1 Ekim 2019 Salı

MAYIS-1

ANAM, AYAĞININ ALTI CENNET…


Anam, ayağının altı cennetten bir köşe.  Devrilesi boynum devrilmeden Cennetinden öpeyim. Sonra öleceksem öleyim…

Canparem, sayende yoksul ama yoksunluğun hissedilmediği gönlü zengin günlerin çocuklarındanım ben. Sokak çocuğu. Sonra ‘Valde Mektebi’ çocuğu ‘Pertev’. En sonra ‘Yüksek’lere savrulan kartal. Yolculuğum sonsuzluğa.

Doğanın kanunu işte sona yakın anam bana, ben anama kaldım. Ama anamdan çok babamı sevdim. Vakti tamama erdi o gitti. Sen gitme anam, tüm güzel günler senin olsun. Her şey gönlünce ve güzel olsun. Ve ikimizden birinin son yolculuğuna dek seninim. Oğlunum...

İşte o en değerli gün gelince, koca ustam boğazda bir menfezde bekleyecek. Ben heyecanla küreklerine asılacağım yan yatmış kayığın. Kayın ormanlarından süzülen ışık ciğerimde. Karaltıların arasından karşılayacaklar bizi. Gri çelik zırhlının güvertesinde ipek saçlarında tanyeli. Deniz mavisi gözlerde birkaç damla yaş. Birlikte açılacağız gözyaşı dalgalarıyla engine. Eminim…

Anacığım ebediyete göçmeden sana itirafım olsun; meğer ne zormuş anaya methiyeler dermek. Ne zormuş ezelden ebede, asla incitmeyen o yüce şefkatin ve ana varlığıyla kuşatılmışlığın ıssızlığında sevgi selini yazmak. Duacınım.

Bakıyorum da ne çok anı saklamışız, birlikte büyürken annem. Evladiyelik. Arkadaşça, dostça. Anam ilk ve tek yoldaşım. Yazgı, kaygı, sevgi saygı piramidinin mimarı. Mihmandarım.

Canım anam ben er vakit doğan da, sanki sahipsiz ovalara kestin göbek bağımı. Lacivert mavi denizle yıkadın. Atlas göğe beledin. Yıldızlarla örttün üstümü. Beşiğimi rüzgârlara bağladın. Gözlerimi hiç örtmedin, dünyaya bak dedin hayat gördüğün gibi ve çok güzel. Görmek istediğin gibisini gör ve hisset. İlerisi gerisi boş hayal. Kimin kim için gördüğü önemsiz düşlerden uyan. Seninkine paralan. Dinledim seni ve kırk yıldan sonra kırk pareyim.

Oy anam nice söz birikti avuçlarımda bilsen. Nerde o yetenek, anlatamam. Baktım ki tek kelime; Ana. Ve tek cümle; Hayatta bir melek tuttu elimden, anamdı…

Tarihe kaydı düşülsün her ana; doğaüstü varlık ve takdir güzellemesidir. Analık dünyanın merkezi. Naçizane dünyanın merkezine sürülen yolculukta,  su yoluna, ekmek uğruna yorgunlukta, şehirlerin şahında göğe savrulduğumda,  bir kadın tuttu elimden, anamdı. Gülen gözleri gül buğusu. Bir melek. En zor anımda tutar elimden bilirim. O yüzden assalar da ölmezliğe mahkûmdur bedenim.

Yalan yok, yıllar yılı dünya başımı döndürdü. Dünya döndü ben durdum.  Tek göz odalara savruldum, içimde kaleler yıkıldı, kuleler çöktü, yaşlandım. Ancak asla dönmedim yolumdan. Tek yaslı anam anladı halimden. Gönlümde kopan fırtınaları gördü. Acı gelse de gerçeğe boğulmayı, doludizgin devrimciliği yaşamayı ve ayakta ölmeyi öğütledi daima. Öğrettiği yıkılış değil yeniden doğmaktı. Ömürlük armağan. Gözümü kırpmadığım kavgalar bıraktım ardımda. Hiç gocunmadım. Yerinmedim. Çünkü bir çiçek tuttu elimden, bir çiçek tuttum elimde; memleket kokulu anamdı...

Anladım ki Mahirlik, Denizin bittiği kıyıya ulaşmaktı. Can siperane. Hala anamın ödenemez emeği dolaşır kanımda. Onca yoksulluğun ortasında sunduğu zenginlik şerbeti. İçimi ferahlatır hala. Meğer anam en hakiki devrimciymiş. Bu memleketin çocuklarına anam çok ağlamıştı; Vah çocuklarım vah, kıydılar gariplere. Aradan çok geçmeden o çocukları tanıdım. Ayni yola yolculandım. Anam gibi ben da yandım. Ve hiç unutmadım. Ve garip anam ne çok ağlamıştı. Ne çok. Vallahi onu da hiç unutmadım, unutamadım.

Anam güzel anam yaşa, sen çok yaşa. Gözlerinin ışığı hiç sönmesin. Doğacaksam bir daha, beni yine sen doğur. Başka ana istemem…

Doğaya doğan da ilk nefesimi, bebekliğimi yine sen dirilt. İçir çiğ sütünü. En kadın, en ana, babadan baba, helalinden helal büyüt. Baldan tatlı tükürüğünle ıslattığın yumuşatılmış o ilk minik lokmaya doyayım yeniden. Bereketine dolayım. Siyah buğday ekmeğini ve alın teri dökülen o sapsarı mısır unu bulamacına bulanayım. Ver kucağıma baş kabak, kısa pantolonlu günlerimi. Kanayan yaralı dizlerimi. Çipil gözlerimi. Sokak çocukluğumu. Kara önlüklü öğrenciliğimi. Beynelmilel isyankârlığımı. Ölümsüzlüğü. Zor kazanımları, tüm kaybedişleri. Adına adımı. Canıma canını.

Anam serilmişim ayağına. İlkim, ilkem, secdem, kıblemsin. Vakit tamama erince, zamanı gelince ben indireyim seni ebedi istiratgahına. Korkusuz anam, çekme o en korktuğun tek korkuyu, evlat acısını. Ana görme devrilişimi. Bu da sana son duam.

Canım anam, ayağının altı cennetten başköşe. Başım vurulmadan, boynum devrilmeden Cennetinden öpeyim. Sonra gidersem gideyim cehenneme…

11 Mayıs 2019 Cumartesi

BABAM, 06 MAYIS 20.11...

BABAM, 06 MAYIS 20.11...
Babam, bu 6 Mayıs sakın seni unuttuğumu sanma. Deniz ve arkadaşlarına da söyle, onları da unutmadık. Daima aklımızdasınız. Kalbimizde. Hem de nasıl...
Canım atam, mart sonu dağlarına bahar gelmişti memleketin. Biraz sarhoşladık o kadar. Gençliğinde mezarlıklarında gecelediğin İstanbul’u tam çeyrek asır sonra Erdogan kaybetti. Sen göremedin ama en büyük şehri bizim İmam kazandı. On küsur yılın iktidarı sallandı. Çöküşün başladığının, bitişe doğru gidişin işareti vuruldu sanki...
Bu ani dengelenişle 1 Mayıs'ta dört bir yanda meydanlara aktı memleket. Korku dağları sardı...
Ve yeseka 4 Mayısta verilen ince sinyali emir telakki edip tam da 6 mayısta, dörde yedi çekti iptal bayrağını.
Ayrıca bu 6 Mayıs Ramazan'ın ilk günüydü. Haliyle yıllar içinde ramazan; 'helalin adı kaldı bilen yok, haram kapış kapış yiyen çok' ramazanı olunca orucu da bırakmıştık hayırlısıyla.
Babam yine de saygıdan maaile iftarı bekliyorduk. Yılın ilk iftarı 6 Mayıs 20.11'deydi. Saat 19.24 sularında milletin alın terinin çalındığı anlaşıldı. Yesekalı biri çıkamadı bu hukuksal hırsızlığı izaha. İktidarın yüksek yetkili bir adamı çıktı lafta açıkladı. Oysa bu kararla hukuk, adalet ve kalkınma resmen dibe çakıldı. Ve milletin hakkı yenerek oruçlar açıldı...
Hiç umursanmadı anam babam; yoğun emek verilmiş, ana ak sütü gibi helalmiş, yerden göğe hak edilmiş, çok yazıkmış, günah olurmuş... Tınmadı yedi hukuk ekabiri. Bastı baskın kararı. Kerevetine çıktı.
Can yoldaşım, işin aslı ebediyete göçüşünden sonraki sekiz yılda daha da geriledik. Maddi manevi bittik. Moralman çöktük. Değerlerimizi kaybettik. Yetmedi rejim değiştik. Daha beter oldu her şey. Sık aralıklı seçimlere bel bağlandı nafile. Millet seçimkolik edildi. Geçim unutturuldu. Bu kez tam nefes alınacakken yeseka vurdu makası. Kesildik.
Can babam, bu hayırsız kararla zaten kötüye giden memleket hepten yalpaladı. Yandık. Karar ertesi dolar her gün yükselmeye doymuyor. Döviz her dakika vizyonda. Altın el yakıyor. Borsa tepetaklak. Çarşı pazar ateş pahası. Mutfaklar yanıyor. İşsizlik had safhada. Demokrasimiz dünya liginden düştü. Kanarya can çekişiyor...
Yüzsüzlüğün bu kadarına pes doğrusu. Sanki yamalı ekonomi daralmadı. Üretim tüketim maliyetleri hiç yükselmedi. Lira yılbaşından bu yana üçte bir değer kaybetmedi. Faiz otuzlara tırmanmadı. Enflasyon sınır atlamadı. Sanki pahallılık üçe beşe katlamadı. Uyduruk tansaş kuyrukları sıralanmadı. Koca şirketler peşi sıra batmadı. Rekor işsizlik evlere dayanmadı. İç dış borç üç katına artmadı. Merkez Bankası rezervleri hızla tükenmedi. Yabancı yatırımcılar kaçmadı. Sanki hukuk ve adalet siyasi ikballer yoluna hacamat edilmedi. Milletin devlet kurumlarına güven duygusu zedelenmedi. Yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü yok edilmedi. Sanki memleket tarihinde ilk defa açlık sınırı asgari ücreti geçmedi.
Babam hal böyleyken hala ortalık güllük gülistanlık edebiyatı yapılıyor. Sonra memleket bekasından dem vuruluyor. Seçimle kazanılmış hak yeseka darbesiyle gasbediliyor. Yedi, dört küsur milyondan büyüktür hesabıyla bir yüksek hukuk garabeti yaratılıyor. Ve yenisine zemin hazırlanıyor.
Evet babayaren hazırlandı da. Yenisi Haziran'da. Candostum, 6 Mayısın solmaz gülleri Deniz ve arkadaşlarına da söyle; bir şeyler oluyor memlekette. Garip bir şeyler. Bir şeylerin habercisi her geçen gün. Sanki güzel şeyler olacak. Her şey çok güzel olacak. Ve yine bizim imam kazanacak...
Dedesoylum, durum bu. Deniz'in de hepinize selamı var...

8 Mayıs 2019 Çarşamba

PİS YEDİLİ…



Ne çok yedi var şu hayatın içinde. Fark edilen edilmeyen. Bazen yediliği unutulan, çoğunlukla yediye endeksli isimleri zor anımsanan. Yeseka, 7’ye dört bir karar alınca, bu çapsız dört dörtlük kararın verilmesini sağlayan yedi zatı muhterem de isimleriyle cisimleriyle asla unutulmazlar arasına girdi. Tarihe yedi boyutlu tanıklık o yüzden…

Bu elipsi yuvarlak dünyada bir öğün önce ne yediğini unutan balık hafızalı bir millet var. Ki; üzerinde yaşadığı kıta dahil yedi kıtayı saymada zorlanır. Yaşam sürdüğü yarım adanın yedi bölgesini dahi sayacak adam az çıkar içinden. Yer gök yedi katmanlı, yerin yedi kat dibi var bilir. Ama katmanları sırdır sayamaz. Gökkubbe hakkında ise ahkâm keser. Köşeye sıkıştı mı sırra kadem basar. Boşuna eser gürler. Bu arada habire sanduka sayar. Saydırır.

Hele yüzyıl başında yedi düvele karşı girişilen ve kazanılan bir milli mücadele var ki; sözde bilinir. Ama düvelleri sayabilecek olanı pek aranmaz. Çünkü mandacılıktır zihniyet. Fetbaz fesbaşlar savaşı onlar kazansaydı keşke diye hayıflanır. Ölenecek zehir akıtır etrafa. Milleti kurtuluşa götüren Ata'dır. Bilinir. Ama sevilmez, saygı duyulmaz. Horlanır. Şu elipsi yıvarlak dünyada yüz karası bir cibiliyet.

Ciddiyet mesuliyet hak getire ama popüler manada her bi halt bilinir. Mesela yedi ceddini sayamayan bu zümre 007 James Bond’u bilir. Film eleştirmeninden ileri bütün bond kızlarını sayar döker. Banal seviyede iş erbabı pozunda banknotları için bond çanta da kullanır. Ama onun bir roman kahramanı ve yazar Ian Fleming'in karakteri olduğunu bilmez. Okumamıştır. Okumaz.

Yine bu güruh ciganito lakaplı Ricardo'yu bilmez ama Q7 denilende akan sular durur. Futbol dehası kesilir. Ronaldo neden 7’ye hastadır en ince detaylarına kadar bilir.

Yedigen hastalığı bulaşıcıdır. Din iman ondadır, politikayı da en alasından yapar. Ve daima en günahsızdır ve de hep mağdurdur. Hiç kaybetmez.

Yine bu zevat lafta her türlü günahtan kaçınır. Yedi büyük günah İslam’a göre ve Hristiyanlığa göre bellidir. Bu ölümcül günahlar Hristiyanlıkta kibir, açgözlülük, şehvet, kıskançlık hasetlik, oburluk, tembellik ve gazap etmek olarak yedilenmiştir. Bu se7en azgınlaşı silsilesi süslümanlık büyüklenmesiyle görmezden gelinir.

Oysa İslam’a göre de yedi büyük günah vardır. Allah’a şirk, sihir yapmak, haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadına iftira atmak biçiminde sıralanmıştır. Bu kitle tümüne işine geldiği gibi uyar, gelmediği an yedi uyurlar taklidi yapar.

Yedi uyurlar, mitolojik tanrılara imanın bittiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet görür. Bu yedicil tipler bu yedi uyurlar kıssasını bilir. İsimleri Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş olan bu yedi gencin Hıristiyan olduğunu ise çoğunluğu bilmez. Cezayı kesen putpetest Rum kral Dakyanus'u da. Ama köpek Kıtmir adıyla şanıyla bilinir. Bir mağarada 300 yıllık uykudur elipsi yuvarlak dünyanın yediemincilerini etkileyen. Ve uyanma sonrası gelişen dünyada bocalamayadır asıl ilgi. Çünkü oyun içinde oyuna heveslidir bu cenah.

