29 Haziran 2013 Cumartesi

DENİZ ÜÇLEMESİ

DENİZ ÜÇLEMESİ 1-2

 

Netmeli bilmem


Yeniyetme hayranlığıdır
Tapmak markaya
Yüz hasım yüzü hısım değil
Mayın döşenmiş hasılatlara
Yaban domuzu körlüğü kasım kasım
Kalem ucu kadar toprak bırakmadan
Satmak bedavaya
Yeniyetme hamaratlığıdır
Bütün dünyada vallahi aynı manzara.
Kriminal laboratuarları bomboş
Araç hedefe ulaştı
Benzer yüz, hısım değil hasım
Gübrelenmiş topraklar kritik dönemeçte
Yatmak uykuya
Yeniyetme hoyratlığıdır.

Uyurgezer kelimeler


Ninnilerle uyurdum çok eskiden
Uyuşmadan
Gönderdiğin mektupları asla okumadım
Topladım zarfları dikkatle ayırdım pullarını
Hepsi bir başka göç
Benzer şehirler, ayni söz farklı öz
Deniz kıyısı kokuyorlar hepsi de
Utanmadan.
Mineral mineral
Film şeridi penisilin gibi yakıcı
Gönderdiğin tebrikleri asla okumadım.


Mimli duygusuzluk


Yetişkinlik
Kadın düşkünlüğüne benzer
Hisli ve hassas
Kadınına düşmeyegör
Paslı ve gıcırdayan karyola
Ve inceden hesaplanmış palavralar
Minimum ve ekonomik
Bir çadır tiyatrosu piyesidir hayat
İstifade etmeli
Hiç eğitim almadan bunca duyarlık
Yetişir.
Kadın düşkünlüğü erkeği bozar
Hissiz ve hastir
Adamına düşmeyegör
Paslı ve vızırdayan mermi
Ve inceden kan sızan yaralar
Çözülmeyecek sorun yok
Yetiştik.

Açıkhava tiyatrosu

Uçak gemisine süzülür adı sanı gizli jet
Dokunmadan kauçuğu çeliğe
Etkilenir deniz
Dışarı vuru öfkesini, sillesini
Açık havada ihanet.
Azınlık çilesi
Az çile çekmedik be aslanım.
Gövde gösterisi hergün
Çatışma erken saatlerde
Bıçak kemiğe dayandı adı sanı gizli servis.

İzmir fırçası


İlan tahtasında kara kalem resimler
Nehir kollarını denize uzatan hatlar
Afrika yeşili hırka
Tütsülenmiş kağıtlarda füme rengi dağlar
Çevik kışkırtmalar gökyüzünde.
Yağmur, yağmur yağar
Çamur deryası bir tarla
Ve cıvıldaşan atarla kuşları, jülyet
Herbiri birer kara nokta.
Zihinsel mucize yelkovanları şaşırtmış
Oy akrep zehirli kahır kılıksız dünya
Aklıma takılan çekmek zorunda mıyım kardeşim
Bila bedel bi hayat buyurun
İlan tahtasında kara kalem bir ilan.

Televizör


Daldır kepçeyi batmadan rezilliğe
Çaylak ajandasına kayıtlı geleceğini al
Miyop gözlerin elbet görür
Deldir, kulağın deliktir önceden ama olsun
Yeniden yeniden deneyim şart
Birlendim soğuk bakışların bebeğinde
Ziyanı yok rötarlı da olsa güzel
Panzer selinin tam ortasında
Miyop gözlerim elbet görür
Kaşıkla verip kepçeyle alma rezilliğini.

 

Üçgen

Can çekişiyor kalabalıklar
Fenalaşıyor hava
Koruk kokusu sepetleri ezen
Çiğiltepe’ de şeytan ölüyor
Kum saati bitmeden kum durmaz ki
Pandomim başlar
Ardından havalanır kırlangıçlar
Tıpkı soğuk savaş dönemi.
Bombaların anası da babası da ağlar.
Kan kokuyor sokaklar.
Ellerim yanıma düştü.
Hava fenalaşıyor

İkilen
Sevmek en sevimlisinden
Şirin kopçaların bir bir sakladığını
Maden çöktüğünde üstüne
Ağustos böceği en güzel aşk şarkılarını öttürüyorsa
Taş fincanlarda ilk aşk yudumlanır
Yel akıllı geçkin saatlerde küfeliktir
Canan da bıraktı anahtarı
Başlarken bitti sevme üzerine bir hikaye daha
Ah şu alışveriş merakı.
“ Nerde bende o yürek “ şirinim
Acılardan şiirler koparacak
Maden çöktüğünde üstüme
Ağustos sıcağı en güzel aşkları kavuruyorsa
Boş fincanlardan yudumlanır son aşk.

