IŞİT İŞİTİLİNCE BAŞTA EN BAŞTAKİLER…
Aklıyla hareket etmeyenler her ciddi bunalımda ve akımda akın akın kötülüğü bağırırlar ve en kötüyü çağırırlar.
Başta Işiti gerektiğince işitmemekle başlayan süreç, ne kadar iyi yönetildiği iddia edilse de bu Ortadoğu karanlığı ve sarmalında ülkenin başına daha çok işler açar.
Işit işitilince iş işten geçer…
Akıl kaçkınlığı ilerledikçe akıl ne renk diye tahtaya vurdurur. Ruhlar asla satılık değildir diye devam eder ama ederini etmezini zikreder tinsizler. Oluşan ritim bozukluğu sen kaçasın diye sorgular bu meselede çoğalan itirazları. Her ritmik ilerleyiş her benzer makalede çeşit çeşit hünerlilik bulunsa da en okunması zor paragrafı kategoriler akıl kaçkınları. Bu stilize edilmişlik diyarında bir gece ve her gece akıl alaborasıdır yaşanan ve yaşatılan. Ve isyanın kara sularına girildiğinde ise sağa sola gazlamalar ve bombardımanlar başlar.
Işit işitilince başta başa başka işler açılır…
Yazgı bir yana yazı ilerlediğinde ve okunduğunda biraz daha kaçaklığı simgeler tüm kelimeler. Yüreğin buğusu toprağa düştüğünde ve haberci dumanların izi genizlere dolduğunda en akıllı usluluklar bile azar azar, azar. Dümene geçer dümenden de olsa en paylaşılamaz duygular. Mantığa inat erksel hüküm icraatlarına karşı duruş sokaklaşır ve caddelerde direnişin kıvılcımı çakılır yeniden.
Işit işitilince başta en baştakilerin keyfi kaçar…
Aslında tüm kargaşalar kimsin sen, ne zamandan beri varsın, neyi takiptesin, neyin peşindesin, peşindesiniz, peşin kaça olur sorularıyla bunalımlar artıklığına malzeme olmaktır. Gamzelerinden hüzün içilen hayat şehir ışıklarını paramparça edince karanlığa gömülür her şey. Ve kaçaklar ve kaçamaklara gün doğar. İşte o zaman gerçekten kederlenilmelidir.
Işit işitilince başta en baştakiler sözde sözden şaşar…
Ve hayat durmaksızın çark edince kuzeyden güneye, doğudan batıya kendi halindeyken kendi kendine tüm akıl depoları birden boşalır. Her konuda boşa geçen günlere, yıllara hayıflanmak ve huylanmak kaçaklığın kaça mal olacağını da iyice belirginleştirir. Orada bir yerlerde koca levhalarda bu şehir bize haram, makinelere yol ver kaptan ibaresi ibretlik bir armada olarak kazınınca akıl kaçkınlığı ve kaçaklık üzerine somut düşünceler artarak yoğunlaşır.
Işit işitilince başta en baştakiler özde sözde gözden düşer…
Bütün yepyenilikler ve en ilerilikler aslında hiçbir yenileniş olmadan yokluğa sürüklenmek ve sürüklemektir ahvali. Ahval ve şeraiti düşünmeden durumdan vazife çıkaranlar o sürek avında kim kaçak kim kaçağı tutacak anlamsızlığında akıl kaçkınlığına iyice yakalanırlar. O dakikadan sonra nedenselliği sorgulamak, yeni çareler aramak ve aranmak da nafiledir. İşin özü yenilenmek değil üç beş kuruş, üç beş yıl daha uğruna yenilmedir, yenilmelerdir. Başka çare kalmayınca da büsbütün şaha kalkan savaş atlarının nallarındaki mıhları saymaktır.
Işit işitilince başta en baştakiler ile en sondakilerin çatışması başlar…
Akıl akar durur bu şehirler ve bölgeler karmaşasında ve kaçar durur yasaklar ve yasaklanmalar, o haller. Bilinse ki kaç şehir, kaç ülke yanardöner ağlar bu hallere, ateş düştüğü yeri yakar misali. Düşünülse ki kaç şehre, kaç millete takılır akıllar ve nakaratlar ve nasıl sonlanır bu yanık ezgiler ve kaç insan bir gecede bir kalemde bulaşıverir bu yazgıya. İşte gereğince düşünüldüğünde tüm bu ahkâm kesmeler anında kesilir.
Işit işitilince başta en baştakiler, sonra en sondakiler ve kuyrukçularının kuru tutuşur…
Yaşandıkça yaşantının her evresi nasıl sayılmazlaştırılır ve en tenha yüreklere kaç şehir kaçkınlığı sığdırılır görüldü. Simsiyah dalgalar savruldukça sağa sola en temel değerler dahi anlamsızlaşır. Bu algı yalpalamasında, bu olgu karmaşasında notasız rotasız yarar göğü saçlardaki ak köpükler ve yüreklerdeki al kütükler. Birilerinin çıkar savaşında köpük köpük imkânsızlıktır aslında her yeni doğanı mekânsızlaştıran ve vatansızlaştıran. Ayrıca akıl küpünü kapaklamamışlara da akıl bocalaması hissettiren. Tüm sonuçsuz terkipler, takipler ve taktikler ilmek ilmek beyinciklerin ince kıvrımlarında dolaştırılınca beyinsizler nöbet tutar büyük sermeyenin küçük kapılarında. Nöbet nöbet yaşanan kavgalara alkış tutmalar o en içten sarsılışla altından kumlara gömülür. O tüm tutuk, yatık tutkular gömülüverince de umutlar deniz renkli doğar.