Dahaca örneklenebilecek çok yedi bazlı olgu var ama birde Pis yedili var. Pisyedili kolay, atraksiyonlu bir iskambil oyunudur. Dünyada uno diye tanınır. Pis yedilinin kendine özgü kuralları, kartların farklı işlevleri ve çekilecek cezaların katsayısı filan vardır. Ama inceden inceye 7’ler üzerine kurgulanmıştır oyun. Öyle kolay kolay da bitmez. Karşı çıkan olmayınca kartlar yeniden karılır ve oyuna sil baştan başlanır.

İşte bu pisyedili oyununa benzer bir oyun bir kaç zamandır yeseka da oynandı. Tam yedi yüksek zat dut yemiş bülbülü oynadı. İcra edilen orta oyununu diğer dört yüksek şahsiyet izledi. Dörtgenlerin izleri isimleri belli. Pis yedici cisimler ise kesinkes unutulmamalı; Yerhan Çiftçi, Yerefik Eğri, Yezeki Yiğit, Yemuharrem Akkaya, Yefaruk Kaymak, Yilhan Hanağası, Yenakiptin Buğday.

Topu toplandı resmen pisyedili oynadı. Hem de nihayetinde yerin yedi kat dibine girmek pahasına. Peki değer miydi?

Yedi yemedi, değer di değmez di, işte onu zaman gösterecek…

HAYATIN KODLARI


Hayat işte nice acıların içinden geçilir ve hep ‘her şey güzel olacak, daha güzel olacak, çok daha güzel olacak…’ kodlaması ile yaşanır. Tıpkı 6 Mayıslar gibi…

06 Mayıs 1972…

06 Mayıs 2011…

Son eklenen 06 Mayıs 2019…

Ne 06 Mayıslarmış bunlar. Canımıza işledi.  Kanımıza dokundu. Ocağımıza uğradı. Ve üçleme tamamlandı; Deniz, Babam şimdi de İmam...

06 Mayıs; Deniz Gezmiş ve Arkadaşları Hüseyin İnan ile Yusuf Aslan'ın darağacına gönderilişlerinin 47’inci yıl dönümü. Deniz on iki yaşında. 06 Mayıs; Babamın, canımın içinin Çavuşoğlu bağrına gömülüşünün 8’inci seneyi devriyesi. Ve 06 Mayıs; hayatının yaklaşık dört yılını oruca vermiş bir gönüllü doğanın, doğanın emrine uyup ramazanın peşini bırakmasının birinci günü. Yani yeni zamlarla kartları sıfırlayan, içi boşaltılan, beli kırılan Ramazan'ın ilk günü, tam da iftar öncesi. Daha ne olsun.

Dahası şu; en temel hakkı koruyuculukla yükümlendirilmişlerden, yüke vurulmuş 7’sinin kul hakkını, kullar hakkını ramazan oruç umursamadan oburca yiyişi. Hem de yine o mahur beste kulaklarımıza, aklımıza çalarken…

Yani yeseka, çeyrek asırdan sonra yaşanan heyecanı çalmak için, hayatın kodlarına bir kara daha çalmak için, anlaşılmaz gerekçelerle galebe çalmak için bekledi bekledi 06 Mayıs gününü buldu. Oyun bitti…

Böylece bireysel tarih 06 Mayıs'ı gündemine yanılası, anılası ve kınanası gün olarak damgaladı. Ziyan edilen gençliği anmayı, Pedere bir Fatiha göndermeyi ailecek gerçekleştirme hesabı yaparken hoppa bir yeseka darbesi. Sonrası kul ve kullar hakkı ile oruç bozmanın dik alasına isyan. Doğal olarak en doğalından yine küfür kâfir saatleri. Kafsinkaf zamanı.

Hayat işte belli kodlar hiç çıkmamacasına ruha işlemişken iş nerelere dayandırıldı. Emir demiri kesti. Memleketin asma kilidi acı bir sürprize bağlandı. Beklenen karar zor çıktı. Kof çıktı. Çıkma lastik kararı ruhsuz yesekeciler açıklayamadı. Topu külahlarına sindiler. Haliyle çakma yesekakepeli kısmi merakı giderdi. Yankesicilik hortladı. Bilinen ve beklenen bir şeydi.

Bu 06 Mayıslar hep asma hep asma. Otağına yargısız infazlar ve idamların taht kurduğu her bireye hayata asılmayı öğretti. Hayata direnmeyi, hayata odaklanmayı. Hayata dokunmayı. Hangi cihanda olursa olsun. Bundan böyle hayatın hiçbir evresinde yesekaya güvenmemeyi de…

Bu kadar da hayatın kodlarıyla oynanmaz. Ayıp günah. Ama ayıp günah bilmezlerin topu Haziran'da bilmediklerini tümden öğrenecekler. Bildiklerini de unutacaklar. Çünkü hayatta umut vardır ve güzel bir şeydir. Belki de güzellerin en güzelidir. Ve güzel şeyler hiçbir zaman ölmez. Öldürülemez.

06 Mayıs 72, 06 Mayıs 2011, 06 Mayıs 2019 asla unutulmaz. Çünkü hayat kodlarımızda kapanmaz yaralar açtı. Şimdilik üçleme tamamlandı; Deniz, Babam ve  İmam…

Dahaca hayatın kodlarıyla oynanmasın. Başta 06 Mayıs. Çünkü hayat kodlarıyla oynananların sabır taşı bir çatlarsa kodumu oturtur. Özellikle 07 eminsizlere duyurulur…

SİKLON VADİSİ...

Yüksek hukukun yılın ilk iftarı öncesi alelacele daraağacına çekildiği, adaletin atalet kanunu ekseninde sıfırın altı işletildiği 6 Mayıs darbesi sonrası suya yazı yazmak devri kapandı.  Yazılmak devri açıldı. Konuşmak devri başladı. Çünkü pis darbeci yeseka yedilisi sayesinde siyasi atmosferde alçak bir basınç alanı oluştu. Yeryüzünün en büyük ve şahane, üç yanı çepeçevre Deniz yarımadası artık siklon vadisi...

Siklon kiklon ama karar top on. Şimdi silikonumsu suni iklimden beklenen bu kısır sağır alan çevresinde hızla dönen kaotik rüzgârların oluşturduğu her türden şiddet, faşizm ve mental fırtına.

Silikon vadisinden siklon vadisine formatlanan milli girişimcilik fantesizi bu. Bu emperyal ruhsuzluğun son hamlesi, pis yedili ortodokslaşması. Klişe milli 6 Mayıs darbesi. Sol tahlilde 6.filonun intikamı. Son tahmin yeni kıble tayini...

Siklon vadisinde siklamen mavisi kışın çiçek açar. Baharı müjdeler. Kendi çapında geleceği kurgular. Kuyusunun çeperi kadar hayata akar. Ancak hilebazların topunun hazirana kadardır ömrü. Ondan sonrası mutedil dalgalı malta siklameni...

Eskisi yenisi farketmez siklon vadisinde en devrimci politik eylemlilik hali darbelere direnmektir. Faşizme dayanmaktır. Bitmeyen kavgadır. Sika sika buraya kadarmış. Onu anlamaktır. Seçim geçim hikayesini yaşamaktır. Ve deneyimleyerek öğrenmektir; lambanın plotuna altı üstü bir tir değen de, anında yüksek kurullu 6 Mayıs darbesi.

O yüzden kir, pir, tir derken sanki hiç bir şey olmasa bile bir şeyler oldu ve 6 Mayıs yeseke darbesi geliverdi. Yesek yemesek babında yine yeniden siklon vadisi vaadleri peşten. Demek ki tam isabet tirler, tiranın canını epeyce acıtmış.

İşte bundan böyle tam akıllı olmak devri. Bu suni siklon vadisinde iyice yerleşen tiranizm daha ne tiranlar çıkarır bilinmez. Çıkarsa çıkar ama bu 6 Mayıs yeseke darbesi, bir yandan da en yüksek mertebenin de evveliyatını şaibeli kıldı. Sanki onunda seçimi meçimi şaibei şems. İkinci mazbata savaşı kapıda.

Ayrıca yüksek dereceden bu yedi uyuyanları, yedi zakkum darbeciyi bu milletin yedi ceddi unutmayacak.

Unutmaz çünkü Şehri Ramazanın ilk iftarına dakikalar kala, yirmi beş yıldan sonra Şehr emanetinin başına bin cendereden geçip seçilen şehreminine makul görülen bu darbe açık seçik kullaşmadır. Yedi düvele hizmettir. Kula kulluktur.

Siklon vadisinde resmen laylon hakimliktir. Millete kesilen bu naylon faturanın da muhakkak bir bedeli olur.

Darbeler tarihiyle sabit kimse ilahi adaletten kaçamaz. Cezalar kesilir. Bedel gün olur ödenir...

YÖNETMENLİK...

Yakında bir yerlerde, bundan on küsur yıl önce çepeçevre, bazı dostlar, bir kısım hısım akrabalar, uzak yakınlar, bacılar kardeşler yönetmenliği bir kesime emanet etti. Halt ettiler. Ve yıllarca yerelde genelde hep onlar yönettiler.  Yek tabanca. Ancak zamanla karunlaştılar, millete yabancılaştılar. Ve şimdilerde o yakınlardaki memleket trenin altında kalmaya çok yakın. Yani trajik sona adım adım...

Öyle ki; yanaşık sistemde tam on küsür yıl hiç ses çıkarmadı millet. Medet umdu. Çoğalan acılar dinsin diye bekledi. Sonra bir anda karun kanun derken saray rejimi doğuverdi. Yılların Cumhuriyeti bambaşka biçime değiştirildi.

Ve saray, yağma ve rant ekonomisi ile baskı ve şiddet ekolojisi ile yetmiş iki buçuk milleti rejime soktu...

İlaveten nice oyunlar devreye girdi. Ne filmler revizyona koyuldu. Tam on küsür yıl yedekte ne varsa yendi içildi. Envai çeşit kaynak iliğine kadar emildi. İtiraz edenler beter edildi. İttifaklar, yalanlar, sürekli oyalamalarla tek elden, millet devlet idare edildi. Hikayelere bahis devlet millet el ele jargonuyla devletin esenliğe çıkarılması engellendi. Zaten refah diye bir dert de yoktu. Dertlenen de.

İşte oralarda bir yerde, artık yeter diyebilenler azınlıkta kalsalar da, değişmez denen her şey bir ömre tabidir gerçeği tescillendi. Çözülmenin başlamışlığından olsa gerek bu kez çarkıfelek döndürülemedi.

Elbette oyalamalar, kandırmalar, tirbüne oynamalar neticesinde, sokaklarda meydanlarda ses duyulmadıkça saray saltanatı devam eder farz edildi. Ve toptan yanılındı.

Çünkü her yerde adaletsizlik ve hukuksuzluk baş gösterdikçe bıçak kemiğe dayandı. Cıvıma civar ellere de yayıldı. Üç beş milyon verildi, üç beş milyon alındı. Milyarlarla beslendi.

Sınırsız izin verilmedikçe düzen değişmez, devrim gerçekleşmez savına sarılındı...

Bu arada saray düzeninin bitirim adaletsizliği, bilgiç düzensizliği her krizin faturasını milyonlara çıkardı. Milyonlar, müsebbibi oldukları zarar ziyanı ödemeye mahkum edildi.

Milyonlar öderdi ödemeye de, adaletsizlik ve kayırmacılık sistemleşince işin rengi değişti. İnceden meydanlar da dolmaya başlayınca, insanca yaşam ve onurlu yaşam kurgusu  yeniden anımsandı.

An geldi ve on küsür yıldır başta olan külüstür zihniyet ve o zihniyete tabiilik zorlanmaya başladı. Hayal edilen dünyaya karşı çıkıldıkça, gerçeğe düşmanlaşıldıkça, acıların bir araya getirdiği yığınlar dayanışmaya başladı. Ve emek, en güvenli yolları açar, daha güzel bir memleketi de kurar ilkesi hayat buldu.

Hayata çelme atmadıkça, sese ses katmadıkça, her hal ve şekilde mevcuda hizmet edildiği geç de olsa görüldü. Başka bir dünyada mümkündür, barışçıl ve sömürüsüz bir dünya da kurulabilir ve de kurulmalıdır tezi yakın çekime alındı.

Gelişmeler gösteriyor ki, yakında bir yerlerde, yakın zamanda yönetme erki toptan el değiştirecek.

İşte şimdi o yönetmen aranıyor...

2 Mayıs 2019 Perşembe

B1R MAYIS, 1 MAYIS İŞÇİNİN…



Bu 1 Mayıs son on küsur yılların martavalını ve engellemeleri hiçe saydı. Son yerel seçimlerle oluşan denge, 1 Mayısı işçiler ve emekçilerce karnaval havasında kutlanan bayrama dönüştürdü. Yıllar sonra bayram şu garip memlekete de uğradı. İşçiye emekçiye umut oldu. Memleketin yarısı gomonist işi bellemiş olsa da, 1 Mayıs bu kez teğet geçip gitmedi...
Hem teğet geçmedi hem de doğru durum tespitleri ile dibe çakılmışlığı, gündelikli maaşlı ücretli harcanmayı, emek ve alın terine ihanet işgüzarlığını kamuoyuna yansıttı.
Yani bu kez önceden hazırlanan senaryolar tutmadı...
Beyaz yakalısı, mavi yakalısı, karşı yakalısı, iş üniformalısı, işçi tulumlusu, şalteri açanlar kapatanlar, alın terinin kurumadan ederinin ödenmesi gerekliliğine tapanlar ve nicesi, kölelik devrine inat memleketin dört bir yanında meydanlarda çoğalabildikçe çoğaldılar. Kutlu olsun...
Bu 1 Mayısta hiddet ve şiddet galip gelemedi. Memlekette, kanlısını ve kavgalısını sahneye koyanlar kimler ise bu kez sindiler. İşbirlikçi planlar ve bahaneler sembol meydan Taksim hariç işleme koyulamadı. Her ne kadar on binlerce kolluk memur yasadışı bir durummuş gibi vazifelendirilmişse de, dünya medyası Taksim arbedesini haber geçmişse de güzeldi bu 1 Mayıs. Kısmen mutlu olundu. Tamamen mutlu olunacak ve şarkılı türkülü eğlenilecek iken verilen beş kayba saygı, programlarda iptalleri güncelledi.
Zaten mesele günü gün etmek değil ki; her şey ekmek için, insanca yaşamak ve onurlu kalmak için, çoluk çocuğun geleceği için, memleket için…
Bu B1r Mayıs, on yılların değersizleştirmesine, bilinçsizce yabancılaşmaya ve hep eksik yaşamaya direncin de açık göstergesiydi. Artık milyonları baharla buharla,  ayarla hayalle, işki kübradan atmayla, makinalara robot gibi bağlamayla aldatıp uyutmak zor. İşte her çeşit iktidarları kaygılandıran asıl mesele bu. Örgütlülük. Bu B1r Mayıs işte bu malum durumu ikmal etti.
Dünya başka yerde, şu fakir memleket başka, bambaşka yerde, acayip bir çıkmazda, işte 1 Mayıs bunu gösterdi. Çepeçevre etrafı kuşatan ak kara bulutların dağılabileceğini ve büyük yalnızlığın yenilebileceğini vurguladı.
Bir günlüğüne de olsa söz işçilerde, emekçilerdeydi ve hiç gaf yapılmadı. Yapılmaz çünkü B1r Mayıs “İşçinin emekçinin bayramı, devrimin şanlı yolunda yürüyen halkların bayramı” idi…
Taksim yine yoktu. Olsun. Haklı talepler ile yollara düştüler. Başka başka meydanları doldurdular. Özelleştirilmiş, taşeronlaştırılmış, sendikasızlaştırılmış düzeneğe, dayatılan köleliğe hayır demekten çekinmediler. Kıdem haklarını savundular. Çokuluslu ve işbirlikçi sermayenin insafsızlığına, vahşi sömürüye isyan ettiler. Emperyalizme ve tekelci burjuvaziye, işçi sınıfının ve emeğin üzerine kurulu sınırsız sömürü sistemine omuz omuza yüklendiler.
İşçinin emekçinin bayramı, devrimin şanlı yolunda yürüyen halkların bayramı B1r Mayıs’a ez cümle; Faşizme geçit yok…

nisan 2

1 MAYIS, BAHARI GETİRECEK..



1 Mayıs emek günü, İşçi bayramı. Bir günlük. Tüm dünyada böyle. Serbest. Bir tek şu garip memlekette yasaklı. Dünyadaki karnaval havasının aksine şu memleketin sembol meydanları daima işçilere kapalı. Özellikle de Taksim. Her zaman işçilerin önüne kolluk güçleri seti ve demir barikatlar. Nedensizce...

Gerçekte, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nın bu cendereye sokulması memleketin nasıl yönetildiği ile doğru orantılı. Gayri meşruluk…

Yüzyıl başlarında yıkılan büyük imparatorluklardan bu güne, faşist diktatörlüklerden her tip yasakçı cumhuriyetlere kadar başta 1 Mayıs, hep yasak. Hak aranmasına ve halkların demokrasi arayışlarına anında sert tedbir. On yıllarca baskı zulüm. İşkence. Ciddi hak gaspları ile toplumun cehalet ve şiddet, faşizm ve dinsel temelde yönetimi. İşte asıl onun için 1 Mayıs yasak.

Özellikle geri kalmış, geri bıraktırılmış ülkelerde 1 Mayıs hepten suçlu. Hele toplum, yönetim erkinin önüne geçtiyse veya toplumun kolay güdülenmesini erteleyen güçler belirdiyse fatura hemen 1 Mayısa. O yüzden on yıllarca sembol meydanlar yasaklı.

Resmi iradeye karşı yasak meydanlara çıkanlara ise hazır kıta emniyet güçleri. Sonrası şiddet ve meydan savaşı. Peşinden kamuoyuna şırıngalanan, sol ve 1 Mayıs düşmanlığı.

Sözde izin verilmiş kıytırık meydanlara ve salonlara sıkıştırılan 1 Mayıslarda ise; daha ne istiyorsunuz feveranı. Lafta birlik martavalı.

Oysa 1 Mayıslarda içten dışa istenen daima kargaşa. Organize edilen hep kaos. Arzulanan hiç bitmeyen kavga. Kan ve gözyaşı. Dünyanın neresinde olursa olsun, en merkezinde dahi her dejenere yönetimde, usul ve yöntem hep ayni. Yani her yerde benzer kaotik manzara. Üstelik seçilmiş veya atanmış çapsız yöneticilere de çanta imkan; işte vatan hainleri ve yaptıkları...

Bundan maksat; kapitalizmin çıkmazlarını, emperyal istilacıların yediği herzeleri, endüstriyel ve sınai geriliği, ekonomik darboğazı, emeğe zulmü ve vahşi kapitalizmin acımasız sömürüsünü unutturmak. İktidar erkini kullanmak ve işbirlikçi tutumla ehli keyif yaşam sürmek. Alternatifleri yok saymak. Karalamak. İşçiden, emekten yana her tavrı, her dik duruşu mevcut iktidara bariz ve galiz saldırı olarak toplumun belleğine kazımak.

İşte o yüzden bir günlük de olsa işçilerin ve emekçilerin içinden geleni haykırmasından korkulur. Çekinilir.

Çünkü 1 Mayıs yurtseverliğin tepe noktasıdır, vatanseverliğin zirvesidir...

1 Mayıs tüm dünya ülkelerinde bahar tadında kutlanan bayram iken, İşçi bayramı iken; şu garip memlekette iplikler pazara çıkarılmasın diye özü mözü bir güzel boşaltılmıştır. Dünyanın neredeyse tamamında üreten el, harcanan emek, dökülen alınteri kutsanırken; şu fakir memlekette hep horlanmıştır.

Yani akıllara, akla zarar bir gün olarak kazınmıştır. 1 Mayıs emek günü, nedense herkese batan bir gündür. Batar çünkü en özgürlükçü geçinenler dâhil topu memleketi hakkıyla yönetemedikleri için batar. Salt o nedenle 1 Mayıslar yasaklanır. Simge Meydanlar 1 Mayıslara kapatılır.

Yeter artık. Memleket  hak, hukuk, adalet çerçevesinde yönetilsin de; 1 Mayıs'ta tüm acılar birkaç saatliğine unutulsun. Şu cennet memlekette 1 Mayıs; gülmek, eğlenmek, coşmak ve sorunları en barışçıl haykırmak biçiminde bayramlaşsın...

Elli yıldır, hele ki on yedi yıldır çekilen özlem bitsin...

Ayrıca iktidarlar ile birlikte iktidar yanaşmaları ve yavşamışlarının da tek derdi 1 Mayıs.

Dertlenirler çünkü 1 Mayıs; koca yılda tek bir günlüğüne haykıran sessiz çoğunluk hak ve adalet temelinde yönetiliyor mu, yönetilmiyor mu? Ortaya çıkaracak. 1 Mayısta tek yürek tek yumruk; Memleket kalkınıyor mu, batıyor mu?  dillendirilecek.

Elbette korku dağları bekler. Olur ya; Bir gün mutlaka, 1 Mayıs, baharı getirecek...

29 Nisan 2019 Pazartesi

İLKYAZ, BAŞLANGIÇ YAZI...

Ömür hızla akıp geçerken, hep herşeyin ayni kalacağı sanılır. Ama bazen umulmadık biçimde gidişatın rengi soluğu değişebilir. İlkyaz öncesi belli çoğunluk birden yarınları düşünme telaşına düştü. Düşündürttü. Sırtı sağlama yaslama kolaycılığını seçenler dahi irkildi. Titredi. İlkeli duruş sahipleri zoru kolay eyleyecek akıl dünyasının kapılarını bir bir araladı. Böylece uzun yıllar resmen kodlarıyla oynanan kısır tarih de kendine geldi. Sonuç, yeni bir başlangıç. Diri bir denge. İlkyaz yaz. Ve yazı tarihe geçti...

Gecikmişliği bir yana şimdi yaz başından itibaren yazı ve yazgı edebiyatına hiç sığınılmadan özellikle metropol kentlerde koordinatlar yeniden çizilecek. Resmiyete tabiilik kıskacına restler çekilecek. Ve on yılların, sadece öze, öde mahsus ödün tarihi kısa zamanda bitecek.

İster istemez bitik, kemikleşmiş görsel-işitsel, yazısal yazınsal dünya da muktedaya sıkı takipçiliği bırakacak. Buz kesen havalardan kurtulmayla birlikte medeniyete katkı sunan göz alıcı yolculukların izi sürülecek. Tarafgir tasvirler, tavsiyeci amigoluk, amip beyin anlatıcılığı bir süre daha gitse de bitecek. Boşa çaba. Giden ömürden giden, bir güzel anlaşılacak. Devir değişecek.

Değişimin gereği sırasıyla bu günlere dek taşınan, tek sesli, tek adamlı, hiç esneklik taşımayan, algı operasyonlarına dayalı katı yazılımlar, yaman yancılık ve din direkt tasarımların gerçek yüzleri ortaya dökülecek. Lafta hissiyata dayalı, gafta özel istikbal izlenimli küflü siyaset de tarihe gömülecek.

Dahası on yıllardır anlamsız detaylarda boğulan, sağda solda kandırılan, yüzer geçer ucuzluk farz edilen ve cezbedici hikayelerle cendereye sokulan, süslü koleksiyonun temel parçası haline getirilmiş ömrü cahimler de, kara cahillikten kurtulacak.

Kurutulan yitik ömürlerin sebebi belli kurgu olduğundan; on yıllardır, maziye benzer metod ve çağ dışı tarzda, göz boyamacı, dar ve sığ, çeyrek yüzyılı kuşatan uygarlık karşıtlığında ısrar da çökecek. Demir, örs, kerpeten ve çekice düşmanlık da çözülecek. Çekim gücünün boş hayallere çekilmesi de. Demirin tavında dövülmeyişi ve çeliğe zamanında su verilmeyiş de sona erecek.

Asla tarihe tarif gerekmez. Geçip giden zamanın ruhu ve çalınan ömürler bıçak kemiğe dayanınca, dakkasında hanedan hayranlığına noktayı koyar. Uyduruk kaydırık masallarla derinleşen uykudan
uyandırır.

İşte o saatten sonra eskiye, gerilemeye modern dokunuşlar gerekir. Çağdaş kazanımları kaybetmemek gerekir. Yani zaman hızla akıp giderken en büyük gerçekliktir değişim. Uygarlık simgesidir.

Onun için özgürce, dönem ruhunu yansıtan akla ve felsefeye yaslanmak ilkyaza çıkmaktır.

İlkyaz sonrası umutla yeni yazı beklemektir. Çünkü ömür uzadıkça, kısalır...

27 Nisan 2019 Cumartesi

GÖZ GÖZ, GÖZ VE İZMİR MARŞI...

GÖZ GÖZ, GÖZ VE İZMİR MARŞI...

Göz göz Göztepe. Yaptı yine yapacağını. İzmir Marşı ile mazbatayı da aldı, ligi de kurtardı. Başağı çimlere gömdü...

Gözü olanın gözü çıksın babında lafta şampi şimdilik kampinge uğradı. Sırada Kafsinkaf...

Ayak topuna siyaset ve siyasi polemikler bulaştırılalı beri tipoloji de, terminoloji de değişmişti. Tepeden tırnağa proje akbilspor şampiyon olsun diye akıltopu çatlatılmıştı. Var odası, yok burası bahaneleriyle hafta hafta keyifler çalınmıştı. Hatta İBB'nin 22 milyarlık borç sırtında kamburken, musluklar yeşil saha projesine bağlanmıştı.

Çok şükür Bir Nisan dönüm noktası oldu. İşin çehresi değişti. Kaynaklar daha kesilmeden proje takımın nefesi kesildi.

Ve proje ekip iki haftada dirilemez hale geldi. Avantajı uçtu gitti. Artık iki büyüklerin ikisi de ciddi kayıp yaşamazlarsa zirvede ipi göğüsler. Ayrıca küme düşme hattı istatistikleri de yeniden tutulur.

Eğer alışılageldik iktidarsal uyduruk kural hatası başvuruları yapılmaz ise bunun tekrarı olmaz. Eldeki veriler gözden geçirilir ama nafile. Ve hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur maçı seneye kalır.

Sözün özü her şey bitmişken lige sözel sayısal heyecan, göz göz Göztepe sayesinde geri geldi.

Bu arada başağın yeşil çime gömü ve defin işlerine de pek üzülen yok gibi. Öyle görünüyor. Son düzlükte tekerlenmeyle birlikte maaşlı borazancıları bile anında ağız değiştirdi. Methiyeler sayıp dökenler anında çark etti. Milyonların önünde cereyan eden bu karmaşık oyuna ünlemler çekilmeye başlandı. Yani iyi günün sıradan destekçileri şimdi köstekçi konumunda. Çünkü artık kale düştü. Av avcı mücadelesine aynıyla beyan da hazır; 'Ceplerimiz tamamen boşaldı, krediler bitti' nokta.

Açıkçası başağın resmen kimyası bozuldu. Çünkü uzun zamandır topun yuvarlaklığı unutulmuştu. Anımsandı. Banknot yeşiliyle çim yeşili ittifakı kurulmuştu. Ne amaçla kuruldu, ne için kullanıldı bilinmez değildi; resmen üçfe organizasyonu. Açık düştü.

Ayrıca işin adabına göre hareket edilmeyince, bilinmezler üzerinden yapılan yorumlar da haklı çıktı. Gözler geç de olsa açıldı. Tam beleş enerjiye dayalı lokomotif proje egemen olacaktı ki, tribünlerdeki tezahürat direkt akımı kesti.

Göz göz Göztepe ve İzmir Marşı neticeyi belirledi...

Bu saatten sonra bu işin kaybedeni konsantre bir ayaktakımı, kazananı ise bütün ayaktopu camiası. Olacağı da buydu aslında.

Gözü olanın gözü çıksın. Sırada Kafsinkaf var...

25 Nisan 2019 Perşembe

SÖZÜN BİTTİĞİ YER; FA...

SÖZÜN BİTTİĞİ YER...

Beklenen arka çıkılınca kuzuların sessizliği bir anda bozuldu. Ve kendini bir halt sanan akkuzu bir dolu meledi; 'Elimi salladım değmiş...' Bir anlık psikolojiyle. Çok pişmanım, özür dilerim  sızlanmasından, o eli de öptürürüm, elin dert görmesin akkuzulu sıvazlanmasına geçildi. Destekçi deste avukatlar sırada. Ve akpartici nallı kuzu adli kontrol şartı ile serbest...

Şu cennet memleket gitgide sürdürülebilir memleket olmaktan çıkarılıyor. Resmen yaşanabilir olmaktan da. Katlanılması güç olaylar cereyan ediyor dört bir yanda. Vicdanlar yaralanıyor. Kamu vicdanı aklanıyor. Yazık. Çoluk çocuk, küçük büyük demeden yediden yetmişe her türlü şiddet, istismar, taciz, tecavüz, linç girişimi. Katliam. Topu serbest, serbestçe. Bunca yozlaşıya tavır almak ise suç ve ceza. Hak, hukuk, adalet yasak. Kuzu kuzu insanlıktan çıkmak mazur görülen bir kaçık durum. Özel açık oturumlar daha vahim. Akıldışı, akıl ötesi. Ve insanlıkla asla bağdaşmayan lafta vatandaşlık hassasiyeti. Hissiyat.

Bu tersine gidiş yerin dibine batsın. Bu akla ziyan düzen de. Külliyatına kopsun kıyamet...

On yıllarca bildik kör taraftar ve cahil düşmanlık potasında ergiyenler, elbette koşulsuz sadakati saldırı boyutuna indirgerler. Akıl ile yenemediklerini kaba güçle hesaba çekerler. Hiç çekinmezler, utanmazlar. Her fesatlığı ve fenalığı vazife sayarlar. Çünkü ayrıcalık bahşedilmiştir zatı muhteremlere. Öyle inandırılırlar. Küçük beyinlerine her halukarda kayırılacakları nakşedilmiştir. Ve her bahar arefesinde kışkırtıldım deyip kuzu gibi dolmuşa binerler. Her seferinde bir anlık psikoloji ile saldırırlar. Ve birilerine değer elleri, uzuvları, uzantıları gayri iradi.

Düşünmezler, değer miydi hiç? Az buz değil ama hadi yumruk neyse. Yaklaşık bir buçuk saate varan katliama dönüşebilecek o hengame de neyin nesiydi? Atış serbest, o da toplum psikolojisi ile.

Zaten topu alelacele planlı programlı olmayan bir protesto tarzı. İncelikle mesaj verme usulü. Asla ve kata organize değil. Yok...

Makamsal izahatı da sıcağı sıcağına bir anlık psikolojiyle; "değerli arkadaşlar, mesajınızı verdiniz, tepkilerinizi gösterdiniz. Anlaşıldı. Şimdi sükunetle dağılın. Hepinizi kucaklıyorum." İşte kuzulara kontrollü serbestliğin ilk adımı.

Öyle ya hesaplı kitaplı olmayınca bulgu da yoktu. Taş, sopa ve bidonlar da. Hepisi topu sonradan çıktı. Galeyana getirilen kuzuların tek bir hedefe yönlendirilmesi de yok. Güzergah gereği sıkışma. Öncesindeki hazırlıklar da yalandan hazırlıklar. Devlet erkanı orada hazır ve nazır. Can güvenliğinin teminatı hazır kıta.

Herşey tastamam ama fiziksel saldırı ve darp dakikalarca. Olsun varsın acısı geçer gider...

Lakin yetmezmiş gibi; 'Yakın bu evi, içindekilerle...' neyin cakası. Hangi hava bu, hangi ulvi dinin, imanın yaftalanması...

İşte Sözün Bittiği Yer Tam Orası...

Ve bunca çıngıraklı çılgın akkuzu,  bunca serbestlik ve adli kontrol zırhı ile kuşandırılır ise tabii ki Kuzuların Sessizliği uzun sürmez. Bozulur. Toplumsal histeri tıpkı bu biçim yaygınlaşır. Hislerine yenilen güruhlar taş da atar, sopa da sallar, ellerini de savurur. Ve mutlaka bir kimseye, bir yerlere, bir şeylere değer, dokunur gayri ihtiyari.

Ama  o aralıkta çıtlayan bir kıvılcım, asla söndürülemez. Bir anda devasa yangınlara dönüşebilir. Ve o alev girdabına kim veya kimler düşerse, yanar kül olur...

İşte bu gözü dönmüş kuzucuklar, yaptıklarından muaf tutuldukça tosuncuğa dönüşür. Tosuncuklar cehennem topuna. Onun için bu akkuzu particilere, seçilmişler ve atanmışlar göz göre göre koltuk çıkmamalı. Çıkınca memleketi hukuğu delik, müspet kritiği zor, kritik günlerin beklediği açık seçik belli olur. İnsanı duygular denir geçilir ise eğer iş vahim yerlere gider. Zaten en temel değerler işte böyle felç edilir. Bu karmaşada paralizasyon akılları da kuşatır.

Ve hep birlikte sözün bittiği yere gelinir. Sözün bittiği yerde ise Faşizm başlar...

23 Nisan 2019 Salı

ULUSAL EGEMENLİK...

ULUSAL EGEMENLİK...

Çocuklar, "ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." gerçeğiyle büyüdükçe bu talihsiz memleket payidar olacaktır. Ve ilelebet var olacaktır. İlerleyecektir. İşte bu gün o temel gerçeğin tasdiklendiği gündür.

Tam doksan dokuz yıl önce 23 Nisan 1920'de hakimiyetin saraydan alınıp millete devredildiği gün; Kutlu olsun...

Şimdi bir asra bir kala bu gün uydurma bahanelerle, yıkıcılığı besbelli kayda şarta bağlanmak suretiyle egemenlik milletin elinden gasp edilmeye çalışılıyor. Edildiği takdirde bu cennet memleket maalesef payidar değil payimal olacaktır. Tıpkı geçmişteki gibi pusuda bekleşen emperyalistlere bu toprakları pay etme fırsatı doğacaktır. İşte onun için çok önemli bir gündür bugün.

Özellikle çocukların dilinden ana doğruyu öğrenmek adına. Geleceğe öğütlemek adına. Anı örgütlemek adına. Geçmişte yaşanan acıları unutmamak ve milli mücadeleyi kutsamak adına. Her adımı millet memleket namı hesabına atmak adına. Önemlidir ve değerlidir bu gün.

Bir asır önce tüm değerlerin ayaklar altına alındığı, vahşi emperyalizmin memleket topraklarını aralarında paylaştığı o ısdıraplı günlerde, ulusal egemenliğin hiçbir mandaya, sınıfa ve zümreye verilmeyecek en kutsal hak olduğu bilinciyle yola çıkanlar savaşı kazanmıştı. Ben kazandım benimdir kibrine ve hırsına hiç kapılmadan idare meclise bırakılmıştı. Milli irade resmen  taçlandırılmıştı. Bütün dünyaya en yüce örnek olunmuştu.

Bu örnek Ata sözü ile tasdiklidir; ‪“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir."

Sonrasında bir asrın son çeyreğine hükmedenler yüzünden Ata sözüyle perçinlenen bu dünya güzeli örnek her fırsatta zedelendi.

On yıllarca memlekete sağanak gibi kara cahillik yağdırıldı. Çağdaşlaşmaya erişim rotası değiştirildi. Temel eğitimden itibaren eğitim öğretimin içi boşaltıldı. Bilim hepten yok sayıldı. Demokrasi daima özel çıkarlar doğrultusunda kullanıldı. Genel itirazlara kollukçu kaba güç kullanıldı. Sevgi, saygı, dayanışma tırpanlandı. Edep haya kalmadı. Kapıda komşuda barış hoşgörü tesis edilemedi. Sözde millet iradesi denilerek kutsal emanet iyice ters yüz edildi. Rejim bir anda değiştirildi. Sonuç itibariyle memleketin ve çocukların geleceği resmen tehlikeye atıldı, bahtları karartıldı.

Oysa onların değildi hiç bir şey. Her şey bütün çocuklarındı, tüm çocuklaraydı. Ayrımcılık yapıldı onlara da. Çeyrek asır hep kendi çocuklarını kolladılar, gözettiler.

Oysa Deniz gözlü dev hiç de öyle buyurmamıştı; "Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler geleceğin gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.
Memleketi ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.
Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!” Mustafa Kemal Atatürk...

Şimdi gün Ata öğüdü tutma günü. Ve bir tarafa ağır gelse de kayıtsız şartsız "hakimiyet milletindir" gerçeğini kabullenme ve bayram yapma günü.

Bu kutlu gün memleket çocuklarına ve bütün dünya çocuklarına kutlu olsun...

21 Nisan 2019 Pazar

YAZIKLAR OLSUN SİZE...

YAZIKLAR OLSUN SİZE...

Yazıklar olsun size. Yazıklar olsun. Yeni bir başlangıç buluşması günü, derin cehalet ve yükselen faşizm her türlü yoruma kapalı, 'anamuhalefet lideri'ne saldırdı. Saldırma cesareti gösterdi. Lafta canfeda dava kırıkları suç örtme maksatlı hain girişimle vicdanlara yeni bir yara daha açtı. Yazık...

