3 Şubat 2015 Salı

ŞİİR SEZGİSİ…

ŞİİR SEZGİSİ…

KİTAPSIZ BAHTIM

Bir kitap yazdım okunsun diye
Kalemsiz gecelerde kör ışığına sığınıp
Beynime kazıdım sayfaları satır satır
Gönlümce,
dilenmeden sabahlara
Bir sen okumadın sana aitleri
Veya anlamadın, anlatamadım yeterince
Veya sabah alacasında selamlaştığım her yüzde sen
Sen olduğundan kitapsız bahtım
İçimdeki çocuk ölsün artık, büyüyeyim
Ne korkusuz niyetler sundu kaçak güneş yine yanmadım
Her kelimede savruluyor karanlık
katık gelecek kasıp kavuracak
Yine yazacağım seni dağa taşa banane
Nasılsa kitapsız bahtım kapkara
Ama düzeltmek adına bile okumadan, okutmadan hiç kimseye
Ne çıkarsa bahtına artık,
partner teste tabi değil bu yalan yalnızlıkta
Sabahlasan benle ömrümde tek gece
şiir gibi şiir gibi yıldızlar
Kalbini zorlayan solukta tek hece
Tecrübe tecrübe etmeden kaçakları
Gönlünce,
Dinlenerek yürü yepyeni başlangıçlara
suç ise de uslanmamak
Boynuna doladığım dizeleri çıkarma niçinsiz sebepsiz
Sardığın bu beden bir harf çeksen dağılacak çünkü
Biriciktin sırasız albümde, tek
Tek sen olduğundan bahtım kitapsız
Baktım acılar da dinmiyor
Bir kitap buldum okudum,
avuntu olsun diye diyeceksin
Ben sanki buna yıl sonra ne diye anımsadım
Kalemsiz gecelerin kör ışığında kor aşkı
Gönlümde sakladığım kitapsın...


USTAYA

Ve gideceğim bir gün...

Ustam
Boğazda bir yerde
Küreklerine asılsam sandalın
Gelsem.
Karşılasan beni
Çelik zırhlı geminin güvertesinde
Sarı saçlarında sabah rüzgarı
Deniz mavisi gözlerinde birkaç damla yaş
Birlikte açılsak engine.
Sözcükten dalgaları yara yara,
Çelik grisi yüreklilikle...

Götürsen beni
Güzelliği tarifsiz Dünyana
İşte o zaman
Kolaylaşır mı acaba?

Yazmam...

Ustam
Unutma çıkıp geleceğim bir gün…


ALINYAZIMDA BELİRSİZ İŞGAL

Otuzikimilyonken nüfus,
Er doğmuşum vakit sabaha karşı ayaz.
Depremle emzirilmeye getirilmişim ilk.
Loğusa anamı hemşireler indirmiş Haseki’ nin mart kışı bahçesine...
Okula başladım, ilk mektep.
Bir seher vakti, ordudan muhtıra
12 Mart,
Atışalanı’nda bamya tarlaları
Alınyazımda belirsiz işgal...
Lice yerle bir, ben ortada.
Oruçgazi’ de bir adres eksik,
Seninle Bir Dakika yarınlarda
Madara olmakta var hayatta...
Valde Mektebi’ ndeyim.
Gündem depmece dolu vesvese.
Boykotla tanıştım okulun birinci günü.
Yüzüncü yaşında Ata
12 Eylül,
12 Eylül den sonra yasta.
Ben Valde Mektebi sonda Pertev...
üniversiteye giremedik ilkinde...
Eski işim ehli sayılırım yani,
Cam duvar boyuyorum,
Alınyazımda belirsiz işgal Atışalanı’nda
“ Hakkari’ de Bir Mevsim” Berlin’ de
ben Kırklareli Meslek Yüksek’ te ön lisansiye...
peşine Marmara’ lı günler başladı.
Askerlik tecil, Ortaköy’ de tarih yandı.
Ben Akademi’ de Yüksek Ticaretli.
Radyasyonlu fındık günleri,
Televiz iki kanal filan...
Ve lisans diploması
Yükseğinin kapısında caymalar...
Ve yok sayılan yaşanmamış yıllar
Yitik kuşak yolcusuna yokluklar
Sonra sigortacıyım zifiri karanlıkta,
Sigortalıyorum silik sakat hayatları.
Şimdi Edibin E tipindeyim,
Gülemem hiç ağız dolusu,
er kalkar geç yatarım. Arada sırada delice yazarım,
sıkça delice okurum, yutarım,
siyasiydim yıllarca,
şimdi amatörce politika yaparım,
en dibe vurduğum yaştayım
dibe vurur durur çıkarım...
Sığındığım liman Karadeniz’ de, Gireyim isterim ağır düşlere,
günahtan iskele önümde.
Evvel doğanım, cümlelerim Aksu’ ya yazılı,
Kitapsızım Allah’ına kadar
Kitapsızlığıma isim hazır:
“ Alınyazımda Belirsiz İşgal“...
   
BİLMECE

Yaşamındı örnek aldığım.
Yirmi yıl boyunca
Bir yirmi yıl daha geçse
Yine sana taparım.
Kırk kere maşallah
Umut oldun.
Tüm kuşakları ardına taktın
Onların oldun.
Güçlerine güç kattın.
Bileği bükülmez oldun.
Sönmeyen ateşi Tanrılardan
Onlar için çaldın,
Kor oldun.
Gönüllere taht kurdun
Ve son vazifeni yaptın.
bilmece oldun kendini bilmezlere
Güneş oldun, Güneşe karşı deniz
Yanma sıramız geldiğinde biz de yanarız.
Hiç çekinmeden…

ÖT BÜLBÜL ÖT

Öt bakalım bülbül
koca bir ay geçti bin gün gibi
koca bir ömür geçti bir gün gibi
İlkbahar sardı kollarını doğaya
Sıkıca kucakladı
Sarhoş yüreklerde acı bir düşün izi
Güz sıkıntısı
Beyin henüz ayılamadı
sancılara düpedüz küstü savcılar
Demek ki Tanrının olmadığı yerde, insanın ruhu da ölüyormuş
Sonsuz aşklar ocağında pişmemiş tabletler
ve yazılar dakiler
Sevinç türküleri artık söylenmiyor,
ağıtlar yakılıyor yılgınlıklarda
Boğuk sisli gece çepeçevre özgürlüğü yutuyor
Bir ağızda milyonlarca yeşil göz
Ülkenin mavi dağlarında
beyaz güvercinler uçsa da hiçlik
Gagasında kurşun,
içlerinde ölü soluk,
kanatlarında ahuzar
Öt bakalım bülbül
dilinden can damlıyor camdan kalpler kırılıyor
analar ağlıyor yana yana
Kan gölü civarında genç yaşta bir doğan
Eğilmiş sol yanına yatıyor
Kulağı kesiklere dokunur bu acayip sır
Sadece bir ömre bedel
Sırlarıyla gömülürler
Bıçağı kınında mutsuz bir sonbahar günüydü
Dünyanın böğrüne saplandı evren pulu
Göğsümün sol yanında hatırı sayılır tekleme
punduna geliş emrinde direnmeler
Bıçaklanmadan öt bülbül öt
Bıçak ağzı dondurucu ayaza tek parça
Buz tuttu gözlerimdeki yaş,
dudaklarımda mor güneş
Öt bakalım bülbül öt
koca koca adamlar düştü kara denize
Yaz bakalım yazısı incili
Kaz bakalım yazgısı inci taneli yazıcı,
yaz da geçer gider geçen yıllar gibi
dün gibi gün gibi
akılda kalanlar bülbüle yapılanlar
bir koca ömür bitti bülbül aşkına
koskoca bir ömür bitti biter
yok, o gün gibisi...


DUR YOLCU DUR

Onca yıl geçti sevinemediğim
On yıllar
söz, umut, aşk, inanç selinde
Her yılın sonu yangın
Yeni koca sene ateş topu
Yazgımız hep yaşanmamışlık.

            Ay kızıla çaldı, güneş tutuk
Anılar puslu, umut yitik

Günler tank paleti, yıllar jet hızıyla
Ez geç, er geç tez geç asırlar sarhoş
Nice bin yılların boynu bükük berduş
İhanetin onursuzluğu omurgasız heykelcikler
Beşikte sallandığını sandı bebecik

                Can üşüdü, Kışlalı dondu
                Nur söndü, Zuhal karardı

Yirmide ulaşılamadı yirmi bire
Lakin ezeli kin ebedi kalmış
Piç oldu sevgililer yad ellerde
Sarsıldı inadına doğa fayladı ikiye
Sille tokat gariplere indi felaket.

                Boldu darlandı, düzdü düzlendi
                Koca el küçüldü, ada pazarlandı

Bir gün evet  Melek bir gün
Karanlık kapkaranlık olmayacak dünya
Ellerim bedenim titremeyecek asla
Karşıyaka’ da ellerim meşale sıcağı
Aydınlığın orta yerinde dimdik duracağım.

                Memlekete uzanan ağaç köprü, üçüncü bahar
                Geldi geçti altı çarpan, mevsim karakış

Bir öykü ol öykünemediğim
Bir aşk ol tapınamadığım
Bir şiir ol besteleyemediğim
Bir roman ol bastıramadığım
Hayatımız roman kendin ol gel.

            Yıldızlar kaydı tutulanlar herkese yeter
Yüzyıllardan geçtik, bin yıl daha beter

Dileğim diyeceğim
Ablasının yosun yeşili gözlerine
Yirmi çift sıfırdan hey on beşliye
Memleketten deniz doygunluğuna

Bin kez dur
Bin bir kez yürü yolcu…

ŞİİR GEZGİNİ…



ŞİİR GEZGİNİ…


YAĞMUR ADAM AĞLIYOR.

Yağmur adam ağlıyor
yağmur yağıyor bardaktan boşanırcasına
etrafta Adım başı kaza,
sokak başı yuvarlak çukurlar ıslaklığı
Yaralı, yarı ölü, sakat, dolu
Aciller dolu, ambulansları sireni suskun
Ayıkladığın sözcükler baştacı ettiğin kibarlıktan
Başucunda okuduğum kitap,
yaslı yasak anılar ıssızlığında ıpıslak
Başarı bombası düştü çağına
Ocağına bak, şu işe bak durma çağla.
Eksik iletişimlerin uzağında yağmur sağnağı
Yağmur adam ıslak.
Beddualar cuk oturmuş isyanın özüne.
Gözlerinde eyvah kıvılcımları
ve koca bir ayıp.
İtirazım var elde var sıfır,
teneke madalyalı kayıp
Üzerinde koca dünyada ki yalnızlık
Kazınmış madalyonun iki yüzüne de
Şifreleri çözmeye adam gerek.
Düzeltin bu yanlışı haykırışında cesaret,
Ama Her keman çalınışı bir konser değil.
Alkışlara eğilmeler doğruları söyleyenlere de
Her sevincin sonu şemsiyeli ıslanış.
Yağmur yağıyor, yağmur adam ağlıyor
arap kızına bakıyor yağmurlarla.
Seller akıyor, arap kızı camdan yağmura,
Yağmur Adam el sallıyor
Bir camda o, bir camda dalkavuklar.
Turp gibiler maşallah,
pusu kursa da şüphe
adam başı adımbaşı arınma
Çadırın orta direği pek sağlammış direniyor
Yağmur yağıyor, yağmur adam ağlıyor,
Gözyaşları yağmurdan beter.
Bardaktan boşanırcasına
Zerresinde küstüm oynamıyorum delikanlılığı
Yağmur adam yağmur dindi ağlıyor.
Şifrelerin çözüldüğü görüldüğünde
Yağmur adam yalnızlığı…

