21 Mart 2013 Perşembe

VARDAR İLE BİR ÖMÜR SİYASET…



VARDAR İLE BİR ÖMÜR SİYASET…

Şuayip Vardar Esenler’i bir yerlere getirenlerden ve Esenler’in de kendisini bir yerlere getirdiği şanslı kişilerden birisi. Esenlerde siyaset ve cemiyet hayatında geçmişten bu güne aktif rol almış ve aktifliğini halen sürdürme çabasında olan, kökten CHP’li Şuayip Vardar, Esenler Time’e siyasi hayatına dair önemli açıklamalarda bulundu…

Tarlalarımızı, Evimizi, İki Bakkal Dükkânımızı Bıraktık, Yola Koyulduk…

“Ben aslen Rumeliliyim. Yugoslavya’nın tek ülke olduğu dönemde babamın kararıyla Ana yurda döndük. Makedonya’nın Üsküp şehrinde 1939 da doğdum. Lise tahsilimi de orada tamamladım. 1955 yılında Türkiye’ye göç ettik. Önce Laleli’ye yerleşmiştik. Bir albayın evinde kiracı idik. O dönemlerde çok sıkı misafirlik ve akrabalık ilişkileri vardı. Yurda da yeni göç etmiştik. Bu nedenle gidiş gelişlerden evsahibi rahatsız oldu. Babam bunun üzerine en yakın muhit olarak gördüğü Esenler’den bir arsa alıp hiçbirimize danışmadan evin inşaatına başlıyor. Gelip baktığımda baba biz burada nasıl duracağız dedim. Nitekim ben iki sene sur içinde ablamla kaldım. Hafta sonları Esenler’e gelip gidiyordum. O zaman Esenler’in merkezi 25 -30 hanelik bir yerdi..

Buraya muhacir olarak gelip ev yaptıktan sonra muhacir olma açısından bir güçlük zorluk yaşamadık. Zaten buralara göçümüz başlı başına zorluk ve sıkıntı doluydu.

Yugoslavya’da Mareşal Tito başa geçince biraz rahatlık dönemi başlamıştı. Fakat Müslüman olanlara bir zorunluluk koydular. Resmi dairelere, belediyelere gelen Müslüman hanımlar yerel giysilerini, örtülerini çıkaracaklar diye. Çarşafsız dolaşacak yani. Bizim zaten çıkış kâğıtlarımız hazırdı. 20–30 yıldır elimizdeydi. Geldiğimiz dönemde babamın amcasının oğlu da milletvekiliydi. Sabri Vardarlı Bakırköy-Osmaniye yem fabrikasında müdürlük yapmıştı, onunla da irtibatımız devam ediyordu. Bir gecede hazırlandık, neyimiz var neyimiz yok orada bıraktık. Tarlalarımızı, evimizi, iki bakkal dükkânımızı bıraktık, yola koyulduk. Benim halen Üsgüp’de akrabalarım var. Kız kardeşim var, kendisi öğretmenlikten emeklidir. İlk geldiğimizde ablamlar da Cerrahpaşa’da kaldık. Üç katlı bir ev tutmuştu, bir katını bize tahsis etmişti.

Aile olarak maddi sıkıntı çekmedik. Abim iyi zanaatkardı, meslek sahibiydi. Dediğim gibi sıkıntıyı ben çektim. Çünkü orada sosyal yaşantım daha faklıydı. Biz orada bilmezdik, askılı eleklerde yoğur satıcısı, limon, boza satıcısı. Giysilerimizi bile buraya uygun seçtik. Benim Üsgüp’ten getirdiklerimi, özellikle spor-kısa pantolonları bana giydirmediler. Yani sosyal açıdan zorluk çektim diyebilirim. Uyum zorluğu çektim ilk başlarda.

Sporculuktan Siyasete Geçtim…

Esenler’e eskiden gelen Yunanistan göçmenleri burada bir futbol Kulübü kurmuşlar. Benim de amatör futbol oynadığımı duymuşlar. Ben o zamanlar Küçükmustafa paşada top oynuyorum. Babama bu çocuk bu hafta kalsın bize lazım demişler. O gün eskilerle beraber Esenler’de bir maça çıktım. Beni beğendiler ve o günden sonra spor vasıtasıyla Esenler’de devamlı kalmaya başladım.

O zamandan aklımda kalan Mustafa Tanır, Latif Ağa, Süleyman Hoşmen, Halit Üstün, Gafur Çapadiş, Muhtar Hüseyin Gürses Amcamız ve daha birçoğu, kalburüstü dörtdörtlük insanlar. Hepsine rahmet okuyorum.



Esenler o dönem Mahmutbey’e bağlıydı, Mahmutbey nahiyemizdi. Sportif faaliyetler neticesinde oradan dostlar edindim. Çoğu üniversiteye giden ve mezun olmuş gençlerdi. İlçemiz de Bakırköy’dü. Sporculuktan siyasete de böylece geçmiş oldum. Beni o arkadaşlarım Bakırköy’e CHP gençlik kollarına aldırdılar. Yaşım tutmadığından yaşımızı büyüttük. Partiye kaydolduk. Esenlerin partiye kayıtlı 21. Üyesiydim. Esenler’den o dönemde bir yere gitmek için en azından iki vesait değiştirmek gerekiyordu. Yol yordam yoktu. 1969 yıllarında Vatan Caddesi yıkılınca insanlar buradan arsalar almaya başladı ve biraz gelişti. Evler yapıldı, nüfus artmaya başladı…

Referandum Yapıldı Ve Esenler Belde Belediyesi Oldu…

O arada rahmetli İsmet Taşkın ile tanıştım. O da bizim partiliydi. Gel senin yazın güzel, tahsilin de var Şoförler Derneğini kuracağız dedi. Onların ilk üyeliklerini defterlerini kayıtlarını hep ben yaptım. 1970 senesinde de Esnaflar Derneğinin kurucularından oldum ve derneği de kurduk. Çok zorluklarla kurduk ama kurduk. O zamanlar esnaf potansiyeli fazla yoktu. Dernek kurulurken başta bir ilgi gösterdi esnaf. Vizyon sahibi de değildi mevcut esnafımız. Ve Esenler dernek kurulduktan sonra yani 71’den sonra gittikçe gelişmeye başladı. Binalar, yeni yeni evlar yaptı Esenlere gelenler. Bina çoğaldıkça esnaf arttı. Bu gelişmeler nihayetinde bir referandum yapıldı ve Esenler belde belediyesi oldu.

Esenler belediye olunca başkan aday arayışları öne çıktı. Yine rahmetle anıyorum Nadir Bayır’a öneri götürdük. O zaman hiçbirimizde yeterli politik deneyim yoktu. Gençtik ve politikanın içinde yetişmemiştik. Bakırköy ilçeden bize bayağı yardım ettiler, yol gösterdiler. Önce bizim partiden Şaban Hoşmen adaydı o çekildi. Nadir Bayır’ı ikna ettik ve aday çıkarttık. Ön seçim yapıldı. Aday olacak arkadaşların oy atılan sandıklara resimleri asılırdı. Karşı aday da Hüseyin Gürses oldu.

Ve o sene Adalet Partisi’nin kalesi bilinen Esenler de biz CHP olarak kapı kapı, ev ev dolaşarak seçimi kazandık. Ben de en genç belediye meclis üyesi oldum, rahmetli Gençali Kaya ile birlikte. 21 meclis üyesinde on birini aldık.



Belediye olarak koordineli bir çalışma yaptık o geçiş döneminde. Zamanla kendi çıkarttığımız ve kazandırdığımız başkanla ters düştük. Biz beş üye kendi belediye başkanımıza muhalefet etmeye başladık. İlk defa CHP’nin kazandığı bir belediyede ilkleri yaşadık. Başkanımızda gençti. Talebe federasyonunda üyelik yapmış biriydi. Güzel başladı ama sonuna doğru sapmalar oldu. Biz de belediye başkanımıza gensoru verdik. Ve gensoru ile mecliste düşürdük. Demokrat partili arkadaşlar da oy verdi. Dediğim gibi belediyeci değiliz, biz düşürdük sanki o gidecek düşüncesindeyiz. Bıraktık her şeyi o da evrakları istediği gibi hazırladı, tamamladı ve yine belediye başkanı olarak kaldı. Danıştay’dan gelen cevap görgü tanısızlığıydı ve devam etti başkanlığa.

Esenlere Hizmet Edelim Diye Bir Gün Evde Üç Gün Ankara’da…

Ben bayır döneminde üç sene encümen azalığı yaptım. Başkana karşıydık ama görevimizi de eksiksiz yapmaya gayret gösterdik. Aday olmak istemiyordum encümenliğe çünkü işlerim aksıyordu. Bir trikotaj atölyem 17 tane Trikotaj makinem vardı. O günün Esenleri için çok iyi bir işti. Maalesef bu politika yüzünden o işimizden de olduk. Esenlere hizmet edelim diye bir gün evde üç gün Ankara’da elde avuçta ne varsa bitirdik. Yine de Bayır’a rahmet okuyorum. O belediye başkanı Esenler’de politikacı yetiştirdi. Onu sayesinde belediyeciliği, kanunları öğrendik ve uyguladık.



Kısa döneme gelmiştik ve o kısa dönemde iyi işler yaptık. 73 yılındaki seçimler geldi. Ben, Gençali Kaya, Hasan Koç gittik Çetin Aksoy’a CHP adayı olması için rica ettik. Bir düşüneyim dedi düşündü ve adaylığı kabul etti. Çetin Aksoy öğretmendi hem de makine mühendisiydi. Çok iyi bir seçim çalışması yürüttük. Ancak bizim eski başkanımız da Güven Partisi’nden aday olmuştu. Nadir Bayır Güven Partisi’nden aday olunca bizim oylar ikiye bölündü ve çok az bir farkla Adalet Partisi’nden Mustafa Yumak seçimi kazandı.

8 belediye meclisi üyesi biz çıkarttık, 8 Adalet Partisi, 8 Güven Partisi  çıkarttı. Meclis üyesi sayımız 27 olmuştu, diğer üç belediye meclisi üyeliklerini ise MHP ve Mili Nizam Partisi paylaştı. Encümeni ve Meclis başkanlığını biz aldık ve Esenler için birlikte çalışmaya başladık. O zaman da güzel bazı şeyler yapıldı.

İki belediye başkanlığı dönemini ele alırsak Nadir Bayır döneminde görülmeyecek işler yapıldı. Bu CHP’nin kaderidir. Hep alt yapıya eğilir. Devletçi mantıkla bakar iş yapar. O dönem alt yapı yoktu, su yoktu. Kanalizasyon yapıldı, bütün mahallelere su götürüldü. Bazı mahallelere Arnavut kaldırımlı yollar o dönemde yapıldı. Nadir Bayır çok şeyler yaptı ama bazı yapılmaması gerekenleri de yapınca biz karşı çıktık kendisine.

Mustafa Yumak zamanında da Esenler için iyi şeyler yaptık. Belediye binası Dörtyol meydanı’na onun zamanında yapıldı. Almanya’ya gittik iki CHP, iki AP belediye meclis üyesi. Orada 27 gün kaldık. Bayburtlular bizi 17–18 gün işçi evlerinde ağırladılar. Bize bir dozer ve iki tane kamyon hibe ettiler. O dozer ve kamyonlarla kendi elemanlarımızla alt yapı çalışmalarına hız verildi. Biz baştan kendi elemanlarımızla yapalım diyorduk, sonradan işler yetişmemeye başladı. Yumak’ın son zamanlarında müteahhide de iş vermeye başladık.

Bu Yaşımda Olmaz Ama Belediye Başkanı Olsam Yolları Halı Yaparım…

O zaman belediyecilik ve iş yapmak hiç kolay değildi. Tüm vergileri biz topluyorduk, bize toplanandan % 2 pay veriliyordu. Şimdiki vergilerle, gelirle ben bu yaşımda olmaz ama belediye başkanı olsam yolları halı yaparım…

Ben CHP’liyim. Yaş itibariyle benim belediye başkanı adayı olmam doğru olmaz. Gençler varken doğru olmaz. Şu olur, CHP de hiçbir aday olmaz, aday çıkmaz ise parti adaysız kalmaz. Ben çıkmaz isem, ilçe başkanı çıkar o çıkmazsa başka bir arkadaş çıkar. Ben partimi adaysız bırakmam. Adayımız yok sen çıkacaksın denildiği zaman bunu kabullenmek parti görevidir. Gençler varken yaşlıların çıkması doğru değil. Esenler’de seçim alınmaz diye de bir şey yok.

80 Öncesi Üç Dönem Belediye Meclisi Üyeliği Yaptım...

Ben 80 öncesi üç dönem belediye meclisi üyeliği yaptım. Çetin Aksoy döneminde de çok iş yaptık. Ciddi projeler, geleceğe dönük planlar hazırladık. Otobüsler aldık. Kendi halk otobüslerimizi hizmete koyduk. Çok şey yaptık ama en güzelini şimdiki Metro’nun olduğu yerde yapacaktık. Biz o yerin tapusunu İmar İskân Bakanlığı’ndan çıkartmıştık. Oraya hastane ve futbol stadyumu yapılacaktı.

Ben, Çetin Aksoy, Gençali Kaya, Halis Gürsoy Ankara’da üç gün kaldık. Fakat tam tapuyu alıp İstanbul’a gelicez, 12 Eylül oldu. 12 Eylül bizim geçmişe ve geleceğe dönük bütün çalışmalarımızı bir anda yok etti. Biz Esenlerde siyaset yapanlar, belediye meclisi üyesi, belediye başkanı olanlarımız 12 Eylülde bazı kovuşturma ve soruşturmalara tabi tutulduk. En çok zoruma giden biz bekliyoruz belediyede gelip teslim alsınlar diye. Bir üsteğmen ve asteğmen geldi. Bize çıkın dışarıya dediler. Kalktım ayağa dedim ki üsteğmenim kusura bakmayın, biz sizi bekliyoruz zaten, biz buraya kazık çakmadık, en azından şurada bir belediye silahı var o silaha zabıt tutun, tutanakla alın biz buradan çıkalım dedim.

Altımda Mercedes Yok, 81 Model Reno Var, O da Seçimde Yıprandı Gelemem…

Çok zor bir dönemdi. Bir düdük öttü ve herkes sahaya indi. Darbe bekleniyordu ve isteniyordu ama kalıcı zararlar verdi ülkeye.
1983 tarihinden itibaren SODEP ile tekrardan bıraktığımız yerden siyasete başladım. 1989 seçimlerinde Bakırköy’e bağlı idik. O seçimlerde belediye meclis üyesi seçildim ve Bakırköy belediye başkanı yardımcılığı görevini üstlendi. O dönemlere sizler de yetiştiniz canlı şahiti sizlersiniz.