Yazıklar olsun size, bir gün önce "Türkiye Irak sınır hattında devam eden operasyonlardan gelen acı haberle yüreğimiz yandı. Teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabır, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun." diyen toplumsal barışı gözeten bir lidere saldırdığınız için. Yazıklar olsun.

Bu çirkin saldırı asla affedilemez. Affedilmemeli...

Görünen o ki; vakti zamanında çadır mahkemelerde terörist aklayan, malum çözüm paketleri ile ulusal bağımsızlığı zedeleyenlerin palazlandırdığı bir güruh yeni stratejiler peşinde. Kaos ve anarşi zemini hazırlama telaşında...

Öylesine hem suçlu hem güçlü bir şebeke hazımsızlığıyla, suçsuzu hedef gösterenlere, mazluma darp harp çılgınlığıyla saldıranlara toptan yazıklar olsun.

Yapılan açıkça organize bir suçtur. Alçaklık ve korkaklık yansıtan terörist bir eylemdir. Adi bir girişimdir. İnsanlığa ve insani değerlere darbedir. Vahşi şiddet dilinin sokağa yansıtılması durumudur. Gerici ve çağdışı bir anlayışın tezahürüdür.

Kurup, durup, vurup on yılların iktidarını değil muhalefeti sorumlu tutanlar, bu çirkin girişimi gerçekleştiren yozlar, yobazlar tarihe kara bir leke sürmüştür.

Bu faşizan saldırı tarihe sürülmüş kara bir leke olarak kalacaktır. Yazıklar olsun...

Bu saldırıyı gerçekleştirenler her kimse insanlığın yüz karası tiplerdir. Topuna yazıklar olsun.

Her sıkışık dönemde veryansın edilecek adresi şaşıran bu akıl fukaraları 'vatan, bayrak, şehit' edebiyatına sığınarak, bu değerleri  sadece kendi tekellerindeymiş zannıyla yine şuursuzlaşmışlardır. Bu şuursuzluk hangi şurubun vandallaştırmasıdır o da tartışılmalıdır.

Bu prokatif hainlik memleketin birlik ve beraberliğine dönük açık bir tehdit olarak algılanmadıkça iş büyür, durum çığırından çıkar, iş başka yerlere gider.

Demek ki; şahsi bekalar  milli bekanın önüne geçmiştir. Aklın gerisinde kalmıştır. Nafaka kesilince kışkırtmaya hazır bu yabanları türlü yollarla fişekleyenler, memleketin geleceğini karartmayı göze almış canilerdir. Bu soysuz deneme millete bir gözdağı ve muhalefete ilişkin algı oluşturma operasyonudur. Bu oyuna kim gelirse, kim dahilse, bilerek göz yumduysa, sırt sıvazladı ise hepsine yazıklar olsun. Bu nefret tohumunu yeşertenlere ve bu kahpe saldırının azmettiricilerine yazıklar olsun.

Bu işin foyası eninde sonunda ortaya çıkar. O vakit onları ne tarih ne de yeniden tarih yazanlar asla affetmez.

Açıkça azgınlaşan faşizmin ayak seslerini işittiren bu hain saldırı, kızgın demiri soğutan değil, yakıcı ateşi semirten komplike bir saldırıdır.

Kesinlikle çıkıp bir grup meczubun sabotesi denilemez. Yapılan edilen böyle denilerek hafifletilemez. İvedilikle faillerinin, azmettiricilerinin peşine düşülmelidir. Devletin o gücü vardır. Sadece kınamak yetmez.

Yeni başlangıçları, gizli emir almışçasına sabote etmek maksatlı azgınlaşanların topuna yazıklar olsun...

YAZIKLAR OLSUN SİZE...

YAZIKLAR OLSUN SİZE...

Yazıklar olsun size. Yazıklar olsun. Yeni bir başlangıç buluşması günü, derin cehalet ve yükselen faşizm her türlü yoruma kapalı, 'anamuhalefet lideri'ne saldırdı. Saldırma cesareti gösterdi. Lafta canfeda dava kırıkları suç örtme maksatlı hain girişimle vicdanlara yeni bir yara daha açtı. Yazık...

Yazıklar olsun size, bir gün önce "Türkiye Irak sınır hattında devam eden operasyonlardan gelen acı haberle yüreğimiz yandı. Teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabır, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun." diyen toplumsal barışı gözeten bir lidere saldırdığınız için. Yazıklar olsun.

Bu çirkin saldırı asla affedilemez. Affedilmemeli...

Görünen o ki; vakti zamanında çadır mahkemelerde terörist aklayan, malum çözüm paketleri ile ulusal bağımsızlığı zedeleyenlerin palazlandırdığı bir güruh yeni stratejiler peşinde. Kaos ve anarşi zemini hazırlama telaşında...

Öylesine hem suçlu hem güçlü bir şebeke hazımsızlığıyla, suçsuzu hedef gösterenlere, mazluma darp harp çılgınlığıyla saldıranlara toptan yazıklar olsun.

Yapılan açıkça organize bir suçtur. Alçaklık ve korkaklık yansıtan terörist bir eylemdir. Adi bir girişimdir. İnsanlığa ve insani değerlere darbedir. Vahşi şiddet dilinin sokağa yansıtılması durumudur. Gerici ve çağdışı bir anlayışın tezahürüdür.

Kurup, durup, vurup on yılların iktidarını değil muhalefeti sorumlu tutanlar, bu çirkin girişimi gerçekleştiren yozlar, yobazlar tarihe kara bir leke sürmüştür.

Bu faşizan saldırı tarihe sürülmüş kara bir leke olarak kalacaktır. Yazıklar olsun...

Bu saldırıyı gerçekleştirenler her kimse insanlığın yüz karası tiplerdir. Topuna yazıklar olsun.

Her sıkışık dönemde veryansın edilecek adresi şaşıran bu akıl fukaraları 'vatan, bayrak, şehit' edebiyatına sığınarak, bu değerleri  sadece kendi tekellerindeymiş zannıyla yine şuursuzlaşmışlardır. Bu şuursuzluk hangi şurubun vandallaştırmasıdır o da tartışılmalıdır.

Bu prokatif hainlik memleketin birlik ve beraberliğine dönük açık bir tehdit olarak algılanmadıkça iş büyür, durum çığırından çıkar, iş başka yerlere gider.

Demek ki; şahsi bekalar  milli bekanın önüne geçmiştir. Aklın gerisinde kalmıştır. Nafaka kesilince kışkırtmaya hazır bu yabanları türlü yollarla fişekleyenler, memleketin geleceğini karartmayı göze almış canilerdir. Bu soysuz deneme millete bir gözdağı ve muhalefete ilişkin algı oluşturma operasyonudur. Bu oyuna kim gelirse, kim dahilse, bilerek göz yumduysa, sırt sıvazladı ise hepsine yazıklar olsun. Bu nefret tohumunu yeşertenlere ve bu kahpe saldırının azmettiricilerine yazıklar olsun.

Bu işin foyası eninde sonunda ortaya çıkar. O vakit onları ne tarih ne de yeniden tarih yazanlar asla affetmez.

Açıkça azgınlaşan faşizmin ayak seslerini işittiren bu hain saldırı, kızgın demiri soğutan değil, yakıcı ateşi semirten komplike bir saldırıdır.

Kesinlikle çıkıp bir grup meczubun sabotesi denilemez. Yapılan edilen böyle denilerek hafifletilemez. İvedilikle faillerinin, azmettiricilerinin peşine düşülmelidir. Devletin o gücü vardır. Sadece kınamak yetmez.

Yeni başlangıçları, gizli emir almışçasına sabote etmek maksatlı azgınlaşanların topuna yazıklar olsun...