Işit işitilince tüm gerçekler başta en baştakiler, sonra en sondakiler ve kuyrukçularının kuruna batar…
Ve son tümceler tümlenir yazıta. Gözyaşlarında orta doğu mehtabı, kirpiklerinde yasak şehirler, gözbebeklerinde memleket serabı ve ardı sıra kaçaklık savmalar. Bu günden yarına savlananlar her ne olur ise olsun avlananlar, acı gerçek budur ve yaşanmışlıklarla sabittir, kadınlar ve çocuklar olur. Bu ve benzer sorgulamaları yapmadan akıllıyım diye dolaşmalar ise sadece kordon boyu salınması ve aile boyu kodamanlaşmasıdır. Tüm bu kıyımlar kimin ak kimin kara olduğunu da çok yakında gösterir. Kimin ak kimin kara olduğunu anlatmak için akla karayı seçenler, bu akıl kaçkınlığı ve kaçaklığına açık davetiyelere kapılarını kapatanlardır. Kılı kırk yararak anlatmaya ne havet.
Ve Işit işitilince başta en baştakiler, sonra en sondakiler ve kuyrukçularının kuru, kurnası delinir…
10 Ekim 2014 Cuma
O BİLİNDİK DÜRÜSTLÜKLER…
O BİLİNDİK DÜRÜSTLÜKLER…
O bilindik dürüstlükler de kalmayınca atlatılan ve atlatılacak olan veya atlatılamayacak badireler resmen itibar kaybını körükler veya körükleyecektir…
Tarihe kayıt düşen karakterlerin çok azı insanlık namına insanlığa hizmetleri geçenlerdir. Elbette tarihsel karakterler disipline edilemezler. Ancak onlar o bilindik dürüstlükler yumağını kaybettiklerinde bu gün veya yarın sadece o bilindik dürüstlükler doğrultusunda yüksek lisans veya doktora tezi konusu olurlar, o kadar. Ancak olan yine ve daima toplumlara olur.
Pencereleri rengârenk boyalı camları olan binalardan sızan kesin görüşler keskin gerçeklerle uyuşmayınca ortalık mahvolur, mahvolduğu gibi. Zamanla kendini içtenlikle veya körü körüne adayışın timsali yüzde elli de siner, sinerleşir, sır olur, hiç olur. O hiçlikte beynin içinde gizli odalara yerleşmiş yerleştirilmiş ne güdüleme ve şartlandırma varsa ters teper. Bir benlik zedelenmesi yaşar muhteviyat ve zevat, beylik ise sekterlenir, sendeler ve üç nokta.
Yeknesak ve sade ve daha anlaşılır bir dille izahı yoktur bu yıkılışın. Yıkım başlayınca kurgulanabilir her ne varsa kurgulansa da her kurgu yaşanan ve yaşatılanın gölgesinde kalır, korku dağları bekler. Karşı karşıya kalınan trajedinin tirajı her ne basarsa bassın kara bir son bekler renkli boyalı camları olan pencerelerde tül perdeler arasından ellerini ovuşturarak izleyenleri. O emperyal izlence de karşı yakalılık ağır basar ve o bilindik dürüstlükler çerçevesinde çetinleşmiş o bilindik yiğitlikler diretir…
Zaten o bilindik yiğitlikler öğütüldüğünden bu çıkmaza çıkıldığı ve yere çakıldığı besbellidir. Göç dalgası alabildiğine genişledikçe bölgelerden her zerresine memleket daralır. Daralır genleşir daralır maazallah patlar. Yeşil yapraklar arasında kırmızımsı bir noktacık kadar görünen ve kaleye alınmayan şehirlere dek yayılır patlamanın atlaması. Akıl çelmeler, çelmelemeler ise akıl çelenlerin en görünen en dürüst yanı olarak kalır.
Acı gelişmeleri çok uzakta gerçekleşmiş gibi göstermek ile kaosu dibimize ateş düşürecek denli yakınlaştırmanın birbirinden hiç farkı yok. İki ucu boyalı değnek. Gerileyişi ısrarla sıradanlaştırma gayretinden başka bir şey değildir bu yaklaşımları dürtmek ve kaşımak. O bilindik hüzünleri o bilindik dürüstlüklerle hissetmeyince işin realitesi başka mecralara kayar. Mesele daha geniş bir mecrada ele alındığında tehlikeli laflar etmek, sınır ötesi planlara piyon olmak ve tehlikeyi severim tarzı yeşilçamvari horozlanmak aktörleri belli olmayan bir sahada macera filmi çekmektir. Ayrıca kuşku götürmez gerçeklerin üzeri böyle kapatılamaz.