89 seçimlerinde belediye meclisi üyeliği adaylığı için 900–1000 başvuru yapılmıştı. O günlerde herkes kendini listenin bir yerine koydu ben ağzımı açmadım. Buradan 12. Sırada gidiyorum Ankara’ya orada iki kişi de önümüze koyuyorlar ben on dördüncü sırasına düşüyorum listenin. Ben listeye girdim, yılbaşı günü saat dört civarı il başkanı Yüksel Çengel beni aradı, İstanbul belediye başkan adayı bir işçi evinde yılbaşı geçirmek istiyor akşama sana misafiriz dedi. Ve geldiler beraber yılbaşına girdik. İkimiz de seçildik. Nurettin Sözen o sene ilk yılbaşında yine bizim eve geldi başkan olarak, bende Bakırköy başkan yardımcısı idim o zaman.

Seçildik Gençali Kaya ile halı sahada oturuyoruz. Bir telefon geldi. Yağmurlu bir hava Yıldırım Aktuna arıyordu, Şuayip atla gel Sefaköy’e dedi. Ben yirmi dakikaya oraya gelemem dedim. Altımda mercedes yok, 81 model reno var dedim. O da seçimde yıprandı ben gelemem dedim. Başkan o zaman yarın 12 de gel dedi. Gittim, başkan arkadaş herkes başkan yardımcısı olmak için araya torpil koyuyor sen gelemem diyorsun dedi. O zaman Vahit Okumuş ve Eşref Atalay ile çalışıyorum, onlardan izin alarak bu görevi kabul ettim. Başkan yardımcılığına başlayışımız da aynen böyle oldu.

Bakırköy Belediyesi’nin 9 başkan yardımcısında tek bir müdürlük varken, bana zabıta, iktisat, sağlık, veteriner, trafik bağlandı. Bakırköy’ü o zaman birinci lige çıkardık. Kulübün Genel kaptanlığını da ben yapıyordum. Sabahtan gece yarısına kadar çalışıyordum. Çok zor şartlarda 22 tane halk pazarı kurdum. Esenler’de Çiftehavuzlar’da, Mimarsinan’da, Oruçreiste, Albayrak caddesinde, Tuna mahallesinde daimi halk pazarları kurduk. Fakat maalesef Öcalan bunları çalıştıramadı. Bizde iken bu halk pazarları çalışyordu. Bizim dönemimizde üreticiden tüketiciye bir Pazar işleyişi egemendi. Pazarlarda kuyruk olurdu. Biz devrettikten sonra işlemedi.

Belediye başkan yardımcılığım dönemimde haksız hiçbir iş yapmadım, harama bulaşmadım. Akraba ve yakınlarıma ekonomik çıkar sağlamadım.

Sonradan Esenlerde dokuz sene CHP ilçe yöneticiliği yaptıktan sonra beş sene de ilçe başkanlığı yaptım. Son on yılda Esenler siyasetinde aktif yer aldı diyebilirim. Yaptıklarımda vardır yapamadıklarım da. Seçimler de atlattık. Elimizden geleni yaptık. Ama belediyesi olmayan ilçelerin başarı oranı az olur. Çünkü günümüzde her şeyde olduğu gibi siyasette maddiyatla oluyor. Oyumuzu koruduk artıramasak da. Ben referandum ve seçimlerde başarılı sayılmış yedi veya sekiz ilçe başkanı içindeyim. Genel başkanıma da söyledim. Ben başarılı değilim. Öbür ilçelerde belediyelerimiz olduğu halde oy artışı yüksek değil. Oy kaybı olan ilçelere daha fazla üzüldüm, Biz de hiçbir şey yok dedim.

Oyumuz artmış olmasına rağmen ben kendimi başarısız sayıyorum. Oy kaybetmemişiz ama kazanmamışız da. Ama bizde belediye yok. Belediye olanların bazılarında oy kaybı var. Genel başkana da söyledim. Bu maddi imkânlarla bu kadar olur diye.
Geçmişte yapılan siyaset ile bu gün yapılan arasında çok farklar var. Şimdi yapılan baktığımda yıllarımı verdiğim siyaset geçmişimden utanıyorum. Bu gün büyük tutarsızlıklar var. Bir politikacı, dürüst bir politikacı beyaza beyaz der karaya kara. Ben kendi belediye başkanıma bile kırmızı kart gösterdim. O zaman bir kültür vardı, saygı, sevgi vardı. Bu gün bakıyorum dürüstsen çaldı, biraz o tarafa baksan yedi, biraz onaylasan yandaş oldu deniyor.

Önümüzdeki belediye seçimleri için Esas adaylar mayıs ayında belli olur. Şimdi Mustafa Sarıgül başta olmak üzere büyükşehir adaylığı için isimler dolaşıyor. Daha çok aday çıkacak. Teneffüs edilen çok isim olur ama biz sağ partilere benzemeyiz. Sağ partide sus dendi mi susulur, kalk dendi mi kalkılır. Biz de o yok. Bizde çok seslilik vardır. Parti üst yönetimi küskünleri bir aray getirmek istiyor. Hep bir beraber olmak için çalışmalar sürdürülüyor. Bir olduktan sonra ama üye ama delegeyle yapılacak önseçimle adaylar belirlenebilir. Kim aday olursa onun etrafında bütünleşilerek alınamayacak seçim yok. Kontenjan adayları belli sayıda listelere konulmak kaydıyla belediye meclisi üyelikleri de doğru belirlenmeli.

Esenler Belediye Başkanı Esenlere Yabancı.

Esenler belediyesi için de söyleyeceklerimiz var. Esenler belediye başkanı esenlere yabancı. Ama ondan önceki buralıydı. Bu ondan daha iyi çalıştı diyebilirim. Belediye başkanları bir şeyler yapmak için gelir. Bu kendi yapmadıysa bile yapılanlara aracılık etti. Anakente yaptırdı, Ankara’ya gitti yaptırdı, büyükşehre yaptırdı. Peki dört dörtlük mü değil. Daha da güzel Daha iyi şeyler yapılması gerekir. Beğenirsin beğenmezsin ama eskiyi düşündüğün zaman yapılanlar var. Hâlbuki daha iyi ve güzel olması gerekirken yapılamayanlar da var.

Örneğin ben bu Dörtyol meydanındaki çalışmaları beğenmiyorum ama iyi ki yapıldı. Ben 1972 yılında meydan düzenlemesi için Meclise bir önerge verdim. O zaman AP’li bir arkadaş çıktı, efendim Şuayip bey komünist ülkeden gelmiş meydan diyerek evlerimize göz koyuyor dedi ve önergem bir oy farkla reddedildi. Şimdi meydanda bir tek evi o zaman meydanı yapacağımız paraya alamıyoruz…

İstanbul’u Bu Sefer Almamız Şart…

Son söz yerine, birlik ve beraberlik içinde olalım diyorum. Esenler’i alamazsak bile İstanbul’u bu sefer almamız şart. Esenlerde de grup kuracak düzeyde oy almak için çalışmalıyız. O zaman Esenler sarsılır. Maalesef parmak indir parmak kaldır düzeninde üç meclis üyesi ile yeterli muhalefet yapılması zor. Yeter ki biz CHP’liler bir olalım, pir olalım, kucaklaşalım mesele budur. Biz kendi muhalefetimizi kendimiz yaratıyoruz.

Yoksa AKP iktidarının yıkılması hiç de zor değil. Bunlar gökten inmediler. Bizden aldılar, şimdi biz niçin onlardan geri almayalım. Geçmişte de Alamazsınız dediler aldık. Bu halk vezir de eder, rezil de eder. Biz halka sahip çıkalım. İşçiye memura köylüye sahip çıkalım gerisine karışmayalım…

 

ERCAN; ESİNDER ESENLER’İN TOKİ’Sİ OLACAK…




ERCAN; ESİNDER ESENLER’İN TOKİ’Sİ OLACAK…

Belediyenin uyguladığı ‘Kentsel Dönüşüm’ den yeni bir vizyon ve olumlu bir şekillenme bekleyen Esenlerlilerden biri olan Esinder Başkanı Özkan Ercan; Esenler’in, Esenlerli inşaatçılar ve müteahhitlerin geleceğine dönük ciddi ve çarpıcı açıklamalarda bulundu…
 
İstanbul’da olası bir depremde yapı stoku açısından en büyük yıkımı ve felaketi yaşayacak ilçeler arasında gösterilen Esenler inşaatçıları ve müteahhitleri hem kentsel dönüşümden pay alabilmek hem de mesleğin nitelik kazanması-kazandırılması için yaklaşık bir yıl önce birleşip bütünleştiler.

Mevcut projelerden hisse almak ve yeni projeler üretmek için Esinder çatısı altındaki bu birleşmeyi Başkan Özkan Ercan şöyle açıkladı;

ESİNDER ESENLER ADINA ÇOK ÖNEMLİ BİR OLAYDIR…

“ Esinder 2011 Nisan ayında 20 Müteahhit arkadaşımızın bir araya gelmesiyle kuruldu. Yani yaklaşık iki sene evvel 20 müteahhit arkadaşımızla beraber Esenler İnşaat Müteahhitleri Derneğini kurduk. Gerek günün şartları, gerek değişen kanunlar ve gerekse ülkedeki inşaat sektörünün gelişmesine paralel Esenlerdeki yerel-müteahhitleri bir araya getirdik. Bu İstanbul ve Türkiye genelinde bir ilkti.

İstanbul’da 1956 yılında İstanbul Müteahhitler Derneği kurulmuş, Esinder ondan sonra kurulan ikinci ilçe müteahhitler derneği. Bu gün Esenlerde müteahhit arkadaşlarımızın desteği ile iki yüze yakın üyemiz var. Esenlerde müteahhitlik yapan arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum. Onların destekleri ve bizlere vermiş oldukları güçle biz Esenlerde müteahhitleri bir araya getirme projesini gerçekleştirdik. Bu Esenler adına çok önemli bir olaydır. Ama asıl önemli olan süreçte neler yapabileceğimiz, hangi projelere imza atabileceğimizdir.

Sıradan bir dernekçilik yapmanın ötesinde Esinder’in gayesi müteahhit arkadaşlarımızın ufkunu, vizyonunu geliştirmek ve Esenlerli müteahhitlerinin gelişen inşaat sektöründeki yerini kararlaştırmak, önlerine yeni bir ufuk koymaktır.

Biz mesleki bir derneğiz. Bu gün Türkiye’nin gelmiş olduğu noktada, Kentsel Dönüşüm ülkenin 81 vilayetin hepsinde konuşulan ve tüm belediyelerin içinde bulunduğu bir proje. Esenler Belediyesi bu açıdan daha ileride ve önde. Gerek beş ekimde sayın Başbakanımızın kentsel dönüşümü Esenler’den başlatması ve gerekse Belediye Başkanımızın bu konudaki çalışmaları ve ilgisi ile Esenler özel bir konuma geldi.

BELEDİYE BAŞKANI; “ESENLERDEKİ KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ ESENLERLİ MÜTEAHHİTLERLE YAPMAK İSTİYORUM.” DEDİ…

Asıl önemli olan Belediye Başkanı Esenler’in bir bölü binlik planları hazırlanırken bizden herkesi bir araya getirmemizi istedi. Biz Kültür Merkezinde Esenlerli müteahhitleri bir araya getirdik. Bu bir demokrasi şöleniydi aslında. Yani yerel müteahhitlerle yerel yönetimin bir araya gelmesiyle, belediye bir şehrin planını değiştirirken ve o şehri planlarken müteahhitleri de o işin içine sokarak gelin sizde katkı sunun demiş oldu. Biz kendi içimizde görüşmelerimizi yaparak planlar ile ilgili düşüncelerimizi hem belediyeye hem de basına açıkladık.

O günkü can alıcı nokta ise belediye başkanımızın sözüydü. “Ben Esenlerdeki kentsel dönüşümü esenlerli müteahhitlerle yapmak istiyorum. Esenler’li müteahhitler birleşin, bir şirket kurun ve gelin. Siz ne istiyorsanız, her türlü yardıma hazırız. Yeter ki birleşin.” dedi başkan.

 MÜTEAHHİTLİK ALGISINI DEĞİŞTİRECEĞİZ…

2012 başında ülkede bir ilk yaşanmış ve yasa uygulanmaya başlamıştır. Bu yasa ile artık inşaat müteahhitliği sicil numarası ve yetki belgesi gerekmektedir. 2012 öncesinde önüne gelen müteahhit olabiliyor ve inşaat yapabiliyordu. Sicil numarası aldık, bizim üyelerimizin tamamı aktif müteahhitlik yapan, fiili olarak inşaatı olan ve hala bu işin içinde olan müteahhitlerdir.

Yasadan önce müteahhitlik algısı bozuktu. Bizim derneği kurmamızın amacı da bu zaten. Müteahhitlik algısını değiştireceğiz. Artık müteahhitler de denetim altına alındı. Bundan önce müteahhitleri denetleyen herhangi bir yapı yoktu. Şu anda müteahhitleri denetleme yetkisi Çevre Ve Şehircilik Bakanlığında. Bakanlık on-line ortamdan müteahhitleri takip ediyor. Almış olduğu inşaatı yapmış mı, bitirmiş mi, iskân almış mı, sigorta ve vergi borcu var mı, ödemiş mi bunların hepsini bakanlık görüyor. İşi gününde tamamlamayan, vatandaşı sıkıntıya sokan, iskân almayan müteahhitleri artık vatandaşlar direk internet ortamından bakanlığa bildirebilirler.

Bakanlık iskan almayan müteahhide 2 ay süre veriyor. Bu süre sonunda müteahhitlik yetki belgesi bakanlık tarafından bir seneden az olmamak kaydıyla donduruluyor. İnşaatlarında can güvenliği almayanlara da başka yaptırımlar uygulanacak. Biz dernek olarak bu ve benzeri konulardaki değişimleri üyelerimize aktarmaya ve bilgilendirmeye çalışıyoruz.

İNŞAAT MÜTEAHHİTLİĞİ OKULU’NU AÇTIK…

Ayrıca ikinci ve önemli hamlemizi de gerçekleştirdik. Esinder olarak Esenler Belediyesi Ve İstanbul Aydın Üniversitesi ile birlikte inşaat müteahhitliği okulunu açtık. Esenlerli inşaat müteahhitlerimizi üniversiteli yaptık. Müteahhitlerimiz 60 saat ders görecekler. Dersler bittikten sonra katılımcılar sınava girecekler ve başarılı olanlara sertifikalarını vereceğiz. Sertifika dağıtım töreni de Aydın Üniversitesi’nde olacak. Esenlerli müteahhitleri bu gün olması geren, bilmeleri gereken ne konu varsa öğretmiş olacağız. Önceliği dernek üyelerimize vereceğiz. 200 üyemiz bittikten sonra daha önce müteahhitlik yapmamış ve profesyonelce yapabilecek olanlara ve bu işin eğitimini almak isteyenlere de okulumuzu açacağız.

MÜTEAHHİT ORGANİZASYONU İYİ YAPAN KİŞİDİR…

Müteahhit inşaat konusunda her şeyi bilen ve anlayan kişi olarak görülmemeli, öyle de değil zaten. Müteahhit organizasyonu iyi yapan kişidir. İyi finans yaratan iyi işletmecidir. Artık inşaatlarımızda şantiye mühendislerimiz var. İnşaatlarımızı, projelerimizi tasarlayan, takip eden ve planlayan mimar, mühendis ve yapı denetim elemanlarımız var. Bu gün Türkiye’de kendisini denetlemesi için başka para veren banka meslek grubu var mıdır? Biz bir inşaatı yaparken yapı denetim firmasına 20 ila 50 milyar arasında para veriyoruz. İşimizi, yapılan işin kalitesini denetle diyerek.

Esenler’deki müteahhitlerimiz çok paralar kazanamıyorlar. Yüzde on kar marjı ile çalışıyorlar. Esenler’de asıl parayı kazananlar toprak sahipleri, arsa sahipleri. Esenler’de büyük bir rekabet var. Müteahhitler yüzde elli ile altmış arası oranda Esenler’de yer alıyorlar. Bu gün çevre ilçelerin altında emsale daire satışları var. Esenler’de bu gün en iyi daireyi 250 milyar liraya satamıyor müteahhitler. Arsa almaya geldiğinde yüzde altmış ile alıyor. Arsa sahipleri kazanıyor yani halk kazanıyor.

Kaymakamlık binası yapılırken sayın kaymakamımız ihaleye siz niye girmediniz diye sordu. Bizim Esinder olarak da yapmak istediğimiz budur. Biz semt müteahhidiyiz. Kendimizi gelişen inşaat sektörüne ve mantığına göre yenileyememişiz. Halkın talepleri değişti. Artık halk yerel yönetimlerin yapmak istediğini müteahhitlerde de görmek istiyor. Bu mantık Esenler’den göçü başlattı. Müteahhitlerimizin yüzde sekseni Esenler’de oturmuyor. Esnafların yüzde sekseni Esenlerde oturmuyor. Esenler Kaymakamı, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı neden Esenler’de oturmasın. Biz Esenler’de nitelikli konutlar yaparsak, yani vatandaşın toplumun bugün istediği, sahip olmak istediği imkânları onlara sunabilirsek işte o zaman Esenler’e hizmet etmiş oluruz. Bunu yaparken de yerel müteahhitleri bilinçlendirmemiz ve kalkındırmamız gerekiyor.

BİRİNCİ İLKEMİZ ÖNCE ESENLER HALKININ KAZANMASI SONRA MÜTEAHHİTLERİN KAZANMASIDIR…

Bunu bir örnekle yapacağız. En iyi örnek Esinder Yapı Aş’dir. Esinder Yapı Aş’yi kurmamızın en büyük sebebi işte budur. Esenlerde kentsel dönüşümü yapacak en iyi algıyı, en iyi organizasyonu oluşturmak. Bu gün Esenlerde çok ortaklı kurduğumuz bir şirketimiz var. İki yüz paydaşı olan bir anonim şirket. Bu kadar insanı bir araya getirip onları şirkete ortak etmek zaten başlı başına bir olaydır.

Biz Esinder Yapı Aş’yi kurmak için dört ay toplantılar yaptık. Her müteahhit arkadaşımızla bu süreci tek tek başlattık. Şirketi kurduğumuzda da birinci ilkemiz de Esenler’de yapacağımız projelerle önce Esenler halkının kazanması sonra müteahhitlerin kazanmasıdır. Çünkü birinci işimiz halen devam ediyor, para kazanıyoruz. Esinder Aş’nin en büyük hedefi önümüzdeki beş yıl içinde İstanbul’da ki inşaat firmaları ile başa baş rekabet edebilecek inşaat firmalarının Esenler’de oluşmasını sağlamaktır. En büyük hedefimiz budur.

Şirketi kurar kurmaz Birlik Mahallesinde 314 parselde 8900 metrekarelik alanda bir kentsel dönüşüm çalışması başlattık. Hak sahipleri ile ön protokol imzaladık. Bu gün geldiğimiz noktada hak sahiplerinin yüzde sekseni ile noter huzurunda sözleşme yaptık. Tüm donatıları olacak biçimde vatandaşın dairesine daire vereceğiz.

Afet yasası çıkmadan önce biz kiralarını da verecektik. Taşınma yardımı da yapacaktık. Afet yasası çıktığından kiraları artık bakanlık verecek. Bin lira da taşınma için verecek. Sonrasında gelen talepleri değerlendirdik ve Ninehatun Mahallesinde önce 4000 metrekarelik Şenerler sitesinde bir anlaşma yaptık. 116, 117, 118 sokaklarda yaşayan komşuların ve vatandaşların da talepleri ile işi büyüttük. 10.500 metrekareye çıkan bu alanda da bir proje çalışması yaptık.

Projelerimizin hepsinde yer altı oto parkaları, hepsinde iki kat, üç kat herkese yer düşecek otopark yer alıyor. Alanın yüzde yetmişini yeşil alan olarak ayırdık. Bu gün her iki projemize de bütün sosyal donatı alanlarını koyacağız. İnşallah bu projeler bittiğinde devlet erkânı da, ilçe dışarısında oturanlar da Esenler’de oturacak. Esenler’de oturup Esenler’i yönetecekler.

KENTSEL DÖNÜŞÜM ALANINA ALINMAYAN YERLERDE BİNALARI TEK TEK YENİLEYECEĞİZ…

Bu yerlerde direye daire vererek projeleri yapabiliyoruz. Ancak Esenler’de bazı yerlerde emsaller çok yüksek. Vatandaş kendi imar hakkının üstünde kaçak yer yapmış. İmar hakkını tamamen doldurmuş. Oralarda kentsel dönüşüm çalışmasını yapmak mümkün değil. Yani hem daireye daire vereceksiniz hem de üste Esinder’e daire kalacak. Olmaz ise projeyi çevirebilmek mümkün değil.

Biz bir finasman kaynağı aradık. Ve iş bankası ile bir protokol imzaladık. Böyle alanlarda yapacağımız dönüşümlerde yüzde dört bakanlık ödeyecek ve vatandaş kentsel dönüşüm alanına alınmayan yerlerde binaları tek tek yenileyeceğiz. Şu anda on bina ile anlaştık. Bir bina da bakanlık desteği 150 milyon lira. İş Eskon ve Esinder Aş, garantörlüğünde olacak ve binaları sadece biz yapacağız. Vatandaş güvence altına alınacak ve inşaatları İş Bankası da kontrol edecek. Biz işi yaptıkça peyder pey ödeme alacağız. Vatandaş ise dairesine taşındıktan sonra kredi geri ödemesine başlayacak. 0,50’den kredi kullanacak. Kredi kullanmak istemeyenlere de 1000 lira taşınma, 600 lira 18 ay boyunca kira yardımında bulunulacak.

Bu şartlarda Esenler’de kentsel dönüşüm alanına alınmayan mahallelerimizde binaları yıkıp yeni binalar yapacağız. Vatandaşımız böylece ayni mahallede, yerinde oturmaya devam edecek.

Esinder Aş’de şu anda dört tane mimar, mühendis arkadaşımız çalışıyor. Finans ile ilgili arkadaşlarımız çalışıyor. Girişimizde proje tanıtım ofisimiz var. Esenler’de kentsel dönüşüm ile ilgili bilgi almak isteyen vatandaşlarımız buyursunlar, gelsinler. Biz kendilerine anlatalım. Binalarını yenilemek isteyenlere de her türlü kolaylığı sağlayacağız.

Öncelikle Esenşehir ve Cevizlibahçe projemiz var. Yaklaşık 100.000 metrekarelik bir proje. İlk hedefimiz bu projelere başlayıp, buralarda vatandaşımıza örnekler sunmak. Bu arada yerinde dönüşümler ile ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Vatandaşımızın Üste para vererek binasını yeniletme örneklerini Esenler’de başlatacağız. Vatandaşımız üste 50-60-70 milyon vererek binasını yeniletme, depreme dayanıklı hale getirme çabası içinde. Bu projelerde on yıl boyunca da site yönetim hizmetlerini kar amaçlı aidat almadan vereceğiz.

TÜM KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇALIŞMALARININ İÇİNDE YER ALABİLİRİZ…

Esinder Aş’nin bir özelliği şu, biz çok ortaklı bir firmayız. Bünyemizde iki yüze yakın müteahhit firma var. Yani biz Esenler’de yapılabilecek tüm kentsel dönüşüm çalışmalarının içinde yer alabiliriz. Direk vatandaşla görüşerek de bu süreci götürebiliriz. Bizim herhangi bir ihaleye girmemiz, ihaleden iş talep etmemiz gibi bir gelişme olmayacak. Biz kendi projemizi kendimiz geliştirip yapacağız. Yani Esinder Aş. Esenler’in Toki’si. Bir bölü binlik planlar çıktı. Biz artık nereye ne proje uygulanabilir, ne kadar imar artışı alacağız, nasıl proje uygulayacağız, ne kadar finans bulmamız lazım bu çalışmaları yapacağız.

Günü kurtarmak gibi bir gayretimiz ve çabamız yok. Esinder Aş. İstanbul’da bir marka olacak. Çok kısa bir zamanda marka olabileceğimizi de gösterdik. Civar ilçelerden gelip Esinder yapısını inceleyen müteahhit arkadaşlarımız var. Hesap verebilen ve şeffaf yönetilen bir yapı oluşturduğumuzdan Esinder ilelebet kalacak bir kurum.

Esinder Aş’yi kurarken de yapısını sağlam temellere dayandırdık. Şöyle ki, Üyelerimizden büyük sermaye aktarımı istemiyoruz, onlar kendi işlerini yapacaklar ve Esenler için de bir adım atacaklar. Bu şehirde çok şey kazandınız dedik onlara, bu şehir bize çok şey kazandırdı, dönelim bu sefer Esenler’e kazandıralım. Bir güç birliği oluşturalım. Zamanı çok iyi okumak gerekli, biz bu güç birliğini oluşturamaz isek üç beş sene sonra yerel müteahhitler kalmayacak. Herkes kendini yenilemek durumunda.

İMAR ARTIŞI OLMADAN 124.000 KONUTU YENİLEMEK GÜÇ…

İmar artışı olmadan bu 124.000 konutu yenilemek ve finansman bulmak güç. İmar artışı olmalı. İmar artışı olursa vatandaşımızın cebinden çok az para çıkar ya da çoğu yerde çıkmaz. Dikine bir büyüme olsun, depreme dayanıklı olsun. Hiç bir şey yapmadan beklersek 124 bin konutta yaşayan dört yüz bin insanımıza tabut buluruz o zaman. Bir depremde bu binalar yıkılacak. Çünkü geçmişte hiçbir mühendislik hizmeti almadan yapılmış binalar bunlar.

Esenler’de konut sayısı yükselecek nüfus sayısı düşecek. Esenler’de insanlar zenginleşecek. Bu gün zenginleşmenin en önemli unsurlarından biri arsa ve konut. Kentsel dönüşüm alanlarında bir vatandaşımız üç daire alacak. Dört yüz milyondan 1.200 milyon eder. Neyine karşıyız bu zenginleşmenin.

Esenler belediye başkanı bu anlamda daha kentsel dönüşüm konuşulmaz iken bizleri topladı. Birleşin şirket kurun ben Esenler’deki kentsel dönüşümü sizinle yapmak istiyorum. Esenler’deki müteahhitler ile yapmak istiyorum. Doğacak rantı sizinle bölüşmek istiyorum dedi.

Esinder Aş. Belediye Başkanımızın öncülüğünde ve himayelerinde kurulmuştur. Belediye Başkanımız fikir babasıdır. Esinder Aş inşaat yapacak, yerleri dönüştürecek ve Esenlerdeki firmalar iş yapacak. Esenler doğacak rantı paylaşacak.

ESİNDER EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI’NI KURACAĞIZ…

Esinder’i büyük fedakarlıklarla kurduk, üyelerimiz Esenlerli. Şirket bireyler para kazansın kapital yapsın diye kurulmadı. Bu hevesle girenler çıktı. Esinder Aş’ye ortak olmak isteyen müteahhitlerin hepsi ortak olacak, yetmez ise halkı da ortak ederiz.

Biz daha şirket olarak para kazanmadan Esenler’de sosyal sorumluluk projelerinin içine girdik. Biten projelerimizin tamamını sivil toplumla, kamuoyu ve basınla paylaşacağız. Bu sene ortasında Esinder Eğitim Ve Kültür Vakfı’nı kuracağız. Esenlerde eğitim gören ve bursa ihtiyacı olanlara şirket karının yüzde onunu aktararak burslar vereceğiz. 2014 yılında sosyal sorumluluk gereği çok daha büyük bir proje gerçekleştireceğiz.


Ben her platformda söylüyorum. Kentsel Dönüşüm tek başına olabilecek bir şey değil. Belediye, iktidar ve muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, medya ve halk destek verirse olur. Esenler’de bunu sağlarsak çok kısa bir zamanda dönüştürürüz ve Esenler halkı kazanır. Biz Esenler’de oluşacak rantı Esenler halkı ile bölüşeceğiz. Şirketimizin yapısı ve amacı bu. Esinder Aş’nin başında bu mücadeleyi veriyorum. Reel projelere halkı da ortak edeceğiz. Birlikte kazanacağız…

Son söz olarak, Esinder Aş. yepyeni bir firma. Esinder Aş. yapacağı hiçbir projede hak sahiplerini mağdur etmeyecek, bu uğurda az para kazanmayı da göze alacaktır. Esinder Aş. ortaklarına yeteri kadar kar payı verirse, Esenlerdeki dönüşümü en iyi şekliyle en sağlıklı biçimde yaparsa va rolur…

Bu süreçte bize destek veren herkese ve halkımıza sonsuz şükranlarımızı sunuyorum.”


“GENÇALİ KAYA” AĞABEYİM VE SİYASİ BÜYÜĞÜMDÜR…



“GENÇALİ KAYA”  AĞABEYİM VE SİYASİ BÜYÜĞÜMDÜR…

Esenler’in Esenler olmasında önemli bir yere sahip olan ve hala siyasetçi bireyleri ile Esenler ve ülke politikasına katkı sunan “Kaya  Ailesinin” sahibi olduğu, rahmetli Gençali Kaya tarafından kurulan “Kayalar Spor Tesislerinde”;

Cemal Kaya ile Esenleri, Ağabeyi Gençali Kaya’yı, günümüz siyasetini ve yerel gazeteleri konuştuk…

“GENÇALİ KAYA”  AĞABEYİM OLMASININ ÖTESİNDE SİYASİ BÜYÜĞÜMDÜR…

“Gençali Kaya’nın, eskilerin ve Esenler yerlilerinin,  Esenler’in her karış toprağında ve yapılan her türlü hizmette çok büyük emeği vardır. Gerçekten onun ve partisi ne olursa olsun adı bu gün anılmayan birçoğunun pek çok emeği geçmiştir Esenler’e.  Kimse bu gün o devirde ve şartlarda yapılanları yok saymaya ve küçük görmeye hakkı yoktur. Böyle düşünen varsa geçmişini inkar etmiş olur.

Gençali Kaya, Esenler’de Gürses’lerin muhtarlık yaptığı dönemden vefatına kadar gelişen ve değişen dönemler arasında her şeye yakından tanıklığı ve ciddi anlamda katkısı olmuş bir şahsiyettir. Bu gün bile eksikliğini hissettiğimiz ve daima özlediğimiz bir kimliktir. Ağabeyim olmasının ötesinde Esenler’in geçmişinde, değişiminde, dönüşümünde ve gelişmesinde çok hakkı geçmiş bir siyasi büyüğümüzdür.

Esenlerin belde belediyesi olmasıyla başlayan o günlerin ilgili ve bilgili insanları ile birlikte çok büyük çalışmalara ve göz ardı edilemeyecek hizmetlere imza atmışlardır. Bu gün bakıldığında bile azımsanamayacak geleceğe dönük projelerin hayata geçmesinde öncü olmuşlardır. Zaten Gençali Kaya ve o günlerden kalan büyüklerimizin yaptıklarını veya yapamadıklarını o dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekir.

Bu insanlar Esenler’i Esenler yapan kalburüstü insanlardır. Ödenemez çok büyük emekleri vardır Esenler’de ve bizim üzerimizde. Partili partisiz her Esenlerlinin biri de Gençali Kaya olan bu değerli insanları bir şekilde anması, tanıması ve iyilikle yad etmesi gerekir. Geçmişte Öcalan'ın Belediye baikanlığı döneminde Namıkkemal mahallesinde bir sokağa Gençali Kaya adı verilmişti ahte vefa gereği. Geçmişte Esenler için çalışmış ağabeyim ve benzer şahsiyetlerin belirlenerek bugün de onurlandırılması bizi mutlu eder. Çünkü bu insanlar sadece hizmet etmek için çalıştılar. Hizmet etmeyi kendi özel çıkarlarının hep önünde tuttular.

Nitekim ilk belde belediye olunmasıyla beraber Gençali Kaya’da en genç meclis üyelerinden biri olarak seçilerek o dönem yapılan bir takım projelerin, altyapı sorunlarının giderilmesi için yapılan çalışmaların gerçekleşmesinde aktif rol oynamıştır. Geçmiş tarafsız bir gözle değerlendirildiğinde o dönemlerde el atılmamış hiçbir problem yoktur. Zaten o dönem partizan bir anlayış da fazlaca egemen değildir. Yerel manada seçim sonrası halk yararına bütünleşen bir siyasi bir öngörünün hakim olduğu yıllardı o yıllar. Ağabeyim ve arkadaşları diğer meclis üyeleri ile birlikte bu anlayışla Esenlerin gelişmesi için çabalamışlardır. Siyasi istikbal peşinde koşmadan hizmet yarışına girmişlerdir. Yapılabileceğin en iyisini en alasını yapmaya geyret göstermişlerdir.

O günlerde o günkü ağır koşullarda yapılacak olanların en iyisini yapmış olduklarına yürekten inanıyorum. Kim ne derse desin canlı tanıklarından biri de benim o günlerin.  Onlar Esenler’in gelişmesinde ve geliştirilmesinde üstün gayret göstermişlerdir.

“GENÇALİ KAYA”  ESENLER BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCILIĞI YAPMIŞTIR…

Gençali Kaya Esenler’in o günkü gelişen ve Anadolu’dan göçenlerin ilk adresi olduğu devirde üç veya dört dönem belediye meclis üyeliği, Esenler belediye başkan yardımcılığı yapmıştır. Bu görevlerinde adam kayırmadan, partizanlık yapmadan herkese eşit muamele yaparak, yardım ve hizmette bulunmuştur.

Bu gün Esenler’in bir çok mahallesine gittiğimde ‘Allah kendisinden razı olsun onun sayesinde elimiz iş tuttu, emekli olduk.’ diyen her partiden Esenlerli ile hala karşılaşıyorum. Gerçekten eskiden, o devirde hiçbir çıkar gözetmeksizin Esenler için çalışanlardan Allah razı olsun diyorum. Ağabeyim Gençali Kaya Belde belediye başkanları Nadir Bayır, Mustafa Yumak ve Çetin Aksoy döneminde de belediye meclis üyeliği yaptı. 80 darbesine kadar Aksoy’un belde belediye başkanlığı döneminde Esenler için ciddi, bu gün için dahi cidden önem taşıyan, gerçekleştirilen gerçekleştirilmeyen projelere başlandı. Şu son günlerde ancak hayat bulan, yapımına başlanan birçok proje eğer darbe gerçekleşmeseydi 30 yıl evvelinden gerçekleştirilecekti. Zaten o son dönemden hangi partiden olursa olsun belediye meclis üyeleri ile görüşme imkânı bulunsa hepsi ayni şeyi söyler.



Gençali Kaya siyasi yönü ve belediyeciliğinin yanı sıra cemiyetleşme açısından da İlçemize gerçekten çok katkısı olmuş bir esenlerlidir. Bu gün hala devam eden odaların ve esnaf teşkilatlanmalarının da öncülerinden birisidir. Şoförler derneğinin ilk kurucu üyelerindendir.  Şoförler derneğinin başkanlığını da yapmıştır. Ayrıca Esenler Esnaf derneğinin de kurucuları arasındadır ağabeyim Gençali Kaya. Esenler birleşik esnaf odası kurucu kayıtlarına bakıldığında görülecektir.

GAYEMİZ “GENÇALİ KAYA” VE BİRÇOK PARTİLİMİZİN GEÇMİŞTEKİ HİZMETLERİNE ARTI KOYMAKTIR...

Gençali Kaya fevkalade çalışkan, iyi niyetli, herkesin işine koşan, hiç kimseye art niyeti olmayan, özü sözü dinlenir, dürüst ve dobra bir insandı. 12 Eylül darbesi sonrasında 80 ortalarına kadar aktif siyasete devam etti. Sonra bizi siyasete katması sebebiyle bizi destekleyecek seviyede ancak vefatına kadar daima partili kalarak siyasete devam etti.

Bizim topluma hizmet etmemiz için teşvik edici, yön verici bir tavır içinde her fırsatta yol gösterici olmuştur. Bu gün hala özlediğimiz ve desteğini beklediğimiz ve tecrübelerinden faydalanmayı arzuladığımız bir büyüğümdür. Böyle de kalacaktır yaşadığım sürece. Ayrıca yaptığımız her siyasi etkinliği hissettirmeden izlemiş, yeri geldiğinde öneriler sunmuş, yanlışlarımızı gördüğünde ise kardeşi olmamıza rağmen eleştiri yapmaktan asla çekinmemiştir. Oluruna getirip bizi acımasızca ama yapıcı manada eleştirmiştir.

Esenler siyasi hayatında biz o kuşaktan sonraki siyasi temsilcileriz. Umarım yarınlarda biz de onlar gibi iyi olarak anılırız. Bütün gayemiz Gençali Kaya ve isimlerini şu an tek tek sayamadığım ancak daima gönlümüzde yeri olacak ve yakın tarihimizde yaptıkları ile anılan birçok partilimizin geçmişteki yaptıklarına artı koyarak devam edebilmektir. Fazla da bir beklentim yok. Biz olabileceğimizin ve yapabileceğimizin bir kısmını yaptık.

Zaten 14-15 yaşlarından itibaren başlayarak onların yanında bir genç olarak siyasetin gerçekliğini ve inceliklerini öğrendik. Bayrağı devraldığımız günden bu yana 27 Aralık 1993 yılında ilçe olan Esenler siyasi arenasında yerimizi aldık.
Güngören’den ayrılarak ilçe olan Esenler’de SHP ve CHP’de uzun süre ilçe yöneticiliği yaptım. İki veya üç dönem de sizinle ayni yönetimde çalıştık. Bu arada il ve kurultay delegelikleri de yaptım. İlçe olduktan sonraki ikinci yerel seçimde 1999 yılında partimden Esenler Belediye başkanı adayı oldum.

O dönem çok iyi bir propaganda dönemi geçirdik. İyi bir siyasi seçim propaganda çalışması gerçekleştirdik. Oylarımızı artırdığımız bir yarış oldu o seçim. Ancak ülkenin genel siyasi konjonktürünü kökünden değiştirecek tarihi bir olay oylarımızı daha da artırmamızı engelledi.  Daha sonra 2005 ila 2009 yılları arası partimin ilçe başkanlığı görevini yürüttüm. Son yerel seçimlerde de Esenler belediye meclisi üyesi olarak seçildim. Ailemde Gençali Kaya’dan sonra bu görevi üstlenmem benim için ayrıca bir onur ve gurur kaynağıdır. Yani geçmişten bu güne bir değerlendirme yaptığımda benim belediye meclisi üyeliğim ayrı bir anlam ve değer taşır. O nedenle benim siyasi rotam küçücük bir yanlış anlama, algılama ve yanlış değerlendirmeler yapılarak eleştiri konusu olduğunda en fazla ben incinirim. Çünkü geçmişten gelen bir yükün altında ezilirim o vakit.

53 YILLIK BİR ESENLERLİ OLARAK ART NİYETİMİZDE YOKTUR, HIRS YAPACAK DENLİ SİYASİ BEKLENTİMİZDE…

Bu yolda her türlü zorluğa rağmen de devam ediyoruz. Büyüklerimizin Gençali Kaya abimin bıraktığı bayrağı ve Esenlere hizmet aşkını devam ettiriyoruz. Doğma büyüme 53 yıllık bir Esenlerli olarak Esenlere faydalı olabilecek her hizmetin gerçekleştirilmesine, siyasi görev bilinciyle ve sorumluluklarımızı bilerek çalışıyoruz. Art niyetimizde yoktur, hırs yapacak denli siyasi beklentimizde yoktur. Önemli olan Esenler’de yaşayan insanların hiç çekinmeden ‘Ben Esenlerliyim’ diyebileceği bir ortamın oluşturulmasıdır.

Örneğin, ben orta okulu Esenler Hasip Dinçsoy’da okudum. Bu okulun yeri bile Çetin Aksoy’un Belediye başkanlığı döneminde halledildi. Gençali Kaya’nın katkıları ile o okula kaydoldum. Bizzat kendisi beni götürdü ortaokula yazdırdı. Hatta o günkü çekilen okul kayıt fotoğrafımda bile rahmetli abimin kendi kravatı vardır. Yani onun kravatını taktım ve fotoğraf çektirdim. O günlerin realitesi işte buydu.  Ben sonra Şehremini Lisesi’nde okudum. O zamanlar Esenler’de lise yoktu. O dönem birkaç arkadaşımla beraber o liseye giderken Esenler’liyim demeye çekinirdik. Gerçi Esenler’in yerini tam bilen ve tanıyan da yoktu. Sende Esenler dışında okudun, bu olumsuz durum senin için de geçerliydi kesinlikle. Hakikaten bu olumsuz durum, yaşanılan yeri gizleme saklama tavrı yakın zamanlara kadar devam etti.

ESENLER YILLARCA KADERİ İLE BAŞ BAŞA BIRAKILDI…

Gerçekten Esenler’in hakkı yenmiştir geçen yıllarda.  Ben bu anlamda Esenler’in hak ve hukukunu korumayan, tüm hizmet ve yatırımları şehir merkezlerine kaydıran üst düzey siyasi yöneticileri eleştiriyorum ve hakkım varsa helal etmiyorum.



Çünkü Esenler uzun yıllar kaderi ile baş başa bırakıldı. Bu hak ve hukuk ihlali çağdaş, yaşanabilir, alt ve üst yapısı tamamlanmış bir Esenler kurulmasına mani oldu. Esenler’e uygulanması gereken hizmetler başka merkezlere kaydırıldığı gibi, alması zaruri tüm hizmetler bile elden geldiğince geciktirildi. Şehir içlerine lüks konutlar yapılırken, Esenler işçilerin ve dar gelirlilerin konut ihtiyacını karşılayan gecekondu merkezi haline getirildi. Şehir merkezlerinde imar tekniği açısından 3-5 emsal kararları alınırken, Esenler’in gelişmesine katkı yapacak benzer kararlar hiç alınmadı, devamlı ertelendi. Sonuçta bu günkü içinden çıkılması güç sorunlarla boğuşan Esenler oluşturuldu. Esenler’e kurtarıcı imkanlar ve çözüm şansı hiç tanınmadı. bir çok proje gündemde yer aldı ama gerçekleşmedi ve Esenler özellikle son yirmi yıl hiç de iyi yönetilemedi.

Oysa 80 öncesi son belde belediyesi dönemi, Gençali Kaya ve diğer gerçek Esenlerlilerin belediye meclisini oluşturduğu dönem 12 Eylül darbesi ile kesintiye uğramamış olsaydı bu günkü durumumuzdan çok daha ileride bir Esenler’de yaşıyor olurduk inancını halen taşıyorum.

Gözlemlediğim kadarıyla Esenler maalesef siyasi açıdan, hizmet alma ve hizmet üretilmesi açısından yıllar içinde hep dışlandı, yok sayıldı, ötekileştirildi. 80 sonrası değişik ilçelere bağlanmak suretiyle edinilmiş, kazanılmış kaynakları da oralara aktarıldı. Esenler vergiyi verdi hizmeti başka ilçeler aldı.


ESENLER’DE GEÇMİŞE ORANLA İYİYE GİDEN BİR DURUM SÖZ KONUSU…

1993 yılında ilçe olunmayla başlayan siyasi yolculukta bu sefer bizde vardık. Aday da olduk, kendi içimizden adaylar da çıkardık, seçimlere girdik. Ancak geçmişteki seçim kazanma başarısını hiç sağlayamadık. Ancak mecliste birkaç belediye meclisi temsil edebilecek seviyede kaldık. Gelen belediye başkanları mecliste büyük bir çoğunluğu sağlayarak başkan oldular. Seçilenlerinde ne kadar yönetip yönetemediğini kamuoyu takdir eder artık. Yani Yorum ve eleştiri yapmak yerine kamuoyunun takdirine bırakıyorum.



Yıllarca hak ettiği hizmetleri gerektiğince alamayan Esenler’de bu dönem geçmişe oranla iyiye giden bir durum söz konusu diyebiliriz. Bizim de içinde bulunduğumuz bu dönem Esenler’in yapılandırılması anlamında, merkezden hizmet alma bakımından ciddi gayretlilik içinde. Esenler adına ciddi görülebilecek atılmış ve atılacak adımlar var. Eksiklikleri olmasının yanında var olanı düzeltme çabası var. Elbette her şey tamam, tüm hizmetler yerine getirildi denilemez.  Ama Esenler ilçe olduğu günden bu yana ertelenmiş her şeye, birçok alanda yapılmayanlara el atıldı.

Tabi tüm bu yapılanlar, yapılan projelerin bizi ilgilendirenleri halkın toplumun yararına olanlarıdır. Proje projedir deyip her önümüze koyulanı da destekleyemeyiz. Kötü, mali ve siyasi anlamda yanlış olanlara da onay veremeyiz.

SON YILLARDA PLANLI VEYA PLANSIZ GELİŞTİRİLEN GELENEĞİMİZE TERS SİYASET YAPMA BİÇİMİNİ YADIRGIYORUM…

Esenler’in geçmişteki ve bugünkü siyasi aktörlerine baktığımda eski siyasetçilerin çok daha dürüst, nitelikli ve namuslu olduğunu görüyorum. Eskiden gerçekten siyasi bir kalite vardı. Bu gün kendi siyasi düşüncenden olsa bile insanlar doğabilecek en ufak ayrıntıyı ve açığı ileride koz olarak kullanma peşindeler. Siyaset üretmek yerine açık yakalama peşinde birbiriyle didişerek zaman harcıyorlar. Hal böyle olunca halkoyunda güvenilirlik kaybediliyor.

Doğrusu ben son yıllarda planlı veya plansız geliştirilen bu tabansız siyaset yapma biçimini yadırgıyorum. Bu geleneksel siyaset yapma anlayışıyla örtüşmeyen kendi içinde daralmayı ve küçülmeyi getiren etik olmayan, yanlış bir tutumdur. Bizim eskilerden, siyasi büyüklerimizden aldığımız siyesi terbiye ve üslup da kesinlikle bu değildir.

Zaman zaman siyasetin içinde biri olarak kendi kendimi gözden geçiriyorum. Özeleştiri yapıyorum. Çıkardığım sonuç şudur. Gerçekten zamanı geldiği düşünüldüğünden bayrak nasıl bize bırakılmış ise bizde zamanı geldiğinde bayrağı bırakmalıyız diye düşünüyorum. Bence zamanında bırakmak ve gençlere hak ettikleri yerleri açmak siyasi bir erdemliliktir. Ayrıca olması gerekendir ve vazgeçilemez bir gerekliliktir.

Bu konuda hiçbir kimsenin asla şüphesi olmasın ki biz gereğini gönül rahatlığı ile yaparız. Nasıl ki Gençali Kaya bize bırakıp köşesine çekildi biz de siyasi hayatımızı sonlandırma günümüz geldiğinde samimiyetle sonlandırıp hak eden her kimse onların yolunu açarız.

Bize bu siyasi yolu açmaktan hiç çekinmeyen, ayrıca da hiç büyüklenmeyen siyasi büyüklerimizi Gençali Kaya şahsında rahmet ve minnetle anıyorum. Siyasette vefa olmadığını bilsem de bizim onları andığımız ve yad ettiğimiz gibi Esenler geleceğinde anılmak isterim. Bu yüzden her attığımız adımı ölçülü ve sayılı atmaya gayret ediyoruz.

YEREL GAZETELER VE HABER SİTELERİ DOĞRUYU İSTEDİKLERİ GİBİ YAYINLIYOR

Bu kadar ölçülü ve partili olma kültürümüze zarar vermeyecek şekilde davranmamıza karşın son dönemlerde yerel gazetelere yansıyan bazı röportajlar verdiğimiz yönünde haberler çıkıyor. Esenler’de yerel gazeteciliğin geliştiği bir gerçek. Ancak ben yerel gazete ve haber-net sitelerinin doğruyu istedikleri gibi yayınladıklarına inanıyorum. Yani kendi siyasi görüş ve inançları doğrultusunda sizin söylediklerinizi elekten süzerek yayınlıyorlar.

Yani yerel gazeteler işlerini gereğince ve haberleri kamuoyuna doğrudan yansıtma çerçevesinde görevlerini icra etmiyorlar. Ayaküstü sorulan sorulardan bir derleme yapılarak, röportaj diye halka sunuyorlar. Başka Yerel gazeteler de kaynak göstermeden alıntılar yaparak ayni haberi çeşitlendirerek topluma sunuyorlar. Hal böyle olunca beyanatlarımız değişkenlik göstermek kaydıyla birkaç yerel gazete de çıkınca hiç yapılmamış bir röportaj her birine ayrı ayrı beyanat verilmiş gibi lanse edilebiliyor. Okuyanlar ve yerel medyayı sürekli takip edenler böylece yanlış yönlendirilmiş oluyor. Oysa yerel basın kendi içindeki siyasal çekişmeleri kendi düşüncesinden insanları acımasızca ve hak edilmeyen biçimde eleştirerek aslında yanlışa düşüyor. Bu yolda tersine işleyen basın zaman içinde kendi camiasında bile güven kaybına uğrayabilir kanaatindeyim.

Şimdi benim bir yerel gazeteye verdiğim söylenen ve diğer birkaç yerel gazetede de çıkan röportaja gelince. O röportajın tamamına bakıldığında özetle ifade edilmek istenen Esenler’de yapılan çalışmalar hakkında son durumlarıyla ilgili bir saptamaydı. Başka da bir şey yok.

Sorulan soruları ve verdiğim yanıtları Ses kaydından siz de dinlediniz. Bazı projelerin devam etmekte olduğu bazılarının bitmiş ve açılmış olduğunu söylemişiz. En önemli proje olarak da Havalanı Mahallesinde devam eden Kentsel Dönüşüm çalışmalarıdır diyoruz. Orayla ilgili de son durum hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizi aktarmışız muhabire.

Yerel basın muhabirine yapılan projelerin en önemlisi Havalanı Mahallesi dönüşümü olduğunu ve kentsel dönüşümü de muhalefet olarak desteklediğimizi  açıklamak dışında halk menfaatine ters bir durum olmadığı sürece desteğimizin devam edeceğini söylüyoruz.

BU SORU HEP SORULUYOR, SİZ DE SORDUNUZ…

Röportajda asıl söylediğimiz ses kayıtlarında olmasına rağmen yayına çıkmayan, kamuoyuna yansıtılmayan “Havaalanı Mahallesinde kentsel dönüşüm projesinde hak sahiplerinin mağdur edilmeden, tereddüde bile mahal vermeden dairelerinin tamamlanarak halka verilmesi gereklidir.” Sözleri de bize aittir. İşte bir belediye meclisi üyesi olarak takip edeceğimiz asıl nokta budur. Görev süremiz dolana kadar Havalanı ve diğer mahallelerimizde kentsel dönüşüm olan bölgelerimizde gelişmelerin ciddiyetle takipçisi olacağız. Asıl mesele budur.

Bu soru hep soruluyor. Siz de sordunuz. Biz bunlar üzerinde kafa yorarken yerel basınımızın belediye meclisi işleyişini bildikleri halde yanlış yargılamalarda bulunması başka bir gereksizliktir. Meclis çalışma yönetmeliğine göre, belediye yasaları ve düzenlemelerine göre mecliste görüşülen bir maddenin kabul edilip edilmemesi, meclis başkan vekilinin sorması ile neticelenir. Kabul edilirse oy birliği veya oy çokluğu ile sonuçlanır.



Herhangi bir maddeye ret oyu verenler var ise sayısına ve kim verdiğine bakılmaksızın oyçokluğu olarak nitelendirilir. Yani madde oy çokluğu ile geçti şeklinde kayıtlara geçirilir. Kimin ne oy verdiğinin pek de önemi yoktur. Çünkü muhalefet meclis üyeleri ve partileri de bellidir. Meclis böyle yürür, isim isim saymak ve isimlendirmek de yanlıştır. Bu ısrarla üzerinde durduğunuz konu başkana yüz milyonluk yetkilendirme maddesi de oy çokluğu ile geçmiş bir maddedir. Geçmişte birçok görüşülen maddede de diğer muhalefet partisi meclis üyelerinin ret oyu vermediği halde oy çokluğu ile geçtiği olmuştur. O madde de görüşülüp oy çokluğu ile geçmiştir. Önemli olan da budur.

Bu ve benzeri sorular soruldu, soruluyor ve siz de sorun. Ama bu konuda vereceğim cevap budur.

YEREL MEDYADAKİ BOŞLUĞU DOLDURACAK PROJELER HAZIRLIYORUM…

Evet, geçmişten gelen ve bu günde devam ettirilmesi bize nasip olmuş bir görevi sürdürüyorum. Dilerim isteyen herkes gün gelir bu görevleri bizden devralır. Bizim ilelebet bu meclis üyeliğine talip olmak ve sürdürmek gibi bir düşüncemiz yok. Dediğim gibi zamanı geldiğinde süremiz dolduğunda biz bırakacağız. Gençlerin önünü açacağız ve onlar gelecek bu mevkilere.

Yerel basınla ilgili son düşüncelerim ise şudur; asıl eleştirilmesi gereken daha üst icra mercileridir. Mecliste üç-beş kişilik bir grup üzerinde eleştiri yoğunlaştırmak gazetecilik değildir. İcraatı yerinde keşfedip, usulsüzlüğü kaynağında yakalayıp halk yararına, toplum yararına olmayanları cesaretle kamuoyu ile paylaşmaktır gazetecilik. Başkanım başkanım diyerek asıl icracılara yakınlık göstererek, devamlı bizim söylediklerimizi didikleyip öne çıkararak olmaz bu iş. Belediye başkanını takip eden kaç yerel gazeteci var. İhalelerinden, yaptıklarına takip edip araştırıp yazan kaç gazeteci var. Gerçekte takibe alınması gereken belediye başkanıdır biz değiliz.

Ben açıkçası bu gereksiz takipten ve asılsız eleştirilerden bıktım usandım. Bir siyasi olarak, bir belediye meclisi üyesi olarak yerel medyaya ne yazacaklar endişesi ile beyanat vermeye çekiniyorum. Bu anlaşılabilir ve olacak bir iş değil. Tersine bir dünya var Esenler’de. Muhalefete muhalefet eden bir basın oluşmuş maalesef, her neden ise iktidara muhalefet etmek yerine kolayı seçiyorlar. Kendi kendisiyle muhalefet etme yarışına giren bir yerel basın var karşımızda.

Umarım günü gelir ve gerçekleri fark ederler. Ayrıca çok yakın bir zamanda uygulanacak yerel medyadaki oluşan ciddi manadaki bu boşluğu dolduracak projeler hazırladığımı da bilmenizi isterim. O gün geldiğinde projemin ne olduğunu göreceksiniz…”


15 Mart 2013 Cuma

12 MART VE 18 MART'A DAİR...



12 MART VE 18 MART'A DAİR...

12 MART’IN UNUTULAN İSİMLERİ VE YARINLARI AYDINLATAN SİMLERİ…


12 Mart 1971, roller ve isimler. Şimdi pek de anılmayan bazı isimler bir muhtıradan ötesini yarattılar.

12 Mart muhtırası bir muhtıradan öte, ilerici, devrimci, yurtsever ve aydınların üzerine karabasan gibi çöken, faşist bir darbeydi aslında. Ve o darbeciler o dönemki siyasileri, meclisi ve senatoyu çok iyi kullandılar, tüm faturayı 25 yaşında üç öğrenci lideri gence çıkarıp hesabı kapatana dek.

Ama gel gör ki hesap kapanmadı. 12 Mart’ı peydahlayanlar ilahi adalet gereği, ölümü en acısından tadarak, lokmaları boğazına takılarak cehenneme göçtüler. Jenerikte çok isim aktı ama Onlar, özellikle de o üç isim hiç unutulmadı ve unutulmayacak, anılarda daima yaşayacaklar.

Çünkü kazara solan o çiçekler ve her fidanlıkta gömülü-gizli, yasaklığı uydurma hakiki kitap sayfaları arasında yaşarlar…

O nedenle destansı ve dokunaklı bir 12 Mart yazısı kaleme almak değil derdimiz. Çünkü silindikçe isimler hafiften çıplak kalır yazı. Anımsandıkça isimler gün görmeyişin yazılara ektiği tohum yeşerir ve nesilden nesile uzanan bir başyapıta dönüşür acılar.

Derdimiz bu acıyı isimleştirmek sadece. Listeler dolusu isme, isimsize, saygıyı hak edenlere istimli-isimli bir esas duruş göstermektir gayemiz. Bu nedenle de yazıda tüm isimleri siyahlaştıracağız…

Kutsallara vahşetin kirinin bulaştığı o günden, 12 Mart 1971 saat 13.30 tarihinden itibaren isim isim başlayarak;

Emsali çürük tecelli Cuntanın başı Memduh Tağmaç ve Kuvvet Komutanları Faruk Gürler, Celal Eyiceoğlu, Muhsin Batur imzalı “12 Mart Muhtırası” nın radyoda okunmasıyla başlıyor, Ve her dünya darbesine özgü saçma sapan dönem vaatleri dökülüyor satırlardan.

Yorumsuz;

“ Parlamento ve hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu, anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirmemiş olup TC’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

Türk milletinin sinesinden çıkan TSK’nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek, mevcut anarşik durumu giderecek ve anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde TSK, kanunların kendisine vermiş olduğuTC’yi korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize.”

O günlere gerisingeri bakarkör gibi bakılmadıkça, bu tuhaf muhtıramsal hengâme herkese çok tanıdık gelebilir. Ama pus içinde yol aramayı bilmek ve gözyaşıyla barışık olma kaydıyla. Kavramsal ve kuramsal ayrıntıların cam kavanozda birlendiği, gizli celselere gereksiz ve insafsız soruşturmaların, saldırmaların sıkıştırıldığı, dirlik üstüne bol yalanlı seçkinlik dayatıldığı yılların başıdır 12 Mart 71…

Cumhurbaşkanı, Meclis ve Senato başkanlıklarına da gönderilen bu muhtırayla 10 Martta Yüksek Komuta Konseyi’nin ‘istifa et’ isteğini es geçen Başbakan Süleyman Demirel bu kez kayıtsız kalamadı. Hükümeti topladı, üç buçuk saat süren toplantı neticesinde istifayı Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sundu.

S. Demirel istifa mektubunda sadece; “muhtırayla anayasa ve hukuk devleti anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir” diyebildi…

TSKdemokratik kurallar çerçevesinde, yeni bir hükümet kurulmasını ve başbakan olarak da emekli orgeneral Fikret Esen’i istiyordu. Cevdet Sunay ise CHP’den istifa eden Prof. Nihat Erim’e hükümeti kurma yetkisini verdi. N. Erim kurduğu hükümeti 25 Martta açıkladı, C. Sunay 26 Martta onayladı.

İsim isim cuntanın bakanlarına girmeye gerek yok. Meraklıları bakar ajanların kırmızı kalemle üstünü çizdiği vatan evlatlarına kıyanlara ve analarını ağlatanlara. İsteyen araştırır üzeri çizilmişlerin akşamlardan sabahlara kovalanmasına seyirci kalanları.

CHP’nin kurulan bu hükümete bakan vermesine karşı çıkan Genel Sekreter Bülent Ecevit görevinden istifa etti, genel başkan ismet İnönü istifayı kabul etmedi. B. Ecevit ile beraber MYK da istifa edince işler değişti.

Bülent EcevitGenel Sekreterlikten ayrılırken şöyle diyor; “ Darbe ortanın solundaki CHP’ye yapılmıştır. Demokrasi ile önlenemeyen, seçimle engellenemeyeceği görülen bir hareket, bir darbeyle önlenmiştir.”


Ve mart ayı bitmeden ileri de bütün sorumluluk üzerine yıkılacak THKO Lideri Deniz Gezmiş ve arkadaşı Yusuf aslan Sivas’ın Gemerek ilçesinde, daha sonra da Hüseyin inan Kayseri Pınarbaşı’nda Mehmet Nakipoğlu ile birlikte tutuklanıyor…

7 nisan 71’de güvenoyu alan N. Erim Hükümeti İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, adana, Hatay, Eskişehir, Kocaeli, Siirt, Sakarya ve Zonguldak illerinde bir ay sıkıyönetim ilan ederek cuntanın arzuladığı icraatlara başlıyor;

İstanbul sıkıyönetim komutanlığı bu ilanla derhal DEV-GENÇ, devrimci doğu kültür ocakları, Türkiye öğretmenler sendikası, işsizlik pahalılıkla mücadele derneği, mücadele birliği ve ülkü ocaklarının faaliyetlerini durdurdu. Cumhuriyet ve Akşam gazetelerini on günlüğüne, Bugün ve Sabah’ı süresiz kapattı.

