20 Nisan 2014 Pazar

TOPAL OSMAN; TARİHİN SİSLİ PERDESİ ARKASINDA SIR OLARAK KALMIŞ BİR OLAY VE BİR KAHRAMAN…


TOPAL OSMAN; TARİHİN SİSLİ PERDESİ ARKASINDA SIR OLARAK KALMIŞ BİR OLAY VE BİR KAHRAMAN…

 “ Ağa Hazretleri senin hakkında gerekli bilgileri aldıktan sonra buraya (Havza) çağırttım. Sen Karadeniz köy ve kentlerini koruyacaksın. Pontusçular hangi usulleri kullanıyor ise aynı usulleri çekinmeden kullanın. Bu mücadeleyi kaybedersek tarihten silinme tehlikemiz de vardır, fakat ümitsiz değiliz… M. Kemal Paşa”

Topal Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğü o ilk dakikadan itibaren fikri, zikri ve tüm benliğiyle, canı malı, mülkü ve Giresun Uşaklarıyla onun yanında yer aldı. Bu sarsılmaz bağlılık ta ki ölünceye, öldürülünceye kadar eksilmeden sürdü.

Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa’ya olan bu içten ve üstün ve dahi asla yıkılamaz bağımlılık uğruna canını feda etti…

Padişah ermeni tehciri münasebetiyle hakkında verilmiş idamı iptal etti, Topal Osman Ağa’yı affetti. Affı şahane Ağa’ya temmuz başı ulaştı. Aftan sonra dağlık iç kesimlere çekilmiş olan Topal Osman Ağa adamlarıyla birlikte Giresun merkeze indi. Tekrar Belediye Başkanlığını aldı. Ayrıca Muhafaza’ı Hukuk Milliye Cemiyeti’ne başkan oldu. Asıl bu tarihten ileriye Topal Ağa Ve Giresunlu Milis Kuvvetleri, Mustafa Kemal Paşa’nın yürüttüğü Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin içine resmen girmiş oldular.

Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde nefer olmak için Topal Osman Ağa’nın birliğine katılımlar her geçen gün sayıca arttı. Ağa çevresinde birleşen gönüllülerin yemesi, içmesi, giydirilmesi, barındırılması ve silahlandırılması bir ekonomik külfeti de beraberinde getirdi. Bu yük fakire dokunulmadan, eşraftan varlıklı kişilere bir bir üleştirildi. Destek vermeyenler ve vermek istemeyenler gelişen bu durumu İstanbul’da Padişaha ve padişah yanlısı Trabzon Valisi Kara Galip’e şikâyet üstüne şikâyet ettiler;

“ Giresun’un her tarafına anında biten anında yiten,  yol ortası gözünü kırpmadan adam öldüren, atlı veya yaya yolu kesen, salma salan haraç alan Topal Osman adında bir eşkıya türedi. Bu eşkıyadan bizi tez zamanda kurtarın!… O.U. İbrahim”

Ağa, 1920 Ocağında Giresun’da ‘Gedikkaya' adlı Gazeteyi çıkardı. Gazete Mustafa Kemal Paşa ile Ulusal Kurtuluş Mücadelesini öven ve taraftar kazanmaya mücadeleye nefer sağlamaya yönelik bir yayın politikası izledi. Gazetede birçok coşku yüklü makale ve cesurca yazılar Topal Osman Ağa imzasıyla yayınlandı.

Topal Osman Ağa ve Giresun Uşakları,  Ağa’nın Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğü o ilk günden itibaren, 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesine, 42. Alayın Komutanı Hüseyin Avni Bey başta tamamı şehit oluncaya, 47. alaydan sadece 285 er sağ kalıncaya ve gazilerden ancak bir kısmı Giresun’a dönebilme imkânı buluncaya kadar ve sonrasında üstünden sır perdesi bir türlü kaldırılamayan ‘o meşum olay’a kadar üstün fedakârlıklar gösterdiler…

Kutsal zaferden sonra Topal Osman Ağa 1922 yılının son ayında Gülnihal Vapuru ile Giresun’a döndü. Ağa, artık üzerinde birikmiş cephelerde geçen 23 yıllık yorgunluğunu gidermek amacıyla memleketinde istirahata çekilecekti.

Topal Osman Ağa Giresun’a dönmüştü ama Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesinin Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’yı koruma görevi sürüyordu. Müfreze hem Paşa’yı ilk günkü heyecanla koruyor hem de Meclisin korunmasına gönüllü destek sağlıyordu. Osman Ağa’nın, Paşa’ya canı gönülden bağlı 250 Giresun Gönüllüsü hala Ankara’da bulunuyordu.

Bu dönemde Ankara’da birden gizemli ve tarihsel önem arz eden olaylar tırmanışa geçmişti.  Mustafa Kemal Paşa’yı bitirmeyi amaç edinmiş Birinci Meclisin Muhalif kesimi derinlikli planlar ve gizli tertipler içindeydi. Meclisteki İkinci grup Topal Osman Ağa ve Giresun Uşakları’nı Ankara’da görmek istemiyorlar ve bu milis kuvvetinin artık memleketine dönmesini arzuluyorlardı.

Ve Mustafa Kemal Paşa memleketinde istirahata çekilmiş Topal Osman Ağa’yı sadece ikisinin bildiği bir nedenle Ankara’ya çağırdı. Ağa aceleyle, fazla hazırlığa girişmeden, etrafındakilere kısa sürede geri döneceğini belirterek yola koyuldu…

İşte o gidişte bir suikasta kurban gittiği iddia edilen Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi suçu Topal Osman Ağa’nın üzerinde kaldı. Hal böyle olunca Meclisin Mustafa Kemal Paşa’ya ve izlediği siyasal politikalara muhalif vekilleri Ağa’nın derhal yakalanması konusunda hükümeti her fırsatta sıkıştırdı. Böylece Ağa’nın yakalanarak cezalandırılması gündeme oturdu.