Tarihsel bilinç odur ki sonradan çöken ve yıkılan tüm imparatorluklar sömürgelerinde şahsen ve bizzat yaşarlar. O yaşantının tarihsel kodlarında o bilindik dürüstlükler silinince yerine çıkar, rant ve kan eklenince o bölgeler ve dünya parça püskül edilir ve kimseye de kalmaz. Yapanın da, edenin de yanına kar kalmaz. İyiyi pas geçip kötülükleri körükleyerek bir yere kadar sürer istila ve işgal. Bir taraf pür neşe diğer taraflar çılgınlık düzeyinde bir mecburiyete mahkûm edilerek zehir zıkkım olası projelendirme sürdürüldüğünde üçüncü dünya veya kaçıncısı olduğu hesaplanamaz bölge harbinin kapıları aralanır.
Tıpkısı ayniyle vaki bu günlerde. Bu aldırmazlığın, bu görüntüdeki görünmezliğin beklenen ve bilinen sonucu ise boyunun ölçüsünü almaktan öte bir çıkarsama değildir. Öyle ki kendi kendine ve kendi içinde gerilen bir ülkede, el birliği ile yaratılan bu atmosferde tüm akçeli oyunlar, çalmalar ve çalkantılar unutulur. Vatan millet Sakarya edebiyatına sarılma sürecinin yaşanmasını hiçbir akıllı istemez ama çakma akıllar toplumu o noktaya sürüklüyor. Ancak hal böyleyken hezimete hizmet devamının rasyonel hiçbir yanı yoktur.
Hezimet mi, hizmet mi olduğu pek yakında anlaşılacak bu sürecin bırakacağı izleri kolay kolay silinemeyecek bir dönemdir halkları bekleyen. Ulemayı bekleyen ise yine ve daima olduğu gibi ah vahlar içinde dövünmedir.
Bu optik yanılgı simsarlığının masaya sürdüğü piyonlaşma modeline modül olanlar karşıtlığın yüz aklarını ekranlarda karartarak despotluğu deste deste depolamaktalar. Bu optik yanılmadan gün olur kurtulunduğunda bu ucuz kahramanlığın elden çok şeyleri alıp götürdüğü de görülecektir. Durumun vahameti zarar ziyan tespit komisyonlarına havale edilerek işin içinden çıkılamaz günlerin yakınlaştığı aşikârken eşikten içeri sızan bu emperyal politika durdurulmalıdır.
Durdurulamaz ise ve o bilindik dürüstlükler de azalınca tüm gerçeküstü ve gerçekdışı hayallerin mantıklı bir açıklaması da kalmaz ve sonuçta ağır bir bedeli vardır ve ödenir. Bu tahakkuk ve tahsilât ötede beride karşılaşılan bed dualarla sınırlı da kalmaz. Biçimi, boyutu ve dozu akla hayale gelmeyecek sınırsızlığa kayar. Bu körüklenme eğer körü körüne değil de doğru ve dürüst davranmaya ayarlı ise o bilindik dürüstlükler herkese lazım olur.
Bu orta doğu cehenneminde itibarsızlaşma ve itibarsızlaştırmanın başlıca etkenleri hasıl olmuştur. Artık konuşarak, söyleşerek çözülemez noktaya vardırılmıştır bu bölgesel kakafoni. Şu rotası iyice kaymış dünya gemisinde sufleler ters köşe yapıldığından ne söylenirse söylensin boştur artık. Zaten boşluk duygusu en başta ve en uçta ve en içte kabarınca nadir görülen tarihi gerçeklerin altında ezilmeler de başlar. O eziklik düzeneğinde toplum mühendislerine rağmen toplumu hizaya getirmek zorlaşır. Ve koridordan neo-müslim faşizmi devreye girer.
O neo-müslim faşizmi ki hiza miza gözetmeden örgütsel ve devletsel manada uzak yakın Asya’da, Orta doğu’da, Kuzey Afrika’da ve tüm dünyada örnek teşkil eden benzer icraatlerini bu coğrafyada da icralar. Masum isyanların esintisinde mükemmel ve sıra dışı bir yenilenmeye zemin hazırlayacak her alaşımı hemen alıkoyar ve tırpanlar. Temiz ve özgür duygular o bilindik dürüstler ve dürüstlükler sayesinde değerlenir ve konuşlanır. Bu nedenle o neo-müslim faşizmi de büyük sermeyenin güdümünde o bilindik dürüstlükler ve özgürlükler kapsamında temiz kalmış her ne kim varsa hiçleştirir, temizler.
O bilindik dürüstlükler temel vasıflandırma niteliği olmaktan çıkarılınca ve boş verilince bu bölgesel neo-müslim faşizm platformunda alçak sesle anmalar bile zül olur.