Birlen

Uyduruk yalaklardan taşmış su
Arılar peteklerden
Resmin albümlerden
Alarm vuruyor kör sabahlarda
Aysberglerin yüreği ateş çemberi
Evvelsi gündü arife
İhtişamı geceye düştü
Kedi çamur topaklarıyla miyavlaşıyor
Köpek kediye hırlıyor
Anonim kavga
Nerelisiniz hemşerim, hemşirem
Uykusuz gecelerden taşmış kimsesizlik
Ağrıtır yüreğimi.

Yel akıllı geçkin

Seçkin gölge
Yumurta akı cıvığı sabahları seçermiş,
Bulvarları kovaladım şehir şehir
Yel değirmenlerimi sırtıma yükleyip hem de
Yel akıllı derler bizim oralarda
Veya külek kafa olsun varsın
Geçkin yaştakine
Denize bakmak ay ışığında ne güzelmiş
Denizi beklerken yaşlanmak veya
Gölgelere sığınmadan güneşle yakınlaşmak
Emekli derler bizim oralarda
“ Bir ömür böyle geçti habersiz “
Selamla gölgeni.

Pandomim

Yatıştım paragraf arası
Ve yattım.
Hangi alaşım aklımı kurcalayan hangi
Hırçın illaki tattım.
Kalmadı be gülüm yanlışa cesaretim
Kendimi sana kattım
Hurma yumuşağı gibi
Ve ayni daldan
İlk aklıma düştüğün günü hala hatırlarım
Hangi ulaşım aklımı durduran hangi
Hızlısı illaki tattım
Kalmadı be gülüm üç dine hasretim
Kendimi semaya kattım.
Ve piştim.

Anonim

Başka bir zaman
Önceden mi sonradan mı unutulan
Başkası yok.
Başka şey bu seferki
Başkaları yok.
Yıllar sonra çürümeden, değişmeden,
Sıra sıra sıralanan
Eklenmek o zaman yılmadan
Başka türlü bu seferki
Güleryüzlü fındıklıklar içinde unutulan
Molekülünden sen
Çok zaman oldu çok, çok uzun zaman
Bir zamanlar Kudüs kıbleydi.
Başkası insan, insan.

Kalmadı be gülüm

Acı detayları inceledim
Amatör hevesiyle
Avutu iskelesi bu fakire mekan
Parmak izinde okuryazar diploması
Monologun başladığı yerde doğmuşum
Anladım bu dialog öldürecek beni
En uzak camiyi görmeden asla.
Fukara hevesi işte.
Avuntu istasyonu bu cahile mesken
Parmak izimde okuryazamaz diploması
Diplomasinin bittiği yerde doğmuşum
Anladım bu demokrasisizlik öldürecek beni
En uzak camiyi görsem bile…
İşte kimsesizler mezarlığı…

Çok uzun zaman oldu

Kısışmış tutkular geziniyor cankurtaran gibi
Seyyare can yakan
Bellek yitimi her sabah
Moloz yığınları içinde bir şehir
Sen gel yine
Bekliyorum saat kulesinin önünde
Zirvesi altın kaplama.
Kuvayi Milliye Meydanı’ nda
Seyyare can yakar
Mavilenmiş tutkular parlıyor Ege’de
Her akşam bellek yitimi.

Sen gel yine

Demir attım anasonsuzluğa
Anatomim toptan felç
Varisler toplanmış
Perçeminde pineklemekte bulut arası güneş
Endirekt aşk
Kucağımda kusurlarımı buldum
Ama demir attım sonsuzluğa
Ana tamam, toptan haklıymışsın
Kaprisleri hileymiş
Perçeminde gizlenmekte güneş arkası fırtına
En nihayet bıktım.
Ana sonsuzluğa demir attım.

Dışarısı soğuk

Nice yıllara
Dişli çark düzeneği tahrip edilmiş dünya
Faturayı iliştirdim paçana
Anemi öpüşü dudaktan, öptüm
Yıldönümleri kutlamak vardı burada ya
İzmarit yığınları engel
Dışarısı soğuk ve gece ağlıyor ve
Gitmek istiyorum onca uzaklara
Muallak taşı selama dursun.
Nice yıllara.

Çocuk acısı

Beyaz Bayrağı çekti ağaçlar
Kızılağaçlar
Aromatik armoni aralığında mevsim
Çiçekler güneşten yanmış
Akçaağaçlar
Fırlamış ana yoldan son model
Çocuk acısı görmeden ölmek dileğim
Koskoca ağaçlar
Mortu çekerler bir gün
Hemide ayakta.


Yetişir

Kurak, çorak buraları
Tümsek yok
Küf kokuyor toprağı
Evet işte deniz Karadenizdir
Yetişir bu kadar zulüm
Evet işte deniz Karadenizdir
Yaylalarda çelik çomak
Tümsek çok
Bal kokuyor toprağı
Evet işte Deniz, Karadenizdir
Şimdi orda avlanmak zamanı.

Tadında bırakmak

Kılığı biçimi kurumlu ama
Astımlı
Kurum bağlamış eğreti borularını
Müneccim gibi bir soba
Terler güneşe açık günleri
Ağustos böceği gibi şakır
Tomurcuk tomurcuk
Berbatın berbatı bir acı ve gözyaşları
Kasıtlı
Kılığı biçimi kurumlu ama
Kurum bağlamış eğreti borularını
Benim yaşımda bir soba
Çekilmiş köşesine ama

Karınca gibi çalışkan.

DENİZ ÜÇLEMESİ-1

Deniz bereketi


Bilemezsin güneşi ne denli özlediğimi
Adaçayı kokulu
Erken geliversin bahar
Yaralasın yüreğimi
Çocuk bolluğu
Suskun yaz evleri açılsın anam eliyle
Güneşten kavrulsun mevsim başı
Nane çayı kokulu
Karnımda anlamsız duygular tortusu
Pardesümün eteğine yapışsın gelincikler
Kekik kokulu
Bilemezsin sakallı dedemi ne denli özlediğimi
Karanfil kokulu
Erken geliversin deniz
Dağlasın yarelerimi
Çocuk belleği
Durgun yaz evleri şenlensin anam diliyle
Denizden kopuversin mevsim bereketi
Anasütü kokulu
Bilemezsin okyanusu ne denli özlediğimi.


Menekşe bahçesi


Öte duvarlar ağlıyor çocuk gibi
Duvarların ötesi de
Denize kaç yol iner
Kaç şoseden gidilir
Çıplak uçurumlar saklar dağları
Dorukları kar
Mavi yüzüyor karadenizin kucağında
İç çekişleri duyuluyor gökyüzünün
Günden geceye bahar binbir renk
Kilitli kapılar ağlıyor çocuk gibi
Kapıların ötesi de
Eriyen kar deniz yolcusu
Kaçak mal yüklü sandallar
Takalar hamsi hamsi hamsi furyası
Çıplak koylar saklar onları
Direkleri kırmızı
Gençliğimde sahiden dağları severdim
Şimdi denizi, deryayıi toprağı
Kaç yoldan gidilirse gidilsin
Kurnazca beklenir ağlamalar bitsin
Parfüm kokularına karışıyor yosun
Duvarları aşıyor çocuk gülüşmeleri.

Çiçek soluğu


Soluk çiçek, kanadı kopuk çalıkuşunun
Yaprağı yeşil
Sola kaydı.
Alacakara sayıklamaları avuçları yakan
Kocaman bal rengi gözlerinde yalan
O gözlerden akar askıdaki tarih çöle
Balmumundan heykeller çiğniyor laleleri
Soluk çiçek kanadı, yüreği çarçabuk mort
Yaprağı kırmızı
Sola kaydı.
İğrenç uçurumlar kesiyor hayatı
Parlamento binasının bahçesinde saklı talan
Çiçek sulamayana vekil mi derler
Acil çağrı kimler içinse artık çalıyor
Soluk çiçek çalıkuşunun gagasında özgür.


Dalgınlık anı


Özveri yürürlükten kaldırıldı
Sarpa sardı hayat
Bir dalgınlık anıdır
Salt bağışlamakla ilgilidir anılar
Mantıksız çekincelerim var
Gür saçlarında ilk bahar
Zeytin çekirdeği hayırlara vesile
Kısmen çözdüm parolayı
Ay iş ortağı, güneş oyun arkadaşı
Pastel renkli hamurdan adamlar
Kült tarzda kara giysiler
Sağlıksız görüntüleri var
Geriye sardı hayat
Bir dalgınlık anıdır
Salt barışmakla ilgilidir anılar
Gül yüzünde ilkbahar
Zeytindalı hayırlara vesile
Kısmen gördüm parıltıyı
Ay suç ortağı, güneş yol arkadaşı
Bu arada özveri yürürlükten kaldırılmış
Sarpa sardı hayat.


Top atışı


Sertleştikçe eksik gevrek
Namevcut dalgalar yalar denizi
Mutlaka yaşlı cevizi
Kendini tuttukça sertçe
Buğulanır gökyüzü tezahüratlarla
Madalyonun iki yüzü de taraftar çetesi
Dar geçitler, bezeli tutku pasajları boş
Meksika dalgalanması yapıyor kuklalar
Gerildikçe ebleh gerzek
Namevcut dalgalar okşar denizi
Mutlaka yaşlı saat kulesini
Deniz tarafındaki kale ilk devre
Konfetilenir gökyüzü tezahüratlarla
Top yuvarlaktı efendiler
Dikey perdeli camda bulanık anılar.

Kavgalar devresi


Toplu iğne ucuyla kazdım
Bu arızalı hayatı
Aklamak asit yağmurlarında günahı
Alkışlarla filan, yağma yok kızarım
Sümüklü böcek furyasında
Yerinde tutmak zor meridyenleri
Topluca direnmek lazım
Bu arızayı halletmek kökten
Sinemaki çayı yanında çuvaldızla tüneli
Hayatıma çuval geçirtip güldürenleri
Goy goylarla falan, yalan yok kazırım
Salyangoz furyasında
Çıkmak kolay merdivenleri
Topluca inivermek zor
Bu arızayı bir geceyarısı halletmek toptan
İki kez yaşadım be devrem
Gönlüm istemiyor gerçekten
Ama anlamak lazım …
Bu arızalı hayat bana göre değil.

Bal kovanı


Akademik akide şekeri
Kazazedenim
Ayni
Aseton kokulu ödemelerle öde.
Edindiğim ne varsa yoluna kurban
Çeperini zorlayan melodilerle dayan
Civa gibi akıp gidiyor hayat
Meziyet ister civanım
Ayni
Aslanca kaçıp giden hayatı kovalamak gibi
Veya lokmayı kapmak midesinden
Çeperini kovalayan kurbağalarla ayni kuyuda
Ayışığı gibi parlayıp sönüyor hayat
Mazeret göster cilalım
Ayni
Kör dilencinin algıladığı sadaka gibi
Veya bi ekmek parası abi cihetinden yalan
Çemberini döndüren felekle yılan
Deva gibi dalga geçiyor hayat
Mazuranı çıkar celalim
Ayni
Derinliğini ve uzunluğunu ölçen mezarcı gibi
Ölüm dilaltı akide şekeri
Akademik makademik dinlemez
Kazazedeyim.

Yaz okulu


İklime alıştım.
Orada şurada zorla uyudum
Eşliğimde yazı torbam
Metabolizmam ustaca uydu
Pastırma yazı dedikleri edilgenliğe
Düşkünlüğün bu denlisini bile umursamıyorum
Mola verdim.
Orda burda şurda zorla uyandım
Eşliğimde oku torbam
Aklımın gözü mahirce okudu
Dağılışın kitabını
Topladım mevsimleri attım torbama
Onlar mı değişti yoksa ben mi
Orda şurda burda zorla oyalandım
İklime alıştım.
Eşliğimde içi bahar dolu kilim torbam
Elimin körü gördükçe gördü
Denizin karasını
Ayaladım dalgaları kayboldum içinde
Akıl torbam boşaldı.
Havuz problemlerini inadına çözmezdim
Denize kapıldım

Deli gömleği


Ört üstümü gizle beni
Dam çatı istemem yıldızlar bana yar
Akortsuz akordionlar ebelesin yalnızlığımı
Metamorfoz macuna dönderdi aklımı
Mesir macunu sazlığında değneksizim
Karyola örtüsü lekelerle dolu yatağa çivilendim
Üstümü ört gizle beni
Devriyeler geziyor kırk parça, şose dar
Abartısız akıllanmalar dolaşsın yalnızlığımı
Andropoz macuna dönderdi deliliğimi
Nesir maratonu sazlığında kalemsizim
Çarşafı lekelerle dolu yatağa prangalandım
Üstümü ört gizle beni
Cevriyeler uçuyor kırk serçe, kanadı kırık
Ayartısız buluşmalar ninnilesin yalnızlığımı.


Ve dönemi artık


Ekşimiş renkler öpüşüyor
Cambazla gergin tel şemsiye gölgesinde
Can tatlı.
Metan gazı uygarlığı şarkılarla
Titiz uğraşıların canısı vurgun yemiş
Örümcek kafalılar pazarında bit arıyorum
Çene çalmak için çobanları
Tavus kuşu kanadı ekşimiş renkler karası
Kavalla oksijen elleşiyor çam gölgesinde
Cam buzlu
Bir fiskelik her şey, paramparça uygarlık
Semiz beslemelerin dünyası vurgun yemiş
Yeni yetmeler diyarında akıl arıyorum
Kaval çalmak için koyunları
Ekşimiş renkler öpüşüyor
Cambazla gergin tel ölümüne savaşıyor
Kan tuzlu
Havagazı duyarlığında şarkılarla
Denizin sofrasında altı alem tırol yemiş
Kurtlar pazarında canımı arıyorum
Yanılgıların dili


Akrobat vesikası
Meteoroloji yanılmadı
Günahkar orman kaldırımlara taştı
Kayırmayın beni belaya çatmağa alışığım
Akrobat vesikalık çektirdi
İdeoloji yanılmazdı
Günahkar olanlar kaldırımlara doluşmasa
Kaçırtmayın benim aklımı belalara alışığım
Akrobat vesikasına vesikalık çektirdi
Trajedi inanılmazdı
Günahkar olanlar ormana kıydı
Gerçek günah doğdu
Kabartmayın benim içimi
Şapka mankeni değil ki başım
Ütü buharıyla yumuşatılmış değil ki beynim
Çekerim tetiği valla günaha da sevaba da razıyım
Akrobat vesikalılar düşünsün.


Çünkü ağır geliyor


Dünkü
Bu günkü
Bahar alerjisi
Kadın oyuncu canlandırdıkça ölümü
Koluna takası geliyor insanın
Göz çevresi sürgülü ölümsüzlüğü
Akustik sesler eşiğinde
Esmek yeniden elveda diyerek dünyaya
Migrenim tuttu yine
Kalp ağrısı
Bu günkü
Dünkü
Yarın aynisi.
Kadın oyuncu ballandırdıkça arısını
Koluna giresi geliyor insanın
Çünkü
Çünküsü münküsü yok.
Süngü düştü
Bugün.


Şimdi kalkıyor şimdi


Derhal şimdi
Şimdiye kadar biriktirdiklerimle el ele
Minyatür şehirlere
Pelerinin sakladığı sarkaçta sallanmaya
Elimde küçük valizimle
Şimdiye kadar kaybettiklerimle diz dize
Hemen şimdi
Ya şimdi ya hiç, hemen
Kalkıyor gözleri buğulu mavi tren
Minyatür raylarda mini gardan hemen
Minyatür şehirlere
Vagonların penceresinden sarkan küçük insanlar
Alnımda büyük vasiyetim
Şimdiye kadar kaybettiklerim buradan köye
Biriktirdiklerim dönüş vizesi
Derhal şimdi, hemen şimdi, ivedi
Yolculuk minyatür şehirlere

Dertli abdal …

DENİZ ÜÇLEMESİ

HASRET DENİZİ

Deniz koptu geliyor !
Gökyüzü şahit
Paha biçilmez sevinçlere ne kaldı.
Canım içeri saklarım hatıranı
Ve kulaksız taş duvarları
O çılgın deniz tablosunu
Ortasında yalpalayan mavi gözlü gemiyi
Beyaz yelkenlerinde umut
Gökyüzü şahit
Uğruna ölünür umudu.
Genzimi yakıyor her gurbet türküsü
Canımdan bezmişim sayıklarım derin uykularda
Ve kavuşmasız yaş dudakları
Çılgınca öpmek arzusu
Deniz kokuyordu, nane, buram buram ıtır
Karadeniz mavi gözlü gemiyi yuttu
Beyaz yelkenliyi artık unut
Gökyüzü şahit
Uğruna ölünürse unutulmaz
İçmek isterim anasonlu, mentollü
Daha çekilmez üzünçlere elveda anı
Canımdan içeri saklarım hatıranı
Ve duyarsız beton duvarları
O yılgın deniz tablosunu
Ortasında saklanan beyaz yelkenli gemiyi
Mavi gözlerinde hasret
Gökyüzü şahit
Kapkara denizi içer, içer, içer …


Palavra

Palavralar atılır pembe mor
Her lisanda
Kimbilir hangi aksan karışık o seslere
Sürekli kaynar cadı kazanı dünya
Denizin öte yakasında portakal kokusu
Palavralar sıkılır pembe mor
Her nedense
Kokulur hangi akıllı anlayacaksa gizemi
Yanık tenli bir gölge vurur da damgasını
Rengarenk yalanların üstüne kırbaç gibi
Neyle ölçersen ölç artık yalanları
Kaç karış, kaç kulaç, kaç arşın arşa doğru
İyi pazarlık yapma anıdır korlaşan sahne
Arta kalan açlıktır yüreklerde
Dünyanın tüm atıklarından beslenmiş ama aç
Kızılca kıyamet kopsun varsın artık
Her lisanda
Kimbilir hangi insan barışır insanca
Günahları hafifleten günbatımı uğultularıyla
Palavralar canlanır pembe mor
Yürekleri kor
Soyu hangi kadına dayanır bilinmez
İşte kanıtı denizin öte yakası, portakal kokusu
Makiliği takip et mavi mor
Her adımda
Kimbilir hangi şeytan karışır o düşlere.
Sürekli kaynar cadı kazanı dünya.


Kare

Kızarmış balık kokuyor
İri bal damlacıkları şehvetlendirdikçe aklımı
Arakladığım keyifle yetinirim, kalırım
Uyku akar gözlerimden yavaşça
Altın sarısı salkımlar okşar gökyüzünü
Ve yükseklik korkusunu yenerim.
Tanrılar katı kızarmış balık kokuyor
Taze süt ağızlı, gül tenli melekler ve
İşlenmiş metal parçası parlaklığında güneş
Kasım kasım ısrarcı yine de bulutlar
Demiri döven tebessümle eşleşirim.
Ruhumu kurşuna diziyor soğuk esintiler
Duvar dipleri kızarmış balık kokuyor
Hep karanlıkta bir ışık arıyorum salakça
Bulamazsam gözlerinde yaşamı
Altın sarısı bukleler okşar aklımı
Bal damlayan ağzımda ararım yetimliğimi
Öyküler söyler mavi balıklar suya
Kızarmış balık kokuyor Karadeniz
İki laf arası biricik öksüz adaya ağlarım
Uykuya yatar yüreğim yavaşça.


Eşgüdüm şeytanı

Papatyadan mahrum eşek arısı
Kanadına kılıç darbesi
Kelepçeli birkaç adam
Oğul arayan bal arısı
Ve özgürlük arzusu
İki utanç arası işkencelerdeyim.
Bakır tel ve mayın döşeli yollar
Çiçekler papatyadan mahrum
Kanatlarına kılıç darbesi
Kelepir fiyatına birkaç adam
Özellikle ressamlığını arayan odun
Diğerlerini siktiret gitsin artık
Maden arayan cehennem narı
İki dünya arası nefretlerdeyim.
Bakır tel ve manyeto döşeli bedenler
Kanatlarımıza kılıç darbesi
Atamıza sözümüz var
Bu toprakları asla çiğnetmeyiz
Kelepir pazarında ressam müsveddesi
Sen tuval kirletmeye devam et
Kelepçeli birkaç adam
Oğul arayan bal babası
Ve onsekizlik idam sehpası
İki ilenç arası muhabbetlerdesin
Papatyadan mahrum eşek arısı
Arsızlığın bu kadarı eşeğe


Çiğiltepe

Çevir yüzünü göğe
Umarım şimşek çakar
Gökyüzü renk cümbüşü
Al başlı yıldırım göğü (bulutları) deler
Ve o delikten akar mutluluk
Doldur gönlünü gönlünce
Sağanaktır kısa sürer
Çevir yüzünü yağmurla yıkanan gök yüzüne
Arınmış mavidir ve tertemiz
Sanki uslanmış deniz
Kurumuş fidanlar inci tanesi çiçeklere durur
Durup durup bak
Umarım aklında bir şimşek çakar
Yeşil irisine bir kıvılcım değer
Uçsuz bucaksız evreni içine hapsetmiş
Çevir yüzünü göğe
Ve dua et
Açar peçesini umut
Seldir payına düşen
İnanmaktır özü inan, insanca
Devir alınterini hiçe sayan devir
Gökyüzünde unutulmuş şimşek bakışlı
Çevir yüzünü göğe
Umarım azıcık görürsün çehresini
Yeryüzü renk cümbüşü
Al başlı tohum toprağı deler
Ve o delikten doğar mutluluk
Değdir gönlünü gönüllüce.


Kum saati

Serin bir adadayım.
Yaz sıcağını öpüp kovan
Deniz suyunu koynunda saklayan
Cumhur reisi olmak vardı şimdi
Fırsat bu fırsat harbiliğinde zorlanan
Serin bir adamım
Yaz sıcağını sevip okşayan
Denizin sözünü yüreğinde saklayan
Cumhur reisi olmak isteyenin avradını
Fırsatı fırsat bilenin de
Serin bir odadayım
Yaz sıcağını hiçe sayıp aldırmayan
Bu dizeler ise denizde kum suçumdur
Yatarım ulen allahına kitabına
Kalemi kıranında avradını
Fesatı fırsat bilenin de
Sakın affetmeyin idamım.
Yaz sıcağını içip serinlerim
Denizin kollarını kurutanın avradını
Serin bir sıladayım.

Maden dağı

Vay eco vay
İçimde tarifsiz acı kaynar
Bir bilen olmak idi hakkın
Bir bölen düştü bahtına
Vallahi inanmadım
Oy eco oy
Şapkanda buruk yürekli güvercinler
Kara tahta sandıklar öksüz
Ve şiirler dökülesi beyaz kağıtlar
İlle de Rahşan
Billahi yaralandım
Ey eco ey
Halkçı Karaoğlan içimde yatar
Topraklar altında yasın
Bir şölen yaşamak idi hakkın
Bir şahin gibi kavuştun rahmetine
Vallahi billahi ağladım
Babam ölmüş gibi
Babam kuşağının has adamıydın
Umudun adı, adımın ilki, ilkelisi
Of eco of
Yatsan da bu şerefli toprağa
İçindeki güvercin beyaz kanatlarını çırpar
Bir ölümsüz olmak idi hakkın
Ölümsüzlük düştü bahtına
Tillahi inandım.

Ay içime doğar

Sustukça
Burda ,
Mamasız yavru ağlaması
Anasız
Aksüt dolu memesiz
Buna sıla özlemi denktir
Ay aklıma değer
Sarstıkça
Hurda,
Devasız hasta aranması
Yarsız
Harda yürümek acısız
Temaşa bundan sonrası
Keşke habersiz geliverse
Ay güneşe gebe
Canım denize
Ay dibime düşer
Kastıkça
Hüda.
İnançsız dua karmaşası
İnsiz
Yuvasız
Ay içime doğar.

Senatos

Mirasa kondum
Midasın kulakları duymasın
Çalmasın sazlar
Kızlar sızmasın
Miras oldum.
Gömütlük sızlanır sessizce
Denize saldırırlar alabildiğine yumuşak
Yokuş yukarı bahar sevinci
Rüzgar uçurur işitilmez sesleri
Eflatun çiçekleri adını söyler
Mirasa kondu
Körpecik otlar sararmaz mı
Bir demet ödeşme şarkısı
Kalmasın borçlar
Kazlar uçuşmasın
Miras oldu.
Midasın kulakları sağır
Sağır kalsın.


Taş fincan


Kim kalmış ki
Ölürsem birgün eğer
Sizden uzaklarda bir başıma
Nazım’ ın yanına defnedin bedenimi
Anadolu’ da bir köy mezarlığına
Kuzeyde olsun uyarsa
Karadeniz kıyılarında yüksek rakıma
Nasılsa çamları vardır
Veya fındık ocakları
Nazım taş maş istemezdi bilirim
Küçük bir mermer parçasıdır dileğim
Adım soyadım kazılı ayıp olmasa, tarihsiz, rakamsız
Kim kazık çakmış ki
Öleceğim birgün evet
Ahret yoldaşım çok kalmam bir başıma
Sayın Nazım’ dan başlayarak daha niceleri
Hani insanın şimdiden ölesi geliyor
Kim kalacak ki …


Direkt aşk



Yüreğindeki ışık Tanrı ışığıdır
Aşk tanrısal
Dili kandil.
Aşı tutarsa günün birinde denizleri aşıp
Ve arılar yok olursa yer yarılıp
Dört sene say gün gün, saat saat
Kopar kıyametin sonra
Sarıl aşkla
Yüreğindeki ışık Tanrı ışığıdır
Aşkım tanrısal
Kandil dillim
Acı dağlarsa günün birinde sevinçleri alıp
Ve anılar yiterse yer yarılıp
Sis perdesi delinir
Yüreğinin vuruşları o an esastır
Gerisi koca bir yalan.

Deniz Karadenizdir



Karadeniz kıyılarını yurt eylemişiz
Kararmış uygarlıklar sahnesini
Uçuklaşmış griyi
Ve dalga dalga mavilerde adacığı
Durduk yerde birbirimize benzemişiz sonra
Çekik gözlü, çevik bedenli, çelik yürekli
Dalgalı düzlüklerle şakalaşan çelişkide
Vazgeçmeye gör yalı boyunu
Çıban acısından beterdir hasreti
Paraşütle inercesine yaylalarına in de
Kara kanatlı kartalı gör
Zıpkın gibi delinen yeşilin ortasında deliyi
Yurt eylemişiz Karadeniz kıyılarını
Deniz ben varolmaz isem Karadenize sor
Birkaç çavuşla başlar anılar demeti, öğren
Sürer gider ustayla, çırakla, muhtarla
Mısır ekmeği, hamsi, karalahanayla vesair
İşte sen önce benim sonra onlarınsın unutma
Enternasyonal bir ailen var yani inan
Merkez istanbol bin kilometre doğusuna
Bin kilometre batı yekpare Karadenizdir
Kader artık nerde doğarsan Deniz, doğacaksın
Parıldayan uygarlıklar sahnesine
Uçuklaşmış pembe
Ve dalga dalga mavilere, adamca
Durduk yerde birbirimize benzemişiz kime ne?
Deniz karadenizdir, Karadeniz Deniz, hepsi sen.


Paskalya



Kiliseler yıkılır yapayalnız
Paskalyalarda
Çanları çalar Çingen çocukları satarlar
Tuğla tuğla günah çözülür Tuna’ da
Her taşın altında din bezirganları
İsa yaşamın içinde
Muhammed ile söyleşir
Paskalyalarda
Mumlar yakılır yapayalnız
Söner canlar ardı sıra canlarda
Yumurtadan çıkar sarı yumurcaklar
Soğuktur gece her geceden daha fazla
Yatak odalarında misafir edilir garipler
Her yaz başı sevap reçetesi
Muhammed yaşamın kendi
Musa ile söyleşir
Paskalyalarda
Kiliseler yıkılır yapayalnız
Camilerde kılınır cenaze namazı
Her taşın altında mezhep bezirganları
Çan sesleri akçam ezanına karıştığında
Aklım savrulur yapayalnız
Yüz çevirdiğim ne varsa kapı komşumdur
Rahiplerle hocalarla hesaplaşırım
Paskalyalarda…

Rüyaların dili


Kötü rüyalar çalmasın kapını
Uyu en güzeli en uzakta
Yarın işe gitmek yok
Uyan gerçeğe en sıcak
Yıldızları üstüne örtmek yok
Ölmek var belki en soğuk çehreyle
Oda Allah’ ın emri kaçmak yok
Bir rüya ki gördük
Ne çalabilirsek hayattan ayıbı yok
İnan gerçekten en kalpten
Yarın ölmeye yatmak yok
Yaralı serçe gözlerinde güneş karası
Kötü rüyalar çalmasın uykunu
Zar zor kapatabildik düşler kapısını
Parke taş döşeli kaldırımlarda yürü
Boşluktan denize pamukçasına düşer gibi düş
Görüp göreceğin en kötü rüya bu olsun
Kabarık dosyalarım var korkmak yok
Dilsiz rüyalar çalsa da kapımı …

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder