7 Aralık 2011 Çarşamba

TOP PATLADI, AĞLAR DELİNDİ, FİLELER BOŞ


Erdoğan Aksu  

TOP PATLADI, AĞLAR DELİNDİ, FİLELER BOŞ

Yalan yanlış çok üzerine gidilirse, bir yerden sonra iş kopar. Top patlar, fileler ağlar delinir ve Futbol da zevk vermez, adı süper kendi paspas lig de rengini kaybeder, tatsızlaşır. Futbola da el atılınca, kazık çakılınca, her Allahın günü camı kırılan da topu kesince işin keyfi gerçekten kaçar. Üstüne Cumhurbaşkanlığı da futbol şiddet yasasını bu kez ve birinci kez Çankaya Noteri yakıştırmasına ters bir tutumla veto edince feryadı figan kopar. Gazetelerde aldatma, hile, teşvik, şike ve futbol bazlı yazılar, televizyonlarda spor programlarında yorumcular ve yorumlar başköşeye oturur.

TOP PATLADI, AĞLAR DELİNDİ, FİLELER BOŞ
Yalan yanlış çok üzerine gidilirse, bir yerden sonra iş kopar. Top patlar, fileler ağlar delinir ve Futbol da zevk vermez, adı süper kendi paspas lig de rengini kaybeder, tatsızlaşır. Futbola da el atılınca, kazık çakılınca, her Allahın günü camı kırılan da topu kesince işin keyfi gerçekten kaçar. Üstüne Cumhurbaşkanlığı da futbol şiddet yasasını bu kez ve birinci kez Çankaya Noteri yakıştırmasına ters bir tutumla veto edince feryadı figan kopar. Gazetelerde, aldatma, hile, teşvik, şike ve futbol bazlı yazılar, televizyonlarda spor programlarında yorumcular ve yorumlar başköşeye oturur.

Karşıyakalı olalı beri maça gitmeyiz. Tribünleri bırakalı yıllar oldu ama spor programlarını özellikle futbolu yakından izleriz. Her ülke vatandaşı gibi en iyi bildiğimiz konuların başında gelir futbol. Gençliğimizde hakkını vererek oynamışlığımız da vardır erken bıraksak da. Gerçeklerini de biliriz ayrıca. Yıllar yılı ligler temizliği zor şekilde kirletildi, kirlenmesine göz yumuldu. Adı büyük kulüp diye geçenlerin ve siyasetin gölgesinde yaşandı bitti her şey. İktidarlar her alanda özellikle futbolu sihirli değnek gibi kullanarak istediklerini yaptılar, yaptırdılar. Faşizmin ayak oyunlarından nasiplenerek, sacayağı tamamlayan ayak futboldur bilinciyle sarıldılar futbol topuna. Son yıllarda her şeyde olduğu gibi futbolu da yönetmenin takımına yedekten soyunan iktidar bir çuval inciri berbat etti. Ülkedeki tüm diğer şikeler, teşvikler, tehditler, kayırmacılık ve köşe dönmecilik unutuldu, unutturuldu bu vesileyle.

Oysa son yıllarda futboldan nemalanmak isteyen iktidar ve iktidar yandaşlarıyla,  iktidardan nasiplenmek çabasındaki futbol yandaşlarının çıkarları çatıştı. Yüz milyarlarca bütçesiyle baş döndüren futbol endüstrisinde herkes kara para aklama peşine düştü. Asıl mesele akıl, mantık, vicdan bir kenara bırakılarak futbolu ele geçirmek olunca, İşte o zaman yeşil çimleri söküldü stadyumların. Beton zemine çakıldı ülkenin futbol alemi. Futbol emekçilerinden futbol kapitalistlerine herkes enkazın altında sıkıştı. Altta kalanın canı çıkar belki ama enkaz kaldırma işlemleri çok kolay. Her alanda olduğu gibi ergenokana bağlanır mesele ve kökten halledilir. Her şeyi örgütlü suç kapanına sokma sevdasındaki iktidar redleştiklerini, anlaşamadıklarını, hoşlanmadıklarını, kendilerinden ayrı saf tutanları yöneticisinden futbolcusuna, malzemecisinden odacısına sokar sanal örgütün birine ve ülke futbolu da, ülke de kurtulur.

Hal böyleyken 401 sayfalık iddianame ve eklerinden oluşan Şike iddianamesi açıklanınca, İddianame kişi ve ekiplere ağır cezalar yağdırınca paçalar tutuştu. Herkes kendi kurtuluşunu hazırlar ama ülke futbolu yandı ki yandı.

Dava ne zaman başlayacak belirsiz? Futbol Federasyonu ne yapacak, iddianame dosyalarını İncelemesi ne kadar sürecek muamma. Şike yaptığı kanıtlanırsa, şike yapanın cezasının ne olacağını gösteren yasa meclisle cumhurbaşkanlığı arasında pinpon topuna dönmüş, yeni bir set başlıyor. Yani futbol topu pinpon topu doğurmuş. İtirazlar nereye yapılacak, adı şaibeye karışan takımlar küme düşürülecek mi, yoksa puan silinmesiyle mi yırtacaklar belirsiz. Sezon bitmeden düşme kararları uygulanırsa veya sezon sonu karar almaya anca yetişilirse, önceden düşenler ne olacak. Liglerin takım sayısı kaç olacak? Bırakınız her şeyi bir yana 2011’in şampiyonu hangi takım olacak.

Asıl önemlisi UEFA ne diyecek, hakkımızda nasıl karar alacak? Disiplin soruşturması açıp üç beş yıl arası dünya kupalarından, Avrupa kupalarından men cezası verebilir mi. Ki verir. Futbol kamuoyunun ulu orta futbol federasyonuna, savcılara, parlamentoya, başbakana, Cumhurbaşkanı’na, saydırması bu yüzden işte. Çünkü olaylar bambaşka hiç istenmeyen yerlere geldi veya gelecek. Bu andan sonra lig oynansa ne olur oynanmasa ne olur. Ülke futbolu prestij kaybetti ve kaybetmekte.

İktidar tarafından belirlenen Futbol Federasyonu’nun yetersizliği, deneyimsizliği, meseleyi işte bu haddeye getirdi. Kimse kimseyi kandırmasın, irili ufaklı televizyon kanallarında ipin ucu kaçan sert tartışmalara da hiç gerek yok, konuyu hukuki açıdan irdeliyormuş pozlarına da. Hukuksuzluk ülkede her alana sirayet etmiş elbette futbol da nasiplenecek. Çözüm arayanlar başka kapıya başbakan kapısına. Çünkü kararlar verilmiş, alınmış. Kime ne olacağı zaten biliniyor. Şimdi yapılan bir bardak su da fırtına yaratmaktan öte gitmez. Bizim gibi futbolseverler üzülüyor sadece. Taraftarlar ise birbirlerine diş bilemeye başladı bile. Renkler arası düşmanlık körükleniyor, böl, parçala, yönet hesabıyla. İktidar iktidarını korumak için her yolu deniyor işin gerçeği. Yakında hükümet kendi takımını da kurar diğerleriyle makul ve malum ligde yarıştırmak için.

Top patlakmış, çimler sökülmüş, fileler ağlar yırtıkmış fark etmez. Diktatoryalarda olduğu gibi bizde de İktidar en nihayetinde ne istiyorsa futbolu da kullanarak emeline kavuşacak.


06.12.2011
Bu Yazı 462 Kez Okunmuş

1 Aralık 2011 Perşembe

DER, DERSİN, “DERSİM`


Erdoğan Aksu  

DER, DERSİN, “DERSİM`

 
Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Yazmaya dair ne varsa bir gün mutlaka yazılır. Tutku ve entrika girdabına düşmeden, düşürülmeden yazmaktır önemli olan. Son günlerde cumhuriyetle yaşıt Dersim gündeme düştüğünden beri üstümüzde yoğun bir baskı var. Yazsan bir türlü yazmasan bir türlü.




DER, DERSİN, “DERSİM”
Yazmaya dair ne varsa bir gün mutlaka yazılır. Tutku ve entrika girdabına düşmeden, düşürülmeden yazmaktır önemli olan. Son günlerde cumhuriyetle yaşıt Dersim gündeme düştüğünden beri üstümüzde yoğun bir baskı var. Yazsan bir türlü yazmasan bir türlü.
Hayatın dini neyi gerektiriyorsa, neyi emrediyorsa onu yaparız hiç çekinmeden. Hakikat ve marifet sadece nefissizlik değil ki. Öyleyse imha ve inkâr politikaları ile insan hakları, uzlaşma kültürü, kültürel hoşgörü ve kalıcı barışın gerçekleşmeyeceğini dua sayanlardanız. Baskı, asimilasyon, etnik temizlik ve kör olası katliamlarla ata toprağı da ana vatanı da bir olma gerçeğinin yok edilemeyeceğine iman etmişlerdeniz. O nedenle diyeceklerimiz var derinden gelen, hakkımız olan.
Tarihin hafızası tüyler ürperten, acı günlere düşülen o anekdotları ve kötü anıları unutmak ister elbette. Ama bir çatı altında ortaya koyulan vizyon başka başka düşlere evrilir yıllar sonra. Artık kime ne menfaat sağlayacaksa. Ayrıca kendine has bir dili var Dersim olayının. Öyle herkesin anlayamayacağı bir dil bu, İcazet ve talimat almayan tarihçilerin çözüp anlayabileceği bir dil. Bizim gibilere de havanda su dövmek kalıyor geriye.
Dersim’i yazsan ne yazar, yazmasan ne yazar. Asıl olan o bal eylenen acıyı yürekten hissetmektir. Yürek yanmıyorsa lafı güzaftır. Hayata direnmek ihtiyacından hafızamızın derinliklerinde nice çetrefilli meselelerle boğuşuyoruz. Dersim de o meselelerden biri. Darlanınca insan ucu kime dokunacak diye düşünmüyor, düşünemiyor. Kimler sürgünde, kimler mezarı belirsiz, kimler topraksız, kimler on yıllardır ötelenmiş o geliyor ilk akla. Kim, kim adına kime neler yapmış, en yapılmazları reva görmüş o kurcalıyor insanın aklını. Sırlar kırklar kapısında açılmayı bekliyor ama meselenin en can alıcı tarafı herkes kendi dilinde yaşar fakat ortak dilde ölür. Ve özlem sırlara dayandığında dilek ağacına dilek kuyruğunda geçer ömürler. Bir de şehrin hüznü çökerse gönüllere ve şehrinden çok uzaklarda yalnızlığa itilmiş yaşamakta varsa kaderde siliniş o siliniştir işte.
Yeminler etsen ne olur, itiraz etsen ne olur, özür dilesen ne olur artık. Güvenilir kılavuzu yoksa meselenin menzilden çok uzaklara düşülür kafa üstü. Her aldanışta, her aldatılışta veya her isyanda darbe yapılır sonra.  Ve başarının içine damlar maneviyat, mesele içinden çıkılamaz muamma olur. Belki de istenen odur.
Oysa araştırıp öğrenmekle olur geçmişe gönül vermek. Aklımızdaki eşikleri sürprizlere sıkıca kapatıp, kurşun gibi kelebekleri öpmekle olur klişeleri yok etmek. Bilinmelidir ki kişi verdiği sözden mesuldür. Kurmaca kahramanlar yaratmaya, kutsal kitaplardan şifreler devşirmeye gerek yok. Parmak uçlarından saç tellerine ateş rengine dönüşmüş ise onbinler, sonsuzluk kapısında derviş aramaya gerek yok.
Zaten ertelenmiş yazarlık bizimkisi. Yine de Gözümüzü budaktan sözümüzü dudaktan esirgemeyiz evelallah. Muhalif yanımız yalnızlığa kandaş olsa da. Şimdi neyini, nesini yazalım Dersim’in, sesi olalım olmaya çabalayalım yeter. Takasa gelmiş kapılar yüzümüze kapansa da. Maksat varlıktan geçmek değilse eğer, dediklerini tartmaz isen eğer ölçü de kaçar. Ama ayıbın ayıbı anlamsızca başkasını ayıplamaktır. Bu ayıp hepimize yeter ve hepimize ait.
Hep başka hayatlara mahkûmiyet yaşar Dersim elinden olanlar. Yıllarca iki kaşın ortası yaşamışlık vardır heybelerinde. Uçuruma savrulmadan, aleni suçlamaları, bıçak sırtı nöbetleri ve önemli virajları geçirmişlik vardır elde sermaye. Kültür bir çığlıktır hesabı kültür aşıklığı vardır gönülde. Ve her şeye karşın sahipleniş vardır ülkeyi, daha ne olsun.
Meselenin özü, sözü, sesi birdir. Resmin detaylarında gizlidir gerçek. Bakmasını bilmek gerek. Ve mor sümbüllü bağlarda sürekli yüzleşmek vardır gerçeklerle. Ve cesaret gerek. Ve çözüm, her adımda çözüm, her alanda çözüm aciliyettir. Bu kadar gecikmişlik yeter, daha da geç kalmamak gerek.
Dersim yazmak, yazarken asılmak gibi bir şey…
01.12.2011
Bu Yazı 1016 Kez Okunmuş

30 Kasım 2011 Çarşamba

BELEDİYECİLİK VE KALDIRIM MÜHENDİSLERİ


Erdoğan Aksu  

BELEDİYECİLİK VE KALDIRIM MÜHENDİSLERİ


Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Belediyeyi, yeni belediyeciliği herkes biliyor. Kaldırım mühendisliği ise sözlüklere, meydanlara, laruslara girmiş en eski mesleklerden biridir. Üniversitesi, hayat üniversitesidir. Son yıllarda diğer üniversitelerden kaldırım mühendisliğine yatay geçiş yapmış nice meslek erbabı da vardır. Budalalar meclisinde susulur misali şimdilik susarlar, kaldırım mühendisleri.Demokrasi deyip batıya, ekonomi deyip doğuya yayılınca ülke, sıra dışı açılımlarla kaldırım mühendisliği de şekil değiştirdi. Ve müzmin bir kaldırım mühendisi olarak canımız sıkılmaya başladı.

BELEDİYECİLİK VE KALDIRIM MÜHENDİSLERİ

Belediyeyi, yeni belediyeciliği herkes biliyor. Kaldırım mühendisliği ise sözlüklere, meydanlara, laruslara girmiş en eski mesleklerden biridir. Üniversitesi, hayat üniversitesidir. Son yıllarda diğer üniversitelerden kaldırım mühendisliğine yatay geçiş yapmış nice meslek erbabı da vardır. Budalalar meclisinde susulur misali şimdilik susarlar, kaldırım mühendisleri. Demokrasi deyip batıya, ekonomi deyip doğuya yayılınca ülke, sıra dışı açılımlarla kaldırım mühendisliği de şekil değiştirdi. Ve müzmin bir kaldırım mühendisi olarak canımız sıkılmaya başladı.
Küresel finans sektörü yeniden yapılanma sürecine girince, öfke ile yoğrulup, azap ve gazap ateşiyle pişirilmiş sorunlarla boğuşur oldu dünyadaki yedi milyar insan. Yedi milyarın %80’i de geri kalmış-bıraktırılmış ülkelerde ve bölgelerde yaşayınca, gazap üzümleri bir bir dişlerini kırınca, egemenler kılık değiştirdi. Bizde de kaldırım mühendisliği sınıf atladı. Varımız yoğumuz avucumuzdaki delikanlılıktı o da elden uçtu gitti maalesef.
İki denizi birleştiren boğaz manzaralı yerleri hakkınca bilmeyiz ama iki İstanbul’u birleştiren orta yeri, nerdeyse doğduğumuzdan beri yaşadığımız Esenler’i iyi biliriz, severiz aşktan öte. Öğrenmeye engel olanların çeşit çeşit manevralarına rağmen araştırır ve öğreniriz gerçekleri. Aklı başında olanların bile gafilce avlandığı, pusulayı şaşırtan planların bir bir hayata geçirildiği şu günlerde tadımız kaçtı.
Çünkü kaldırım mühendisliğinin tadı kalmadı. Kaldırımları arşınlayan o dervişane bilgelik de paraya endekslendi. Mesleğiniz nedir sorusuna kaldırım mühendisi denilerek verilen en isyancı, en keskin, en alaycı ve en harbi cevap da anlamını yitirdi. İyi bir kaldırım mühendisi olmak için önce bir siyasi partiden belediye meclisi üyesi olmak gerekiyor artık. İktidar veya muhalefet fark etmez. Nasıl olsa prestij adına, iş görme-iş gördürme, paylaşma ve paslaşma adına, her yıl yenileniyor cadde ortası, sokak arası kaldırımlar. Böylece sahte kaldırım mühendisi kökenli meclis üyeleri, yerden bitme, yeni yetme müteahhitlere dönüşüyor tılsımlı sopa değince kaderlerine. Kederi halka kefareti bilmem kimlere kalıyor.
Yeni döşenmiş kaldırımlar şiddetli bir kışa veya ciddi bir sağanağa dayanamayacakmış kimin umurunda. Kısa sürede kaldırım kaldırımlıktan çıkacakmış ne problem. Sonra o kaldırımlar sökülür, yeniden döşenir nasılsa. Velhasılı kerem; Yeni kaldırımcı müteahhitler, eski sahte kaldırım mühendisleri,  baştan savmacı kaldırım ihaleleri ile dört çarpı dörde binerler milletin parasıyla. Araba yükü para kaldırırlar.
Tüm döşemeler mevsimliktir, yani bir yaz köşesi bir de kış köşesi vardır. Biz yazarız; mevsimlik kaldırım mühendisliği, evladiyelik müteahhitlik mertebesine terfi eder. Ye ye tükenmez mirasa savrulur çakıl taşları.  Taşların renkleri, desenleri ve şekli şemali uyduruldu mu tamam, geliversin çuval yükü hak edişler. Birazı mensubu bulunan partiye hibe-yardım, birazı kaldırım mühendisliğinden kurtulma bedeli olarak malumunuz. Birazı da ilerde rantsal dönüşüm uygulamaları ”deprem” bahanesiyle meşrulaştırılıp, yasallaşınca kullanılacak müteahhitlik sertifikası için ilgili mercilere. Kalanı ile ise sülaleyi talukat geçinir.
Bu kaldırım düzenleme bayramı etkinliklerinden kimse de şikâyetçi olmaz. Biz de şikâyetçi değiliz. Bir taş kırılması, bir taş sökülmesi ile başlayan her kaldırım sökülüşü bizim için yeni bir sıkıntı olmasına, ayrı bir külfet getirmesine rağmen. Alışmışız alıştırılmışız göbekten. Bu oynak taş pınarında yol iz bulmak başlı başına maceradır çünkü. Mazohistçesine macerayı severiz topumuz, toplumumuz. Kaldırımları söksünler taksınlar, başkaları gelse takmayacak mı sanki deriz sıkça. Ama asırlık kaldırım mühendisliğinin de mecrası değişiyorsa takarız bu meseleye. Her sokak arası kaldırım yenilemesi meclisli bir kaldırım mühendisinden, kaldırım müteahhitleri peydahlayacaksa işin suyu çıkar. Bu ışınlama yöntemiyle sokak zenginleri yaratmak işi bozar. O suyu da içmekten men ederiz kendimizi, Kerbela’daki gibi kavrulsak da.
Şu koca istanbul’da merkeze sıkışmış, sıkıştırılmış Esenler’de zavallı mahalleleri yeni rant merkezlerine dönüştürmek kimi kurtaracak belli. Nitelikli arazisi kalmayan şehrin orta yerinde deprem korkusu zerkedilerek araziler yaratılıp, bu arazilerin üzerine kondurulacak lüks sitelerde kimler oturacak acaba. Lüks site kentlerin kıyıcığına kondurulacak turistik tesislerde kimler ağırlanacak besbelli, aşikâr.
Kimsenin siyasi yelpazedeki yeri bizi ırgalamaz. Ama farklı görünüp ayni kaldırımdan nasipleniliyorsa, işgüzarlığın ucu ileride yaşama, doğaya, haklara ve örgütlülüğe müdahaleye varacaksa, bu kaldırım mühendisliğinin henüz yazılmamış kara kaplı kitabına sığmaz.

28.11.2011


Bu Yazı 405 Kez Okunmuş


KURULTAYIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…


Erdoğan Aksu  

KURULTAYIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…
 
Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Kurultay, kılıçlar çekildi düello başladı diye açıldı. Ve bir dönem şimdilik kapandı. CHP’nin yeni söyleminin nasıl şekilleneceği, kimler tarafından resmedileceği belirsizliği ise blok listenin açıklanmasıyla son buldu. Sıra merkez yönetim kurulunun atanmasına geldi. CHP son iki kurultayıyla yapısal bir dönüşüm sağlayayım derken siyasal bir çatlamanın eşiğinden döndü…

KURULTAYIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…
Kurultay, kılıçlar çekildi düello başladı diye açıldı. Ve bir dönem şimdilik kapandı. CHP’nin yeni söyleminin nasıl şekilleneceği, kimler tarafından resmedileceği belirsizliği ise blok listenin açıklanmasıyla son buldu. Sıra merkez yönetim kurulunun atanmasına geldi. CHP son iki kurultayıyla yapısal bir dönüşüm sağlayayım derken siyasal bir çatlamanın eşiğinden döndü…
CHP bir olağan bir olağanüstü kurultay sonrası eski köye yeni adet yeni CHP oldu. Parti politikası üçüncü yol çizgisinde bütünleşti. Avrupa sosyal demokrat partilerinin on yıllar evvel yeniden yapılanma adına ortaya koyduğu tezler, yıllar sonra CHP’de hayat buldu. Yeni CHP’nin sade CHP’lisi olanlarla, üçüncü yolun dışında kalan tek yol devrim’cisi olanların seçim sonrasında kozlarını paylaşacağı bir süreç yaşanacak bu günden yarına.
CHP büyük değişim kurultayını yaptı diyenlerin bu görüşlerinden ne zaman çark edeceklerini bekleyip göreceğiz. Kırılma noktası hassas ne kadar değer varsa parti yönetiminde yer bulduğu bu kurultay umarız CHP’nin kaynama ve kırılma noktası olmaz. Farklı renkler olsun denilirken parti meclisinde farklı siyasi görüşten bir çeşniyi harmanlayan, vitrine süren yeni CHP’nin akıl hocaları ileride umarız pişman olmazlar. Herkes kendine CHP’de yer buldu heyecanıyla alkış tutanlar yarın vekil sıralamasında umarız hayali sükûta uğramazlar. Bu kadar geniş siyasi yelpazesi olan bir parti meclisi ilk defa oluştu CHP’de. Ve umarız merkez yönetim kurulu atamaları üst yönetimin tabanla bağını koparmayacak biçimde yapılır. Yapılmasına gayret edilir.
Liberallerin, ilahiyatçıların, terör ajanlarının, dünün ortada bugünün solda yer alan işkadını ve işadamlarının, yarı yarıya yer aldığı yeni CHP’nin üst yönetimi parti programı ve ilkelerini bakalım hangi yöntemlerle kamuoyuna aktaracak. Parti içi muhalefetin ülkenin seçime dönük yüzünde kara bir leke olmamak için sessizleştiği kurultay belki de son kurultay olacak ve olmalıdır. Adı herkesçe malum merkez sağ, liberal veya muhafazakâr partilerden gelen, oralara yolu uğramış, geziyorken bir uğradım döndüm diyen, ikamet belirsizleri, orta yolcu profesörler zıpkın gibi yeni CHP’li oldular.
Çözüm odaklı bir rekabet yaratmak niyetinde değiliz. Daima geçmişi gündeme getirerek de partiye yarar sağlanamayacağını bilenlerdeniz. Ancak CHP’nin gerçek yüzünü göstermeyen, gerçek yüzünü saklayan her türlü yönetsel oluşumun da partinin dengelerini bozacağını görenlerdeniz. Yersiz tartışmaların tarafı olmamak adına bir süreliğine CHP’nin sessizleri kervanına katılacağız. Sessiz geminin demir alma vakti gelmişse bu limandan biz mendil sallayanlar olacağız.
Yeni CHP ve yeni sosyal demokrat çizginin belirlenmesine katkı koyan bu kurultay, genel başkanın atama ve takdir yetkisini kullandığı son kurultay olabilecek mi acaba?...

22.12.2010 Bu Yazı 355 Kez Okunmuş

YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ


Erdoğan Aksu  

YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ
Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Kurban et bayramı, Ramazan şeker bayramı olalı beri dini bir ritüelden öteye gitmiyor bayramlar. İçi boşaldı onlarında, her şeyin içi boşaltıldığı gibi. Festival havasında geçen, tüketim çılgınlığını tetikleyen, kapitalizme koşut bir gelişmişlik veya gerileyiş hüküm sürüyor bu bayramlarda. Dostluk, paylaşım, yardımlaşma ve dayanışma en alt düzeye çekilmiş, dinin öngördüğü değerler ikincil plana itilmiş durumda. Sadece adı dini bayram…

YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ

           
            Kurban et bayramı, Ramazan şeker bayramı olalı beri dini bir ritüelden öteye gitmiyor bayramlar. İçi boşaldı onlarında, her şeyin içi boşaltıldığı gibi. Festival havasında geçen, tüketim çılgınlığını tetikleyen, kapitalizme koşut bir gelişmişlik veya gerileyiş hüküm sürüyor bu bayramlarda. Dostluk, paylaşım, yardımlaşma ve dayanışma en alt düzeye çekilmiş, dinin öngördüğü değerler ikincil plana itilmiş durumda. Sadece adı dini bayram…

            Cep telefonundan bir kısa mesajı bile, Türkçeyi hakkınca kullanarak yazamayanlar, bu bayramların baş itirafçısı, baş tenkitçisi olarak başköşedeler. Eskiden yaşanan o naifliği, “ Rengarenk resimli kartpostalların arkasına birkaç cümlecik tumturaklı bayram tebriği yazabilme güzelliğini “ yaşamayanlar bugün el öpüyorlar çıkar uğruna. Çıkarsamaları da o yüzden anlamsız ve çıkarcı. “ Yaşar ne yaşar ne yaşamaz “ hissiyatıyla anımsanacak bu bayramlar. Bayram tebriği biçareleri ne anlarlar namelerden. Kaderde tüm karanlıklara inat fasikül fasikül devirdikten sonra, çarık çürüklerle uğraşmak da varmış. Ne hikmetse gök pamuk tarlası yer demirden gülle ve sırat köprüsü.

            “ Kurban kesenler, Sırat Köprüsü’nü kazasız belasız geçebilmek için o kurbanlara binecekler “ derler engin bilgileriyle yaşar ne yaşar ne yaşamazlar. İyi de cehennem üzerinde kıldan ince kılıçtan keskin Sırat Köprüsü’nün varlığını vurgulayan ayet hükmü var mı ki. Sahte cennet bezirganlarıyla bir olunca havada uçuşur öngörüler. Büyükbaş ve küçükbaşlar kurtarıcı olur insanım diye geçinenlere. Allah akıl fikir versin şu yaşar ne yaşar ne yaşamazlara…

            Bu söylencenin kurban kesilmesini teşvikten öte bir gerçeklik içermediği apaçık belli. İlla ki kurban kesilecek, etinden tadılacak denilmesi de dini hüküm ve dayanağı net olmayan bir durum. Ayrıca kurban kesilecek diye islamda bir dinsel zorunluluğun olmadığını da dillendirenler var. Dilin ucundakileri yaşamaktan ne yaşar ne yaşamaz hale gelindiğini görmedikçe düzelmez hiçbir şey. Bayram seyran dinlemeden kurbanlıklar sırasına girilir.

            Çalınan hayatları, asırlık kızgınlıklarla görmezden gelenlerin ilahlaştırıldığı, bu kuru gürültü günlerinde bayramlar eski tadını yitirdi. Yıllarca gizli kalan, gizlenen gerçekler su yüzüne çıktıkça, ebabiller öter her celse ve dava bitmez, ahrete kalır. Maskaralıklar kara dolaplardan saçıldıkça yer gök efsaneden geçilmez. Eline su dökecekler sıraya dizilir ve o eline su dökülmez hilkat garibeleri övünür arsızca. Bayram keyfi böylece sürer gider.

            Bereket versin ki bayramların zengin ve geniş içeriğini bilip, sayıp, anıp, berber mızıkası çalmayacaklar da var, az da olsa. Patavatsız ahenk cambazları, angusu-angutu, yaşar ne yaşar ne yaşamazları, asmalı bahçelerde sarhoşlarken, sükseden uzak bayramlaşmalar da yapılır gül bahçelerde. Süssüz, mütevazi, sükseden uzak bayramlaşmalar bu bayram da, yine bize kaldı.

            Bayramları bayram yapan değerlere selam olsun…

             
17.11.2010

Bu Yazı 207 Kez Okunmuş

Millet Devlet Elele Tatile…


Erdoğan Aksu
 
Millet Devlet Elele Tatile…
Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Kurban bayramı yıllardır uzayan, uzatılan tatil günleri nedeniyle, “Tatil” havasında geçiyor. Bayram havasını yitireli yıllar oldu. Daha yılın başında Ramazan ve Kurban ayında işe verilecek aralar inceleniyor, takvim yapraklarından. Bir telaşa, başlıyor şekillenmeye tatil programları. Oruçtur, kurbandır bir yana. Büyükleri, eşi dostu akrabayı ziyaret bir yana. Maddi ve manevi işler vekaletle halledilip yola düşülüyor. Büyüklere, eşe dosta, akrabaya, bayram ziyaretini bahane edip yola düşenlerle birleşince “tatil kervanı” hayat felç, kitleniyor koca ülke…

Millet Devlet Elele Tatile…
Kurban bayramı yıllardır uzayan, uzatılan tatil günleri nedeniyle, “Tatil” havasında geçiyor. Bayram havasını yitireli yıllar oldu. Daha yılın başında Ramazan ve Kurban ayında işe verilecek aralar inceleniyor, takvim yapraklarından. Bir telaşa, başlıyor şekillenmeye tatil programları. Oruçtur, kurbandır bir yana. Büyükleri, eşi dostu akrabayı ziyaret bir yana. Maddi ve manevi işler vekaletle halledilip yola düşülüyor. Büyüklere, eşe dosta, akrabaya, bayram ziyaretini bahane edip yola düşenlerle birleşince “tatil kervanı” hayat felç, kitleniyor koca ülke…
Hal böyle olunca, bayramların birleştirici, dayanışmacı, barışçı özelliğini yavaş yavaş yitirdiğini söylemek, pek de yanlış olmaz. Trafik canavarını sevindiren bu çılgınlık her yıl neden yaşanır, yaşatılır anlamak mümkün değil. Dünya’da bizimkine benzer bayram uygulamaları olduğunu sanmıyorum. İki ay arayla, yılı bölen bayramlar yok gibi. Madem bu bayramlar bize sunulmuş bari gereğini yapalım. Hava bayram süresince mevsim normallerinin üstünde seyredecek olunca, tatil günü de yeterli zaten, İstanbul yollara düştü yine. Hava, deniz, kara yolları tıkanma noktasında. Bu bayram göçerleri aslında, kendilerini keşmekeşin ortasına atıyorlar. Kalanlar rahatça İstanbul’un tadını çıkaracak ve bir güzel bayramlaşacaklar.
Bayram olur da hediyesi olmaz mı? Her bayram önü olduğu gibi; hükümet bir dizi açıklamayla, hediye bombardımanını başlattı. Artık bayram sonu görürüz; akla karayı, gerçek niyetlerini. Bayram cep harçlığı niyetine, esnafa, işverene ve işsizlere “bu gün bayram barışalım” mesajları gönderildi. “Seçim musluklarının” açılış startı kurban bayramı vesilesiyle verilmiş oldu böylece.
Kurban ayı bir de hac ayı. Yeni Diyanet Başkanının ilk beyanatını hac konusunda yapması iyi olur, hakkıyla yaparsa da durumu selefi gibi olur. Çünkü; İktidar partisi vekillerinin çoğu hacca gidince meclis toplanamamış. Devlet resmen  tatile çıkmış durumda. Aman canım toplanmasalar ne olacak, diyebiliriz bizler. İşlerimiz “Yaradana” kaldı diyenler de çıkabilir. İşini gücünü bırak, koş ibadete, ikinciye üçüncüye hacca, kitapta yeri var mı acaba öğreniriz bizler de.
Bizden de gidenler var. Genç yaşta hacca gitmek bize de nasip oldu diyen Belediye Başkanı ve yardımcılarından bir demet, haccı ikileme, üçleme ve tazeleme arzusuyla Mekke’ye uğurlandılar. Cuma akşamı itibariyle, bizde de devlet tatile çıktı. Kaymakam bey eşrafla bayramlaşmasını öğle saatlerinde yaptı. Tatilden yeni döndü kendileri, tekrar çıkmaz herhalde. O kalsın bari başımızda, dost var düşman var.
Halkı, devleti birlikte tatile çıkan, biricik ülkeyiz yeryüzünde, Allah’ın izniyle. Allah’ın gücüne gitmesin ama, “biz de tatile gitmek” isteriz. Şartları ve zamanı oluşunca hacca da…
Hayırlı bayramlar, cümlemize.
12.11.2010

Bu Yazı 214 Kez Okunmuş

CHP “ KAYGI İMPARATORLUĞU

,
Erdoğan Aksu
 
CHP “ KAYGI İMPARATORLUĞU “

Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Bu yazı, şimdilik son CHP yazısı olsun ve üçleme tamamlansın dileğindeyiz. Çıkılan kerevetleri görmezden gelerek zehir zemberek görüşler dillendirmek akılcı değil bu ara. Aşırı reaksiyon göstermek de köktenci solaklığımızla bağdaşmaz. Bir deli isyansa her daim alternatifi ortaya koymak “ O dağına göre kızılca kıyamet kopan asi “ olmaktan çekinmeyeceğiz nasılsa.



CHP “ KAYGI İMPARATORLUĞU “


            Bu yazı, şimdilik son CHP yazısı olsun ve üçleme tamamlansın dileğindeyiz. Çıkılan kerevetleri görmezden gelerek zehir zemberek görüşler dillendirmek akılcı değil bu ara. Aşırı reaksiyon göstermek de köktenci solaklığımızla bağdaşmaz. Bir deli isyansa her daim alternatifi ortaya koymak “ O dağına göre kızılca kıyamet kopan asi “ olmaktan çekinmeyeceğiz nasılsa.

            Yeni yönetimin en yetkilileri birbiri ardına beyanatlarla “ Suların durulduğunu, bundan böyle hep durgun kalacağını “ ortaya koysalar da politik çevrelerde “ Kaç vakte kadar bilinmez “ bir uzlaşı görüşü hakim. Örgütün başı partinin kapılarını açıyoruz dedi ve yürekleri bir nebze ferahlattı. Ancak biz, “ Koşulsuz destek vermeyenler “ kaygılanmaya başladık. Kısır tartışmaların ötesinde bir duruş sergileneceği söylenirken, yılların değerlerinin ötekileşmesi, ötelenmesi perde perde inen bir endişeyi yaşatıyor daralmış yüreklere. Yüzlerdeki anlık kibarlaşma, kanımıza nereden bulaştığı belirsiz bu virüsü, “ Ahde vefasızlık “ virüsünü yok edebilir mi acaba.

            CHP’de eski kafalar ayıklanıyor, CHP eski kafalardan kurtuldu sözlerini dillerine dolayanlar iyi bilmeli ki ilham perisi bir uğrayıp geçer. Eski köye yeni adet tutar mı bilemem ama; Biz de eski bir kırkbeşlik plak olarak, tuluatımsı dialogların ötesinde  “ Arşivde görüntüleri saklı “ söylediklerimizi yinelemekten korkmayız. Es kaza bir fırsat yakalarsak “ Pısırıklığı delilendirecek “ o eski marşın açık tuşlarına dokunuruz.

            O 78 eski vekilin Kılıçtaroğlu ve yeni yönetimine “ Koşulsuz destek “ açıklaması, açıkçası yüreğimizi burktu. Bre Müslümanlar dün nerelerdeydiniz. Muhalefet güçlü ve etkin olmalı, adı CHP olmalı diyenlere inat, “ Suflörün gözü kara, her sufle yanlış makamda “ deseydiniz ya. Mızrap çatladı vekillik yolu açıldı; hep birlikte hicaza değil mi. Kayıp kuşak 78’li, bir dinazor olarak sayınızdan utandım. Keşke bir eksik iki fazla olaydınız.

            Herkesin mazbata peşinde koşturduğu genel merkez koridorlarında; Anıtkabir’de reklam duruşlarına, Ayasofya’da sahte namaz feryatçılarına, dilenciler operası yönetip izleyenlere, tek mermilik çakmaklı tabancasıyla dur diyecek olanlar, ellerinde nar çiçekleri ne vakit CHP Genel Merkezi koridorlarında arzı endam edecekler acaba…

            Camlı köşklerde darbenin göbek bağı kesilmiş, kesilmesi ne de; özgürlük ve demokrasi bu konjoktürel zorlamayla dört duvar arası şenlik olur sadece. Söylemekten kaçınılsa da oluşan “kaygı imparatorluğu” bireyleri, yaşam zembereği boşalmışçasına saray kıvılcımlı sürgünlerden dönüyorlar. Bu dönüşler partide nasıl bir dönüşümü tetikleyecek izleyeceğiz ibretle.

            Parti genel sözcüsü “ Tüzük kurultayını genel seçimlerden hemen sonra yapacağız “ diyor. Genel kurultay yok, tüzükle idare edeceğiz. Anlaşılan bize yine hasret düşecek. Dallarına yeni yıl tünemiş düşüncelerimize baharı görmek yine yasak.

            Toplumu yarınlara taşıyacak cesaretli, dirençli, özgür beyinler piramidin en dibine.

10.11.2010

Bu Yazı 181 Kez Okunmuş