Bu gelişmeler karşısında çok zorlanan Başbakan Rauf Orbay bir arama emri çıkarır. Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’yi Osman Ağa’yı yakalaması için görevlendirir. Ama görev yakalamanın, Ağa’yı canlı tutmanın ötesinde bir durum arz eder. Kolaylıkla teslim alınamayan Topal Osman Ağa çıkan çatışmada yaralı ele geçer. Topal Ağa, ağır yaralıdır ama sır sebeplerle hastaneye sevki ağırdan alınarak ölüme terk edilir. Bir rivayete göre ağır yaralı Osman Ağa kurşunlanarak öldürülür anında başı gövdesinden ayrılır, bir başka rivayete göre ise canlı ele geçen Ağa’nın başı kurşun yağmuruna tutulur ve tanınmaz hale getirilir.

Aslında anılardır ‘yakın tarihe’ ve ‘Mize’ ışık tutan ve tutacak olan. Cilt cilt açıklanmış veya her nedense açıklanmamış anılardır dönemsel gerçekleri ortaya koyacak olan;

“ – Şimdi  ne düşünüyorsun?...  M. Kemal Paşa”

“ – Bir şey düşündüğüm yok. Topal Osman’ı yakalamak gerek. Çankaya’nın arkasında, ayrancı tarafında Papazın Bağı denilen yerde bulunduğu sanılıyor… R. Orbay”

“ – Nasıl yakalatacaksın?...”

“ – Muhafız birliği ile…”

“ – Meclis Muhafız Birliğinde Topal Osman ile gelmiş Karadenizliler var. Bunlar birbirine ateş etmezler, ne sen, ne ben, ne Ankara. Bir şey kalmaz… M. Kemal Paşa”

“ – Suçluları mutlak yakalatmak gerek. Eğer Başkomutan olarak her hangi bir düşünce ile sizce buna gerek görülmüyorsa, benim bunu yarın Meclise açıklamam gerekecektir… R. Orbay…”

Topal Osman Ağa’nın bu trajik olayda aktif rolü olduğu yadsınamaz. Ama bu olay Topal Osman Ağa ve Giresun Uşakları’nın Ulusal Kurtuluş Mücadelesindeki yararlıklarını, yiğitliklerini ve kahramanca duruşlarını da asla yok edemez ve zedeleyemez.

“ Topal Osman Ağa Ve Giresunlu Gönüllülerden oluşan Müfrezelerinin Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nde, mühimmatları bittiğinde kendilerinden sayıca çok üstün ve silah açısından aşırı donanımlı düşman kuvvetlerine küçük çakı bıçaklarını süngü takıp, kasatura yapıp hücum etmişlerdir. O günleri yaşamışlar her oturumda anlatırlardı. Bizim dönemimizde bunu bilmeyen yoktur. Bu cansiperane hücumlarda pırasa gibi kırıldıklarını, aşırı zaiyat verdiklerini gördükleri halde, öleceklerini çok iyi bilmelerine rağmen vatanın kurtuluşu uğruna hiç çekinmeden devam etmişler, düşman üzerine korku bilmeden atlamışlar… O.U. İbrahim”

Giresunlu Topal Osman Ağa Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin en önemli öncü liderlerinden ve kahramanlarındandır. Ancak Cumhuriyet Tarihinde, tarihin sisli perdesi arkasında sır olarak kalmış birçok olayda olduğu gibi hala aydınlatılamamış o meşum olay Topal Osman Ağa’nın da bir anlamda sonu olmuştur.

“ … Mecliste muhalifler Büyük zafer’den beri taşkınlık için fırsat peşinde idiler… Meclis’te sert çatışmalar oluyordu. Bir defasında Trabzon Milletvekili Ali Şükrü kürsüde konuşan Mustafa Kemal’e ağır sözler söyledi. Birbirlerinin üzerine yürüdüler. Bu olaya çok sinirlenen Topal Osman bir adamını yollayarak Ali Şükrü’yü konuşmak üzere Çankaya tarafındaki evine çağırır ve karşısındaki iskeleye oturur oturmaz… F.R. Atay”

Topal Osman Ağa’nın hiç hak etmediği bu yürekler acısı son tüm Giresunluların gönlünde sönmeyen ateş, iyileşmeyen yara, çaresi olmayan bir derttir.

“ … Bunları yakalamak oldukça nazik oldu. Çünkü Osman Ağa’nın alayına mensup bölükler Gazi’nin muhafızları idi. Osman Ağa’nın yakalanmasından bir gün önce Gazi’nin huzuru ile yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında, Ağa’nın bölükleri meclis taburu tarafından değiştirilip, Osman Ağa’nın meclis taburu tarafından yakalanarak adalete teslimi kararlaştırıldı… Gazi, eşi ile akşam yemeğini yedikten sonra gizlice ve kimsenin dikkatini çekmeden istasyona indi. Bundan sonra da bölükler değiştirildi ve Tenkil-CEZALANDIRMA- başladı…  A.F. Paşa”

Topal Osman Ağa’nın cenazesi omuzlar üzerinde Giresun Kalesine çıkarıldı ve Kurban Dede’nin yanında toprağa verildi.

Nihai olarak Topal Osman Ağa kimilerine göre, birilerinin emri ile şehit edilmiştir ve Cumhuriyet Şehidi sayılır veya…

18 Nisan 2014 Cuma

“BU MİLLET UĞRUNDA BİR BACAĞIMI ZİYAN ETTİM, İCAP EDERSE…”

“BU MİLLET UĞRUNDA BİR BACAĞIMI ZİYAN ETTİM, İCAP EDERSE…”

 “ Karadenizli milli irade kuvvetlerinin başında Osman Ağa isminde bir kumandan bulunuyordu.  Bunlar Karadeniz’den Giresun’dan gelmişlerdi. Bir askeri kuvvet olarak hemen bütün muharebelere sevk olundular. Muharebelere iştirak ettiler. Kahramanca cansiperane çarpıştılar. Muharebelerden sonra çok itibarlı ve çok fedakâr bir milis kuvveti oldular… İsmet İnönü.” 

 “ Ankara hükümeti, ne emir vermiş ise harfiyen yaptık… T.Osman Ağa”

Olayların asıl nedenleri anlaşılmadan, perde arkasında yatanlar ve sahne gerisinde yaşanlar ile süzme emperyalist oyunlar bilinmeden, yıllarca yok sayılan gerçeklerin özüne inilmeden, yüzeysel teranelerle Giresun uşakları ve Topal Osman Ağa’nın ülke için yaptıklarını anlamsızlaştırma ve hiçe sayma çabaları büyük bir tarihsel yanılgı, tarifsiz bir ön yargı ve Giresunluların yüreğinde hala sönmeyen yangındır…

“ Mütarekeden (Mondros) sonra husule gelen vaziyeti görünce, çıkabilecek bütün neticeleri tahmin ettim. Daha hiçbir şey olmadan 42 yere telgraf çekerek; Trabzon’da bir kongre yapalım, bizim imhamıza karar verilmiştir, savaşmaktan başka bir çare yoktur dedim… T.Osman Ağa”

Topal Osman Ağa mozaikçi değildir. Tüm Giresunlular gibi Oğuzların Üçoklar kolundan Gökhanoğlu bir Çepnidir. Çepnilerin kutsal simgesi ise sungur kuşudur. Bu simge çelik bakışları ve güçlü iradeyi temsil eder. Çepni boyundan her Giresunlunun babası veya atası, dedesi mutlaka Topal Osman Ağa’nın alaylarında onunla beraber milli mücadelenin değişik cephelerinde düşmanla savaşmış veya cephe gerisinden Osman Ağa milislerine lojistik destek sağlamıştır. Giresun uşakları ve Topal Osman Ağa, Kutsal isyanın öncü birlikleri olmuşlar, tüm Karadeniz’in ve ülkenin kurtuluşunda yüz yıllar öncesindeki gibi aktif rol oynamışlardır.

“Selçuklu ve Osmanlı kayıtlarında Vilayeti Çepni; başta Giresun merkez olmak üzere, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Gümüşhane illerinden oluşur.

Vilayetnameye göre, Anadolu’ya sonra da Suluca kara höyük köyüne gelen Hacı Bektaş Veli’nin ilk müritleri de Çepnilerdir. Çepnilerin önemli bir kısmı 1240’ta Baba İshak Türkmenlerinin isyanına da katılmıştır. Önemli sayılabilecek bir kısım klanlarının da Sinop’ta yerleştiği biliniyor. Çepniler Sinop şehrine saldıran, Trabzon Rum imparatorunu yenerek şehri layıkıyla korumuşlardır. Çepniler o tarihten itibaren de Samsun Canik’ten başlayarak Giresun’a kadar uzanan ormanlık bölgeyi ve devamında tüm Karadeniz sahilini yavaş yavaş fethetmişler…”

İlk ulusal kahraman ve istiklal isyancısı Gazi milis Yarbay Topal Osman Ağa Havza’da 29.05.1919 Perşembe günü Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğünde Ermeni tehciri ile suçlanmışlıktan dolayı boynunda idam fermanı asılıydı. Bu ferman 7 Temmuz’da kaldırıldı, aklandı. Yeni görevi Karadeniz’de cirit atan, azgınlaşan Pontus Rum çetelerini çökertmek ve imha etmekti. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal Paşa’ya kayıtsız şartsız bağlandı. Gönüllülerden oluşan milisleriyle doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm cephelerde düşman ile savaştı. Vatan ve istiklal uğruna ömrünü ve servetini harcadı.

Kuvvacıların en gözüpeklerinden, en çılgınlarından bir kumandan olarak tarih sahnesindeki yerini sağlamlaştırdı. Mustafa Kemal Paşa’nın askeri olma ruhuyla 42. Ve 47. alaylara komuta etti. İstiklal harbinde Karadeniz sahillerinde gönüllü ittifakını oluşturduğunda, bütün Mustafa Kemal Paşa muhalifleri ‘ Topal Osman ağa ve ölüm korkusundan’ Karadenizi terk ettiler.

“ Arkada kalanı vururum, ben arkada kalırsam sizde beni vurun… T.Osman Ağa”

Doğu cephesinde Ermenilere karşı durulması, Kars’ta bin uşaklı gönüllü Giresun taburu ile iç güvenliğin sağlanması, Sivas Koçgiri aşiret isyanının önünün alınması, Merzifon misyoner okulları ve uzantılarının imhası, Sakarya meydan muharebesine katılım sağlanması, Polatlı bozkırlarında gönüllü Giresun uşaklarından teşkil iki alayını da şehit vermesi uğruna çatışma, Haymana güneyinde Mangaltepeye kadar uzanan satıhta mangal yüreklice direniş, Rusya’dan gelen cephanenin İnebolu ve Amasra üzerinden Anadolu’ya sevkiyatı Topal Osman Ağa’yı efsaneleştirmiştir.

Topal Osman Ağa 1912 yılında, 29 yaşında zıpkın gibi bir delikanlıyken, ailesince savaşa gitmeme bedeli ödendiği halde Balkan Savaşına katılıp aldığı yara neticesinde ileride lakabı olacak ‘topal’ kalışından 1922’de milis yarbay olana dek cepheden cepheye koşturdu.

Topal Osman Ağa 21.10.1920 günü Ankara’ya çağrıldı ve Mustafa Kemal Paşa’yı koruyacak ‘özel birliği’ kurdu. Ölümüne Mustafa Kemal Paşa’yı korumak üzere zıpkın gibi on iki gönüllü Giresun uşağından oluşan yakın koruma fedai mangası böylece görevine başladı. Ta ki...

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk siyasi faili meçhullerinden Ali Şükrü Bey’in telefon kablosu ile boğulması suçu üzerinde kalınca Topal Osman Ağa zor duruma düştü. O hiddetle Çankaya köşküne saldırdı karşısında kimseyi bulamadı. Ortalığı dağıtıp döktükten sonra gönüldaşı Giresun uşakları ile Ankara Seyranbağ’daki bağ evine çekildi. Kendisini teslim almaya gelen birliklerle on sekiz saat süresince çarpıştı. Cephanesi bitince yaralı olarak yakalandı, kafası kesildi. Topal Osman Ağa ve On iki Giresun uşağı olay yerinde açılan bir çukura hiç hak etmedikleri biçimde öylece birlikte gömüldüler.

“ Birinci Meclis muhaliflerinin, Mustafa Kemal Paşa karşıtlarının, her türden mandacıların, saltanatçılar, şeriatçılar ve hilafetçilerin T.B.M.M’ye yoğun baskıları sonucu; Mustafa Kemal Paşa’nın muhafız birliği kumandanı, öncü kuvvacı Gazi milis Yarbay Topal Osman Ağa’nın başsız naaşı gömüldüğü yerden çıkarılarak bir kağnıya yüklendi. Beyaz gömlek giydirilerek Ulus’ta Meclis binası önünde ayaklarından asıldı…” 

Mayıs 1923’te naaşı Giresun’a getirildi. Silah arkadaşlarının cenazesine katılıp helallik vermesi ve alması için defni bir gece bekletildi. Ertesi gün Giresun kalesinde Kurbanlık mevkiinde toprağa verildi.

1925 yılında Topal Osman Ağa’nın naşı, Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile Giresun Kalesi’ndeki bu günkü anıt mezarına nakledildi…

“…Ben bu millet uğrunda bir bacağımı ziyan ettim. Düşmanı denize dökünceye kadar icap ederse sedye üzerinde muharebe edeceğim..T.Osman Ağa”…



AZİZ MİLLETE LALELER VE LALEZAR…

“ Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın... M.K.A.”

Utanmayanları yüzü kızarmayanları, her fiiliyatın içinde yüzerken gördükçe ve süzdükçe neden ise hayretini esirgeyen bir acayip aziz millet olunu verildi son yıllarda. Ne kadar fenalık varsa ve ulu orta ne kadar yapılsa da sözde iyi kalplilikten, gözde mazluma ağlaşmaktan kamu vicdanında affı kolaylaştıran, Allah’a bile havale etme gereği hissetmeyen bir toplum olundu maalesef. Elbette bakış farkları olacak, kişiden kişiye, fertten zümreye değişen. Ancak ‘biz’ duygusuna yoğunlaşmayanların sevgi, saygı, güven ve aşırı ilgiye mazhar olması yok pahasından aşırı zenginleştiren formül bu ülkeye özgü bir ucuz tarife.

Doğruluk yoksa güven oluşmamalı, saygı yoksa ilgi azalmalı, ilgi eksilince sevgi bitmeli, sevgi tükenince cemil cümle sonuna üç nokta ve her şey ilimsel gerçekliğe imsel ironi olarak kalıyor  artık. Bu bilgi transferleri bu ülkede işlemiyor aşktan da yüce değerler vasfından. Ben algısını topluma dayatanlar daima kazanıyor ve maalesef beklenti ötesi hiç de kısa sürmüyor saltanat.

Ey ülkem sana acıyorum içten ve samimi duygularla diye başlayan, nefis azgınlarına hallice siyasal yaklaşımlar sunan cümleler artık irleniyor, mimleniyor ve ortalık kirleniyor. Eleştirenler anında eleştirilecekler, farklılar ve ötekileştirilecekler kotasına aktarılıyor, çözüm arayışındakiler ise kısa zamanda çözümlenecekler kategorisinde değişik kıstaslarla yalınlaştırılıyor. Öyle bir tezgâh ki işleyen içten ve samimi duygularla ey ülkem seni seviyorum demek toplumu suça teşvik etmeye bağıtlanıyor.

 “ Allah katında en sevgilimiz, ahlakı güzel olan, halkla iyi geçinenler ve kendisiyle geçinilen yumuşak, iyi huylu olanlardır… H.Ş.”

Sormak lazım, neden bu kadar mutsuz umutsuz, insan var cemiyette.  Ve hala musibete bulaştıkça kabahati başkasında aramak modası genel geçerliğini koruyor en baştan ayağa. Şirk, şüphe, kötü ahlak, alabildiğine münakaşa adeti ve temaşa adaletsizliği kalpleri kabarttıkça yok yere ruh şifalaşamaz hastalığa tutulur. Habis ur kemirdikçe kemirir ilikleri ve hayatın en küçük parçacıklarına büyük akıl durmaları egemen olur. Düşünme ve sosyal gelişme,  acele ve tekdüze verilmiş kararların eni boyu düşünülmemiş parselasyon tercihlerin yoluna kurban verilir. Nihayetinde manzara akla zarar baroklaşır ve çoraklaşır. Lalezara döner meydanlar, merkezler…

Ve zambakgillerden yaprakları uzun ve sivri, çiçekleri kadeh biçiminde, soğanla yetişip laleleşen adamlar aziz milletin hizmetine sunulmuş gösterilir. Kim kime hizmetçidir o dilemma da kısa sürede laleleşir. Oysa lale esas itibariyle türlü renklerde yabani bir süs bitkisidir. Her çeşit işleme ve motif içinde sıkça kullanılan cinste kullanılabilecek mezheptedir lale. Altmış altı sayısını veren ebcedine hiç aldanmamak gerekir bu türden, türdeş adamların. Ve öğreti gereği dikkat etmek gerek bu adamlara her durum ve ahvalde. Alelade lalelerin lafzı hıfzı rey salahiyetiyle yalan yanlış dünyaya ilan edildikçe daha çok bin kapılar kapanır ve tek kapı açılmaz evrende.

İnsanı insan, adamı adam eden değerlerden uzaklaşıldıkça, adam olmayanı sultan eyleme eylemliliği neticesinde, sultanı aciz tebaasını kör kuyuya düşürür lale lale. Ve aziz millet tüm delilikleri ve delilleri görmezden gelmeyi vazifeyi asliyeden saydıkça iş Allah’a havale edilir. Hal böyle olunca da kâinatla ve ötesiyle tüm münasebetler yabancı paraların çapraz kurlarıyla dengelenir. Ve o denksizlikte lalezarda olsun, gülistan da, gülistan da olsun karanfil deryası da diyebilmek ise cesaret katsayısına bağlanır…

Hayatiyet haysiyet duvarına çarparak çuvallayınca iyi melekelerin çoğunluğu kaybedilir. Mesele şeytanda bir melektir mertebesinde, marifetlice cari hesaba kaydedilir. Hayatın kanunlarına bağlılığın zedelenmesinden aziz ve haiz milletin kalp marifetullahçı zihniyete cahilce tapınması inkıta sonrası yine devam eder. Devir kapamak ve açmak üzerine kurulu kumpaslar bir kez daha işleme koyulmuş ve tezgahta laleler bir kez daha kazanmıştır. O devir ki ortalık lale, memleket lalezar olsa da hiçbir zaman, takdir edilenin fazlasını yaşayamaz ve çok gitmez…

12 Nisan 2014 Cumartesi

ESENLER’DE HAYALLER KİMİNLE GERÇEK, KİME GERÇEK, KİMLERE HAYAL…

ESENLER’DE HAYALLER KİMİNLE GERÇEK, KİME GERÇEK, KİMLERE HAYAL…

Kazananların cephesinden bakmaya çalışan bir yerel seçim yazısıdır…

Elimize geçti; ‘Hayalleri bizimle gerçekleşen Esenler’ Fasikülü ve baktık. Fasikül fasikül beş yıl birlikte çalıştık, birlikte başardık latifesi fısıldanıyor elifin merteğine. Huzur ve umut şehri Esenler; yaklaşık beş yüz bin nüfuslu, on altı mahalleli ve İstanbul’un metrekareye en fazla insan düşen ilçesidir, denilerek belki de tek gerçeğin adı çiziliyor, sonra devam ediyor söylence ve Esenler’e ödül yağdı diye noktalanıyor eğlence.

Elimize ‘Hayalleri bizimle gerçekleşen Esenler’ Fasikülü geçti ve inceledik. Beş yıl durmaksızın hizmet ettik, Esenler’i yeniden inşa ettik. Esenler bizden beş proje istemişti biz beş yüz proje hayata geçirdik. Beşi bir yerde den ne kadarı gerçek oldu, ne kadarı hayal kaldı bilenler biliyor. Ancak bilmeyenler çoğunluğu teşkil edince ve hayaller ile gerçekleri birbirine karıştırıp sandığa gidince yeniden kazandı; ilk günlerin heyecanı ile çalışmaya devam edecek olanlar!...

İki yüz elli sayfadan fazla duran, hayalleri gerçek eylemişlik fasikülü sahife sahife sahiciliği muamma ama muktedir hissi veren bir rota izliyor. Otuz birinci sahifesinden devamla proje atlamadan, konuşma balonlarının içini boş bırakıp yazmadan, altyazısız, yorumsuz tarihe not düşüyoruz sadece, onların ağzından, onların kaydından. 

Vallahi öyle diyorlar kayıtlı baskılı, biz onları söyleyenlerin yalancısıyız;

“ Esenler İstanbul’un rengiyle buluştu. Hayata dair beklentiye Estim ile çözüm ürettik. E-belediye hizmetiyle 7 gün 24 saat çalışan belediye. Değişime kendimizden başladık, tüm personeli eğittik. Huzura geldik hesap verdik. Güler yüzlü esnafı işyerlerinde ziyaret ettik.

Esenler’in kamu hizmet binaları sorunlarını çözdük. Esenler hükümet konağına kavuştu. Esenler’e yeni belediye binası yaptık. Esenler’in artık bir hastanesi var. Esenler’e İstanbul’un en büyük ikinci itfaiye merkezini kurduk. Esenler’de onbir adet gençlik merkezi yaptık.

Esenler’e bir kültür merkezi yetmez dedik ikincisini yaptık. Esenler’e kongre merkezi ve teknopark kazandırdık.esenler’e dev kültür tesisi ve otopark yapımı başladı. Esenler’in artık bir sanat merkezi var. Esenler’e vergi dairesini kazandırdık. Esenler’e SGK şubesini getirdik. Esenler’e dev spor kompleksleri kazandırdık.

Esenler’de İstanbul’un en modern emniyet binasını hizmete açtık. 11 adet sağlık merkezi inşa ettik. Anne çocuk merkezini yaptık. Esenler’i askerlik şubesine kavuşturduk. Kentsel dönüşümde Türkiye’ye öncü ilçe olduk. Ödüllü cephe yenileme projesi güzel Esenler’i yaptık. F. Çakmak mahallesinde hayatı baştanbaşa yeniledik. Esenler’e dev parklar kazandırdık. Esenler çiçekleri ve yeşil alanlarıyla artık daha güzel. Göktürk’te vip piknik hizmeti. Değişimin sembolü Dörtyol meydanı. Prestijli caddeler yaptık.

Kent yaşamına estetik güven ve değer kattık. Esenler’in alt yapısını yeniden inşa ettik. 1/1000 ölçekli imar planlarını hayata geçirdik. Menderes mahallesi tapularını teslim ettik. Daha yaşanabilir bir esenler için 103 bin metrekare alan kamulaştırdık. Esenler’e yeni otopark alanları kazandırdık. İstanbul’un ikinci taş camii Esenler’e hayırlı olsun. Kilise kalıntısından dijital kütüphane. M. Sinan’ın su kemerine sahip çıktık. Camileri yeniden düzenledik. Merkez camiini baştanbaşa yeniledik.

Esenler metro ağlarıyla örüldü. T.Reis mahallesi büyük meydanına ve kat otoparkına kavuşuyor. Trafik yeni üniversite kavşağı ile daha rahat nefes alıyor. Esenler’e akıllı duraklar, modern otobüsler. Nefes kanalları açıldı. Esenler yeni mobese sistemleri ile daha güvenli. Gençliğimize sahip çıktık.

Okuyan Esenler’e modern halk kütüphanesi yaptık. Anne, çocuk, esnaf üniversitesi. Esenler eğitim festivali. Akademi Esenler. Evlilik okulu. Halı dokuma kursu. Kadınlara özel pembe klavye. Esenler eğitim vadisine kavuşuyor. Engelsiz esenler için yürüdük. Anne adaylarına tam eğitim desteği verdik. Yerinde ve düzenli sağlık taramaları yaptık. Esen bebek projesiyle sürpriz hediyeler verdik. Büyük sünnet şöleni.

Modern spor kompleksi yaptık. Yaz spor okulları düzenledik. Spora tam destek. Mücadele sporları ve cumhuriyet kupası. Farklı millilere dostluk mücadelesi. Satranç turnuvasını düşünen kazandı. Esenler’de spor yapmaya engel yok. Barış ekmeği Esenler’de pişirdik. Anadolu’nun tüm değerlerini Esenler’de buluşturduk. Dörtyol’da yüzbinlerle coştuk. S. Zaim İslam ve ekonomi sempozyumu. Akademisyenlerle cami mimarisini masaya yatırdık. Gönül sohbetleri ile gönülleri mest ettik. Hanımlar Boğaziçi turunda.

Sahurdan sehere sohbetler. Ramazanlar bir başka yaşandı. Anadolu’yu mayalayanlar esenlere manevi değer kattı. Ramazan bereketinde kono komşu buluştuk. Dünyanın en uzun iftar sofrasını kurduk. Eve  teslim iftar uygulaması başlattık. Alo iftar ile bereketli sofralar. Bir yazar bi kitap buluşması. Şanlı tarihimize yolculuk, Çanakkale, Kıbrıs. Öğrencilerle uzay yolculuğuna çıktık. Sporda iz bırakanları unutmadık. Yediden yetmişyediye herkesi sanatla buluşturduk. Kadınlarımızı bir gün değil her gün baş tacı ettik. Türkiye’nin enlerini seçtik. Esenler’de perdeler hiç kapanmadı. Anadolu’nun tüm renkleri ile bir çatı altında buluştuk. Metris cezaevinde şeb-i aruz ziyafeti.

Çocuk genç ve kadın meclisleriyle Esenler’in geleceğini inşa ettik. Yoksulun yüzü estim ile gülüyor. Kimsesizlerin kimi olduk. Esenler kardeş aileler ile daha güçlü. Yoksullarımızı sevgi çemberi ile sardık. Esenler ekmeğini paylaşmaya devam ediyor. Hayata tutunmak için hayat butonu. Esenler’in çeşmelerinden çorba akıyor. Cuma pilavı geleneği. İkinci bahar kıraathanesi. Engellerini tiyatro ile açtılar. Engelli ve yaşlılara evde kuaför hizmeti. Sınav heyecanın birlikte yaşadık.

Dünyanın bir çok ülkesine yardım elimizi uzattık.geri dönüşüm tesisini kurduk. On ton atık pil topladık. Haftanın yedi günü çöp topluyoruz. Kapakları topladık engelleri kaldırdık. Doğan her çocuğun bir dikili ağacı var. Esenlerin tarihi kitabı. Esenlerin sesi kentim esenler. Akademik şehir ve düşünce yazıları. Çocuk dergileri. STK’lar tek bir albüm. Kentli yaşam klavuzu…

Ve beşinci yılımızda Esenler’in hayalleri gerçek oldu, Esenler değişti insanlar artık daha umutlu. Çok şükür dualarımız kabul oldu, kalplerimiz birleşti, Esenler kazandı…

İmza Esenler Belediye Başkanı.”


Hayaller kimlere gerçek, kimlere hayal, hayaller kiminle gerçek, kimlere yalan beş yıl sonra sükûtu hayale düşen düşmeyen ömrü olan herkes görecek fasikül fasikül. Vallahi başkaca denilecek bir şey yok şimdilik. 

Kolay gelsin Esenler âşıklıları, olay şovlara devam…

HER SEÇİM SONRASI "HÜZÜNLÜ SABAHLAR"...

HER SEÇİM SONRASI "HÜZÜNLÜ SABAHLAR"...
 
Her seçim sabahından itibaren kısa bir süre seçenler, seçmeyenler, seçmenler seçmen olamayanlar, tüm ülke insanı, medyası medyumu, sermayesi emekçisi, sepetçisi anketçisi, çalanı çırpanı,  çobanı çolpanı, velhasılı akla geleni gelmeyeni tüm ahali seçim sonuçlarını tartışmaya başlar.
 
Siyaset veya politika her seçim ertesi futboldan sonra en bilinenler sınıfına girer ve herkes tahmininin tuttuğuyla övünür oy yüzdelerine sarkarak. Peşinden tuz buz, sus pus kesilir herkes ve diller lal olur. İktidara kimin kimlerin oy verdiği anında sır olur, hiç kimseler sorgu sualsiz verenler bile verdim demez asla, vermeyenler hüzün sabahları geçtiğinde kademe kademe çoğunluğa erişir.

İlk günler tartışmalar sorumluluk duygusu öne çıkarılarak ahlar vahlar arasında şekillenir ve şekillendirilir. Üzüntü süzüntü bir kenara şimdi seçim olsa vallahi kaybeden her kimse ben onlara verirdim yalanları ve keşkeleri sıralanır. Sanki bu keşmekeşte tüm kamuoyunda ortak bir hüzün yaşanıyormuş gibi ahlar vahlar tüketilir, galibiyet sevinçleri gelen günlere ve gülen yüzlere bırakılır. İçten içe yaşanan her ne var ise verilmiş oylar gibi saklanır o hüzün sabahlarında.
 
Baraj altı kalanlara ve yerel parlementolara yeter sayıda veya hiç temsilci gönderemeyenlerin en büyük partiyi teşkil ettiği şu son seçimde ülke demokrasisine garabet çalan, sakıncalar doğuran doğurtan seçim yöntemine, alavere ve daleveralarına eksiksiz selam durulur yinede. Ortaya yığınla aritmetik dayanağı olmayan fikirler atılır, memleketin ve meclislerin kuşatma altında olduğundan dem vurulur, herkes neden ise sıkı muhalif kesilir sonra herşey unutulur, çünkü vurgun vurulmuştur iki arada bir derede. Evet o ilk sabahlar alay edercesine acayip biçimde ana muhalefetçi kesilinir ve...
 
Yeni yetme aklıyla halka dayatılmış ne sağ kaldı ne de sol anlayışsızlığı her kafadan meydanlara serilir ama solun değer kazandığı görülünce hemen serden geçilir yardan geçilmez ve topyekun sağa çarkedilir. Böylece sağ merkeziyetçilik adına baş gösteren tüm ciddi endişeler dertop edilir ve taca atılır. Evet illaki böyle olur, oluyor son on küsur yılın seçimlerinde ve her seçimertesi hüzün sabahlarında da ayni terane, illaki öyle oldu yine.
 
Gecikmiş bir uyanış ve çaresizliğe çare yeni senaryoların havalarda uçuşmasına sahne oldu ama eski tas eski hamam ve ayni kaynar kazan suyu çıktı seçim sandıklarından. Ülke çok yakında bu ortamdan uzaklaşır ve mutluluk replikleri atar figurmanlar. Hemde kuşa kurda mı teslim edilecekti ülke denilirr övünçle. Ben şu olsam bu olsam diye başlayan, kol kesen baş yaran, kıç sallayan yok oluşa yönlendirici düşünceler zıplatılır meclislerde ve çiğ masallar masuralanır, ortalık yerlerdeki çay masalarında...
 
Atılır ileri ak pak partiden yana ama her partiden görüntü veren general başkanlık heveslileri, genel başkan geminin kaptanıdır, gemi karaya oturmuştur, gereğini yapsın derhal bıraksın naralarıyla cirit atarlar. Kimin kimden olduğu birbirine karışır işte o ilk hüzün sabahlarında. Hep eleştirilen o tek parti dönemi hortlatılır zincirler denize bırakıldığında. Mantık ters yönde işlemeye başlatılınca iki ters bir düz örülür muhalefet ağları, iktidar eliyle ve sanal bir seçim ertesi alemi lemlenir, lehimlenir tüm sereserpe konuşkanlıklara.
 
Herkes her seçim ertesi hüzün sabahında yankısı ve yanıtı bol çözümler önerir haddini aşan aidiyetsizlikle. Dün oy veren veya vermeyen kendisi değilmişçesine ağır ithamlar ve ilginç tavsiyelerle trajikomik düşünceler serpiştirilir denize toprağa göz göre göre. Üzünçlü tarihsel yenilgilerden pay almış yengi severlikle, oynamış taşların yerlerine nasıl oturtulması konusunda akıl hocalığına tutulunur büyüklenilerek. Böyledir işte her seçim ertesi hüzün sabahları...
 
Kırgınlıklar, öfkeler, yergiler,övgüler, dövgüler ve sövgüler yeni bir inada dönüşür hüzün sabahları sonrası. Gerileyişin ağır ağır yaklaştığı, sona yaklaşıldığı noktasında kişisel methiyeler düzülür. Düzen çözülür ve oranlar puan puan renkli grafikler eşliğinde kör gözlere parmak sokulur. Aşağısı, yukarısı, ötesi berisi, renkli laflarla remedilir ve delisi akıllısı inandırılır hücceten sırmalanan yalanlara.
 
Ve en sonunda tartışmaların altın ibresi dibe vurur, pikabın iğnesi de kırılır. İktidarı yeniden yakalayanlara son sürat, eşsiz benzersiz hayır duaları edilir, beddualar gizlenir. Sorumlu sorumsuzluğun gereğiymişçesine taraftarlıklarla gururlanılır, olgunluk ve alınganlık ayni anda zirve yapar ve hüzünlü seçim sabahları yenikleri gerer ve sona erer.
 
Artık yeni bir süreç işlemeye başlar. Taraflar ofsayt olsun olmasın gol atmaya çalışırlar birbirlerine. Yerelden başlayarak, reisi cumhura uzanan oradan genele teğerlenir seçimler ve hazmedilenler ile hazmedilemeyenler yaftasında güreşe tutturulur. Kimin galip geleceği yenişilemeyen yağlı güreş sonrası kurdelalı puanlamaya kalır. Yağlısında, bağlısında, karlısında ve siyasette en affedilmez hatalar da hakem kulesinde cereyan eder.
 
İşte her seçim sabahından başlayarak kısa bir süreliğine kurulan en yetkili ve en derun etkin yetkin kurullar araya kulaktan dolma moda siyasi tabirleri de sıkıştırarak tartışırlar seçim sürecini ve oluşan tabloyu. Var oluş,  kimlik ve kinlik bunalımları, yönetsel zaaflar hiçe sayılarak sadece verilen ak-bil oylar neticesinde pili şarzedilen iktidar değil, her daim yapıldığı gibi kaçınılmaz yenilgiyle karşılaşmışlar yatırılır yuvarlak masaya.

İşin özü capcanlı yürütülen seçim kampanyalarından sonra, canlı cansız tercihlerle kampana çalanların hayal kırıklığı yaratan partizan doğurganlığının hiç mi hiç tartışılmadığıdır. Hal böyle olunca Vallahi bu iktidara ben oy vermedim diyenlerin halay başını çekmek de zorlaşır. 
 
Zor kolay verdikleri oylar ile vicdan azabı duymayacak olanlara hüsran ve hüzün düşüyor ise her seçim ertesi, hüzün dolu sabahlar sadece bir yazının başlığı olur, ilahi yazgının değil...

ÇOK GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE…

ÇOK GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE…       
  

30 Mart itibariyle belediyeleri dağıttı halk. Belediye dağılımları irdelendiğinde; Bu seçimin net bir kazananı yok aslında. Mutlu ve umutlu, mutsuz ve inatçı konuşmalar yapıldı ama algılanan oydu ki mutsuzluk hat safhada. Hiçbir partinin mutlu olmadığıdır işin gerçeği.
Memleketimden seçmen yüzleri, memleketin seçim manzaralarını belirledi. Memleketimden seçim manzaraları talancının, yalancının, yalayan yutanın peşinde misali  insanın kurtuluşuna engel sonuçlandı, geçip gitti. Ama havada hala tahammülsüzlük kokusu, geçim korkusu var.

Kimyası ve coğrafyası acayip derecede kaymış bir yerel seçim yaşandı.Muhalefetin kaybettiği, cemaatlerin pusulasının şaştığı, cemiyetlerin temsilde zorlandığı, feodalitenin yok olduğu, fundamantalizmin zirve yaptığı bir tablo ortaya çıktı. Allahtan denize kıyı, denize komşu şehirler var.

Aralık mucizesinden bu yana yaşanan keşmekeşte elbette iktidar açısından bir değerlendirme yapmak gereksiz ve bize düşmez. Ana muhalefette bir aile dramı yaşanacak ise ve yaşanıyorsa, cesur yorumlar yapmak da sadece bize düşer. Kıyı köşelere saklanıp, perde arkasından parti dizayn edip boylarının ölçüsünü alanlara değil. İktidara methiyeler düzüp devamında ana muhalefete çarık giydirenlere hiç değil. Yorum yapmak acıyı, sıkıntıyı, üzüntüyü çeken hüznü yaşayan bizlere sadece bize düşer.

Bir acayip çelişki var ortada. Zaten gerçekler değersizleşirse, değersizleştirilirse edepsizlikle gelen ediple gider. Bir deli bozgun yaşamadan düzelmez manzarayı umumiye. Birileri durum çok vahim diye inceden inceye gergefi dokusa da diğerleri keyif içinde sevinçle martaval okurlar. Milyonlar paslı kırık dünyaları kadar yaşarken, ölmek işte buna denir diyerek sabahın köründe sandığa koşmaların sonucu buysa eyvallah.

Balkon sefası nutuğuna bakarsak geçmişler olsun, çok geçmiş olsun Türkiye demek geliyor insanın içinden. Çok çalıştın yoruldun Türkiye’nin muhteremleri dinlenin. Nasıl olsa seni dinlemeyecekler bir daha, ilk seçime kadar. Balkon sefasında verilen sözler tutulur mu, Allah bilir, dön geri bak eskilere, tutulmadığı ortada.

İnsan olana El insaf dedirten bir seçim tufanından çıktı memleketim. Bu oy patlaması ve eğlence çıkmazı hizmet patlamasına mı dönecek, cadı avına mı göreceğiz. Balkon sefasında edilen yeminlere, anlaşmaları bozup giden rüyalara aldırmadan asıl birinci kim olacak bakacağız. Cumhur reisi kim olacak göreceğiz… 

İçilen acı şerbetin dozunu ve yoğunluğunu iyi ayarlamak böyle ise, seçim galibiyetlerine ve bu yenilgilere artık damar dayanmaz. Çünkü herkese eşit paylaştırılamayan hayatlar belirliyor koskoca dünyayı. Sandıklar şeffaflaşsa ne olacak. Farklı ve Şarklı fantazisinden öteye gitmiyor hiç bir şey, oyların rengi ayni.

Birilerince iyi bilinmeli ki kızılcık şerbeti içenler tehlikelere tedbir almadan atılırlar. Sanal söylemler havalarda uçuşurken ikide biri cebine indirenler çılgın projeleri hemen işleme koymazlar, artık yeterli zaman var nasılsa. Belki tedavülden bile kaldırılır verilmiş sözler. Kızılca kıyamet koparacaklar uzlaşı peşine düşmezlerse eğer çok atasözü gerçek olur.   

Muhalefetin, ana muhalefetin temel taşları yerli yerine oturtulana kadar, doğruları dillendirmeye direneceğiz. Çünkü bizim baba ocağımız burası. Onuncu köydeyiz. Biz de artık sıkıldıkça Allaha havale edeceğiz baş döndüren ama halkın bir türlü inandırılamadığı gerçekleri. Sığınacağız yaradanın büyüklüğüne artık ve büyüklenenleri takip edeceğiz.

Bu arada Türkiye siyaset fabrikasında kimileri tatile çıkar, kimileri erken mesaiye başlarken bize memleketimden garip seçmen tipleri ve seçim manzaraları, aklımıza da amiyane bir cümle düştü;     
  
“Sağdan sollanmaz …”