15 Ekim 2011 Cumartesi

SAPKADAN TAVSAN CIKARMAK...

SAPKADAN TAVSAN CIKARMAK...
Geceden aydinliga cikalim isterken hayatin akisini degistirdigimizin ayirdina vardik. Normal seyrinde giden ne varsa, tum zamanlarin sirrina tas koyduk. Kara tas degdirdik bil cumle tabloya.
Reklam tanitim deryasinin bu kadari olurdu her halde. Orta Avrupanin bir kenar koyunde bile kendini hissettiren bir reklamasyon. Hem de bedava.
Tabulasmis her seyi yikalim, gemileri yakalim derken, haksiz kutsiyet kazandirmayalim sorgulamalarina el fenerleri ile isik tutarken, zrveye ulastik hep beraber.
Zarari kim gordu acabayi tartisacagimiz gunler ilerde ve pek yakinda, Ramazan, oruc da dinlemediler kestiler akillarinca cezayi. Avrupa avrupa duy sesimizi tezahuratini nasil da duydular...
Bir suredir ailecek ailevi nedenlerden dolayi yurt disindayiz. Zaten yazidan da belli. Baska bir klavye kullaniyoruz burada. Ottoman`in en uc liman sehirleri ile denizden ulastigi topraklardayiz. Kalinti eserleri ve yikintilariyla hatiri sayilir bir ragbete maslahat guzariz burada.
Azinlik turk-tatar toplulugunun halen varligini surdurdugu bir dogu avrupa ulkesindeyiz. Icinde Turk Sehitligi bulunan bir kentte simdilik misafiriz.
Konumuza gelince: kimse cikip ta ahkam kesmesin, futbol su dur bu dur diye. Aile baglarinin otesinde enternasyonal bir bag futbol. Kabul gorsun gormesin ama gercek boyle. Futbol fanatikligi bir yana hic tanimadiginiz insanlarla rahatca konusabileceginiz bir film arkasi futbol. Dunyasini lisanini tam bilmeseniz de guvenli bir ateskest sagliyor her turlu yavan ve yaban didismeye.
Kimsenin bizim ulke basbakaninin fenerli oldugundan zerre haberi yok. Ama fenerden haberliler alabildigine.
Bir kez daha kendimize zarar verdik. Kas yapayim derken goz cikti, gozden olduk. Burada tum spor kanallari fenerin kuraya katilamayacagini alt yazi gectiler. Son torbadan Trabzonun grubu dortleyecegini ana haberlere tasidilar. Sanilmasin ki bizden baska kimsenin haberi yok olan bitenden.
Turkiye ye bakis acisi futbol penceresinden de tahrip oldu. kaleler yikildi, tonluk kesme taslar altinda kaldi futbolumuz. Turkiye`de sike var, fener sike yapmis soylentileri bu ulkenin ucra koylerine bile yayildi. her ne kadar daha cok cimbomla hasir nesir olsalar da, beyaz kaftanli bir umut yeserdi yaban ellerde. Paranin kilictan daha buyuk kuvvet oldugu cagimizda, futbol para, para atilan gol, goller prestij demek en harbisinden. Biz acayip prestij kaybina ugradik bu sike vesilesiyle.
Kafamizi kuma gomup is yapma huyumuzdan vazgecemedikce daha cok madara oluruz buralarda. Sapkadan tavsan cikacak cikmayacak diye de daha cok papatya fallari tutar, daha cok bekleriz. Ofsayti bilmeyenlere bile ofsayta dustuk rezil olduk. Turkiye`de en buyuk takimlar bile sike yapiyormus deniyor burada. Evet sike yapiyormus diyorlar futboldan anlamayanlar bile. Icerde aklanacagiz belki ama kapikule disinda ak mak yok, kapkara bizim icin bundan sonrasi.
Altin yumurtlayan tavuk, sike baglantili kuluckaya yatirildi kesmekten beter edildi, yumurtadan ne ciktigini gorecegiz. ilk hamle de Ilk atak da golu yedik Avrupadan; icin icin sevindi elin garipleri, yikanalim temizlenelim onlarin umuru degil.
"Biz uzulduk yine, bir kez daha, buralarda"... 26.08.2011

BABAM VE KIZIM; "MUTLU BAYRAMLAR"

BABAM VE KIZIM; "MUTLU BAYRAMLAR"

Bayramlar cakisti. Bu yil cifte bayram var, isteyen istedigini kutlar veya bayram benim neyime deyip uzayan molayi tatile cevirir. Babamin olmadigi ilk bayram benim icin. Ama ne guzel tesadufdur ki tam babama yakisan ulusalcilikta ve maneviyatta. Ikisi bir arada, duble bayram, cifte sevinc. Her ne kadar ulke disinda isem de babamla beraberim sanki su yaman ellerde, Internasyonalizm de bulustuk yine. Zafer ve ramazan Bayramlarimiz kutlu olsun can babam...

Baba, Buyuk taarruz ve pesinden gelen Büyük Zaferin 89. kez kutlanmasiyla ramazan bayrami denk dustu bu yil. 26 Ağustos 1922`de başlayıp, 30 agustosta sona eren Büyük Taarruz`un bayram olarak hakkinca kutlanmasi son yillarda unutulmus gibiydi. Veya bayram statusunda benimsenmeyecegi gibi anlayislar ortalikta ucusuyordu. Korkmayasin;  Beklenen olmadi...

Başkomutanlık Meydan Muharebesi`nin 90 yil oncesinde verdigi mesaj neyazik ki horlanir bir armada olarak ruyalara giriyordu. Topyekun emperyalizme karsi verilen bu kurtulus mucadelesinin sembolu zafer, bizzat emperyal zihniyetlerin yönettiriminde az kalsin `30 Agustos da neymis canima` dayandiriliyordu. Dumlupınar tam kuruyacakken, billurlasti, cagladi. Yokluklar içinde emperyalist işgalcileri Anadolu`dan söküp atanlarin kemikleri tam sizlayacakken, Cephelerde sungu takarak canları pahasına `ileri, daha ileri` atilanlara, bu cennet toprakları bize sunan sehitlere minnet, saygı ve selam durusu aklandi. Zafer Bayramı kutlanisi ramazanla birlikte bereketlendi.

Hiclikten dogan bu ulkenin insanlari emanete aldirmadan cekisse de, bayramlar cekismedi, canim babam. Ulusal degerler ve manevi-dini degerler erimesi gereken ayni potada harmanlandi ve icimizi ferahlatti. Insan disaridan bakinca ozel gunlerin onem ve anlamini daha iyi goruyor ve anliyormus gercekten. Muharebeden sonra gecen doksan yilin kirk yilini cok yakindan yasamis ve gozlemlemis bir anti-emperyalist olarak bu cifte deger canima degdi vesselam.

Bayramlar cakisti akillarda da bir simsek cakti sanki: "Tam bagimsiz Turkiye". Ulkenin ilaci  bu, yesil recetelere ihtiyac yok fazladan. Zafer mi ramazan bayramini getirdi, ramazan mi zaferi denilirse elbette zafer. Baskomutan, baskomutanlik muharebesini kazanmayaydi biraz zor kutlardik doksan yila yayilan ramazan bayramlarini. Kurbanliklari olurduk emperyalizmin-emperyalistlerin "kuzu bayramlarinda", mazallah.

Canim kizim, Ah nerede o eski bayramlar, kalmadi çocukluğumuzun bayramları deyip ic cekistirmelere hic gerek yok. Seni bayram guzellemelerine bu bicim asla yakinlastirmayacagim. Cunku nostaljik algilanmalara ve yanilmalara artik hiç paye verilmemeli. Eski bayramlar güzeldi guzel olmasina ama bu gunu yasamak ve bayramlari yasatmak daha guzel ve bir okadar anlamli, denizim. Çünkü biz de büyüduk. Buyudukce guzellestirmek boynumuza borc kesesi olarak asili. Bize bu degerli mirasi birakmislara, atalarimiza, babalarimiza diyet borcumuz var. En azindan sana karsi,  kizima karşı sorumluluklarim var. Denizin bambaşka dunyalara ve anlayıslara yelken acmamasi icin, Bayramlarimiz kutlu olsun canim kizim.

Oruc tutup bayram esenligine kavusan her birey bu bayramda: Büyük taarruzun ve 30 Agustosun; Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı 9 Eylul de sonlandiran bir zafer oldugunu, Ulusal kurtuluş hareketlerine, tüm mazlum uluslara ve ucuncu dunyaya örnek bir destan oldugunu ani defterlerine kaydetsinler.

Anadolu’nun işgalden kurtulusunun parolasidir bu zafer. Pusulasi sasmislarin ise urktugu bir dirilis. Bu kullerinden varolus eylemselligini yarinlara tasimak birincil gorevimiz denizim. Benim ani defterimde sunlar yazili bu bayram:

"Canim babam ellerindan opmek ve bayramlasmak isterdim, ama yoksun. Canim kizim gozlerinden opuyorum ve cifte bayramini kutluyorum, iyi ki varsin.. Herkese mutlu bayramlar..." 31.08.2011

`4 Eylül - 9 Eylül` ve `CHP’

`4 Eylül - 9 Eylül` ve `CHP’
Cumhuriyet tarihinde iki önemli tarih var; Ülkeyi vareden. 4 Eylül 1919 ve 9 Eylül 1923. Sivas Kongresi ve CHP’nin kuruluşu bu tarihler. Sivas Kongresi’nin 92. yıldönümü, CHP’nin kuruluşunun 88. yıldönümü. Yaklaşık 100 yıl dayanmış bu cumhuriyet kim ne derse desin.
Bu ilk paragrafi bu yabanci eller klavyesinde duzgun yazmak icin epey cabaladim. Sonrasini elimden geldigince duzenleyip yayina hazirlayacagim.
Ne sistemler yikildi, ne duzenler harcandi, Bir omur pesinde kostugumuz sosyalizm hala ruyalarimizi suslese de temelleri 9 eylul ve oncesinde atilan bu ulke ayakta ve guclu hala. Yikilmaya calisilsa da dort koldan direniyor...
4 Eylül 1919 Sivas Kongresi; ulusal kurtuluş savasimizi ve kuruluş surecimizi yasatan gururlanilasi bir tarihtir. CHP’nin 9 Eylül 1923 tarihinde kabul edilen "Parti Tüzüğü" ile kurulduğu resmi olarak kabul edilse de, kurulusunun felsefe ve irade acisindan 1919 yılına dayandigini soylemek yanlis olmaz. 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi CHP` nin asil kurulus tarihidir mantiken.
Cunku 4 Eylül 1919 tarihi yok edilmesi icin emperyalist devletlerce dort koldan isgal edilmis bir imparatorlugun, bir ulusun yeniden kullerinden dogup, dirilip, canlanıp emperyalistlerin denize dokulmesi icin yeminler icildigi, ilkelerin beyannamelestirildigi tarihtir. Türkiye Cumhuriyet’inin temellerinin atıldığı tarihtir. CHP`nin kuruldugu tarihtir...
Tarihe not dusulecek tek cumlelik kongre sonuç kararı ve ilkesi "Manda ve Himaye kabul edilemez". Ve Cumhuriyet’in Temelleri Burada Atilmistir...
Amasya Genelgesinden sonra Anadolu`da her acidan daha elverisli ve en güvenli il oldugundan tez elden Sivas’ta Ulusal Kongrenin toplanması karari ve uygulanmasi; Ulusal Kurtuluş reçetesinin yazildigi ve de emperyalist devletlerin Anadolu topraklarından kovularak Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyet’inin temelleri atıldıgi bir tarihtir 9 Eylül.
Bir ulkenin, bir ulusun kaderi 4 Eylül 1919`da baslar ve 9 Eylül 1923`te dort yillik bir macera sonrasi biter. Bitmez aslinda, on yila yayilan bir sure CHP sayesinde " Kul iken yurttaş-vatandaş, ümmet iken ulus olunmasini sağlayan, yüce meclisinde oturmaya sandalyesi dahi bulunmaz iken bir yandan Osmanlı’nın miras bıraktığı savaş tazminatlarını ödeyen, demir çelikten, Sümerbank’a, şekerden, çimentoya, demir yollarından limanlara kadar temel kurumları bir bir kuran" bir reformun yasanmasini saglayan tarihlerdir 4 Eylül ve 9 Eylül...
Sivas icin ne soylense az, CHP icin de oyle..
Ortanın solu, demokratik sol kavramlarıyla, önerdiği sosyal reformlarla düzen değişikliğini hedefleyen, Devlet partisinden halkın partisine, düzen partisinden değişimin partisine dönüşen CHP, tarihsel geleneğinin yanısıra evrensel sosyal demokrasinin ilkelerini de benimseyerek yoluna devam etmeli.
özgürlük, eşitlik, dayanışma, barış, emeğin yüceliği, hukukun üstünlüğü, dengeli kalkınma, gönenç, doğanın ve çevrenin korunması, çoğulcu ve katılımcı demokrasi değerlerine ve insan haklarına dayanan, gücünü halktan alan çağdaş sosyal demokrat-demokratik sol bir siyasal kurum olma geregini hayata gecirmeli ki;
CHP`nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk`un " Benim iki büyük eserim vardır. Biri Cumhuriyet, diğeri Cumhuriyet Halk Partisidir " deyisi 88 yil veya 92 yil sonra tarih olmasin... 09.09.2011

12 EYLUL`U YASAMAK...

12 EYLUL`U YASAMAK...
78 kayip-yitik kusaktan biri olarak yakalandik o gece yarisi bastiran tufana, 12 eylul de.
12 Eylul 1980 idi. Yarim kaldi bir seyler icimizde, dunyamizda ve ruyalarimizda. Yazilasi ne varsa yazildi, bize de yasadiklarimiz veya yasayamadiklarimiz kaldi...
Hangi duygularla neyi yazalim ki; darbe sonrasi ve bu gunku iktidarlar hep o melun darbenin eseri. Icimiz kaniyor hala. Hangi birini anlatalim ki.
Otuz yil gecmis 12 eylul fasist darbesinin uzerinden. Ataturk 100 yasina daha yeni girmisti. Sozde `Ataturk` adina, ozde kapitalizmin ve emperyalizmin menfaatleri adina dugmeye basildi. Pentagon merkezli ve isbirlikci destekli kafalar ulkede herseye elkoydu. Herkese musallat oldular pervasizca.
Putlar kirilacakti puta tapilir oldu, putlastirildi tum degerler. 17 yasindaki cocuklari bile sahte raporlarla astilar, sehpaya gondermediklerini pencerelerden attilar...
`Asmayalim da besleyelim mi` dediler utanmadan, `Intihar etti` dediler arsizca. Omzu kalabalik bir `besibiryerde` ye peskes cekildi ulke ve ulkenin onurlu, durust, yurtsever insanlari. Gelecegi kotaracak devrimci-ilerici gencleri zindanlarda curutuldu, sindirildi, yok edildi.
Yolcusu, solcusu, devrimcisi, demokrati iskenceden gecirildi Allah yaratti denmeden. Gomonesttir, Allahsizdir dediler asil Allahsizligi yaptilar gozu donmus caniler gibi.
30 yil sonra hangi birini hatirlatalim, 12 eylulu gormemislere ve gormezden gelmislere...
Etnik ve dinsel ayrimciligin temeli saglamlastirildi, kart-kurt, caput-bez denilerek. Teror yasallastirildi, palazlandirildi `yok ettik` denilerek.
Marmaris pasasinin takimina kupa bile hediye edildi. Futbol federasyonu alsa ya geri o sike abidesi kupayi.
Yuzbinlerce gozalti, tutuklama. Faili mechuller, iskence ve idamlar. Hala hesabi acik, kapatilamamis bir lanetli cicek 12 Eylul. Kan icen, kanla beslenmis kafadan bacak bir bitki 12 eylul fasist darbesi.
Turk Solu belini dogrultamayacak sekilde tirpanlandi, yokedildi.
Darbe saksakcilari sasali yasamlar surerken, daha dun aklananlar var otuz yil suren davalar sonrasinda. Kimine iktidar tahti, kimine kara baht oldu bu hain, ulkeyi yuz yil geriye goturen fasist darbe.
Yuz yil gecse de animsanacak, animsatilacak ve unutturulmayacak bir hastaliktir, kangrendir 12 eylul 1980 ve sonrasi...
Sark cibani gibi ulkenin gul yuzunde durur hala `fasist darbe anayasasi`.
Beslemeyip asan vicdansizda bunca yildan sonra utanmadan eser yok, 30 yildan sonra bile yargilamayip Marmaris`te besleyenler de var midir? Allah bilir...
Yazmaya isinma turlari attigimiz su koseden en cok zorlandigimiz gunu yeniden yasadik. Biliyoruz yeterince hakkinca yakalayamadik konuyu candamarindan, yazamadik yani.
Cunku; " 12 Eylul`u yasadik..."   12.09.2011

“…ZAVALLI ARAP KIZI CAMDAN BAKIYOR.”

 “…ZAVALLI ARAP KIZI CAMDAN BAKIYOR.”

Bir Arap baharıdır almış başını gidiyor. Yani “Arap baharı” sağanağı yaşanıyor kıyı köşe. Çocukluğumuzun o tekerlemesine yuvarlanıyor akıllar istem dışı; “Yağmur yağıyor seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor.”
Ayrıntıda gizli aslında her şey; Egemen güçler Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı yeniden şekillendiriyor. Adı “Arap baharı”.

Bu yeni fotoğrafta boy gösterebilmek için de dış politika kulvarında acayip bir genişleme var. Akıllara zarar.

Eylül ayı hüzün ayı, güz ayı. Yokluğun da varlığın da üstesinden geliriz mantığıyla sonbaharın müjdecisi. Sözler savlar ilahi akit mertebesinde alıcı buluyor, şakşak bol, helecan gırla gidiyor nedense. Yaşananlar izlendikçe bir yudum musluk suyuyla bile başı dönüyor insanın. Allah’ı unutarak yapılan işler makbul görülüp bollaşınca, doğrulara dokunmak suç unsuru sayılıyor her kertede.

Güzle birlikte bir direnç orucuna girmiş gibi toplum, gardlar düşmüş. Hazan yaprakları gibi dökülüyor muhalefet, yüzler sararmış. Kibirden burnu düşecek gibi dolaşıyor iktidar. Gecenin en karanlık yüzünde hiç kıymeti harbiyesi olmayan manevralarla güç-kuvvet şerbeti yudumluyor şehzadeler…



Ve kendimizi tutmak zamanı değil; bu Arap baharı bize göre bahar-mahar değil. Kim, bu konuda ne söyler, ne düşünür bizi zerrece ırgalamaz. Oralarda şarkından garbına emperyalist sömürüyü daha kolaylaştırıcı sistemler modernize ediliyor sadece. Onlarca sene diktatörleriniz götürdü, sıra şimdi bizde deniyor sözde demokrasi uğruna. İşte meselenin özü, gözü bu.

Saf tutmuş kapitalist-emperyaller, pay kapabilmek için yarıştalar. Bu sayede can çekişen vahşi kapitalizm bir süre daha rahatlayacak. İşte bahar bu “Paranın baharı”. Emperyalizme ilkbahar-yaz, üstüne sonbahar düşmüş. Çaresizce camdan bakan Arap kızına ise karakış düşecek pek yakında. Mevsimsel taksimin gerçeği bu, Ve çocukluğumuzun tekerlemesi; “Yağmur yağıyor seller akıyor, zavallı Arap kızı camdan bakıyor”…
Güzel konuşmak bir erdem ama dürüstçe yazabilmek çok daha önemli erdem. Edebi edebiyattan önce öğrendik. O yüzden günü kurtarmaya çalışmak edibe yakışmaz. Günü kurtarmaktansa dargın olmayı, dargın kalmayı ala belleriz. Kapı kapı dolaşmakla olmaz.

Ve biliriz her şeyin bir kapısı var. Kapıdan geçmeye gör hemen iç kapıda karşılar ahaliyi, kendine özgü ama tavsiye edilemez ülkenin ahvali. Cemaat şuuruyla bu kadar olur işte. Şurubu şırayı içenler öze ulaşalım derken köze düşerler umurları değil. Kor kül olmuş, ülkeyi karış karış açlık sınırında yaşamlar sarmış gözler hala dışarlıklı. Ardı arkası kesilmez arsız ölümler memleket memleket yürek dağlıyor, özrü kabahatinden çoklar alemin kralı.
Velakin arap baharı. Moda şimdilik bu takılmışız rüzgarına. Ne hikmet ise kendi arabını unutup elin arabının sahte bahar heyecanı sardı Müslüman kardeşleri, yeri göğü. Kendi söküğünü dikemeyen terzi hesabı “Ata’nın emaneti” Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya dolaştırılıyor pervasızca. Osmanlı dirilişi hülyası “rol tip Türkiye” mantığıyla elin cahili cühelasının gözünün içine sokuluyor. Hangi Müslüman kardeş ister ki kendi mahallesinde hırpalanan tırpanlanmaya çalışılan bu idareyi cumhuriyeyi.
Ve sormazlar mı adama; Ey evin reisi, kırıp dök, dövüp kıyıp, sonra da sev, bu ne biçim aşk, diye…
İyilik gizlenir kötülük affedilir evet ama samimiyet var diye günaha da girilmemeli. Eylül ayı hüzün ayı. Hüzün ayı ama “Yurtta sulh cihanda sulh” unutulmamalı.
Eylül ayı eğitimin öğretimin başlangıç ayı. Sessiz sedasız açıldı okullar. Sessiz sedasız internete düştü devletin pazarlıkçı ses kayıtları. Sessiz sedasız anayasanın başına yine o ekonomist seçildi. Sessiz sedasız yeni incirlik üslerinin bir benzeri kürecik’te füzelendi. Sessiz sedasız kredi kartları milletin elinde patladı. Ve sairelik, mübalasız nice teferruat hasıraltı sessiz sedasız.
Varsa yoksa Arap baharı. Arap baharlarına indirimli zevat turları. Ne baharı; Alemin kapitalisti emperyalisti zavallı Arap kızının örekesine karakışı reva görmüş, bir sevinç bir sevinç ki kanı donuyor insanın.
Bir Allah kulu, bir şah kulu çıkıpta gerçekten dem vuramıyor. “Bahar bahane sömürü şahane” diyemiyor.


Ve o çocukluk anılarından kalan tekerleme” Yağmur yağıyor seller akıyor, çaresiz Arap kızı camdan bakıyor.”
Camdan bakmaya içimiz elvermedi, Çünkü“Biz utanırız, bize şahdamarımızdan da yakın olandan”…  16.09.2011

TIRNAK İÇİNDE “BARIŞ”

TIRNAK İÇİNDE “BARIŞ”

Tırnak içinde “Dünya barış günü” Cumhurbaşkanı AB’de, başbakan ise ABD’de. Obama ile üst düzey görüşüldüğü gün “dünya barış günü” ülkemize barışın uğramayacağını bir kez daha gördük. Acıya tanıklık ettik yine maalesef. Umutlar seneye devrildi yeni canlar alarak. Demek ki barış, barışa çan çalmakla olmuyormuş. Obama ile de görüştük, öpüştük cakasıyla da gelmiyor barış. Bomba riskini yiğitçe göğüsleyip konuşma yapma böbürlenişiyle de yerleşmiyor barış.

Arap baharı turistik gezileri sonrası Atlantik ötesi uçuşlarla, tepeden tırnağa Avrupa merkezli turlarla da gelmiyor barış. “Barış baharı” bize olmadık bedeller ödetiyor hala. Ceviz beyinli tezahüratla, içte barış dışta barış düsturunu gözetmeksizin atılan adımlarla, dayanaksız dayılanmalarla, afra tafrayla da olgunlaşmıyor barış. Okyanus ötesi abiler hoş görür, dinler gözükür ama bildiğini okur her daim eskileri gibi. Ve beyhude olur harcanan emekler.

Dünya barış gününde, başkentte kumrular caddesinde kumrucukların kanadı kırılmış, terörün zehirli ucu kadına, kıza kızana uzanmış AB-ABD gezintisinde mülki erkan. Kadın çoluk çocuk binleri stada doldurunca bir nebze değişse de gündem, koordinatsız terör futbolla uyutulamaz-unutturulamaz dereceye evrilmişliğini belgeledi bu arada.

Nutuk ile mantık arasında sıkışılırsa, elbette fırtınaya yakalanış güncellenir. Çünkü silgi kalemden önce bitiyor maalesef. Yaz, sil, karala anlamlı söz aramaktan usanıyor insan. Sözcükler dünyasının yansıması derin ve sakat ilişkileri sürüyor barışın önüne. Dil olmazsa düşünce olmaz, sözcükler olmazsa düşünceler de açıklanamaz. Oysa herkes acı gerçeği biliyor, hakkınca dokunamıyor özüne. Halk öğrenmekten alıkoyuldukça ise affetmek, unutmak hep bize düşüyor. Ancak hangi birini, hangi yanlışları, yanılgıları, olumsuzlukları bağışlayalım ve yok sayalım.