“Size kesinlikle bildiriyorum ki devletin boynunu bunlara teslim etmeyeceğiz, alınacak tedbirler balyoz gibi kafalarına inecektir...” diyen N. Erim, yeni sıkıyönetim kanunu tasarısını meclise sevk etti.

Hükümetin aldığı bu faşist tedbirler üzerine Dev-Genç ve Sosyal Demokrasi Derneği; “Başbakan Nihat Erim demokratik hak ve hürriyetleri yok etmek için, anayasayı kuşa çevirmek için çalışıyor…” açıklamasını yaptı.

N. Erimyabancı gazetecilerle 1 Mayısta yaptığı basın toplantısında ise; “Bu günkü anayasa Türkiye için bir lükstür. Türkiye bu lüksü kaldıramaz. Anayasa da değişiklik yaparak temel hak ve hürriyetlerin, bu hak ve hürriyetleri ortadan kaldıracak şekilde su istimal edilmesini önleyici bir hüküm koyacağız…” dedi.

Bu arada ülkede; TİP kapatıldı. Milli Nizam kapatıldı. Bingöl depreminde 1000 kişi öldü. Ve 547 aydınla başlayan ve gözaltına alınan sayısı günden güne artan gözaltılar-tutuklamalar dönemi açıldı.

Yakın tarihe kara leke gibi düşen bu gözaltı-tutuklama döneminin mağdur isimlerinden birkaçı;

“TİP Genel Başkanı Behice Boran, TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt, ODTÜ Dekanı Prof Yaşar Gürbüz, Prof Bahri Saraç, Prof Sadun Aren, Prof Mümtaz Soysal, Kemal Türkler, Yaşar Kemal, İlhan Selçuk, Samim Kocagöz, İlhami Soysal, Çetin Altan, Uğur Mumcu, Muammer İrfan Derman, Prof Tarık Zafer Tunaya, Turhan Selçuk, Tilda Gökçeli, Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Osman Saffet Erolat, Mehdi Zana, Mhri Belli, Yusuf Küpeli, Doğu Perinçek, Cenan Bıçak, Dr Hikmet Kıvılcımlı, Uluç Gürkan, Doğan Avcıoğlu… “

Bu aydın avı sürdürülürken bir yandan da THKO ve THKP-C üzerine operasyonlar yoğunlaştırıldı, lider gençler bir bir ölü veya yaralı tutuklandı...

Yaz başı ise Deniz Gezmiş ve 26 arkadaşı Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde; “TC anayasasını tağyir, tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etmekten…” yargılanmaya başlandı. Duruşmada savcı Keramettin Çelebi ve Yzb. Baki Tuğ 18’i hakkında idam talep etti.

Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki sıkıyönetim mahkemesi; “ Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Atilla Keskin, Metin Yıldırımtürk, Ahmet Erdoğan, Recep Sakın, Mehmet Asal, Osman Arkuş, Ercan Öztürk, Semih Orcan, Hacı Tonak, Mustafa Yalçıner, Cengiz Baltacı,Metin Güngörmüş, Mete Ertekin, Mehmet Nakipoğlu, Mustafa Çubuk’a” idam verdi. Askeri Yargıtay Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf aslan hakkında verilen idam kararlarını onayladı, diğerlerini bozdu…

Yine idam talebiyle yargılanan THKP-C lideri Mahir Çayan ile arkadaşları Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz, Ömer Ayna ve THKO İstanbul sorumlusu Cihan Alptekin Maltepe Cezaevi’nden tünel kazarak firar ettiler. Sonraki günlerde Ulaş Bardakçı istanbul’da öldürüldü, Ziya Yılmaz yaralı olarak tutuklandı.

Niksar’ın Kızıldere köyünde ise Onlar; “Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Hüdai Arıkan, Sinan Özüdoğru, Ahmet Atasoy, Saffet Alp, Ertan Sarıhan, Nihat Yılmaz, Selahattin Kurt öldürüldü, Ertuğrul Kürkçü sağ olarak tutuklandı…”

10 Mart 1972’ de 53 ret, 6 çekimser ve 238 kabul oyu ile Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sonrasında Senatoda, 23 Martta Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafında onaylanan infazı, 25 Martta CHP’nin son çare Anayasa Mahkemesine taşıması da engelleyemedi…

Ve 26 Mayıs 1972’de saat 01.25 ila 05.20 arası geleceği-yarınları aydınlatacak simler; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında Askeri Yargıtay’ın onayladığı haksız ve yersiz karar uygulandı…

Darbeden bir buçuk yıl sonra tarih yapraklarında yerini alan üç beyanat aslında 12 Mart darbesini özetlediği gibi, hiç akıllanılmadığını ve inceden 12 Eylül darbesine hazırlanılacağını da ortaya koyuyordu…

Süleyman Demirel 72 yılı ortası Adalet Partisi Temsilciler Meclis Toplantısında; Türkiye’de bir sağ sol meselesi olmadığını, demokrasiye ve rejime karşı bir komünist saldırının mevcut olduğunu,1961 Anayasası’nda bu konuda bir boşluk olduğunu söylüyor ve hazırlanan bildiriye imzasını atıyor; “Komünizme kesinlikle karşı çıkılması zaruretine inanıyoruz…”

Demokratik Parti Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli; “Günahkarlar ittifakı her badirede dört ayak üstüne düşmek ustalığını gösterebiliyor. Demokrasinin tekerleğine çomak sokanlar şimdi yol göstericilik rolünde…”

Ve Celal Bayar; “Yollar yürümekle aşınmaz diyen ölçüsüz insanların tutumu bu memleketi bu hale getirmiştir. Aslında Türkiye yükselmeye layık bir ülkedir…”

Son söz yerine;

Rol hep ayni rol, başrol de geçmiştekilerin tipi tipi. İsimler değişik sadece. Tarihe ve memlekete ait isimler. Arada kaybolup gitmişler de var, takdire şayan olanlar da. Kökü çok derinde olan da var, en uzun soluklu yolculuklarda belleği cezbedenler de. İsimler var bir yaşamsal hesaplaşmanın tarafları olan.

Ve tarihler, tarihler de var bir devrin muhasebesini yaparken isimlerle birlikte unutulmaması gereken; 12 Mart 1971 gibi…



“18 MART” SİPERLERDE VE BARİKATLARDA VERİLEN O ALTIN YÜREKLİ DİRENİŞ…

98 yıl önce
, Tarihin en büyük siper savaşı başlarken 19. Tümen komutanı Mustafa Kemal Mehmetçiğe süngü taktırıp; “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.” Dedi.  Ve Yaklaşık 250.000 şehit verildi, vatan toprağı verilmedi.

Birleşik emperyalist güçler daha fazla zayiat vererek, bozguna uğrayıp arkalarına bakmadan kaçıp, çekip gittiler. Çanakkale yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biri olarak tarihe geçti. Emperyalist Avrupa’nın İstanbul’a ulaşma sevdasını geçici olarak önledi. “Çanakkale geçilmez” ana başlığında tarihe Şanlı bir destan sayfası eklendi.

“Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur”, düşüncesiyle emperyalist güç birliği donanmaları 3 Kasım 1914 yılında Çanakkale boğazı açıklarına demirlediler. Kıyasıya Deniz savaşı 18 Mart 1915’e kadar sürdü. Egemen güçler emellerine denizden ulaşamayacaklarını anlayınca Kara Savaşı başlatmak için 25 Nisan 1915’te alaca karanlıkta Gelibolu yarımadasına, “toplama askerlerini” çıkardılar. 9 Ocak 1916 yılına dek sürecek mesafesi dokuz on metre olan siper savaşları böylece başlamış oldu.  Vatan evladı, Kadını erkeği siperlerde yan yana işgal kuvvetleri ile çarpıştı, Sonu zafer olan…

“18 Mart Çanakkale Zaferi” Anadolu’ya “ Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir.” Diyen Büyük Kurtarıcıyı armağan etti. Emperyalist paylaşımcıların İzmir’de denize dökülmesiyle biten Kutsal savaşın, habercisidir “18 Mart Çanakkale zaferi”…

142 yıl önce, 18 Mart 1871’de “Yaşasın Komün” naralarıyla sabahın kör saatinde sallandı Paris. Bu kez geçmişte benzeri olmayan bir isyana, İşçi ve halk ayaklanmasına tanıklık edecekti. 18 Mart dünyanın ilk “İşçi Devleti’nin” meşalesinin yakıldığı gün olarak tarihe geçti. 72 gün sürdü “Paris komünü”, özgürlüğün kelepçelendiği,  kıyım ve katliamın kol gezdiği bir karşı devrimi yaratarak sona erdirildi.

Komün devrim konseyi Paris’te memurundan masasına her şeye el koyarken dünya hoş görmez endişesiyle Merkez Bankasına dokunmadı. Milyarlarca frank, komünü yıkacak ordunun kurulmasına harcandı. Versay’da toplanan burjuvaların bu paralarla hazırlattığı ordu, 130 binlik donanımlı askerle 21 Mayısta Paris’i kuşattı. Komüncüler askerlikten bir haber, silah ve cephanesi yetersiz, işçi ve sıradan halktan kırk binlik bir güce sahipti. Burjuvaların kiralık askerleri Paris’e girmeye başlayınca işçi sınıfı sokak sokak barikatlar kurarak direndi. Komünarlar olağanüstü bir cesaretle 28 Mayısa kadar çarpıştılar. Kurulan barikatların arkasında kadın, erkek, çoluk çocuk savaşarak “İşçi Paris’i” savundular. Son barikat sekizinci günün sonunda düştü ve bu muhteşem direniş tarihe” Kanlı Hafta” adıyla işlendi.

Barikatlarda binlerce insan can verdi. Ele geçirilen 17.000 direnişçi burjuvalar tarafından kurşuna dizdirildi. Öyle ki; tek tek idamlarla zaman kaybetmemek için mitralyözler kuruldu. Komüncüler gruplar halinde tarandı. Burjuva ordusu katliamın en inanılmazını yaparak, Paris meydanlarını, cadde ve sokaklarını cesetten örtüyle kapladı.  Paris’i ikiye bölen nehir kan kızıl aktı günlerce. 43.000 komünar esir teşhir edildikten sonra mahzenlere, zindanlara kapatıldı. Sözde yargılama ve infazlar 1874 yılına dek sürdürüldü.

“Paris komünü” sonuçta nüfusa kayıtlı 90.000 insanın yok olduğu, vatandaşların ve komünarların hunharca katledildiği, ortalıkta dur duraksız idamların yapıldığı bir dönem yaşattı Paris’e. 18 Mart’ta başlayıp, 27 Mayıs 1871’de direnen, komün destekçisi elli kadar rahibin öldürülmesiyle son barikatta düşünce, tarihte kurulan ilk işçi devleti “Paris Komünü” tarihe karıştı.

Tarih baba, Her 18 Mart geldiğinde siperlerde ve barikatlarda verilen o altın yürekli direnişi hatırlatır bize;  18 Mart’lardan biri, küllerinden doğacak bir devleti muştulamış, diğerinin ise üstü küllenmiş…

6 Mart 2013 Çarşamba

8 MART, DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ…



8 MART, DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ…

Bu ülke zor ülke. Bu ülkede kadın olmak ise daha zor. Deyim yerindeyse Ülke kadın hakları açısından uçurumun eşiğinde. Kara bulutlar dolaşıyor ileri demokrasimizin üzerinde ve en çok ezilen de kadınlarımız oluyor. Ortaçağ karasından beter kara pelerinler-peçeler biçiliyor her bir kadınımıza rengarenk.

Kadınlarımız; “Kırda çiçek, gergefte nakış olanlar. Dilde türkü, yarına umut olanlar. Tarlada çapa, fabrikada şalter olanlar. Halayda zılgıt, kavgada kıvılcım olanlar. Yolda yoldaş, evde ana olanlar kadınlar, kadınlarımız” değil mi?

Dünya erkek ise güneş olan kadınlarımız değil mi? Analarımız, bacılarımız, kızlarımız dünyamızı ışıtan, can veren hayat veren, el veren yön veren güneşlerimiz değiller mi?

Akla eserse 8 Martta öylesine, zoraki bir güncük anımsanan, Gelecek 8 Marta kadar unutulan can yoldaşlarımız, yıldızlarımız, değil mi kadınlar. Kadınlarımız…

Dünya yaşamla buluştuğundan beri süregelen ama Yaklaşık yüz elli yıldır var olan bir yanık türkü değil mi 8 Mart.

Doksan yıl önce kağnı arabalarında, sırtlarınızda var ettiğiniz, ölmüşken dirilttiğiniz, el bebek gül bebek ninnilediğiniz, üzerine titrediğiniz öz yavrunuz bu vatan da bu gün, albayrak dalgalanıyorsa en zirvede sizin eseriniz. En güzel sizin elinize yakışır o sancak.

Yüzelli yıl önce 8 Mart’ta korkmadan salladığınız gibi, şimdi de sallayın korkmadan, çekinmeden.

“8 Mart 1857 de Niyork’ta şanlı bir direniş başlattınız. Tutup o günü bu günlere günümüze taşıdınız. Kadın dokuma işçileri olarak eşit işe eşit ücret istediniz. 16 saatlik çalışma süresinin on saate indirilmesi için örgütlendiğiniz o eşsiz dayanışmada, O bitmeyen kavgada 115 ay yüzlü şehit verdiniz.

Haksızlığa, sömürüye, ezilmişliğe isyanı 8 Mart 1908’de yeniden ateşlediniz. Bu kez toprağa 129 gelincik çiçeği diktiniz. 1910 yılında Klara Zetkin önerince 2. Sosyalist enternasyonal hemen kabul etti.  Ve 8 Martı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlama hakkı kazandınız.

Elli yıllık mücadelenin sonunda Tırnaklarınızla elde ettiğiniz zaferinizi perçinlediniz.”

Yıllar boyunca emperyalizme, kapitalizme, savaşlara,  savaşların her türüne karşı koydunuz. Savaşlarda en çok ızdırabı yine siz kadınlar analar, çektiniz. Faşizme, cinsiyet ayrımcılığına, cinsel, sınıfsal, ırksal ulusal, töresel baskılara en ön saflarda direndiniz. Kadının köleliğine köleleştirilmesine,  erkek egemen topluma, erkeksi dünyaya ve ikinci sınıf insan dayatmalarına pamuk yumuşaklığında ama çelikten sert barikatlar kurdunuz.

1975 yılında BM kararıyla dünya emekçi kadınlarının bu günü “8 Mart Dünya Kadınlar Gününe” dönüştürülüp içi boşaltılınca bile gocunmadınız. Tek bir gün olsa da kadın olmak, kadın kalmak, kadınca haykırmak için rıza gösterdiniz.

Yılmadınız yorulmadınız, özünde kadının paralelinde toplumun kurtuluşunu, beyinlerdeki ve yüreklerdeki tutsaklık zincirinin kırılması gerektiğini hiç çekinmeden haykırdınız. Mutlu bir dünya kurulması özlemiyle verilen mücadelede” kadınlarda var, kadınlarda var olmalıdır” diye, her sekiz martta duymayan kulaklara görmeyen gözlere inat, coşkuyla birleştiniz, örgütlendiniz.

Şimdi bu ülkeye kadın elinin, Anadolu’ya ana elinin değmesi gerekiyor…

Bu ülke zor. Bu ülkede kadın olmak hepten zor.

Öyle bir ülke ki; Oldubittilerle özelleştirmeye, çetelerle susturmaya, sürgünlerle kadrolaşmaya, kapılar aralandı. Aralanan kapılardan hiç te adil olmayan bir anlayış süzülüyor içeri. Baskılara, sürgünlere, kıyımlara, yargısız infazlara, gözaltılara, sebepsiz tutuklanmalara duyarsız, sahte kalkınmaya tepkisiz, sessiz bir toplum biçimlendiriliyor ey kadınlar, analar.

Eğitimde yok denilip alınan katkı payı ile kara cahilliğe, insanca ve hakça bir yaşam yerine köleliğe, sendikasızlaştırarak sahipsizliğe, örgütsüzleştirerek yalnızlığa, anayasa ve yasalarla bilinçli oynamalarla sonsuzluğa, kurum ve kuruluşlarla çatışarak zayıflığa, olmayacak dualarla ebediyete sürükleniyor bu ülke ey bacılar, analar.

Ülke yeşillenmiş kartellere, öz kaynaklar küreselcilere, üretim alanları ve dağıtım kanalları tekellere, paylaşım işbirlikçilere ihale edilmiş. Devlet bütçesi rantiyeye, sınır ötesi yaşananlara, okyanus ötesi talimatlara ve güneydoğudaki oyunlara endekslenmiş.

Emekçilerin ücretleri, iş güvencesi, sağlıklı yaşam koşulları, çalışma şartları taşeronlara, Emeklilerin hali Allah’a emanet edilmiş. Para serbest piyasaya, ekonomi vahşi kapitalizme hediye edilmiş. Aydınlık Ülkenin geleceği çocuklarınız, gençler sokakta işsiz güçsüzlüğe terk edilmiş, bağımlılık batağındakiler çaresizliğe savrulmuş.

Kızlarımız töre cinayetlerine kurban verilmiş, intihara itilmiş. Dağdakine, bağdakine, yoldakine, sınırdakine, içerdekine dışarıdakine, gurbettekine sıladakine, yerdekine göktekine yüreğiniz yanarmış, ciğeriniz parelenirmiş, aklınız daralırmış kime ne, menzilde yeşil faşizmin cilalı ayak sesleri ey analar, bacılar.

Seçimler yaklaştıkça, partizanlar üslup değiştirmiş, fakir propaganda batağında boğulmuş, denetimin ucu kaçmış dengesizlik oluşmuş, yanaşmalar ve yandaşlar arsızca sosyal devlet olgusunu kemiriyormuş, kime ne.

“Gören yok, Dur diyen yok” analar, bacılar. Ey kadınlar, insan gibi insan, adam gibi adam bulmak zor.

Bu ülke her daim zordu. Bu ülkede kadın olmak da her daim zordu. Ancak zor oyunu bozar. Bu derin ve engin güç kadınlarımızda var. Elinin tersiyle itmeye görsün analar, bacılar, “8 Mart falan dinlemezler”, dünya yerle yeksan olur. İşte o vakit vay haline ülke düşmanlarının, vay haline kadın düşmanlarının…

"Şu değişen dünyada değişmem, Anamı, eşimi, bacımı ve canım kızımı dünyalara değişmem, dünyalar kadar severim onları, değişmem"…




 PİLAVCI VE İSTİLACI İKLİMDE AYNİ GÜNEŞİN ATAŞINA YANMAK...



Tüm dünyada, dünyanın tüm sorunlarına estetik düşüncenin sanatsal sihirli değneği dokunmadıkça acılar yaşanacak gidecek. Siyasa da bir sanat ise eğer, reel düşünce ve estetik olgusu ‘varlığı, gerekliliği ve zorunluluğu yadsınamayan iki temel ve önemli’ unsur olarak siyasetin harcında yer almadıkça, kötü icraya devam edilecek. Her düşünce ve her imgelem belki aranan güzeli yaratmaz, arzulanan güzele götürmez ama estetikle harmanlanınca, ‘acelemiz yok, gün olur bizim de dualarımız kabul edilir’ in ötesine varılır, bir kalemde...

Zaten var olan ve varoluş karşısındaki duyarlılık felsefenin güzellemelerle, güzellikle buluşan ince çizgisidir. İçten duymak, hakkıyla duyumsamak ve doğruya varan ilk duyumla gelenek ve anlayışları çözümleyebilmek aydın olmanın bir gereğidir. Her ne kadar aydınlar son yıllarda hor görülse de.

Hayata geçen, geçirilen ve aslına dönüşen her eylemde este­tik değerleme bir bütün olarak diğer değerlerin önüne geçer, geçmelidir de. Bu temel bir genel geçer gerekliliktir. Estetik değerler unutulduğunda ise insanlık yakıcı, yıkıcı, yok edici şüphelerin beşiğinde sallanır. Bu şaibeli sürdürüm çağın hastalığı olan makrodan mikroya, çatışma, bölünme, ötekileşme ve ötekileştirme bunalımlarını körükleyen, tetikleyen ve derinleştiren metamorfozu yaratır.

İnsanlık krizlerin eşiğinde barış, mutluluk, hoş görme ve huzur kapsamında arayışlar içindeyken, çözüm önerileri ve çareleri artan değişen bir dünya özlerken siyasi sanatkârlar ve siyasal sanatçılar toplumdan kopuyorlar. Duyulara dayalı bilgilerin mantığını çözemeden, hayatın gerçekliğine uyuyup, sistematik yalanlar eleştirisinden nasiplenerek ret ve inkârcı mantık modasına tarafgir oluyorlar.

Oysa estetizmle yoğrulmadan, estetiği öne çıkaramadan, felsefeden ve ideolojilerden esinlenmeden, evrensel ölçekte yenidünyalar tanımlamak ve planlamak fizik ötesidir. Gerçeği Kültür ve medeniyet denizinde yüzen genel-temel sorunları, farkı, faklılığı ve farkındalığı, özel ve genel beklentileri köleleştirmeden estetik kaygıyla çağın normalarına göre çözmek, çözümler önermek ve ilacı uygulayabilmek travmatik koloniler oluşmasının önünü şıp diye keser.

Öznel değerlerini ve varlık temellerini estetizme ne denli yakındır veya ne kadar yakın olabileceğini objektif biçimde analiz etmeden, irdelemeden sonuçlandırılan bütün düşünsel süreçler aykırı yön çırpınışıdır sadece. Hayal kürüyle beslenerek başlanan akıl yolculuğu hedefe varırken estetik biçim ve niteliklere sahip değilse hurda tutkulardır ve ayni evrensel güçten beslenmesi ve narinliği haricinde de koskocaman bir hiçtir.

Demek ki estetik kıstaslara hâkim her çeşit eksenli algı ve yöntemler en mutlak olanıdır ve insanlığı o güzele yaklaştırır. Her meselenin yaygın olan değer yargılarına, engellemeler ve engellere, toptancı genellemelerin tümüne bireysel başkaldırışla sosyal birikim ve toplumsal etiğe ters düşmeden estetik bir karışımla çözümlenmesi de modern çağa adilane hizmettir.

Bu çağda hala acınası ihanetler yaşanıyorsa altında ideolojilerin entelektüel birikimden koparıldığı gerçeği yatar. Kimi sözcüklerin anlamı göz alıcı olduğu gibi kör edici de olabilir. Deneyimlerini geleneklerle örtüştüremeyen nerden çıktığı muğlak ideolojisiz enteldantellerin ortalıkta cirit atması ve orada burada yaptıkları laf cambazlıkları ile klanlaştırılıyor en baba meseleler. Ve kör edilerek, klonlanıyor toplum…

Öz ifadeyle, çözümsüzlüğün ve çözüm önerilerinin eşyanın tabiatına aykırılığı, hakikati inkârı, inkarlar iflası, iflaslarda isyanı işliyor hayat ağacına.

Gerçek çözüm önerilerine karşı çıkmayı vazife edinmişlerin tavan yapması da toplumda plastik çözümsüzlüğe başlıca çareymiş gibi tapınmayı artırıyor. Bilinen, inanılan ve yaşananların reel doğrular olmayabileceğini estetik bir tutumla algılayabilmek, insanlığın yeryüzüne en gerçekçi doğruları ve güzellikleri sunabilmesini sağlayacaktır belki de. Boş hayaller, bol yalanlar ve kör inançlar estetik düşmanı siyaset sanatkârlarını primlendirir.  İlahi değerleri dengeleyerek, estetik fakiri kılcal müdahalelerle ise ancak zor atlatılacak travmalar oluşur, sorunsuz dünyalar değil.

Sorunları eksiltiyormuş gösterip çoğaltmak, sorunlar çoğaldıkça oluşan bunalımları yönetmek, yönetirken büyüme süreçlerini gözlemlemeden, sorgulamadan, bir yanılgı ve yanıltma hükümdarı ile hükümranlığı ve ucuz kahramanlar yaratmak estetizmden kopuşun yağlı boya resmidir duvarlara asılan.

Zaten amaçsız ve manasız referanslarla yılgın hayatlara rehberlik etmek bilinen hiçbir felsefi kavramla açıklanamaz. Koşulsuz kabulleniş nedense ‘İlmül cemal’den uzak bir dünya kurulurken, insanlık yararına tüm tezler hiçe sayılırken palazlanır. Ve yelpaze aidiyeti muamma her telden her kuştan cemaat, grup, kabile, mahalle, çevre tanımlamalarıyla klikleşen ruhsal maceralar başlar. Beyin arkası saklanan bilimsel kavramlardan yoksun amaç ve planlar, estetik bilince arkadan vuran zihinsel yolculuklara bilet keser boyuna. Bu estetikten bir haber keskin, arsız, yolsuz ve rotasız düzensizlikte iktidara tapanda, muhalefete batanda, bu pilavcı ve istilacı iklimde ayni güneşin ataşına yanar.

Ve evrensel ölçeğe ulaşamayan, estetikten uzak, sınırlı sayıda ve sesi kısık, her diriliş, uyanış, uyarılış, anlayış ve kavrayış topluma ayna tutamaz.
 
Oysa aynanın içinde gizlidir zaman; ‘Beşik kemerli kapıda bekler estetizmin gülü, ölümüne uçan göçmen kuşlar güpgüzel ve sakattır, ama estetiktirler…’

17 Şubat 2013 Pazar

ÜÇLEME-YEREL GAZETECİLİĞİN İPTİDAİ KENAR SÜSLERİNE, BEZEK…



YEREL GAZETECİLİĞİN İPTİDAİ KENAR SÜSLERİNE, BEZEK…

Hayata tutunmanın ve başkaldırmanın en iyi araçlarındanmış meğer yerel gazetecilik. Eğer fırsat üstü fırsat kollayıp atlama tahtası yapılmayacak ise ama. Zaten son yıllarda kalpleri ‘hutame’ sarmış olduğundan bir o kadar da zor, zorlaştı yerel gazetecilik. Ve her gece Yunuslar gibi bir gözü açık uyumak gerekse bile aşırılıklar yüreğe yük getirmiyor. Gün ağarınca, göz aydınlanınca ilmek ilmek işliyor tabiat ana panoyu. Bize de insana benzer zıpır maymınlıklar yapmadan izlemek kalıyor ateşine yanılan gerçekleri.

Dışarıdan bakıldığında albenili, keyifli, bol gelirli, istemediğince bol namlı isimli yar, misli misline kar, görünse de çok acımasızdır dokuz-beş bir işte çalışmayı erteleyen bu meslek. Şu gulyabani bataklığında mesleğin derinlikliğine ulaştıkça her olayda iyi düşünmek, her meseleye olumlu bakmak mahareti ve erdemliliği zamanla sizi de ister istemez acımasız yapıyor. Yinede bu yerel uğraşı kişiliği her daim öne çıkaran, azami çalışkanlık gerektiren, evrensel rutini, gelecek dizaynını, emperyal iş kalıplarını hiçe sayan bir ruh üflüyor bedeninize.

Yani bu meslek su üstünde yürüyen ve kalan değerlere özendirir insanı, kirpilere öykünerek. Çünkü çok söz hatalara, hatalar çok yalana, yalanlar ise maazallah Allah korusun’a veya ikiyüzlüce maşallahlara devrilir timsali görülmemiş biçimde. Ve siz, maksat hesaplar açık kalmasın dilersiniz, istersiniz.

Bu sektör master-tezlerde referans olarak kullanılabilecek, yetileri ve hırsları gücü görünce sinen, inen, dinen ve dahi acayip bukalemunvari değişkenlik gösteren bireyleri de uhdesinde barındırır. Bu renksiz, denksiz ve dengesiz bireyciliği içine çeken iktidar erki-saltanatı genişler. İktidar erki-saltanatı girdabına genleşen yerel gazetecilik de kapılır. Oluşan kapı kulluğu birilerinin sebepsiz yere bombardımanlara maruz kalmasını kolaylaştırır ve kurtulmak da iyice zorlaşır.

Tiraj derdi ve aşırı denetlenme gerilimi olmasa da ‘Yerel gazeteci yerel gazetecinin kurdudur’ bu âlemde. Nedense düşman kardeşleri oynarlar meydanlara kurulan uydurma tiyatro sahnesinde. Böylece kilidin göbeğinde yalama boşluğu oluşunca işlevsizleşen anahtar delikte kırılmaktan beter olur. Öyle bir ağdır ki çelik tellerle örülen, işaretli boş sayfaları hakkınca doldurmak derya deniz bilgi, sevgi, sezgi, inat, özgürlük ve cesaret gerektirir.

Öyle bir beladır ki yerel gazetecilik bir bulaşır pir bulaşır akla ve hedefte kalırsınız. Zamanla gizlere ve gizemlere kulak misafiri olundukça, davetsiz konuk olunduğunda müsamerelere ‘kapılar taş duvar’ kesildikçe, kollukçu neferler koltukçu efelerin direktiflerine uyduklarında sizden defalarca özür dileyince kahredersiniz bu güne. Ve haber yedeklemeksizin yarınların neler getirip getirmeyeceğine özgü fikirler, beyninizi kemirir durur.

Reklam marketi, eylemsizlik maketi tavrıyla bu işin yürütülemeyeceği de apaçık bellidir. Hızlı devinen haber merkezlerinin şişik, şekilli, tarafgil haber ve yayınlarına orijinal kaynak atıfında bulunmak kolaycılığı da üretkenliği üter durur. Oysa yerel gazetecilik en hassas ve gizli konularda bile olsa tipik fakat modern haber yapma tarzıyla bütünleşmiş ve protest idelerden esinlenerek doğruları kovalamaktır, yanlışların takibidir. Makale ile bayat ürün satmak değildir yerellik. Yele göre yelken açmak, sele göre sepken aramak hiç değildir.