O bilindik dürüstlükler doğrultusunda dürüstlüğünü devam ettirenler ise baştan belli sonuca şimdiden en çok üzülürler…
O bilindik dürüstlükler de kalmayınca atlatılan ve atlatılacak olan veya atlatılamayacak badireler resmen itibar kaybını körükler veya körükleyecektir…
Tarihe kayıt düşen karakterlerin çok azı insanlık namına insanlığa hizmetleri geçenlerdir. Elbette tarihsel karakterler disipline edilemezler. Ancak onlar o bilindik dürüstlükler yumağını kaybettiklerinde bu gün veya yarın sadece o bilindik dürüstlükler doğrultusunda yüksek lisans veya doktora tezi konusu olurlar, o kadar. Ancak olan yine ve daima toplumlara olur.
Pencereleri rengârenk boyalı camları olan binalardan sızan kesin görüşler keskin gerçeklerle uyuşmayınca ortalık mahvolur, mahvolduğu gibi. Zamanla kendini içtenlikle veya körü körüne adayışın timsali yüzde elli de siner, sinerleşir, sır olur, hiç olur. O hiçlikte beynin içinde gizli odalara yerleşmiş yerleştirilmiş ne güdüleme ve şartlandırma varsa ters teper. Bir benlik zedelenmesi yaşar muhteviyat ve zevat, beylik ise sekterlenir, sendeler ve üç nokta.
Yeknesak ve sade ve daha anlaşılır bir dille izahı yoktur bu yıkılışın. Yıkım başlayınca kurgulanabilir her ne varsa kurgulansa da her kurgu yaşanan ve yaşatılanın gölgesinde kalır, korku dağları bekler. Karşı karşıya kalınan trajedinin tirajı her ne basarsa bassın kara bir son bekler renkli boyalı camları olan pencerelerde tül perdeler arasından ellerini ovuşturarak izleyenleri. O emperyal izlence de karşı yakalılık ağır basar ve o bilindik dürüstlükler çerçevesinde çetinleşmiş o bilindik yiğitlikler diretir…
Zaten o bilindik yiğitlikler öğütüldüğünden bu çıkmaza çıkıldığı ve yere çakıldığı besbellidir. Göç dalgası alabildiğine genişledikçe bölgelerden her zerresine memleket daralır. Daralır genleşir daralır maazallah patlar. Yeşil yapraklar arasında kırmızımsı bir noktacık kadar görünen ve kaleye alınmayan şehirlere dek yayılır patlamanın atlaması. Akıl çelmeler, çelmelemeler ise akıl çelenlerin en görünen en dürüst yanı olarak kalır.
Acı gelişmeleri çok uzakta gerçekleşmiş gibi göstermek ile kaosu dibimize ateş düşürecek denli yakınlaştırmanın birbirinden hiç farkı yok. İki ucu boyalı değnek. Gerileyişi ısrarla sıradanlaştırma gayretinden başka bir şey değildir bu yaklaşımları dürtmek ve kaşımak. O bilindik hüzünleri o bilindik dürüstlüklerle hissetmeyince işin realitesi başka mecralara kayar. Mesele daha geniş bir mecrada ele alındığında tehlikeli laflar etmek, sınır ötesi planlara piyon olmak ve tehlikeyi severim tarzı yeşilçamvari horozlanmak aktörleri belli olmayan bir sahada macera filmi çekmektir. Ayrıca kuşku götürmez gerçeklerin üzeri böyle kapatılamaz.
Tarihsel bilinç odur ki sonradan çöken ve yıkılan tüm imparatorluklar sömürgelerinde şahsen ve bizzat yaşarlar. O yaşantının tarihsel kodlarında o bilindik dürüstlükler silinince yerine çıkar, rant ve kan eklenince o bölgeler ve dünya parça püskül edilir ve kimseye de kalmaz. Yapanın da, edenin de yanına kar kalmaz. İyiyi pas geçip kötülükleri körükleyerek bir yere kadar sürer istila ve işgal. Bir taraf pür neşe diğer taraflar çılgınlık düzeyinde bir mecburiyete mahkûm edilerek zehir zıkkım olası projelendirme sürdürüldüğünde üçüncü dünya veya kaçıncısı olduğu hesaplanamaz bölge harbinin kapıları aralanır.
Tıpkısı ayniyle vaki bu günlerde. Bu aldırmazlığın, bu görüntüdeki görünmezliğin beklenen ve bilinen sonucu ise boyunun ölçüsünü almaktan öte bir çıkarsama değildir. Öyle ki kendi kendine ve kendi içinde gerilen bir ülkede, el birliği ile yaratılan bu atmosferde tüm akçeli oyunlar, çalmalar ve çalkantılar unutulur. Vatan millet Sakarya edebiyatına sarılma sürecinin yaşanmasını hiçbir akıllı istemez ama çakma akıllar toplumu o noktaya sürüklüyor. Ancak hal böyleyken hezimete hizmet devamının rasyonel hiçbir yanı yoktur.
Hezimet mi, hizmet mi olduğu pek yakında anlaşılacak bu sürecin bırakacağı izleri kolay kolay silinemeyecek bir dönemdir halkları bekleyen. Ulemayı bekleyen ise yine ve daima olduğu gibi ah vahlar içinde dövünmedir.
