21 Kasım 2011 Pazartesi

DENİZ ÜÇLEMESİ

DENİZ ÜÇLEMESİ
 
Bayram bitti. Bir süreliğine gelişen olaylara üçüncü bir gözle bakmak istedik. Üçüncü gözle görmeden yorumlar gerçekliğini yitirir diyerek sadece gözlemledik. Herkese her şeye iyi gözle bakalım, hayata özen gösterelim, didişip çekişmeyelim dedikçe ayağımıza yine kara taşlar takıldı. Sıkı sıkıya sarıldığımız ata yadigârı değerler bitmek tükenmek bilmeyen artçı saldırılarla sarsılıp hırpalandıkça gözümüz karardı. Bastığımız yeri göremez olduk. Yani cephelerde değişen yeni bir şey yok, eski tas eski hamam.
 
Taşı delen suyun gücü damlaların sürekliliğinde deyip yine kaleme sarıldık gereği düşünüldü diyerek. İstanbul bıraktığımız gibi, Türkiye ayni havada, havasında. Esenler cephesinde de değişen bir şey yok. Havanda su dövüyor iktidarı muhalefeti yumak halinde. Yeraltı geçidi asfaltlandı bu arada, trafiğe henüz açılmasa da. Bu iki haftalık arada Allah’tan Rumelililer vardı. İki hafta sonumuzu bir güzel doldurdular, ilkinde gazi ve şehitlerin anısına Kur’an dinlettiler bize, bu hafta da federasyonlarına genel başkan olarak bir Esenlerliyi seçtiler, seçtirdiler. Yarım balkanlı olarak kıvanç duyduk. Depremle ilgili bir panele ev sahipliği yapan atadan partimizi de es geçmeyeceğiz, izlenimler ve yorumları bizde saklı kalması kaydıyla.
 
Evet, tatil bitti. Dünya deniz, öbür dünya deniz kıyısı, sahilde gezip dolaşanlarda bir garip yolcu misali savrulduk yine sıkıcı gündeme. Daha çok sömürü, daha fazla yağma, dağa yoğun talan maalesef mesai olmuş. Çağrışımlı sözcüklerle kurulan cümleler hesapsızca sarf edildikçe yüreği sızlıyor insanın. Artık hayata iyi baksan ne yazar. Yeryüzü yükü paraya gözün tok olsa ne çıkar. Garibanın çocuğu dağa firar eder, fakirin çocuğu bedeli ödeyemez askere gider. Cüzdanı sağlam olan yırtar. Seçilmişlikteki sorun kürsü işgallerine uzar. Yanlışlara şerh durumu da başarıyı çekememe duygusundan şikâyet etme olarak algılanır. Böyle algılandıkça ve uluorta dillendirilince tatiller de zehir olur.
 
Ve mesai başladı. Yalancı baharlar da geçti, gitti, bitti. Arap açılımı Suriye sınırlarına dayandı. Hallediliş sırasına göre sırada İran, Azerbaycan ve Türkiye var. Aç kurtlar gibi saldırmayı bekliyor emperyaller. Doğrular söylenmiyor, söylense de doğru yerde söylenmiyor. Yemin gerektirmeyen yalanlarla doğrudan sapıldıkça, doğruluktan şaşmışlığı da yersiz yeminlerle yalana dolayınca kafalar karışıyor en iyi bilinen meselelerde bile. Üstüne üstlük suları bulandıran söylemlerle birleşince bu ileri demokrasi havariliği eldeki avuçtakinden de oluyor sahil boyu. Gelen gideni aratır yakında. Bulanık suları arıtacak sözlerde fayda etmez sonunda. İdeal ölçüleri şaştı şu demokrasi çılgınlığının. Yeni anayasa bakalım ne şairane şaibelere gebe. Engellere ve zorluklara göğüs germenin, direnmenin de içi boşaltıldı.
 
Karakış kapıda. Yaban güllerinin rengini bildiği halde sorgulayan, bir renksizlik modası dayatılıyor cümle kapıda. Bir arada olmanın ve yaşamanın güvenilirliğini zedeleyen yeni krizler peydahlandıkça ince ince bir kar yağıyor, gariplerin üstüne. Hayatın birçok yükünü yok sayıp bir tarafa koymakla da çözülmüyor bulmacalar. Kasım kasım kasılmaya da gerek yok; Labirentimsi çadır kentlerde ağırlanıyor kış güneşi.
 
Bayram bitti, tatil bitti, karakış kapıda ve mesai başladı. Cesaret olmazsa yetenek ne işe yarar ki. Tek hazinemiz de erimeye eritilmeye başladı. Kimseyi düşük görmeden, bir nebze olsun saygı, bir zerrecik sevgi. Bu dileğimiz de çok olmasa gerek, suç olmasa gerek. Zaten, Deniz üçlemesine sığındık yine…           
21.11.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder