18 Nisan 2014 Cuma

“BU MİLLET UĞRUNDA BİR BACAĞIMI ZİYAN ETTİM, İCAP EDERSE…”

“BU MİLLET UĞRUNDA BİR BACAĞIMI ZİYAN ETTİM, İCAP EDERSE…”

 “ Karadenizli milli irade kuvvetlerinin başında Osman Ağa isminde bir kumandan bulunuyordu.  Bunlar Karadeniz’den Giresun’dan gelmişlerdi. Bir askeri kuvvet olarak hemen bütün muharebelere sevk olundular. Muharebelere iştirak ettiler. Kahramanca cansiperane çarpıştılar. Muharebelerden sonra çok itibarlı ve çok fedakâr bir milis kuvveti oldular… İsmet İnönü.” 

 “ Ankara hükümeti, ne emir vermiş ise harfiyen yaptık… T.Osman Ağa”

Olayların asıl nedenleri anlaşılmadan, perde arkasında yatanlar ve sahne gerisinde yaşanlar ile süzme emperyalist oyunlar bilinmeden, yıllarca yok sayılan gerçeklerin özüne inilmeden, yüzeysel teranelerle Giresun uşakları ve Topal Osman Ağa’nın ülke için yaptıklarını anlamsızlaştırma ve hiçe sayma çabaları büyük bir tarihsel yanılgı, tarifsiz bir ön yargı ve Giresunluların yüreğinde hala sönmeyen yangındır…

“ Mütarekeden (Mondros) sonra husule gelen vaziyeti görünce, çıkabilecek bütün neticeleri tahmin ettim. Daha hiçbir şey olmadan 42 yere telgraf çekerek; Trabzon’da bir kongre yapalım, bizim imhamıza karar verilmiştir, savaşmaktan başka bir çare yoktur dedim… T.Osman Ağa”

Topal Osman Ağa mozaikçi değildir. Tüm Giresunlular gibi Oğuzların Üçoklar kolundan Gökhanoğlu bir Çepnidir. Çepnilerin kutsal simgesi ise sungur kuşudur. Bu simge çelik bakışları ve güçlü iradeyi temsil eder. Çepni boyundan her Giresunlunun babası veya atası, dedesi mutlaka Topal Osman Ağa’nın alaylarında onunla beraber milli mücadelenin değişik cephelerinde düşmanla savaşmış veya cephe gerisinden Osman Ağa milislerine lojistik destek sağlamıştır. Giresun uşakları ve Topal Osman Ağa, Kutsal isyanın öncü birlikleri olmuşlar, tüm Karadeniz’in ve ülkenin kurtuluşunda yüz yıllar öncesindeki gibi aktif rol oynamışlardır.

“Selçuklu ve Osmanlı kayıtlarında Vilayeti Çepni; başta Giresun merkez olmak üzere, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Gümüşhane illerinden oluşur.

Vilayetnameye göre, Anadolu’ya sonra da Suluca kara höyük köyüne gelen Hacı Bektaş Veli’nin ilk müritleri de Çepnilerdir. Çepnilerin önemli bir kısmı 1240’ta Baba İshak Türkmenlerinin isyanına da katılmıştır. Önemli sayılabilecek bir kısım klanlarının da Sinop’ta yerleştiği biliniyor. Çepniler Sinop şehrine saldıran, Trabzon Rum imparatorunu yenerek şehri layıkıyla korumuşlardır. Çepniler o tarihten itibaren de Samsun Canik’ten başlayarak Giresun’a kadar uzanan ormanlık bölgeyi ve devamında tüm Karadeniz sahilini yavaş yavaş fethetmişler…”

İlk ulusal kahraman ve istiklal isyancısı Gazi milis Yarbay Topal Osman Ağa Havza’da 29.05.1919 Perşembe günü Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğünde Ermeni tehciri ile suçlanmışlıktan dolayı boynunda idam fermanı asılıydı. Bu ferman 7 Temmuz’da kaldırıldı, aklandı. Yeni görevi Karadeniz’de cirit atan, azgınlaşan Pontus Rum çetelerini çökertmek ve imha etmekti. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal Paşa’ya kayıtsız şartsız bağlandı. Gönüllülerden oluşan milisleriyle doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm cephelerde düşman ile savaştı. Vatan ve istiklal uğruna ömrünü ve servetini harcadı.

Kuvvacıların en gözüpeklerinden, en çılgınlarından bir kumandan olarak tarih sahnesindeki yerini sağlamlaştırdı. Mustafa Kemal Paşa’nın askeri olma ruhuyla 42. Ve 47. alaylara komuta etti. İstiklal harbinde Karadeniz sahillerinde gönüllü ittifakını oluşturduğunda, bütün Mustafa Kemal Paşa muhalifleri ‘ Topal Osman ağa ve ölüm korkusundan’ Karadenizi terk ettiler.

“ Arkada kalanı vururum, ben arkada kalırsam sizde beni vurun… T.Osman Ağa”

Doğu cephesinde Ermenilere karşı durulması, Kars’ta bin uşaklı gönüllü Giresun taburu ile iç güvenliğin sağlanması, Sivas Koçgiri aşiret isyanının önünün alınması, Merzifon misyoner okulları ve uzantılarının imhası, Sakarya meydan muharebesine katılım sağlanması, Polatlı bozkırlarında gönüllü Giresun uşaklarından teşkil iki alayını da şehit vermesi uğruna çatışma, Haymana güneyinde Mangaltepeye kadar uzanan satıhta mangal yüreklice direniş, Rusya’dan gelen cephanenin İnebolu ve Amasra üzerinden Anadolu’ya sevkiyatı Topal Osman Ağa’yı efsaneleştirmiştir.

Topal Osman Ağa 1912 yılında, 29 yaşında zıpkın gibi bir delikanlıyken, ailesince savaşa gitmeme bedeli ödendiği halde Balkan Savaşına katılıp aldığı yara neticesinde ileride lakabı olacak ‘topal’ kalışından 1922’de milis yarbay olana dek cepheden cepheye koşturdu.

Topal Osman Ağa 21.10.1920 günü Ankara’ya çağrıldı ve Mustafa Kemal Paşa’yı koruyacak ‘özel birliği’ kurdu. Ölümüne Mustafa Kemal Paşa’yı korumak üzere zıpkın gibi on iki gönüllü Giresun uşağından oluşan yakın koruma fedai mangası böylece görevine başladı. Ta ki...

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk siyasi faili meçhullerinden Ali Şükrü Bey’in telefon kablosu ile boğulması suçu üzerinde kalınca Topal Osman Ağa zor duruma düştü. O hiddetle Çankaya köşküne saldırdı karşısında kimseyi bulamadı. Ortalığı dağıtıp döktükten sonra gönüldaşı Giresun uşakları ile Ankara Seyranbağ’daki bağ evine çekildi. Kendisini teslim almaya gelen birliklerle on sekiz saat süresince çarpıştı. Cephanesi bitince yaralı olarak yakalandı, kafası kesildi. Topal Osman Ağa ve On iki Giresun uşağı olay yerinde açılan bir çukura hiç hak etmedikleri biçimde öylece birlikte gömüldüler.

“ Birinci Meclis muhaliflerinin, Mustafa Kemal Paşa karşıtlarının, her türden mandacıların, saltanatçılar, şeriatçılar ve hilafetçilerin T.B.M.M’ye yoğun baskıları sonucu; Mustafa Kemal Paşa’nın muhafız birliği kumandanı, öncü kuvvacı Gazi milis Yarbay Topal Osman Ağa’nın başsız naaşı gömüldüğü yerden çıkarılarak bir kağnıya yüklendi. Beyaz gömlek giydirilerek Ulus’ta Meclis binası önünde ayaklarından asıldı…” 

Mayıs 1923’te naaşı Giresun’a getirildi. Silah arkadaşlarının cenazesine katılıp helallik vermesi ve alması için defni bir gece bekletildi. Ertesi gün Giresun kalesinde Kurbanlık mevkiinde toprağa verildi.

1925 yılında Topal Osman Ağa’nın naşı, Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile Giresun Kalesi’ndeki bu günkü anıt mezarına nakledildi…

“…Ben bu millet uğrunda bir bacağımı ziyan ettim. Düşmanı denize dökünceye kadar icap ederse sedye üzerinde muharebe edeceğim..T.Osman Ağa”…



AZİZ MİLLETE LALELER VE LALEZAR…

“ Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın... M.K.A.”

Utanmayanları yüzü kızarmayanları, her fiiliyatın içinde yüzerken gördükçe ve süzdükçe neden ise hayretini esirgeyen bir acayip aziz millet olunu verildi son yıllarda. Ne kadar fenalık varsa ve ulu orta ne kadar yapılsa da sözde iyi kalplilikten, gözde mazluma ağlaşmaktan kamu vicdanında affı kolaylaştıran, Allah’a bile havale etme gereği hissetmeyen bir toplum olundu maalesef. Elbette bakış farkları olacak, kişiden kişiye, fertten zümreye değişen. Ancak ‘biz’ duygusuna yoğunlaşmayanların sevgi, saygı, güven ve aşırı ilgiye mazhar olması yok pahasından aşırı zenginleştiren formül bu ülkeye özgü bir ucuz tarife.

Doğruluk yoksa güven oluşmamalı, saygı yoksa ilgi azalmalı, ilgi eksilince sevgi bitmeli, sevgi tükenince cemil cümle sonuna üç nokta ve her şey ilimsel gerçekliğe imsel ironi olarak kalıyor  artık. Bu bilgi transferleri bu ülkede işlemiyor aşktan da yüce değerler vasfından. Ben algısını topluma dayatanlar daima kazanıyor ve maalesef beklenti ötesi hiç de kısa sürmüyor saltanat.

Ey ülkem sana acıyorum içten ve samimi duygularla diye başlayan, nefis azgınlarına hallice siyasal yaklaşımlar sunan cümleler artık irleniyor, mimleniyor ve ortalık kirleniyor. Eleştirenler anında eleştirilecekler, farklılar ve ötekileştirilecekler kotasına aktarılıyor, çözüm arayışındakiler ise kısa zamanda çözümlenecekler kategorisinde değişik kıstaslarla yalınlaştırılıyor. Öyle bir tezgâh ki işleyen içten ve samimi duygularla ey ülkem seni seviyorum demek toplumu suça teşvik etmeye bağıtlanıyor.

 “ Allah katında en sevgilimiz, ahlakı güzel olan, halkla iyi geçinenler ve kendisiyle geçinilen yumuşak, iyi huylu olanlardır… H.Ş.”

Sormak lazım, neden bu kadar mutsuz umutsuz, insan var cemiyette.  Ve hala musibete bulaştıkça kabahati başkasında aramak modası genel geçerliğini koruyor en baştan ayağa. Şirk, şüphe, kötü ahlak, alabildiğine münakaşa adeti ve temaşa adaletsizliği kalpleri kabarttıkça yok yere ruh şifalaşamaz hastalığa tutulur. Habis ur kemirdikçe kemirir ilikleri ve hayatın en küçük parçacıklarına büyük akıl durmaları egemen olur. Düşünme ve sosyal gelişme,  acele ve tekdüze verilmiş kararların eni boyu düşünülmemiş parselasyon tercihlerin yoluna kurban verilir. Nihayetinde manzara akla zarar baroklaşır ve çoraklaşır. Lalezara döner meydanlar, merkezler…

Ve zambakgillerden yaprakları uzun ve sivri, çiçekleri kadeh biçiminde, soğanla yetişip laleleşen adamlar aziz milletin hizmetine sunulmuş gösterilir. Kim kime hizmetçidir o dilemma da kısa sürede laleleşir. Oysa lale esas itibariyle türlü renklerde yabani bir süs bitkisidir. Her çeşit işleme ve motif içinde sıkça kullanılan cinste kullanılabilecek mezheptedir lale. Altmış altı sayısını veren ebcedine hiç aldanmamak gerekir bu türden, türdeş adamların. Ve öğreti gereği dikkat etmek gerek bu adamlara her durum ve ahvalde. Alelade lalelerin lafzı hıfzı rey salahiyetiyle yalan yanlış dünyaya ilan edildikçe daha çok bin kapılar kapanır ve tek kapı açılmaz evrende.

İnsanı insan, adamı adam eden değerlerden uzaklaşıldıkça, adam olmayanı sultan eyleme eylemliliği neticesinde, sultanı aciz tebaasını kör kuyuya düşürür lale lale. Ve aziz millet tüm delilikleri ve delilleri görmezden gelmeyi vazifeyi asliyeden saydıkça iş Allah’a havale edilir. Hal böyle olunca da kâinatla ve ötesiyle tüm münasebetler yabancı paraların çapraz kurlarıyla dengelenir. Ve o denksizlikte lalezarda olsun, gülistan da, gülistan da olsun karanfil deryası da diyebilmek ise cesaret katsayısına bağlanır…

Hayatiyet haysiyet duvarına çarparak çuvallayınca iyi melekelerin çoğunluğu kaybedilir. Mesele şeytanda bir melektir mertebesinde, marifetlice cari hesaba kaydedilir. Hayatın kanunlarına bağlılığın zedelenmesinden aziz ve haiz milletin kalp marifetullahçı zihniyete cahilce tapınması inkıta sonrası yine devam eder. Devir kapamak ve açmak üzerine kurulu kumpaslar bir kez daha işleme koyulmuş ve tezgahta laleler bir kez daha kazanmıştır. O devir ki ortalık lale, memleket lalezar olsa da hiçbir zaman, takdir edilenin fazlasını yaşayamaz ve çok gitmez…

12 Nisan 2014 Cumartesi

ESENLER’DE HAYALLER KİMİNLE GERÇEK, KİME GERÇEK, KİMLERE HAYAL…

ESENLER’DE HAYALLER KİMİNLE GERÇEK, KİME GERÇEK, KİMLERE HAYAL…

Kazananların cephesinden bakmaya çalışan bir yerel seçim yazısıdır…

Elimize geçti; ‘Hayalleri bizimle gerçekleşen Esenler’ Fasikülü ve baktık. Fasikül fasikül beş yıl birlikte çalıştık, birlikte başardık latifesi fısıldanıyor elifin merteğine. Huzur ve umut şehri Esenler; yaklaşık beş yüz bin nüfuslu, on altı mahalleli ve İstanbul’un metrekareye en fazla insan düşen ilçesidir, denilerek belki de tek gerçeğin adı çiziliyor, sonra devam ediyor söylence ve Esenler’e ödül yağdı diye noktalanıyor eğlence.

Elimize ‘Hayalleri bizimle gerçekleşen Esenler’ Fasikülü geçti ve inceledik. Beş yıl durmaksızın hizmet ettik, Esenler’i yeniden inşa ettik. Esenler bizden beş proje istemişti biz beş yüz proje hayata geçirdik. Beşi bir yerde den ne kadarı gerçek oldu, ne kadarı hayal kaldı bilenler biliyor. Ancak bilmeyenler çoğunluğu teşkil edince ve hayaller ile gerçekleri birbirine karıştırıp sandığa gidince yeniden kazandı; ilk günlerin heyecanı ile çalışmaya devam edecek olanlar!...

İki yüz elli sayfadan fazla duran, hayalleri gerçek eylemişlik fasikülü sahife sahife sahiciliği muamma ama muktedir hissi veren bir rota izliyor. Otuz birinci sahifesinden devamla proje atlamadan, konuşma balonlarının içini boş bırakıp yazmadan, altyazısız, yorumsuz tarihe not düşüyoruz sadece, onların ağzından, onların kaydından. 

Vallahi öyle diyorlar kayıtlı baskılı, biz onları söyleyenlerin yalancısıyız;

“ Esenler İstanbul’un rengiyle buluştu. Hayata dair beklentiye Estim ile çözüm ürettik. E-belediye hizmetiyle 7 gün 24 saat çalışan belediye. Değişime kendimizden başladık, tüm personeli eğittik. Huzura geldik hesap verdik. Güler yüzlü esnafı işyerlerinde ziyaret ettik.

Esenler’in kamu hizmet binaları sorunlarını çözdük. Esenler hükümet konağına kavuştu. Esenler’e yeni belediye binası yaptık. Esenler’in artık bir hastanesi var. Esenler’e İstanbul’un en büyük ikinci itfaiye merkezini kurduk. Esenler’de onbir adet gençlik merkezi yaptık.

Esenler’e bir kültür merkezi yetmez dedik ikincisini yaptık. Esenler’e kongre merkezi ve teknopark kazandırdık.esenler’e dev kültür tesisi ve otopark yapımı başladı. Esenler’in artık bir sanat merkezi var. Esenler’e vergi dairesini kazandırdık. Esenler’e SGK şubesini getirdik. Esenler’e dev spor kompleksleri kazandırdık.

Esenler’de İstanbul’un en modern emniyet binasını hizmete açtık. 11 adet sağlık merkezi inşa ettik. Anne çocuk merkezini yaptık. Esenler’i askerlik şubesine kavuşturduk. Kentsel dönüşümde Türkiye’ye öncü ilçe olduk. Ödüllü cephe yenileme projesi güzel Esenler’i yaptık. F. Çakmak mahallesinde hayatı baştanbaşa yeniledik. Esenler’e dev parklar kazandırdık. Esenler çiçekleri ve yeşil alanlarıyla artık daha güzel. Göktürk’te vip piknik hizmeti. Değişimin sembolü Dörtyol meydanı. Prestijli caddeler yaptık.

Kent yaşamına estetik güven ve değer kattık. Esenler’in alt yapısını yeniden inşa ettik. 1/1000 ölçekli imar planlarını hayata geçirdik. Menderes mahallesi tapularını teslim ettik. Daha yaşanabilir bir esenler için 103 bin metrekare alan kamulaştırdık. Esenler’e yeni otopark alanları kazandırdık. İstanbul’un ikinci taş camii Esenler’e hayırlı olsun. Kilise kalıntısından dijital kütüphane. M. Sinan’ın su kemerine sahip çıktık. Camileri yeniden düzenledik. Merkez camiini baştanbaşa yeniledik.

Esenler metro ağlarıyla örüldü. T.Reis mahallesi büyük meydanına ve kat otoparkına kavuşuyor. Trafik yeni üniversite kavşağı ile daha rahat nefes alıyor. Esenler’e akıllı duraklar, modern otobüsler. Nefes kanalları açıldı. Esenler yeni mobese sistemleri ile daha güvenli. Gençliğimize sahip çıktık.

Okuyan Esenler’e modern halk kütüphanesi yaptık. Anne, çocuk, esnaf üniversitesi. Esenler eğitim festivali. Akademi Esenler. Evlilik okulu. Halı dokuma kursu. Kadınlara özel pembe klavye. Esenler eğitim vadisine kavuşuyor. Engelsiz esenler için yürüdük. Anne adaylarına tam eğitim desteği verdik. Yerinde ve düzenli sağlık taramaları yaptık. Esen bebek projesiyle sürpriz hediyeler verdik. Büyük sünnet şöleni.

Modern spor kompleksi yaptık. Yaz spor okulları düzenledik. Spora tam destek. Mücadele sporları ve cumhuriyet kupası. Farklı millilere dostluk mücadelesi. Satranç turnuvasını düşünen kazandı. Esenler’de spor yapmaya engel yok. Barış ekmeği Esenler’de pişirdik. Anadolu’nun tüm değerlerini Esenler’de buluşturduk. Dörtyol’da yüzbinlerle coştuk. S. Zaim İslam ve ekonomi sempozyumu. Akademisyenlerle cami mimarisini masaya yatırdık. Gönül sohbetleri ile gönülleri mest ettik. Hanımlar Boğaziçi turunda.

Sahurdan sehere sohbetler. Ramazanlar bir başka yaşandı. Anadolu’yu mayalayanlar esenlere manevi değer kattı. Ramazan bereketinde kono komşu buluştuk. Dünyanın en uzun iftar sofrasını kurduk. Eve  teslim iftar uygulaması başlattık. Alo iftar ile bereketli sofralar. Bir yazar bi kitap buluşması. Şanlı tarihimize yolculuk, Çanakkale, Kıbrıs. Öğrencilerle uzay yolculuğuna çıktık. Sporda iz bırakanları unutmadık. Yediden yetmişyediye herkesi sanatla buluşturduk. Kadınlarımızı bir gün değil her gün baş tacı ettik. Türkiye’nin enlerini seçtik. Esenler’de perdeler hiç kapanmadı. Anadolu’nun tüm renkleri ile bir çatı altında buluştuk. Metris cezaevinde şeb-i aruz ziyafeti.

Çocuk genç ve kadın meclisleriyle Esenler’in geleceğini inşa ettik. Yoksulun yüzü estim ile gülüyor. Kimsesizlerin kimi olduk. Esenler kardeş aileler ile daha güçlü. Yoksullarımızı sevgi çemberi ile sardık. Esenler ekmeğini paylaşmaya devam ediyor. Hayata tutunmak için hayat butonu. Esenler’in çeşmelerinden çorba akıyor. Cuma pilavı geleneği. İkinci bahar kıraathanesi. Engellerini tiyatro ile açtılar. Engelli ve yaşlılara evde kuaför hizmeti. Sınav heyecanın birlikte yaşadık.

Dünyanın bir çok ülkesine yardım elimizi uzattık.geri dönüşüm tesisini kurduk. On ton atık pil topladık. Haftanın yedi günü çöp topluyoruz. Kapakları topladık engelleri kaldırdık. Doğan her çocuğun bir dikili ağacı var. Esenlerin tarihi kitabı. Esenlerin sesi kentim esenler. Akademik şehir ve düşünce yazıları. Çocuk dergileri. STK’lar tek bir albüm. Kentli yaşam klavuzu…

Ve beşinci yılımızda Esenler’in hayalleri gerçek oldu, Esenler değişti insanlar artık daha umutlu. Çok şükür dualarımız kabul oldu, kalplerimiz birleşti, Esenler kazandı…

İmza Esenler Belediye Başkanı.”


Hayaller kimlere gerçek, kimlere hayal, hayaller kiminle gerçek, kimlere yalan beş yıl sonra sükûtu hayale düşen düşmeyen ömrü olan herkes görecek fasikül fasikül. Vallahi başkaca denilecek bir şey yok şimdilik. 

Kolay gelsin Esenler âşıklıları, olay şovlara devam…

HER SEÇİM SONRASI "HÜZÜNLÜ SABAHLAR"...

HER SEÇİM SONRASI "HÜZÜNLÜ SABAHLAR"...
 
Her seçim sabahından itibaren kısa bir süre seçenler, seçmeyenler, seçmenler seçmen olamayanlar, tüm ülke insanı, medyası medyumu, sermayesi emekçisi, sepetçisi anketçisi, çalanı çırpanı,  çobanı çolpanı, velhasılı akla geleni gelmeyeni tüm ahali seçim sonuçlarını tartışmaya başlar.
 
Siyaset veya politika her seçim ertesi futboldan sonra en bilinenler sınıfına girer ve herkes tahmininin tuttuğuyla övünür oy yüzdelerine sarkarak. Peşinden tuz buz, sus pus kesilir herkes ve diller lal olur. İktidara kimin kimlerin oy verdiği anında sır olur, hiç kimseler sorgu sualsiz verenler bile verdim demez asla, vermeyenler hüzün sabahları geçtiğinde kademe kademe çoğunluğa erişir.

İlk günler tartışmalar sorumluluk duygusu öne çıkarılarak ahlar vahlar arasında şekillenir ve şekillendirilir. Üzüntü süzüntü bir kenara şimdi seçim olsa vallahi kaybeden her kimse ben onlara verirdim yalanları ve keşkeleri sıralanır. Sanki bu keşmekeşte tüm kamuoyunda ortak bir hüzün yaşanıyormuş gibi ahlar vahlar tüketilir, galibiyet sevinçleri gelen günlere ve gülen yüzlere bırakılır. İçten içe yaşanan her ne var ise verilmiş oylar gibi saklanır o hüzün sabahlarında.
 
Baraj altı kalanlara ve yerel parlementolara yeter sayıda veya hiç temsilci gönderemeyenlerin en büyük partiyi teşkil ettiği şu son seçimde ülke demokrasisine garabet çalan, sakıncalar doğuran doğurtan seçim yöntemine, alavere ve daleveralarına eksiksiz selam durulur yinede. Ortaya yığınla aritmetik dayanağı olmayan fikirler atılır, memleketin ve meclislerin kuşatma altında olduğundan dem vurulur, herkes neden ise sıkı muhalif kesilir sonra herşey unutulur, çünkü vurgun vurulmuştur iki arada bir derede. Evet o ilk sabahlar alay edercesine acayip biçimde ana muhalefetçi kesilinir ve...
 
Yeni yetme aklıyla halka dayatılmış ne sağ kaldı ne de sol anlayışsızlığı her kafadan meydanlara serilir ama solun değer kazandığı görülünce hemen serden geçilir yardan geçilmez ve topyekun sağa çarkedilir. Böylece sağ merkeziyetçilik adına baş gösteren tüm ciddi endişeler dertop edilir ve taca atılır. Evet illaki böyle olur, oluyor son on küsur yılın seçimlerinde ve her seçimertesi hüzün sabahlarında da ayni terane, illaki öyle oldu yine.
 
Gecikmiş bir uyanış ve çaresizliğe çare yeni senaryoların havalarda uçuşmasına sahne oldu ama eski tas eski hamam ve ayni kaynar kazan suyu çıktı seçim sandıklarından. Ülke çok yakında bu ortamdan uzaklaşır ve mutluluk replikleri atar figurmanlar. Hemde kuşa kurda mı teslim edilecekti ülke denilirr övünçle. Ben şu olsam bu olsam diye başlayan, kol kesen baş yaran, kıç sallayan yok oluşa yönlendirici düşünceler zıplatılır meclislerde ve çiğ masallar masuralanır, ortalık yerlerdeki çay masalarında...
 
Atılır ileri ak pak partiden yana ama her partiden görüntü veren general başkanlık heveslileri, genel başkan geminin kaptanıdır, gemi karaya oturmuştur, gereğini yapsın derhal bıraksın naralarıyla cirit atarlar. Kimin kimden olduğu birbirine karışır işte o ilk hüzün sabahlarında. Hep eleştirilen o tek parti dönemi hortlatılır zincirler denize bırakıldığında. Mantık ters yönde işlemeye başlatılınca iki ters bir düz örülür muhalefet ağları, iktidar eliyle ve sanal bir seçim ertesi alemi lemlenir, lehimlenir tüm sereserpe konuşkanlıklara.
 
Herkes her seçim ertesi hüzün sabahında yankısı ve yanıtı bol çözümler önerir haddini aşan aidiyetsizlikle. Dün oy veren veya vermeyen kendisi değilmişçesine ağır ithamlar ve ilginç tavsiyelerle trajikomik düşünceler serpiştirilir denize toprağa göz göre göre. Üzünçlü tarihsel yenilgilerden pay almış yengi severlikle, oynamış taşların yerlerine nasıl oturtulması konusunda akıl hocalığına tutulunur büyüklenilerek. Böyledir işte her seçim ertesi hüzün sabahları...
 
Kırgınlıklar, öfkeler, yergiler,övgüler, dövgüler ve sövgüler yeni bir inada dönüşür hüzün sabahları sonrası. Gerileyişin ağır ağır yaklaştığı, sona yaklaşıldığı noktasında kişisel methiyeler düzülür. Düzen çözülür ve oranlar puan puan renkli grafikler eşliğinde kör gözlere parmak sokulur. Aşağısı, yukarısı, ötesi berisi, renkli laflarla remedilir ve delisi akıllısı inandırılır hücceten sırmalanan yalanlara.
 
Ve en sonunda tartışmaların altın ibresi dibe vurur, pikabın iğnesi de kırılır. İktidarı yeniden yakalayanlara son sürat, eşsiz benzersiz hayır duaları edilir, beddualar gizlenir. Sorumlu sorumsuzluğun gereğiymişçesine taraftarlıklarla gururlanılır, olgunluk ve alınganlık ayni anda zirve yapar ve hüzünlü seçim sabahları yenikleri gerer ve sona erer.
 
Artık yeni bir süreç işlemeye başlar. Taraflar ofsayt olsun olmasın gol atmaya çalışırlar birbirlerine. Yerelden başlayarak, reisi cumhura uzanan oradan genele teğerlenir seçimler ve hazmedilenler ile hazmedilemeyenler yaftasında güreşe tutturulur. Kimin galip geleceği yenişilemeyen yağlı güreş sonrası kurdelalı puanlamaya kalır. Yağlısında, bağlısında, karlısında ve siyasette en affedilmez hatalar da hakem kulesinde cereyan eder.
 
İşte her seçim sabahından başlayarak kısa bir süreliğine kurulan en yetkili ve en derun etkin yetkin kurullar araya kulaktan dolma moda siyasi tabirleri de sıkıştırarak tartışırlar seçim sürecini ve oluşan tabloyu. Var oluş,  kimlik ve kinlik bunalımları, yönetsel zaaflar hiçe sayılarak sadece verilen ak-bil oylar neticesinde pili şarzedilen iktidar değil, her daim yapıldığı gibi kaçınılmaz yenilgiyle karşılaşmışlar yatırılır yuvarlak masaya.

İşin özü capcanlı yürütülen seçim kampanyalarından sonra, canlı cansız tercihlerle kampana çalanların hayal kırıklığı yaratan partizan doğurganlığının hiç mi hiç tartışılmadığıdır. Hal böyle olunca Vallahi bu iktidara ben oy vermedim diyenlerin halay başını çekmek de zorlaşır. 
 
Zor kolay verdikleri oylar ile vicdan azabı duymayacak olanlara hüsran ve hüzün düşüyor ise her seçim ertesi, hüzün dolu sabahlar sadece bir yazının başlığı olur, ilahi yazgının değil...

ÇOK GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE…

ÇOK GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE…       
  

30 Mart itibariyle belediyeleri dağıttı halk. Belediye dağılımları irdelendiğinde; Bu seçimin net bir kazananı yok aslında. Mutlu ve umutlu, mutsuz ve inatçı konuşmalar yapıldı ama algılanan oydu ki mutsuzluk hat safhada. Hiçbir partinin mutlu olmadığıdır işin gerçeği.
Memleketimden seçmen yüzleri, memleketin seçim manzaralarını belirledi. Memleketimden seçim manzaraları talancının, yalancının, yalayan yutanın peşinde misali  insanın kurtuluşuna engel sonuçlandı, geçip gitti. Ama havada hala tahammülsüzlük kokusu, geçim korkusu var.

Kimyası ve coğrafyası acayip derecede kaymış bir yerel seçim yaşandı.Muhalefetin kaybettiği, cemaatlerin pusulasının şaştığı, cemiyetlerin temsilde zorlandığı, feodalitenin yok olduğu, fundamantalizmin zirve yaptığı bir tablo ortaya çıktı. Allahtan denize kıyı, denize komşu şehirler var.

Aralık mucizesinden bu yana yaşanan keşmekeşte elbette iktidar açısından bir değerlendirme yapmak gereksiz ve bize düşmez. Ana muhalefette bir aile dramı yaşanacak ise ve yaşanıyorsa, cesur yorumlar yapmak da sadece bize düşer. Kıyı köşelere saklanıp, perde arkasından parti dizayn edip boylarının ölçüsünü alanlara değil. İktidara methiyeler düzüp devamında ana muhalefete çarık giydirenlere hiç değil. Yorum yapmak acıyı, sıkıntıyı, üzüntüyü çeken hüznü yaşayan bizlere sadece bize düşer.

Bir acayip çelişki var ortada. Zaten gerçekler değersizleşirse, değersizleştirilirse edepsizlikle gelen ediple gider. Bir deli bozgun yaşamadan düzelmez manzarayı umumiye. Birileri durum çok vahim diye inceden inceye gergefi dokusa da diğerleri keyif içinde sevinçle martaval okurlar. Milyonlar paslı kırık dünyaları kadar yaşarken, ölmek işte buna denir diyerek sabahın köründe sandığa koşmaların sonucu buysa eyvallah.

Balkon sefası nutuğuna bakarsak geçmişler olsun, çok geçmiş olsun Türkiye demek geliyor insanın içinden. Çok çalıştın yoruldun Türkiye’nin muhteremleri dinlenin. Nasıl olsa seni dinlemeyecekler bir daha, ilk seçime kadar. Balkon sefasında verilen sözler tutulur mu, Allah bilir, dön geri bak eskilere, tutulmadığı ortada.

İnsan olana El insaf dedirten bir seçim tufanından çıktı memleketim. Bu oy patlaması ve eğlence çıkmazı hizmet patlamasına mı dönecek, cadı avına mı göreceğiz. Balkon sefasında edilen yeminlere, anlaşmaları bozup giden rüyalara aldırmadan asıl birinci kim olacak bakacağız. Cumhur reisi kim olacak göreceğiz… 

İçilen acı şerbetin dozunu ve yoğunluğunu iyi ayarlamak böyle ise, seçim galibiyetlerine ve bu yenilgilere artık damar dayanmaz. Çünkü herkese eşit paylaştırılamayan hayatlar belirliyor koskoca dünyayı. Sandıklar şeffaflaşsa ne olacak. Farklı ve Şarklı fantazisinden öteye gitmiyor hiç bir şey, oyların rengi ayni.

Birilerince iyi bilinmeli ki kızılcık şerbeti içenler tehlikelere tedbir almadan atılırlar. Sanal söylemler havalarda uçuşurken ikide biri cebine indirenler çılgın projeleri hemen işleme koymazlar, artık yeterli zaman var nasılsa. Belki tedavülden bile kaldırılır verilmiş sözler. Kızılca kıyamet koparacaklar uzlaşı peşine düşmezlerse eğer çok atasözü gerçek olur.   

Muhalefetin, ana muhalefetin temel taşları yerli yerine oturtulana kadar, doğruları dillendirmeye direneceğiz. Çünkü bizim baba ocağımız burası. Onuncu köydeyiz. Biz de artık sıkıldıkça Allaha havale edeceğiz baş döndüren ama halkın bir türlü inandırılamadığı gerçekleri. Sığınacağız yaradanın büyüklüğüne artık ve büyüklenenleri takip edeceğiz.

Bu arada Türkiye siyaset fabrikasında kimileri tatile çıkar, kimileri erken mesaiye başlarken bize memleketimden garip seçmen tipleri ve seçim manzaraları, aklımıza da amiyane bir cümle düştü;     
  
“Sağdan sollanmaz …”
 

28 Mart 2014 Cuma

YEREL SEÇİM...

“ALTI UMDEYE BASACAĞIZ O ŞEREFLİ MÜHRÜ…”
     

Yarın yerel seçim var...

Yerel seçime bir kala, seçim propaganda sürecini ilçe siyasi partileri açısından değerlendirmeye hiç de gerek yok diye düşünüyoruz. Çünkü özellikle ilçelerde, illerde ve memlekette yerel seçimi yok sayan,  bir ahali ahvali varlığı ve genele nazar eden bir eğilim gözlemledik. Şu garipleştirilmiş ilçede yerel İktidarın değişmeyeceği beklentisiyle ve o kadar ayıba kayba karşın genel iktidarın değişmemesi gayretkarlığına arka çıkılırcasına kimse dokunamadı dokunulmazlara, asıl dokunulması gereken şeylere. Sanki hükümetin izin verdiği kadarıyla yetinildi, tivit, yutub kapandı seçim süreci bitti, gitti.

Yarın yerel seçim, önce ses kısıldı, sonra soluklar kesilir, daha sonra hesap kesilir, daha daha sonra Allah’ın yüce adaleti tecelli eder ve saltanat biter…

Bu yerel seçimde haksızca tüm yapılanlar, edilenler muhakkak ve mutlaka bir şekilde karşılığını bulacak. Alakasızca ve pervasızca güzel işler yapıldı, bal tutan parmağını yalar deyip duran, haddini, hududunu aşan yanaşmalar da bir şekilde layığını bulacak. Yani sessiz çoğunluk belirleyecek her şeyi, partizan kılıklı amigolar değil. İktidar destekleri ve imkânlarından faydalananlar bu yerel seçimlere son noktayı koymaya çalışacaklar ise de, pek öyle görünmüyor bu kez, ne ilçelerde ne İstanbul’da, ne de memlekette.

Yerel seçim yarın; Diyelim ki, Yedi uyuyanlardan beter bir kör uyku sarmış beyinleri ve bu yerel seçim uyanma zamanı…

Baskıya, kıskaca alınan ve sansürlenen; toylar, boylar, düğünler, dernekler, vakıflar, sendikalar, federasyonlar, işadamları, işkadınları, sanatçılar, işçiler, işsizler, öğrenciler, engelliler, erler, kadınlar, köylüler, kentliler, taşralılar varoşlar, çiftçiler rençperler, evliler, evsizler, yerliler, yabancılar, bu kötü gidişe yol verip vermemek, bozguna talana yalana çalana yataklık edip etmemek için bu kez topluca firesiz sandığa gidecekler gibi.

Ve alabildiğine mutlular veya yaşamdan tamamen umudunu kesmişler, hâkim düşüncenin tutsağı olmak yerine, yüreklerini kemiren kuşkulara Olur ya, ya olmuşsa endişesiyle geleceğe yön verecek bir manevra yapacaklar gibi görünüyor bu yerel seçim.

Tüm dünyanın kilitlendiği yasaklara, yalanlara ve talanlara alenen duyarsız kalınıyor her neden ise. Ve korku tüneline girilmişçesine yağ kandilleriyle aydınlanıp, saklanılıyor kıyı kuytu köşelerde. İzahı, mizanı, meali olmayan bir durum ama bu saklambaç oynamalar ve sinmişlik yerel seçim geçer, pazartesinden itibaren sonuçlara göre seçilen başkanın peşinde yılışık koşuşturmalar başlar. Başlar ama iş işten geçmiş, bir fırsat daha maalesef tepilmiştir.

Yalan yanlış ve haksız tüm yaptıklarına hatırlı tanık, hayırlı sanık arayan iktidar için, idareyi değiştiremiyorsak irademizden vazgeçtik döneminden, şimdi güçlü irade modası reklamlarına geçildi. Çünkü saçıp savrulan, kutulanıp kasalanan zenginlikten, ilk elden son ele, baştan bacağa tezelden aktarım sürdürüldükçe pay kavgası yerel seçim kavgasının önüne geçiverdi.

Yani tüm bu olumsuz olayları görmezden gelenler arttıkça sürdürülen hayat tarzı bohemleşiyor. Görmezden gelenler arttıkça artırıldıkça modernizmin içten içe, içten dışa bastırılmasını, para-iktidar ve ihtiras hırsını ve açgözlülüğünü tetikliyor. Kara paranın yanı sıra aşırı israf edilen beşeri ilişkiler de sosyal ve siyasal yaşamın yozlaşmasına eklenince hatırlı ve hatırşinas tanıdıkların bile “kitaba” rağmen kitapsızlığa meyil ettikleri ortaya çıktı.

Bu menfi meyledenlere meyletmişler de sandığa gidecekler gitmesine ama bu kez boşuna her türlü yüzdesel oran.  Çünkü evrenin derinliklerinde gizli kalmış ne kadar ukde uhde, ahde vefa, akde veda varsa sunuldu seçim arenasına ve akla kara görüldü. En titiz matiz davranmayı düstur edinmişler bile kumpas, montaj veya paralel şey yakıştırmalarına inanmaz oldular. Sosyo-politik denge çöreklenmeler ve çekememezlikler dengesizliği üzerine kurulunca, diğer nasırlaşmış tüm unsurlar da bu çarpık anlayıştan desteğini çekti.  Anlaşma bozulunca bu kadar da olmaz denilenlere her gün başka şeyler de eklenince, İktidar bu dengesizliğe densizce çanak tutarak kan kaybetmeyi önleyeceğini umdu ve gereksiz söylemlerle seçim önü kirletildi.

Yarın yerel seçim; Görülen o ki genel seçim havasına sokulan bu yerel seçimde iktidar partisi beklediğini bulamayacak. Çünkü çanak antenler bu sefer gerçekten ikiye bölündü, çanak çömlek patladı, patlatıldı…

Şeffaf sandıklar yarın okullarda kuruluyor. Yarınlar büyük, ihtişamlı, muhteşem, dev, devasa çılgınlıklara gebe görünse de, günlerdir yankılanıp duran olaylara, yalanlara ve yalanlamalara dur denilmedikçe başka idari modeller rejime montelenir bir anda ve hissedilmeden oylar kayar ve kaynar kazan. Sözde ülke yenilenecek ve rejim kökten realize edilecekti, halkının tüm anayasal özgürlüklerini sanal ve sosyal arenalarda engelleyen, banal bir dengesel kör döngü ve kör dövüşü yaşatan bu iktidar partisiyle buraya kadar.

Daha beter şeyler varmış, daha beter şartlar oluşacakmış öngörüsü ve endişesiyle ikinci düzenbaz fısıltının uğursuzluğunu uğrulara bırakarak, içlerinde fısıldayan o ilk lahuti sese göre tavır alacaklar, rey atacaklar da var Allah’tan.

Seçmenler belki de bu yerel seçimlerde verecekleri oylar ile yerel seçim olmasına rağmen on iki yıllık iktidardan bu ülkeyi kurtarabilecekleri bir fırsatla karşı karşıya. Seçmenler bu kez kötü söz ve yararsız kelimelerden medet umanları, başkanlık, cumhurbaşkanlığı düşüyle yatıp kalkanları, iktidar-hükümet-belediye nimetlerinden en aşırısıyla ve haksız nemalandıkça, faydalandıkça halkı unutanları, köhnemişliğin, kirlenmişliğin içinden temizleri, ulusu ve vatanı var eden temel değerlerden uzaklaşanlar ile hakiki vatanseverleri, velhasıl birçok şeyi eli varır yürekleri yeterse birbirinden ayıklayacaklar sanki.

Yerel seçim yarın ve durum bu; “ Seçmek ve seçememek işte bütün mesele bu”. Aslında tüm mesele seçilmişler diktasına doğru giden bu eğri büğrü, bol virajlı ve sonu uçurum olan bu yolda her halükarda yolunu bulmak değil doğru bir yol bulmak meselesidir. Eninde sonunda onlar doğru yolu bulacaklardır masalına da aldanmamak gerekir seçmek ve seçememek bağlamında. Çünkü dostlar gün olur değişir ama aldanışlar baki kalır.

Zinhar sakın ha arzuladığınız tablo gerçekleşince yıktı geçti, yıktık geçtik biçiminde gizli hülyalar içeren azgınlıklara ve böbürlenmelere de girişmeyin, sakının ve geri durun. İşte tüm tembihlere uymayan adam olamayan adamlara o zaman sorarlar en harbi sualleri, yanıtı en zor soruları. Seçmenin veya seçememenin sevabı günahı tek cümlede gizlidir aslında; kazanılan harbin gazisi çok olur belki ama kaybetmeyi de göze almak gerekir, yiğitçe mertçe.

Ok yaydan çıktı bir kere. Bedeli tek tip hükümlülük olsa bile biz, savruk-kavruk hükümran yasaklamalardan baskılardan asla korkmadan, Toprağın üstünü de altını da düşünerek, iki cihanda muzaffer olmak için, selahiyeti ehline, işi erbabına vermek için;

“ O şerefli mührü Altı Umdeye basacağız …”   

27 Mart 2014 Perşembe

SEÇİME ÜÇ GÜN…

SEÇİME ÜÇ GÜN…

Bu gün seçim-metre üçü vuruyor...

Sadece üç gün kaldı halkın inanmak istemediği, ötelediği gerçeklerle yüzleşmesine. Beş yıl önce davul zurna eşliğinde başlamıştı heyecan mezara kadar değil pazara kadar sürecek ve bitecek. Acı ve karartılmak istenen gerçekleri ananlar, sayanlar, görenler namert ve paralel, görmezden gelenler, duymaz ve dilsizvari takılanlar aslan parçası bir seçim atmosferi.

Üç gün sonra görüşülecek nasılsa… 

Kalan ömrümüzün sonuna kadar yaşayamayacağımız bir seçim önü yaşadık. Derin dondurucularda yıllarca saklanmış hesaplaşmak adına ne varsa bir bir mutfak tezgâhına döküldü ortalık kirlendi. Ancak yine de Matbaa makinesi icadından bu güne, bu pislikler bu kadar iktidara hizmet etmemiştir. 

Keskin bir viraj bir dönüm noktası olarak görülen bu seçim, maalesef sona yakın rayından çıkarılmaz ise eski tas eski hamam havasında seyrediyor. Tivit mivitlerle, kasetlerle, telkinlerle ve tehditlerle doludizgin menzile ulaşmak üzereyiz. Türkiye bu yol ayrımlarını çok yaşadı, bazısına da biz tanıklık ettik. 12 Eylül faşist darbesi sonucundaki palazlanmalar bu günün kamufle edilmiş baş aktörlerini hortlatmış ve eğitmiş desen suç ama öyle bir yaklaşım sürülüyor probaganda cephesine. 

Yıkılmaz krallığı ilan etmeye ramak kalmışken devran döndü; Türkiye’de çığır açtı, Türkiye’ye çağ atlattı denilenler ya çamura battılar ya da çamur oldular. Öyle bir dünya ki bu dünya kimsenin yaptığı yanına kar kalmıyor. Tarih baba her daim iş başında. Her şeyi yok sayıp ve unutup yepyeni bir hayata fırça sallasan bile bu işin kurtuluşu yok. belirlenemeyen nedenlerle saltanatı ve zevki sefayı erken terk edişler bu olsa gerek. 

Velakin defalarca da yapılmaz ki ayni hata. Öyle her aileye üç çocuk salık vermekle kişi başına düşen borç azalmaz, artarmış o da görülmüş oldu. Boş cigara paketi koleksiyonu yapılarak da tütün bırakılmazmış ayan beyan belli oldu. Bu er kişi tarihi de iyi bildiğini söyler. Madem biliyorsun; tarih tekerrür eder ve bir gün herkesin başına hiç gelmeyecekmiş görünenler de gelebilir. Ayrıca çocuk istediğin gibi değil emek verdiğince yetiştirdiğin gibi şekillenir. Velhasılı tablo ortada.

Çok aşırı derecede yanlı ve hatalı bir iktidar portresi var önümüzde. Başarılarını bizim kıstaslamamız uygun düşmez, memleketin alimi hocası var yaparlar. Bu yaşıma başarısızım diyeni de görmedik daha ama kişisel gelişimini tam tamamlamamış bir kabineyle bakan ve bakmayanları ile karşı karşıya kaldığımız ortada. Bu kabineciler kendilerden kombine bilet almayanlara; bakarsınız acil zirvelerin kurulacağı günler gelir, umutlarınız başka bahara kalır diye azarlama peşine düşmüşler.

Paranın ağa babası para babası da olsan yırtamazsınız vay o gariplere, vay hallerine. Bir korkutma senaryosu ki filmi izleyen pısıyor, tırsıyor, kalıyor. Kalıyor ama oy kabinine girenlerin vereceği kararla ileride sadece olağanüstü bir ilkyaz günüydü diye anımsanmasını dilemek istiyor insan, 30 Martı.   

Seçim bu sefer başka olacak görünen o ki hiç bir şey ayni kalmayacak. Kimse öyle devrim falan da beklemesin. Zaten seçime kadar üç koldan saldırmalar sallamalar devam edecek. Ayakları yerden kesecek vaatlerle, çılgın projelerle oy avcılığı bu kez prim yapmayacak. Bakanı bakmayanı bilcümle, Belediye başkanları, bizimkisi de dâhil düşmüş yollara ev ev abi, abla dolaştırsa da bu başka bir seçim.  Biz bu oyunları, replikleri çok gördük, kanmayız ve de yutmayız diyecek. Diyebilecek mi 30 mart akşamı göreceğiz.

Global ve küresel hesaplara hiç uymayan, kendi iç pazarında iç hesaplaşmaya sahne olan bir seçim önü süreci yaşadık ve bitmesine üç kaldı. Gerçek dışı görülebilecek ne varsa gördük.

Söz bu söz; “ Akıllılar içlerinde korkuyu büyütmezler. Korkuyu içlerinden söküp atarlar, “ gerçekleşse de bu kez bu seçimlerde dünyada sadece Türkiye’ye özgü bir aklanış yaşanmasa bari…
 

DÖRT ÇEKERLİLER İLE DERT ÇEKENLER SEÇİMİ "AKP DÜŞÜYOR CHP YÜKSELİYOR"...

DÖRT ÇEKERLİLER İLE DERT ÇEKENLER SEÇİMİ "AKP DÜŞÜYOR CHP YÜKSELİYOR"...

Yerel seçime dört kala, dört çekerler veya dört çekerliler hayat boyu dert çekenlerle son sürat yarışıyor…

En başta herkes AKP’yi iktidara taşıma reçeteleri peşindeydi. Seçime dört kala on yıllarca hazırlanan senaryolar ters tepti, reçeteler hasta etti memleketi. Bu yerel seçimler halkı tamamen zaptu rapt altına alma seçimi iken, bakanlar bakamayanlar baştan ayağa çarşafa dolanınca gezide, kasada orada burada birden içten dıştan esen estirilen deli rüzgarlarla yön değiştirdi seçim trendi.

Velhasıl işin kimyası bozuldu renk değiştirmeye başladı Türkiye, renk vermedi nüfuz kullananlar.

Tablo da acayip renkli; Hükümet hükmünü kaybetmiş, en atik bakamayanlar faka basınca istifayı basmış, tüm kalan bakiye bakanlar yollara düşmüş bakanlık nimetlerini yerel yönetici seçilme ve seçtirebilme adına babalarının malıymışçasına kullanıyorlar kullandırtıyorlar.

Hay Allah yine de AKP düşüyor CHP yükseliyor. Amenna, Düşmez kalkmaz bir Allah.

Yüksek Seçim Kurulu açıl sandık açıl dediğinde parsayı toplayanlar, parayı hiç edenler ile risk yönetimini iyi uygulayanlar belli olacak. Kırmızı halıda yürüyenler ve yakalarına altın rozetler takanlardan kötü işten sıyrılmak maksatlı seçim vagonuna binmişlerin hali ondan sonra izana mizana çekilecek. Çünkü herkesler inecek 30 Mart akşamı o son peronda, o seçim treninden.

Yerel seçime dört kala, şarampole yuvarlanıyor dört çekerler veya dört çekerliler ile hayat boyu dert çekenler…

Yerel seçimin nabzını tutmaya da gerek kalmadı bu zamandan sonra. Neşteri vuracak, kalemin ucunu dokunduracak heves de kalmadı hiçbir apolitik-ekonomik meseleye. Bakalım bu kara büyülü, kapkara örtülü zifiri ayaz daha ne kadar devam edecek. Kim ne yüzdeyle oy alırsa alsın vesikalaşacak tescillenmişlikleri asla gidermez bu saatten sonra.

Bu dalkavuklar diyarında yer yerinden oynatılsa da nafile. Birilerinde Koku ve Korku bacayı sarmış olduğu halde eğrisi doğrusu şaştı bu seçmece işlerinin, yapanın yanına kar kalıyor her şey. Karpuz kabak çıksa da maalesef kan tatlı, bal şeker deniliyor. Mertlik bizde kalsın ama ‘ AKP’liysen mertsin CHP’liysen, oysan, buysan namertsin. Benden olanlar mert, olmayanlar namert. Müsvetteler mert, muhalefetteler namert, yandaş yazanlar mert, doğruyu kazıyanlar namert. Hes severler mert, has tirleyenler namert şeklinde uzar gider liste tersine ve yere çakıldı, çakılacak en nihayetinde.

Peki, o zaman ne olacak; El mi yaman bey mi yaman görülecek zahir.

Her şeyin içi çıktı ve mert-namert olayının da iyice cılkı çıktı. Çekirdeksiz sızma zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkanlar, dişçi koltuğuna oturmaktan elbette korkarlar. Çünkü hep tarihten örnekler vererek, amfi tiyatrallar sergileyerek tarafgillere gülücükler dağıttıklarından unuttular besbelli zamanında berberlerin de diş çektiğini. Ve kayıkçı kavgasına döndürdüler yerel seçimleri zevatı mevatı, ganimet sayılmış malı melalı kurtarmak için…

Yerel seçime dört kala, şarampole yuvarlanıverince dört çekerler veya dört çekerliler, hayat boyu dert çekenler sayesinde yıllardır ilk kez AKP düşüyor CHP yükseliyor. Amenna, Düşmez kalkmaz bir Allah.

Yarın tarih bahçesinde siyasetin izlerini takip eden çocuklarımızın aklı karışmasın diye bu lügata enderundan hükmedişimiz. Bu saldırgan lakırdılardan epilepsi nöbetlerine tutulacak bu söz-kavram kargaşasından yolunu izini şaşırıyor insanlar. Maazallah işin içinden siyaset bilimciler de çıkamayacaklar 31 Martta. Kantarın topuzu kaçmış bir kere, kaçırılanın haddi hesabı yok. Ayrıca “Devlet adamlarına gargara yapmak da hiç yakışmaz.” Bu karasal renk cümbüşünde, bakalım kim bayram edecek ezilen halk mı, halka rağmen zenginleşen birileri mi?

İnceden helalleşme turları atsa da başbakan gidecekmiş gibi görünüyor. Muhalefet ile makas daraldıkça alanlarda bir şiddet bir celal, hepten mağdur edebiyatı, reklamlarda tecimsel beyefendilik, vallahi helal. Kafa kola alınmış sivil toplum örgütleri ve ülke burjuvazisi bu son dört günde çark edip AKP lehine taraf olmaz ise, tüm tehditlere korkutmalara baskılara rağmen CHP’den ve muhalefetten yana bir yerel seçime gebe Türkiye.

Nasıl bilirdiniz bu kalbi ile dili farklı çalışan,  yüzündeki çirkinliği gizleyemeyen, gücü yettiğine Allah yarattı demeyen,  Dini imanı para olan, paraya para demeyen siyasi merhumları ve merhumeleri; Allah bilir.

O halde bu kör dövüşüne aldanmadan bu merhum ve merhumeleri iyi tanı, tanı da büyü, yürü ve diren ve dahi uzak dur bir kez olsun bu ölmüşlerden. Sonra, sonrası malum. Hevesleri kursakta kalsın hayali sükut olsun hayalleri. Her hayal gerçek olacak değil ya. AKP’ye dümen kıranlar azaldıkça işin yükünü CHP’liler çeker maalesef, bırak çeksinler.

Çünkü Yerel seçime dört kala, hayat boyu dert çekenler sayesinde şarampole yuvarlanıverince dört çekerler veya dört çekerliler, birileri kralı eleştirenin kellesi düşer diye kralın kulağına mutlaka fısıldamıştır. Olsun varsın.

Ve sol tahlilde, sessiz çoğunluk kararını çoktan vermiş gibi 30 Mart sabahını bekliyor. Ve kimsenin vaatlere ve projelere aldırdığı da yok, varsa yoksa ülkeyi yıllardır kahreden partizanlık ve lidere tapıcılık başköşede.

Ve son tahlilde sülale aile boyu oy veriliyor bu memlekette. Madem ki böyledir tevatür biz de mührü aile boyu vuracağız altılı cemeğin böğrüne….