Bu optik yanılgı simsarlığının masaya sürdüğü piyonlaşma modeline modül olanlar karşıtlığın yüz aklarını ekranlarda karartarak despotluğu deste deste depolamaktalar. Bu optik yanılmadan gün olur kurtulunduğunda bu ucuz kahramanlığın elden çok şeyleri alıp götürdüğü de görülecektir. Durumun vahameti zarar ziyan tespit komisyonlarına havale edilerek işin içinden çıkılamaz günlerin yakınlaştığı aşikârken eşikten içeri sızan bu emperyal politika durdurulmalıdır.
Durdurulamaz ise ve o bilindik dürüstlükler de azalınca tüm gerçeküstü ve gerçekdışı hayallerin mantıklı bir açıklaması da kalmaz ve sonuçta ağır bir bedeli vardır ve ödenir. Bu tahakkuk ve tahsilât ötede beride karşılaşılan bed dualarla sınırlı da kalmaz. Biçimi, boyutu ve dozu akla hayale gelmeyecek sınırsızlığa kayar. Bu körüklenme eğer körü körüne değil de doğru ve dürüst davranmaya ayarlı ise o bilindik dürüstlükler herkese lazım olur.
Bu orta doğu cehenneminde itibarsızlaşma ve itibarsızlaştırmanın başlıca etkenleri hasıl olmuştur. Artık konuşarak, söyleşerek çözülemez noktaya vardırılmıştır bu bölgesel kakafoni. Şu rotası iyice kaymış dünya gemisinde sufleler ters köşe yapıldığından ne söylenirse söylensin boştur artık. Zaten boşluk duygusu en başta ve en uçta ve en içte kabarınca nadir görülen tarihi gerçeklerin altında ezilmeler de başlar. O eziklik düzeneğinde toplum mühendislerine rağmen toplumu hizaya getirmek zorlaşır. Ve koridordan neo-müslim faşizmi devreye girer.
O neo-müslim faşizmi ki hiza miza gözetmeden örgütsel ve devletsel manada uzak yakın Asya’da, Orta doğu’da, Kuzey Afrika’da ve tüm dünyada örnek teşkil eden benzer icraatlerini bu coğrafyada da icralar. Masum isyanların esintisinde mükemmel ve sıra dışı bir yenilenmeye zemin hazırlayacak her alaşımı hemen alıkoyar ve tırpanlar. Temiz ve özgür duygular o bilindik dürüstler ve dürüstlükler sayesinde değerlenir ve konuşlanır. Bu nedenle o neo-müslim faşizmi de büyük sermeyenin güdümünde o bilindik dürüstlükler ve özgürlükler kapsamında temiz kalmış her ne kim varsa hiçleştirir, temizler.
O bilindik dürüstlükler temel vasıflandırma niteliği olmaktan çıkarılınca ve boş verilince bu bölgesel neo-müslim faşizm platformunda alçak sesle anmalar bile zül olur.
O bilindik dürüstlükler doğrultusunda dürüstlüğünü devam ettirenler ise baştan belli sonuca şimdiden en çok üzülürler…
8 Ekim 2014 Çarşamba
BİR ÖMÜRLÜK NATIKALIK KÖRELDİ …
Söz söyleme konuşma, düşünme ve anlama, düşündüklerini çekinmeden ifade etme, işaret etme, gösterme, bildirme, uyarma ve hakkıyla anlatabilme natıkası Tanrının insanda dile gelmiş halidir. Güzel sözlerle, söz söyleyebilme ve düşünebilme özelliğini ve yetisini kullananlar, natıkası kuvvetliler en müstakimlerdir ayrıca.
Ancak, canan gelip çattı kaşlarını ve daha ihtiyarlık yeni müjdelenmişken cana bir ömür natıka sevdası köreldi…
Dünya halidir ve dili yaratan da kara topraktır. “Benim sadık yarım kara topraktır” deyişinde gizlidir koskoca dünya. Yani kelimelerin dünyasıdır gerçek dünya. Önemine ve fonetiğine fanatikçe bakmadan yazılar yazmakla gelişir kısa hayat. Ninniler söyleyerek ve ağıtlar yakarak ilerlemiş ‘halk yaşama sanatına’ dilin öznel mimarisi içinde kalarak katkı sunmaktır meselenin özü.
Yerden kalkmaya, kalkınmaya yeter zenginlikte ve incelikte olmasa da âlemin gül bahçelerinden günümüz ikilemlerine bir şekilde eklemlenmektir hayat. Layık olunan yaşamdan mahrum kalınmışlık ise sahte denklikleri karalar yüreklere.
İnsan dediğin bir kez perdeyi yırtmaya görsün, en ufak bir zarif dokunuş, bir tatlı sarılış, bir yürekli öpüş ve sıcak bir ötüş en sarsıcı sevdaların kucağına, ocağına iter çiçek gibi solan zamanı. Kısırlaştırır resmen ansızın beliren o yok oluş girdabı ve ışık ışık boşanır duygular, seller gibi, sular gibi akar gecikmiş hevesler.
‘Natıka öldüğünden, taştın yine deli gönül sular gibi çağlar mısın?’…
Derinde en derinde donmuş hisler kıprayınca sızlar yürek. Ve yürek kaç bahar sonra aniden sızıldayınca tüm eksik gedik karşılaşmalar solmuş çiçeklerin sağa sola saçılmışlığını bütünler kabristanlarda. Ve buz tutmuş bedenlerde tersine eriyiş hızlanır ve hayata sırayla cemreler düşer. Beklenen ilkbaharları ise yapmacık tavırların, yapma çiçeklerin, plastik yaprakların yüreksizliği bozar ve engeller.
Nice acılar çekmişlikle harmanlanınca hayat, ne akıl, ne mide ne de kalp kaldıramaz ama yine de dayanır can. Yürek iki kez titrediğinde kendince sabredilmiş ne var ise sokulur inceden ve sinsice tutsak eder tüm benliği. Saf dilli ve güzel yaşamaya dair tüm sözler ve konuşmalar makinelere bağlandığında ise kesilir hesap ve Yaratana muhtaçlık başlar.
İşte o vakit dil güzel güzel söyleyince dinlemeyenler dinler, anlamayanlar anlar, natık dinlenir, dinlemeye çekilir zevat ama iş işten geçmiştir artık. Oysa her mahsus dil bir gönül perdesidir. Perde açıldığında sırlar açılır ve kapandığında sırlara, kırklara karışılır. Güzelliği bahşeden de alıp topraklaştırıp hakkında bahis ettirende ilahi düzen gereği tabiat olunca incir çekirdeklerinde gizlenir taze hayatlar.
Öğrenmek lazımdır güzel dilin ilmini, acı hayatın bilimini natıklar göçmeden, natıklardan…
Hırs insanı kör eder ve fakat ölümü de hiç mi hiç uzaklaştıramaz. Hırslanmak yerine gönül sadakası verebilmektir marifet. Diline, gözüne, kulağına sahiplik arenasında her bir yıldız kaydığında arefeden natıkaya sarılır kalemler. Çünkü gerçeğin yolu iyi dilden, sevgi dolu sözlerden geçer sadece. Yolcu iyilerinden ise yolculuğun bu sözlerin tamamına yakınını duyabilir. Ve en ateşli kasırgaların rotası değişir bu sayede. İstiskallere uğramışlık ve yersiz suçlanmışlıklarla geçen bir ömür sonrası, yenisi tesirli sözlerle sohbet meclislerinde dirilir.
Dil dirilişin en günahsız yavrusudur ve natıkalığın ilk hali ise ölümsüzlüğün tezahürüdür. Tezahüratlarla mertebelenenlerin talebeliği sona erdiğinde, ustalığı sobelendiğinde zarar ziyan hesabını tutmak epey zaman alır. Musibet ve çirkinliğin soğuk yüzü doğan güzellikleri asla gizleyemez.
‘Natıka öldüğünde taştan topraktan yeni deli gönül uslanmaları çağlar mı?’…
Acılar hep deniz renkli. Dantel dantel vurur vurgun beynin kıyılarına, kıvrımlarına. Altın kumlara gömülen gözyaşlarından sızar kadim sevdalar. Ve selam durur ardı sıra ağlayan şehirlere kara kirpikler. Yakındır herkes birbirine, en yakın ama evren kadar uzak. Ve gurbet ve hasret şarkıları martıları vurduğunda en fırtınalı isyanlar durulur.
O durulukta kapalı kapılar er geç çalınacağından, kimselere aldırmadan natıkane deniz püskülü göğe yalvarmak gerekir, göçebe bulutlara hissettirmeden yakarmak ve doyasıya ağlamak…
24 Eylül 2014 Çarşamba
IŞİTMEK GEREK MAZLUMUN FERYADINI…
Bu günlerde makul ölçülerin dışına taşan şekilde bir nüfus itelemesi ile karşı karşıya şu gergin ülke. Bu acı gerçeği inkâr, bu fersiz feryada intizar kim ne derse desin maddi ve manevi felaketleri de peşinde getirecektir…
Haçlıların Kudüs’ü işgalinden bu güne tüm mükâfatlar ziyan edilince firavunlar cephesinde kuduzluk baş gösterdi şu günlerde. Aşısı olmayan bir aşılanmadır orta doğuya savrulan bu karahumma. Ve her şeyden önce insan olunduğu unutuldu sözde Müslüman cenahta. İsevi cephede ise bir halaskar havariliği ki akla zarar. Garezine kin, kinine kan katan, kıran, küçümseyen, katleden, bu neo Müslimlik çeşit çeşit vatansızları ve vatansızlıkları doğurur pek yakında. Demir tavında dövülür hesabıyla tutulan yol ise başka çıkarcılıklara uzanır bir çırpıda.
Ve yine çocuklar bombalanır bu ateş çemberinde. Bu gidişattan utanmaları gerektiğini düşünenler arttıkça çocuklar anasının memeciğine sarılır bir yudum süt diye. Yok sadece izlemekle yetinenler artar ise gözler katarakt olur o kadar. Ama kentlere ve sınır ülkelere yayılır güzelim nağmeler ağıtlaşarak, Işitmek isteyenler de Işitir. Ve asalet sellenir, adalet silinir lügatlerden, alametler aranır sahifelerde. Çalınır yaşamlar, yaşam anlamlı ve övülmeye değer bulundukça tekrar çalınır. Oysa hayal gücü gerektirmeden, acı gerçeği sürdüren hayatlardır dünyaya şekil veren.
Sanki zembereği boşanmış zehir saçan dünyanın son olmayacak muzırlığıdır bu son yaşananlar. Doğu ve güney doğu kapılarında aç açık yüz binler umut bekliyor. Vaziyeti gafletkarane idare etmekle mükellefler ise farklı coğrafyalarda projelendirilen bu can yakar gidişata maalesef eskide ve yenide tam tol veriyor. Oysa bu ters orantılı değişmeler içten ve dıştan dengeleri değiştirir, değiştirmekle kalmaz süründürür, öldürmez.
İşaretlere anlamlar yüklemek belki şu sıcak sosyo siyasal atmosferde çok gereksiz görünebilir ama ölümden değil katliamlara uğramaktan kaçıyor garipler. Kaçtılar, kaçacaklar da ne olacak şeytana maskara olan zayıf damarlılar aradan çıkmak korkusuyla, aradan çıkarmak duygusuyla durumdan vazife çıkaracaklar o kadar.
Bu günlerde bir nüfus itelemesi yaşatılıyor şu sahipsiz ülkeye. Hem de makul ölçülerin ötesinde…
Mekanik değerlendirmeler, rasyonel olmayan irdelemeler ile ördeğin vaklaması gibi yakışıksız laflarla, sınırsız hücrelerin emrine girilmiş bir kere. Akıl evrensel rastlantılar doğrultusunda ne yapacağını şaşırınca acı gerçekler devreye girer. Haddini bilmezlik kültürüyle yoğrulmuşluk içeriyi idare edebilir belki ama dışarıda nefes alacak dar bir pencere bile bırakmazlar adama. İşte adamlık bu mertebede lazımdır. Kırk senede kırk saniye lazım olur ama bulunmaz. Çünkü kırılmıştır bir kere insanlık onuru.
Kimyası bozulmuş bir orta doğu yaşıyor kapı eşiğinde, kapı aralığında. Enteresan olan pislikten pis şeylerden Allah’a sığınanlar tüm bu pislikleri ardı sıra sıralıyor. Konudan, konumdan dersler çıkarmak esastır ama hala boşa israf ve boş hırs. Hala toplumun kimyasını zorlayacak hamleler hazırlanıyor bilgece, bölgece. Kimse döneriz onlara, çeviririz ülkeyi ateş topuna demiyor, seslenmiyor açıkça komşularda olan biteni gördüğü halde.
Fesatçı olmadığını söyleyen bozguncular, başta vermiş gazı, vermiş hapı, vermiş nazı, tattırmış hazzı şimdi kapı, şimdi ağacı da gölgesini de kökten kesme peşindeler. Ve peşine düşecek yandaş yalakalar arıyorlar. Oysa sonu düşünülmeden yapılanların ve söylenenlerin ve adı büyük kendi küçük hesap olan projelerin hesabı zor verilir. Kurtuluşa çıkacak kapı arayan, çoluk çocuk perişan olmuş gariplerin iki eli de bu hesapsız kitapsızların yakasından tutar iki cihanda da.
Bu günlerde bir nüfus itelemesi yaşıyor, şu fakir ülke. Hem de malum ve makul ölçülerin dışında…
Binlerce yıldır gam kasavet yüklü şu coğrafyada, ateş kan ve barut kokan şu topraklarda bir teneffüs şart. Ama teessüf edilesi bu karmaşada hayat kumaşı defolar dolular hala küplerini doldurma hesabındalar. Canlar yanmış, ocaklar sönmüş dert değil, tek dert haritaları yeniden çizmek. İki bana bir sana, üç bana hiç sana veya hep bana yok sana metoduyla. Bu keşmekeşte İslam adına Müslümanlık tırpanlanırmış, neo Müslimler kafa kopartır, el kol bacak keserlermiş kimsenin umurunda değil. Sözde karanlıktan korkanlar bir araya toplanmış hala ampul icat etme peşindeler.
Sonuçta gidenlerin ayak sesleridir, gelenlerinkiyle karışan ve kör karanlıkta Işitilen. Söze ne gerek, Işitmek gerek mazlumun feryadını. Feryada ne gerek, mezalimden kaçarak Doğu ve güney doğu kapılarına dayanan masum gözlere bakın, gözlerdeki o korkuyu görür, Işitir ve anlarsınız…
23 Eylül 2014 Salı
SÜNGERSİ AKIL ÇIKMAZI…
Bu bir Işitme problemidir ve sosyo-siyasal açıdan ada ve nama konuşmalar yapıp edip sonradan sağır sultanların duyduğuna ve tek merkezli sultaya göstermelik huylanmadır. Çok yakında bu Işitme problemine de sünger çekilir ve gelmişi geçmişi unutturulur…
Geçmişe sünger çekmek deyimi her çıkılmaz sokakta usturuplu bir çıkış yolu eylemine eylemliliğine dönüştürüldüğü sürece bu ülke de, iktidarları da, muhalefetleri de asla iflah olmaz. İflasın eşiğinde bir siyaset silsilesinin siyasal tarzı geçmişi süngerlemek oluverince ortalık tümden süt liman oluyor. Güncel siyasetin en vazgeçilmez dayanağı olan bu yersiz istila da bu sayede sürüp gidiyor…
İstifade edenler ve ettirenler görsem de inanmam düzeneğini işlettikçe garibim halk da topyekûn bu düzmecelere kanar. Bu kandırmacalar aklı evvel işgüzarların ve işbilir birlikçilerin bu yönsüz rüzgâra kapılmasıyla kılcal damarlara kadar uzar. Ancak hayatta her şey zamanı geldiğinde filmi gerisingeri sarar, üstüne sünger çekilse de gerçekler asla değişmez değiştirilemez.
Ayrıca herhangi bir kanıt olmasa bile varsayılan ve savlanan bir durum mevcut ise sonuçta o mevcudiyet bir şeylerin olmadığı veya hiçbir dolabın dönmediği, döndürülmediğinin kanıtı değildir…
Belki de söylendiği gibi her şey iyidir ama iyinin de iyisi olabileceği asla hatırdan çıkarılmaması gereken bir temel olasılıktır. Hatıra binaen kötü geçmişi iyi halli göstermek uğraşı da uğursuzluğun en uğrak adresidir. Her kim olursa olsun bu adreste uzun süre konaklarsa tez elden hesabı görülür. Asıl fenası ise mahşere kalan ve bırakılan eksik ve açık hesaplardır. O vakit geçmişe sünger çekmeler ve sünger çeken ve çektirenler ustura ağzı keskinliğiyle hizaya çekildiğinde asla iflah olmazlar. İflahları o an kesilir.
Elbette böyle tıkır tıkır işleyecek bir realite söz konusu olabilir ve olmayabilir de. O halde bu artık değer değersizlerini ve değersizleşmeleri illa da ilahi adalete bırakmamak gerekir. Değer veya değmez ama onları Âlemin yüce değerlerine göre divana yatırmak gerekir. Süngersi akılla akı karaya bağlayanlar, karayı aklayanlar kipi kisvesine bakılmadan, her kim olursa olsun ayni cetvelle ölçülmedir.
Ceddine rahmetokutturacak densizlikle, geçmişin illetleriyle millet önünde denge tutturmaya çalışanların sıkıştıklarında geçmişe kaç kez sünger çektikleri asla unutulmamalıdır ama unutulur ve unutturulur maalesef…
Balık hafızalılık ile süngersi aklın bir potada birleştiği her tarihsel süreç ülke adına daima tarihi bir dönemeç olmuştur. O dönemeçler ilerlemeyi tersine çeviren, hür iradeyi gerisingeri döndüren ve gerileşmeyi yüzyıllara dayayan bir rolü en aktifinden üstlenmiştir. Tüm bunlar çıplak gerçekler olarak masalarda durduğu halde işlerine öyle geldiğinden sünger avcılarının sünger çıkartırken yüzeyden en dibe kaç kez vurgun yediklerini veya vurgun tehlikesi atlattıklarını bilmeden, öğrenmeden dönüp durup geçmişe sünger çekelim deyimini kullanmak Işitme probleminin ötesinde ruhsal bir problemdir. Bu geçmişe sünger çekme eylemselliğinin sürdürülmesi sol tahlilde paslı çakaralmazları bile otomatikleştirir.
Geleceği yok edecek hepten silecek, ahaliyi süründürecek ağır hamleleri gizlemek adına çek bir sünger geçmişe diyebilmek siyaset ötesi ayıp ve sosyo-siyasal günahtır hem de en büyüğünden…
İstifadecilerin yarın sıkıyı gördüklerinde istifacılara dönüştüğünde yani bal teknesinin kararan dibi göründüğünde, paçalara bulaşan kiri bol deterjanlı sünger de temizleyemez sonra. Asıl olan üç maymun oynayarak kanıt peşine düşmek yerine, kanıt olmasa bile hiçbir Bizans oyunu oynanmadığına körü körüne kanmamak gerektiğidir.
Bunca inatçı kamplaşmanın neticesinde gün gelip sütten çıkmış ak kaşık görülenler bir bir karanlığa gömüldüğünde geçmişe sünger çekenler sünepeliklerini nasıl hasıraltına süpüreceklerini şimdiden enikonu hesaplamalıdır.
Yoksa tampon bölgeler de iyileştiremez Işitme probleminden doğan hastalığı ve tüm tampon bölge yaşananları süngersi akıl çıkmazı hastalığına dönüşür…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