Güzel konuşup, güzel konuşmaya davetle de, gizli şifreli özel görüşmelerle de düzelmiyor dünya.  Her iyi niyetli yazı-yazın art niyetli karamalara dönüştürülüyor bir çırpıda. Hadi yaz da görelim denilircesine göz dağına dönüşüyor barış yolu.

Tırnak içinde de olsa “dünya barış gününde” barışı yazamadık yine. Obama gider, kalır,  başka bir dana gelir, gelmez belki ama budama başlar. Budanırız tam filizlenecek iken bu uğurda.

“İsrail ile ilişkileri düzeltin, yapmayın olumsuzluk, Akdeniz’de gaz ve petrol de arasınlar,  kendi karasuları, hem sizde faydalanırsınız” direktifleri dillendirilir. Yetmez “ bırakın Filistin tanınması ısrarını, Ortadoğu da Kuzey Afrika da liderlik sevdasını, üstlenmeyin bir rol, biz ilgileriniz her şeyle sizin namı adınıza da” derler adama.

Zılgıt budur aslında. Nafiledir sonraki direnişler; “Kuzey Kıbrıs ile Rumlara sür kontür sondaj anlaşması yapılsa da, Rumlarla iş yapan boykotlansa da, Egeden Akdenize fırkateynler sürülse de, sismik yalandan yola çıksa da, İsrail özür dileyecek ve tazmin edecek salvosu sürdürülse de, başta gazze mazze denilip, alem siyonizme meze edilmiş se, Suriye ile irtibatı kestik, Libya Libyalılarındır şemalinde pes edilmişse” boşa gider onca emek.

Sonra can çekişen yunan bile etine buduna bakmadan korkmaz çekinmez, İsrail titremez alaysı ve yılansı dili ısırır her fırsatta, Suriye dinlemez, Libya Mısır beğenmez, velhasıl yalnızlaşılır Allah’ına kadar koca dünyada. Ve bu okyanus ötesi abi akıllarıyla da tüm emperyalistlerin hayalindeki gibi birbirinin kanını içen iki toplum olunur misaki milli de.

Tırnak içinde "dünya barış gününde", ülkede karış karış kan akıyor, akıtılıyor. Canlar yanıyor ocaklar sönüyor. Yürekler yanıyor, kaos çizmeyi aşmış kurban arıyor. Mülki erkan okyanus ötesinde, kapıkuleden dışarı acı vatan da prestij arıyor…

Zaten “Yağdanlıklar olmasa, Zalim zulmedemezdi…    23.09.2011
EKONOMİYE GİZLİCE AYAR

Para odaklı yaşam taklit eksenli sürdürüldükçe, al gülüm ver gülümle açılıyor tüm kapılar. Ve hayat dayanılmaz hale geliyor ekonomik açıdan. Her ne kadar ekonomi rayında, serbest piyasa denetimimizde denilse de işin aslının öyle olmadığı görülüyor. Piyasalar son günlerde allak bullak, ABD parası gün güne değer kazanıyor ülkede. Rekor kırarak değerleniyor lira karşısında. Tahtakale’nin belirlediğine mahkûm sektörler.
“Sakın cahillerden olma” kesin emrine karşın bu durum ya önemsenmiyor ya da görmezden, bilinmezden geliniyor. Halk nasıl olsa anlamaz diye. Şüpheyi terk etmek adama yakışmaz oysa. Senaryolar gittikçe kötüleşen bir hal alacak yakın zamanda. Paranın satın alma gücünün azaldığını söylememek ve önlem almamak suç-günah olmasının yanında ülke ekonomisine de ihanettir. Bu nedenle Ekonomiye gizlice ayar çekiliyor.
Bir paranın satın alma değeri “para biriminin satın alacağı mal, hizmet ve döviz niteliğiyle ölçülür”. Dünden bu güne belli tutara ayni değerlerin, dövizin edinilemediği bir gerçek ise işler tıkırında değil demektir. Paranın satın alma değeri en önemli ekonomik göstergedir.
Paranın satın alma değeri azalıyorsa, paraya yeni bir değer kazandırabilmek için ulusal para değeri yabancı para değerinden düşürülür. Kur ayarlamasına gidilir. Bu gün için söylenmese de yapıla gelen budur. Yıllarca bu ülkeyi içten içe sömüren ve sömürttüren enflasyon ve devalüasyon yüzünü göstermeye başladı yine. Kimse başka konjoktürel nedenlere bağlamaya kalkışmasın. Eğer para değeri düşüyorsa, fiyatlar yükseliyorsa ekonomi bilimine göre enflasyondan söz edilebilir pekâlâ. Enflasyon var ise devalüasyon da vardır.
Evet, gizli enflasyon var bu memlekette. Aynen gizli işsizlik gibi, gizli savaş gibi, gizli zenginleşme gibi. Açıkça belirlenememiş gösterilen ama apaçık nedenlerle para değeri yavaş yavaş düşüyor, düşürülüyor. Fiyatlar ağırdan ağıra el yakıyor. ABD krizi, Arap baharı derken bu seviyeye gelindi ve önlem almakta da gecikiliyor maalesef.
Dış ekonomilere kapıların kapatıldığı ekonomik yeterlilik günleri tarih oldu. Yenidünya düzensizliğinde küresel ekonomi masalından herkes etkileniyor hiç istemese de. Küresel kürecik düşüp yuvarlanıyor ve az gelişmişliğin, gelişmekte olmanın kucağında patlıyor. Egemen güçler sömüreceği emperyalleşeceği yer altı yerüstü zenginlikler peşine düşmüş çıkar yol arıyor. Hal böyle olunca işlek yolların dışında işlerin iyi işlemediği de dillere düşer. Kurtuluşun faturası da geniş halk yığınlarına kesilir her dönemde olduğu gibi. Ekonomi bakanı pek yakında acı reçeteleri açıklamaya başlar nasılsa. Başkaları harcar millet öder hesabı.
Ekonomik veridir, ekonomik göstergedir, devletin para ihtiyacından para değeri düşer. Hazinenin tıka basa parayla dolu olmasının pek önemi yoktur. Para gereksinimi kısa sürede hasıl olunca para değerini düşürme yoluyla tüketimin kısılması yoluna gidilir bir süre. Serbest piyasadan döviz, devlet eliyle çekilir veya sürülür günü kurtarmak için. Kurlar istenen seviyede dengede tutulmaya çalışılır. Bankalar devreye girer ve krediler kesilir. İskonto faizleri yükseltilir sırasıyla. Tüm bunların kısmen yapılmış olması da ülke ekonomisinin nerede olduğunu gösteriyor.
Sonuçta fiyatlar ve ücretler düşebilir. Ancak bu yöntemle üretim azalır, işsizlik devasa artar. İçinden çıkılması daha zor bir ekonomik kaosa sürüklenilir. Kemer sıkma filan da işi çözmez uzun süre. Bu gidişle, Bedene göre kalp olmayacağına göre ülkeyi akla gelmeyecek, dilin söylemekten azap duyacağı tehlikeler bekler maalesef.
Bu ülkede “gizli devalüasyon” yapılıyor. Türkçesiyle kur ayarlaması değer düşürme yapılıyor gizli saklı. Lira yüzde yirmilik bir değer kaybına uğradı devlet erkânının AB-ABD turları sonrası. Aklını başına devşirmesi gerekenler analizleri yaptıkça-yaptırdıkça ürperiyordur eminiz. Ama yeterince uyaramıyorlar. Yakında acayip ekonomik sıkıntılar var bizi bekleyen diyemiyorlar. Enflasyonu torbaya doldurulan eşyalarla endeksleyip küçük gösterenler, liranın ABD parası karşısında gizliden gizliye devalüe edilmesine bakalım ne diyecekler.
Kurlar üzerinden, döviz ve altın üzerinden son vurgunlar yapılıyor şimdilik. Kasalar dolduktan sonra krizi halkın üzerine yıkmaya gelecek sıra. Sen yanmasan ben yanmasam hesabı işletilmeye başlanacak, açık hesap…  27.09.2011