Dedikodulaştırmadan yazmak, istismarsız haber eylemek, pot kırmadan, gaf yapmadan, kalp kırmadan, hayatın içinden gerçekçi hikayeler derlemektir yerel gazetecilik. Tanıklık ettiğiniz gizli kapaklı krizler arttıkça sizi sevmeyenler olur belki ama çok arkadaşınız olur yine de. İki kısa cümlecik resim altı yazısı yazamayan zürafa dilli uyanıklar alaycı yorumlarla sizden laflarlar orda burada. Bezmeldek kırıntılı, kurum kurum kurumlanmanın mızırtısı deyip geçmek en iyisidir bu gibi hallerde.

Mayışmanın siluetimsi afişlerinde geçiştirilen tüm gerçeklere tıkanma, tüm geciktirilen çapsızlıklara tapınma ise haliyle devam eder. Maskaralığı mahmuzlayan, çok yüzlü ve asla gülmez üçüncü şahıslarca zevkle izlenir bu izmsizlik.

Elbette tipik bir yerel gazete ve yerel gazeteci şüpheli olayların, şüpheci çağrıların, kirli pis ve dağınık planlamaların, hileli ve dramatik ayırmaların kayırmaların, travmatik kentleşmelerin dönüşümlerin, peşine takılır düşer. Takıldıkça da manşeti ilgi uyandıracak, dikkat çekecek, haberdarı etkileyecek, tesir bırakacak, biçimde düşer.

Çok fazla kişiyi, kurum ve kuruluşu, grup veya gururu hatırı sayılır şekilde etkileyen bir iş bu yerel gazetecilik. Bize gelince; Aksi ve kavgacı bir yerel gazeteci görüntüsü veriyorsak, kim ne düşünürse düşünsün sebat etmek ve kendini bu işe adamışlığın bir göstergesidir.  Başka hiç bir kaygı ve kargı gizlemesi yok feveranımızda, isyanlarımızda. Hoşgörüyü, esnekliği ve estetiği asla elden bırakmadan, çok geniş bir yelpazenin esintisi, halkın tetiği, zaman elçisi ve zemin uyarıcısı olmaktır tek gayemiz.

En radikal siyasi, en heybetli diplomasi, en nezaketli medeni, en nüktedan mizahçı anlayışı ile yani en rastgeleniyle her işi bozanlara, her işe burnunu sokanlara ve her işe tav olanlara kibarca cevap da yetiştiririz, gerçekleri kavlince şamar gibi yapıştırırız da suratlarına. Neden niçini nasılı rmanlayarak, nerede olurlarsa olsunlar paha biçilmez taklitçilere, beş para etmez taktikçilere, imaj çıkarcılarına, kariyer yalancılarına, kamu talancılarına basarız damgayı, gerek duyarsak da çakarız tokadı mecazen sesiz çoğunluk adına.

Hantal bir kurnazlıkla, hiç de makul olmayan makaralarla, edebi yetenek kırıntılarıyla beslenmeden, tekniksiz ve sırıtkan yalnızlıkla, deyim ve yazım üsluplarını teyipten çekerek, yandan ve yandaş yaslanmalarla, küçülen kasaba konseylerinde yer kapma hevesiyle yapılıyorsa bu iş, biz bu iş bilenlikte de yoğuz. Bizimkisi tahıl ambarında dürüst muhacir gayretidir.

Bir yerel gazete ve Bir yerel gazeteci kimleri neyin kızdırıp azdırdığını anlayıp bilir ve o ayrıcalıkların izini sürer. Kızdırmaktan korkmaz ve çekinmez asla. Biz, mevcut ısrarcılığın teslimiyeti ve esareti alevlendirdiğinden hareketle susmayız. Devamlı değişen ve değişken ısrarcılıkla daha da özgürlüşen gelişen bir kod ile yolculuğumuza devam ederiz.

Biliriz ki; “Ele toprak bulaşınca duygulara tahliye vurur”…


BASIN DİVANI” DA ZOR İŞ AMA “KENTSEL DÖNÜŞÜM” BU İLÇEDE EN ZOR İŞ…”

“BASIN DİVANI” DA ZOR İŞ AMA  “KENTSEL DÖNÜŞÜM” BU İLÇEDE EN ZOR İŞ…”

En kıymetli lokasyonda yer alan bir ilçenin pek kaaleye alınmayan kıymetlileri olarak divana durduk geçenlerde. Biz kendimizi boş kaleye, özellikle halkın kalesine gol atanlar olarak ima edilenlerden biri olarak asla algılamadığımızdan, kapsamlı her çalışmaya entelektüel katkı koymak için oradaydık.  Şahsa münhasır vizyoner insanların idari aktör olduğu varsayılan bir yerleşkede, her fırsatta yerleşik algıyı yıktığını iddia ve ifade eden bir vizyoneri senede bir gün olsa da dinlemek için oradaydık.

Muayyen zamanlarda dost, hatlar karışınca da iflah olmaz düşman kesilmemek adına; ilçede her bir insanın cebine 30-40 milyar koydunuz diye dua edilen, burası altın değerinde bir ilçedir ve bu değer anlaşılacak diyen, başlayan biten irili ufaklı 355 projesinden bazıları değişik yerlerde, üniversitelerde hatta ülkelerde araştırma konusu olduğu belirtilen, uzun konuşup felsefi temeli ve karakteri öne çıkardığı hissi yayan, çok ciddi mesafe kaydettik ve vaadlerimizin yüzde yüz ilerisindeyiz savını savunarak vip tarzı sergileyen davet sahibine basına hitabından sonra hiçbir soru yöneltmedik…

Yöneltmedik çünkü biz de sorular kervanına katılsaydık bu tele-vizyonvari farklılık ve farkındalıktan payımıza düşeni alamayacaktık. Şimdilik yerel basın sütunlarına düşen haber ve yazı başlıklarına baktığımızda haklılığımızı gördük.

Sosyolojik anlamda bir laboratuar olan bu şehrin bireyi olarak,  bu şehrin içinde yaşayan ve şehrin hukukuna riayet etmeyi vazife sayan, şehrin sosyolojisi gereği planlanmış sosyal projelere kayıtsız kalmayan aktörlerden biri olarak divanı seyrettik sadece.

Yer kabuğu çatlayınca, fay tabakası belinden kırılınca, hava kesesi zamansız patlayınca, koridorlarda bekleşmenin,  kasım kasım kasılmaların, zihnen kibirlenişlerin, gönül incitmelerin hiçbir işe yaramayacağını, gerçeğin örekesinin  o zaman ortaya çıkacağını bilerek sustuk. Ve isyancı bir kopuş yaşadık resmen…

Sustuk çünkü figürler şevke gelince önce figüranlar güler, alışkanlıktan alkışlar, tam destekler ama sonrasında vizyoner aktörler ağlar. Adiletsiz mülkün temellerindeki çürüme de önce çekirdeğinden başlar. Sonra gökdelenleri bile kurutur. Ve varoluş değerlerini inkâr parazit adam sakıncalılığını besler ve servet yitirme endişesi sarar hücreleri. İşte vakit o vakittir ki tarihle derin bağlar kurma maneviyatı yerini gelip geçici düzen merakı maddiyatına, maddiyat bağımlılığına bırakır.

Sustuk çünkü biz bu uzun yolculukta her cenahtan dünya malına kapılıp ne küllü külsüz sallamalar, ani sallanmalar ve ne hacıyemez, külyutmazlar gördük.

Algı yönetmek de işte böyle olur bazen, susarak. Sol gösterip sağ vuranların algı yönetmekte zorlandıklarını görmek ve algıyı yönetemezler ise geri mesafe kaydedecekleri itirafına tanıklık etmek onları o övündükleri dünyaları ile baş başa bırakmakla olur bazen.

Aslında divandaki suskunluğumuzu anlayanlar çok iyi anladı; sosyal talep yükseltildi, zenginleştik, değerlendik denilmesine karşın, belediye reisinin itirafıyla 'ilçedeki çocukların fazlalılığından küçük bir hediye dağıtarak onları sevindiremeyişi sosyal gerçeğine' bir vurgu, pasif bir direnişti gayemiz.

Ancak sanılmasın ki bu tavrımız ilelebet. Sosyal yarılma olmasın diye, sosyal bütünleşme sağlanmalı yönlendirmelerine kapılmadan şehrin adaletsiz paylaşılmasına, şehrin rantsal değişim ve dönüşümüne, ‘depremi araç görüp kentsel dönüşüm amacına sözde hizmet yarışı’na her zaman karşı duracağız. Tek kişi kalsak bile “rayında gitmeyen ekonomiye inşaat sektörü vasıtasıyla ayar çekmek ‘ekonomik çözüm’üne”,direneceğiz.

‘Boş arsaya kentsel dönüşümü ebemde yapar’ mantık yanlışına, halkın yüzde seksenbeşi kentsel dönüşüm istiyor mantık doğrulamasına ek olarak, kentsel dönüşüm bu ilçede en zor iş çınlaması belleklerde asılı duracak daima…

Ve susmayacağız, konuşacağız ve yazacağız...

“KENTSEL DÖNÜŞÜM” NE MANA İFADE EDER, NEDİR, NE DEĞİLDİR…

“KENTSEL DÖNÜŞÜM” NE MANA İFADE EDER, NEDİR, NE DEĞİLDİR…

Hayat lafa dönüştükçe büyük laflar ve büyük gaflar kendi mağdurlarını yaratır. Zaten uygarlık tarihi her daim ezilenlerin tarihinden beslenir. Ayrıca acı bir gerçektir ki deprem her şeyi anında yıkar geçer.

Özellikle koskoca ülkenin tamamına yakını değişik boyutlarda deprem riski taşıyor ise ve ülke nüfusunun tamamına yakını bu riskli bölgelerde yaşıyor ise orta büyüklükte bir deprem bile ciddi can ve mal kayıplarını beraberinde getirir.

Hal böyle olunca ‘depremi araç görüp kentsel dönüşüm amacına hizmet yarışı’ seferberliği başlar, başlatılır…

Ancak kimse “kentsel dönüşüm” ne mana ifade eder, nedir ne değildir pek kafa yormaz. Sadece deprem odaklı siyasi ve ekonomik manevralara meşruiyet kazandırmaya mükellef bir anlayış hâkim kılınmaya çalışılır. Oysa kentsel dönüşümün bilimsel gerçeklikle örtüşen bir tanımı, biçimselliği ve katlanılması zorunlu sonuçları vardır. Bu konuda bir irdeleme yapılacak ise ‘geçmiş şimdinin içinde yaşar ve ağır ağır geleceğe akar’ gerçeği göz ardı edilmemelidir…

Aslında; “Kentsel dönüşüm, ilk uygulamaları 19. yüzyılda batıda başlayan ve günümüze dek ulaşmış, ülkelere özgü değişkenlikleri de bünyesinde barındıran kentsel yenileme, soylulaştırma maksatlı bir projedir. Zaman içinde sanayinin şehir merkezleri dışına taşınmasıyla geride kalan, oluşan harabe alanların, izbe görüntülerin iyileştirilmesi kentsel dönüşümün doğumuna başlıca nedendir. Yani kentsel dönüşüm özünde sosyo-ekonomik ve fiziki yeni çevreler, yeni şehirler oluşturma gayretidir. Bir başka deyişle sanayi artığı atıl bölgeleri yeniden canlandırma ve hareketlendirme yöntemidir.”

Mesele ekonomik açıdan ele alındığında ise; “ Kentsel dönüşüm kapitalizmin bizzat kendisinin sorumlu olduğu bunalım ve krizlerden kurtulmak için yeni rantlar oluşturarak inşaat sektörünü kullanarak kendini düze çıkarma hamlesidir. Yani kentsel dönüşüm ile doğacak sermaye birikimi ve artı değerin emilmesidir hedeflenen. Ekonomik krizden çıkmaya alternatif bir model, kaynak aktarımı can çekişen sisteme son bir hayat öpücüğüdür kentsel dönüşüm.

Kentsel dönüşüme sosyal gerçeklik açısından bakıldığında ise çok daha karmaşık değerleme ve değerlendirmeler vücut bulur; “ Kentsel dönüşüm uygulamaları yeterince denetlenmezse üst gelir grupları için bulunmaz nimet, orta ve alt gelir grupları için ise en başta barınma hakkı olmak üzere bir dizi hak ihlalleriyle önlenemeyecek mağduriyet olur. Özellikle kapitalizmi revize etmeye yönelik uygulandığında, kent yoksullarını daha da yoksullaştırma, mülksüzleştirme insanı yerinden yurdundan etme durumuna dönüşür.

Kaynak aktarımı içgüdüsüyle yapıldığında ise; “ Kentsel dönüşüm alt gelir gruplarının zor bela edindikleri yaşam alanlarından tasfiyesiyle yaratılan arsa ve arazilerin üzeri pahalı projelerle desteklenerek üst gelir gruplarının beğenisine sunulmasına devşirilir. Bu sistemde insan odaklı kent dönüşümü de yerini rant odaklı kent girişimciliğine bırakır.  Böylece mekânsal ve toplumsal ayrıştırma güncellenir ve adaletsiz bir neo kentsel düzen ortaya çıkar.”

Daha açık bir genellemeyle; “kentsel dönüşüm, yoksulların evlerinden barklarından mahallelerinden, semtlerinden vilayetlerinden gönüllü, yarı gönüllü veya metezori tahliyeleriyle oluşturulan alanlar halk ve kamu yararı gözetilmeden değerlendirilirse işin içinden çıkılamaz. Alanların akıl ötesi rant projelerine, yüksek gelirlilere arzı muhtemel lüks konutlara, beş yıldızlı yaldızlı kulelere tahsisi ile sonuçlanır kentsel dönüşüm. Alt gelirliler yine en başa döner ve yeni oluşturulan kentin çevresinde, kenarında köşesinde yaşamaya yollanır, mahkûm edilir. Çağdaş, yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent ve çevre yaratma anlayışından böylesi bir uzaklaşma tarihi bir fırsatı tepme anlamına gelir."

Bu değerlendirmelerin ışığında; “ Ülkedeki kentsel dönüşüm uygulamalarının olayın ekonomik ve sosyal boyutunu iyi irdelemiş, katılımcı, paylaşımcı, mekân müdahaleleri barındırmayan, mülksüzleştirme gayesi gütmeyen, asla mağdur etmeyen bir çizgide olduğuna ve yoksullaştırıcı, yoksunlaştırıcı, büyük sermayeye kaynak aktarıcı bir işlevselliği olmadığına inanmak ve inandırılmak her yurttaşın en temel hakkıdır.

Son söz yerine; “ Deprem odaklı yenilenme, kentsel dönüşüm denilerek alanlar hesapsız kitapsız arsızca metalaştırılarak, hazine arazileri bir çırpıda özelleştirilerek rayında gitmeyen ekonomiye inşaat sektörü vasıtasıyla ayar çekmek ‘ekonomik çözüm’,   bu kırık düzende mevcut kentleri ve yaşam alanlarını artırımlarla yeniden ultra betonlaştırmak ‘depreme önlem’ olur mu yaşayıp göreceğiz…