelecek hesapları yapacağız bu yeni yılda da. Yalan yanlış çok konuşmalar gördük yol boyu, yıl boyu. Okyanus ötesi medeniyetlerin sözde kalkınmaya yönelik desteklerini de gördük açık seçik. Orta doğudan Anadolu’ya yayılan olumlu olumsuz tüm akla hayale gelmeyecek olayları bile içselleştirdik.
Ve karar verilmese de belli, yine ilham kaynağı korkusuzluk olan çok yazılar yazılacak yeni yılda. Daha çok yazılacak. O bebek yüzlü görünen çokbilmişlerin bilgisizliğinde gark olmadan, aldanmadan ateş zincirine, ilmekler eklenecek bu yıl da yazılara. Kökeni mitolojiye dayanan çağrılardan da esinlenerek daha çok şeyler var anlatılacak bu kendini bilmezlere. Hırsından ve kininden yüzü kızaran ama hırsızlık ve kindarlıktan yüzü kızarmayanların icadı dinlerden olmayış doğrultusunda, dinsel mezhepçiliğe bulaşmadan, yürünecek yeni bir yıl bekliyor kapı aralığında. Siyasal ve toplumsal yaşamı düzenleyen dinsel uydurmalara ve dinler, diller tarihi şaibelerine kanmadan dilenilecek bir yıl var yaşanacak ömür yeterse.
Yolculuğun sırrı Antikapitalist, antiemperyalist, antifaşist ve anti dinci bir duruşla yeni çağrılara imza koymaktır. İnsan olmanın yolu yordamı ise ömür törpüsünü yaşamak ve yeni yıl ile coşkuyla kucaklaşmaktır. İnsanca yaşamı savunmanın güçleştiği şu son yıllarda insanlık dışı koşullara mahkûmiyete direnmek ve hiçbir boyunduruğa girmemektir parola.
Her türlü şiddetin şiirleştiği, baskı, darbe ve zulmün şiirleştirildiği yıllardan geçmişliğin getirisiyle her türlü tahribin, ülkenin kentlerin ve yaşam alanlarıyla kaynaklarının yağmalanışına engel olmak manasında bir dirençtir, eskidikçe yeni yıla hoş geldin diyebilmek. Hoş geldin 2015, talana, yalana, yağmaya, baskıya karşı koymanın yeni yılı, yeni yılın sol eli, solak olmaya adaysın. Biz de yaşamaya talibiz seni, hoş geldin 2015.
Yeni yıl ajandasının ilk sayfasında ‘dostum düştü ben öldüm’ yazmasın diye, bu yıl da fındık kabuğunu doldurmayacak denli boş boşuna geçmesin diye, 'Hoş geldin 2015, mutlu yıllar dünya, umutlu yıllar insanlık alemi' diyerek bitiriyoruz…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)