KAZASIZLIK YAKASI

Vaktiyle güneşe en yakında
Akıl almaz uzaklıkta
Hummalı bir başkaldırışın izlerindensin
Kılıksız sürücülü arabaların gezdiği
Gıcırtılı Tekerleklerin açtığı
Silinmemiş
Binlerce yıllık.gizdesin.
İzdesin izmdesin.
Gözetimlerden geçerek kazasız belasız
Nil kıyısı uygarlığına varıştasın.
Altın kakmalı kılıçlarla dizginlenen isyanlarda
Moskof açıklarındaki yarımadadaki amazonda
Yanları portakallıklarla süslü üste
Anlatıların derin sessizliğindeki şahinde
O tiz çığlıktasın.
O giz çağlarda
Merminin oynaştığı yivlerde
Borunun üflenir ti sinde
Fırkasında yaşanmışlık zırhında
Hırkasında yaşlanmış yüce aşklarda
Teninde terleyen parlak çizikte
Öylesin öğle güneşinde
Ölünmemiş, sürünmemiş, süzülmüş yıllıklarda
Yaşıyorsun mor güneşte sürgün,
Üzgün ve en parlak
Vakitsiz tarihe karşın
Eş zamanlı başkaldırılarda
Hummalı bir alışkanlıkla izliyorum nefesini
Efesini
Gül gibi karşımda...


SIZI YAZMA SIRRI YAZ

Yazıyorum öbeğine, göbeğine, gözbebeğine
Ödleği kazıdığım ağaçlar devrilmiş
Cesurca direnmiş sellere kara toprak
Ulaştığım ülkelerde sevecenlik
Öykülerimizde nasipsizlik, yaşanmamışlık
Neler yaşamak isterdim bir bilsen
Göbeğindeki çukur tadımlık şeker
Bir can aldın benden,
bıraktın cansız kansız
Sazlıktan kanatlanır öbek öbek tömbelek
Sızlar yürekler sızı yakar sırrı yazanları
Alabaşlara saydırmaca saçmalık,
domdomca cinayet
Vermem gerekir saatini,
zamanını sil baştan yaşamak
Silinmez yara,
yarım saat ver bir saat üste almakla geçmez
Atıyorum ölesiye,
canımı sırlara sırıyıp en öteye
Cananım resmi fiyakalıyla evlenmiş
bir çocuk bir bebek
Kalp kırık, kafa dolu, hınç eski,
Elde belde evli dostluk çıkmazı
Akla gelmedik dizelerin uzağında
sönmüş aşklara kavrulmak
Sızıyorum lezzetine, tadına, şerbetine,
tek yudumda susuyorum yazının sırrına
ve yazıyorum öbeğine göbeğine gözbebeğine .


SİMULTUNE TERCİHLER

Yaşamı imgeliyorum.
Şiirin gizinde yüzen duygularla şiirsiler
Dingin tasarımların görselliğine inat
Çekimsiz fiiller ve rütuşlar kurgusunda hoyratça yaşıyorum
Karanlık oda zifiri mekanlarda
Animasyon kompozisyonların tuzağından kaçarak
Düşlüyorum alternatifler çıkmazında gerisin gerileri
Karmaşık karma karışık verilerin ışığında
Işık kör etti sanki beni,
duyularım aciz dilimde haciz
Evrimleşen kağıdın hışırtısıydı delirten tenimi
Çetin diyalogların karaktersizliği yada
Üslubu belgeleştiren geleceksizlik
Veya Işık bağlantılı hata ayıklamalarda gecikiş
İşte hiçe sayılan asıl neden bu muamma
Döngüyü sorguluyorum,
Dünden önce yarından sonra ki kımıldanışı
Formüle edili etiketlerdeki hırsı, ızdırabı
İşlevsiz değişkenler düzeni hasta mantığımı
Simgeli makyajlar sert komutlarla kremlendiğinde
Metin analizlerinde yedirmece rapor
Sonuç simultene uygulama,
Simultine tercih uygunsuzluğu
Uygunsuzluğun aşk korkusu
tercüman apar topar
fırlayınca çemberden
Kapıyorum penceremi...


BİR YUDUMCUK

Yudum yudum,
Evrensel kitaplık seçkilerinden içtim
Manifestolar yazılmış dirence uçtum
Hayır cevabına rest çeketim
Yumruk yumruğa
Teorilerin bulanıklığı dağılıyor
Perde perde
Mantığın başladığı yer orası
Anadolu’ da bir genç dolaşır orada
Soluk soluğa
Kazanlar kaynarken kızıl alev üstü
Yandıkça durulur gençlik
Devrimci pozda
Dilsizliğin yolu dile şahkulu
Güle sarılışın özlemi dağ gibi büyür
Seçmeyi bilmeye varışla biter acılar
Bahçelere sıçrayan o tatlı heves
Fiyatı ucuzlayan yöneticiler
Sevdalar ah o sevdalar
Bol bol bozulmuş insanlık
Bir yudumcuk
İşte bu kitap onları yazmış.


TİRYAKİ KAPISI

Kapıyı zor kapadı yalçın
Salaş ayaküstü tektekçinin ağı demir kapısını
Masalar uzun dar nemli
Çiçekli muşamba kaplı
Dışarıda kar eşik içi har
Tiryaki kapısından geçmiş tirin
Enfiye kutusu parmaklarında
Çürük manzara kokuyor eller
Şaşkınlara inat burnuna çekti.
Garipsendi tiryaki er
Ama fethetti er vakit gönülleri
Votkayı bir vuruşta alnından
Vurunca duvara yalanları
Takdirlendi çavuşoğlu
Çetrefilli hikaye kırk yıllık dostluğa ağıt
Lastik damgalı ağıt
Sürdüğü losyon ağır istilacı
Hangara uğramadan ölünmez oğul
Ustadan el almadan
Tam ayaklanacakken sılaya
Davudi sesli bızdık bızladı
Oratoryo canlı canlı sardığında atmosferi
Hızlandı kapı dışarı notalar
Hikaye daha çok anlatılası
Açık kapı açık kaldı yalnız.
Yalçın kayalıklara vurdu şavkı aşkın
Kalelerde açık kalmış tiryaki kapısı…


VİŞNE REÇELİ KAVANOZU…

Vişne reçeli tadında herşey
sahipsiz fısıltılar diyarında
Sadece duman tüter boş ev bacaklarından
hır kovan arı boğan
Vişne çürüğü tabanlar ovaya yayılmış,
Tepelere kavnoz dipli mercanlar
İlkin güneşe doğru kovalamacada o azgın ses,
kar boran ve penceresiz karavan
Kulak verildiğinde al şelaleye,
güzellikle saran kahkahalar suskun
Kimi kovalıyorsun sen bu örtülü koşturmaca da kimleri
Fındık bahçalarına sıvışan o ürperti
O süzülüşler kimin eseri
Deniz boyunda sere serpe incir yaprağı biçimli tazelikte
Islak sarı saçlarından sır damlayan ıssızlık kimin
Çığlık olsan kimse yok yoğunlukta,
zorla ümitsiz yarınlara
Vahşi bir nida,
ayak seslerinden deliriş hızında bir hava
Abandıkça dağılan belirsizlik
çok uzaklarda, vişne reçeli tadında bir hayat
Üstüne çullanan bereketsizlik suçuna kapılarak
Tepindikçe öpülmeye hazır sızlanışlar,
dev acılı şer kaygılı
zamana bırakmalar bıktırmış akrebi
Entarisinin düğmeleri açılır soluk soluğa sonsuza
Soluk bir ten mutluluktan gözlerini açar
Umutla dağılır sahipsizlik
Utangaç kaçırmalar yaşanır bir bir,
Medcezir aklın duvarını öper.
Vişne çürüğü başaklar kutsal vişne reçeli tadında
Sahipsiz yükseltileri dişlediğin özleyiş tanrısal düş
İşiten kim kim işitir
aynaya bakıp da acıdığın gençliğini kimbilir
Öğütlere uymayan zehir dolu damarlarda
kötü niyetli meltemler titrer
Yankılanan sözler göbeğinden öperek geçer
hasata yakın birleşmeler hasıraltı
İki tepenin arasında şıppadak kayboluş görkemli.
Görkemlidir kestane sıcağı, fındık özü
Çırılçıplak dolaştığım soyluluğa kök inancı yapışmış
Tanrı laneti bulaşmış yosma şehir aşklarına
Halden anlamaz memnuniyet gelincik tarlasına yuvarlanmış
Oyaklarına güneş ışıltısı dolmuş dişiliğin
Oylumlu oburca dirilişin
Kırılgan bedenlerde tatmin olmuşa benzer şişinmeler kıpraşır
Marmelat sıvanmış açık yüreklerde aldırmazlıklar
Barınıyor bakınıyor iş tatlıya bağlandığında
Yakınlaşmaların gediğinde vişne reçeli
Oyalı boyalı göğsü bal sıkılganlık başköşede
Bükte Bir kuyu ağzına oturmuş müstehcen fıkracı
Büklümlerine dağılmış boşanmalar
Bir parmağını bandırmış vişne reçeline
Diğer parmağını oynakça duman tüten bir boşluğa daldırmış
Fındık kırıyor kollarındaki artan güçle,
Gücendim Sahipli sahipsiz fısıltılar diyarında
Gelgit noktasında beklersen vişne reçeli,
Bundan sonrası çok güzel olacak, geliyorum
Vişne reçeli kavanozu kucağımda...  


ÖLÜM ORAĞI

Cam gözlü bir kedi gördüm
Bu gün sabahtan
Bir ağaç dibine yatık
Kaskatı kırpık
İşte ölüm dedim.
İşte Can.
Evet işte ölüm dedim
İçim daraldı.
Cansız dı.
Ve o an sanki bende öldüm.
Bir ağaç dibinde silik mezar,
Mezar taşında ben yazılı.
Akşamdan.
sabaha
Azrail cam gözlü bir kedi.
Ölüm sanki cam gözlü bir kediydi
Cam gözde parlak orak
Çekiçsiz.
Camdan kalpler kırıldığında
Cam gözlerde kendime baktım.
Aynalarda ölüm.
Ölümü de ölümsüzlüğü de gördüm
Ölüme sövdüm,
Kedim Camgözlüydü
Anladım ki öldüğümde cam gözlü bir kediyim
Ölüm orağını bileğledim
Ama bilemezdim, öğrendim…

TOPLUMSAL MUHALEFET VE KOMŞU…

Kapı komşu da bir şeylerin başarılabildiği görülünce ve bu hâkim irade Avrupa’ya da kısa zamanda yansıyınca biz de başarırız kolaycılığı muhalefetin temel örneği haline geldi...

Oysa sol açısından böylesine güç bir o kadar da kolay bir dönemde bu örneklemelerle katılımcılıkta lafta kalacak gibi görünüyor. Kişiler düşünce ve sözlerine, yaptıkları ve yapacaklarına göre değerlendirmelere tabi tutulsa da tutulmasa da yaşanan sonuçsuzluk ortada.

Çünkü nedense düşünce ve tavır uyumluluğu gösteren ama tutarlılıktan ödün vermeyen kadrolar değer bulmuyor gereğince. Ayrıca parti dışına itilmiş sol değerlere de hak ettiklerince ulaşılamadığından, siyasetin vefasızlığı gereği dışlanıp, usulden bile olsa kazanmaya çalışılmadığından sözde katılımcılığın kimlere kaldığı da ortada. Geçmiş örnekleriyle tescilli olan ve şimdiden başı sonu belli bir süreç üç beş güne başlar.

Zaten iktidar ülkede toplumsal muhalefetin önünü olabildiğince tıkamış. Toplumun her kesimi özgürlüğü yaşama ve demokratik haklarını kullanabilme özlemiyle yükselen bir beklenti içinde. Bu ortamda İktidara yürüyüş yolunda başarıya ulaşmanın yolu yürüyüşe, özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltecek birey yapısını artırmakla, örgütlemekle ve katmakla mümkün olduğu bilindiği halde hala bekleniyor.

Ayrıca artan baskılar nedeniyle bir avuç insan doğruları ve yanlışları sorgulayıp düşünmekte. Kafalar karıştırıldığından küçük olsun benim olsun mantık çıkmazıyla davrananlar çoğunlukta.

Oysa sıradanlığa teslim olmayıp güce ve güçlere boyun eğmeyip kendi değer yargısı ve evrensel ilkeler doğrultusunda başkaldıranların tutumları ve tutkuları önemli. Farklılıkları yaşayan ve bir kalıba sığmayanların geleceğe kesinkes hâkim olacaktır gerçeği komşuda tescillendi, biz de tecil edilmemeli. Sorunların ertelenmesiyle birliktelikler zayıflar, beraberlikler de bir yere kadar gider. O halde ivedilikle haklılıkları ileride mutlaka kanıtlanacak olanların şimdiden bu rol dağılımından kaldıracağı yük kadar nasiplendirilmesi gerekir. Yoksa bu gün için zayıf düşülmesi önlenemez ise yarınlarda sistemin tersine çark etmesi de önlenemez.

Başta ülke sorunları enikonu bilimsel çerçevede irdelenmedikçe çok sorunlu Türkiye’nin öncelikli sorunları belirlenip çözülemez. Önceliklerin sıralanmasıyla özellikle iç ve dış problemler ve içinden çıkılamaz boyuta devrilmiş ekonomik açmazların üzerine projelerle gidilmelidir. İktidara yürümek isteyen sol öncelikle sorunlara toplumda kabul görecek isimler koyup çözüm önerilerini de toplumsal muhalefet düzeyinde değil toplumsal çıkar düzleminde ortaya koymalıdır.

Sadece şu olmadı bu yapılamadı, yaptınız ama yediniz, ettiniz bittiniz, biçiminde politika tarlasını babadan kalma yöntemlerle sürmek veya nadasa bırakmak yeni yüklerden ve yenilgilerden başka bir şey getirmez. Zaten bu politik tavır sol siyasetin nüvesinde de yoktur. Her şey belli iken, hal buyken durum, her şey ayan beyanken sözü meclisten dışarı tutmak ve lafı belli noktalara getirmek milletin canını sıkar ve toplumsal muhalefetin önünü tıkar. Amaç sadece bildik tarzda muhalefet etmek olunca sol da hak etmediği oranda değer yitirir.

Sol değerler içine girmeyen, hukuksuzluğuna hukuk arayanlara nispet, hukuka hukuk aramak tarzı siyasal yaklaşımlar ise toplumsal muhalefeti topyekûn çözümsüzlüğe iter. Peşinden gizli teslimiyetçilik belirir. Çözümsüzlüğü benimseten benzer teslimiyetçilikler ise sola ve sol kadrolara asla yakışmaz ama az çok etkiler.

Tek bir sözde cümlede saklıdır aslında gerçek, ‘cesaret ve direnç özgür beyinlerin ürünüdür’ ve bu cümle hakkınca muhalefet edebilmenin temel dayanak noktasıdır. Özgür düşünmeyi bilen insan doğru ve dürüst bir insandır. Yaşamında hiçbir iradenin etkisinde kalmadan yoluna yürüyenlerin başarabileceği bir olgudur iktidar yürüyüşü. Emin adımlarla toplumsal muhalefetin öncüsü olabilecek ve göbeği sol ile kesilmiş bir iradenin sözleri ve eylemlerinde saklıdır toplumsal direniş. Bir kez olsun bu pencereden bakıldığında kara manzara değişmeye başlayacaktır.

Hayatların iyi veya kötü olmasında en büyük etken insan tavrından çok insanların yönlendirilmeleridir. Dört beş yılda oy vermekle sürece etkinliğini koyan irade yurt dışı projelerin oyunlarına aldandıkça, oyunlara geldikçe hep yaşanmazı yaşar ne yaşar ne yaşamazlar. Tüm bu gerilemeye karşın yaşam doğurgandır, üretkendir. Sürekli devinim halinde engerekçilere isyandır insana hakemlik edecek. Komşuda pişenden bize düşen doğru analizler yapılarak ülkenin özel ve öznel konumuna yansıtıldıkça yeni tür bir toplumsal muhalefet yoğunlaştırılabilir.

Bu noktada başta üst yönetimler olmak üzere tüm sol parti kadrolarının solun bu güne ve geleceğe borçlu olduğunu açıkça bilmeleri ve iman etmeleri gerekir. Yaşananlara bakıldıkça sağın bu toplumdan devamlı alacaklı olduğunu ifade etmek ise hiç yanlış olmaz. Bir muamma olarak bırakılsa da sağ her dönem, her koşulda ve şartta şu yoksul milletten haram helal sakınmadan alabildiğince alır, alır ama doymaz. Bu nedenle sol yeni kadroların önünü açma yürekliliğini ve cesaretini gösterirken eğilimini bu güne ve geleceğe borçlulardan yana koymalıdır. Kendilerini alacaklı sayıp en küçük fırsatı yakaladığında alanlardan, alacak olanlardan, alacaksa kalacak, çalacaksa oynayacaklardan yana tavır almamalıdır. Seçilmiş dar kadroculuğun ve katı katılımsız zihniyetin iktidarda veya muhalefette başa ne problemler açtığı besbelli iken yürüyüşün daha en başında tökezlemek akla zarar şekilde sola zarardır. Sol ancak toplumsal muhalefetin öncüsü olmakla ve sol kadrolar sayesinde belki iktidar olamayacak ama yükselecektir. Yücelecek ve büyüyecektir.

Uluslararsı gelişmeler gösteriyor ki gelecek kim ne derse desin solcuların ellerindedir.  Onların aklıyla biçimlenecek ve güzelleşecektir. Yıllardır güzel günler ve mutlu gelecek uğruna emek verenlerin, umutlar yoluna bedel ödeyenlerin ayni havayı soluyanların eşitlik, adalet ve barış içinde yarışmasıyla yeni bir düzen ve sol bir dünya oluşacağından kuşkulanmamak gerekir. Aksi halde o bilindik hüsran şarkıları dinlemeye devam edilir.

Solun ve solcuların deniz mavisi bir gelecekten yana tavır alacakları bilimsel bir gerçekliktir. O nedenle toplumsal muhalefet öngörüsü ve yörüngesi bu temelde genişletilmelidir. Toplumsal muhalefetin mevcut STK’lar yoluyla oluşturulamayacağı ve desteklenemeyeceği de açıkça görülüyor. O yüzden sol kimlikler ve sol siyasal kurumlarla hangi koşullarda eylem birlikteliklerine gidilebileceği de çok yönlü tahlil edilmelidir. Sol açısından katılımcılığın lafta kalmaması için toplumsal muhalefet yelpazesinin genişletilmesi için bilimsel sol temelli çalışmalar üretilmelidir ve sazda sözde bırakmadan, toplumun önüne projelendirerek çıkılmalıdır.

Kapı komşu başardı biz de başarırız, biz de yapabiliriz lafazanlığı ve kolaycılığı, toplumsal muhalefetin önünü tıkayacak bir duruştur. Toplumsal muhalefetin önü tıkandıkça da on yıllardır olduğu gibi ak ile kara birbirine karışır ve iç karartan ayni yağlı boyalı manzara fırça darbeleriyle tablolaştırılır.

Ve galerileri gezmek, bu kara yağlı tabloları izlemek de solculara düşer…