30 Kasım 2011 Çarşamba

Gülen Ayva Ağlayan Nar


Erdoğan Aksu  
Gülen Ayva Ağlayan Nar
Email: yerelgazeteci@hotmail.com

Bu toz duman ortamda, popülist kültür melankolisinden kaçınarak gündeme dair yazmak da gittikçe zorlaşıyor. Çünkü yazmak, incelikle planlanmış olsa da, her an illegal olabilecek bir eylem bütünlüğüdür. Asla legal korsan gösterilerle işi yoktur ve kafaya takmaz. Ayrıca; Gülünç yanılgıların ve yanılmaların yansımasına yanıt vermek de yazın serüveni değildir. Tüm medya ve köşeleri bu aymazlık içinde sürünse de kanmamak lazım, aydın olmanın gereği.


Gülen Ayva Ağlayan Nar
            Yerelden genele bir istifa ettirilme süreci yaşatılıyor. Eleştiriler ve polemikler, demir tavında dövüldü ve çeliğe su verildi. Bunun üzerine HSYK protestoyu bastı, mevziler boşaltıldı. Bir gözetleyicisi kaldı, onun da görmezden gelineceği aşikar. İşlem tamam, iktidar istedi bir göz, HSYK verdi iki göz. Bu doldur boşaltmalarla mekanizmalar bozuldu bozulacak. Tetiğin boşluğunu kim düşürecek bakalım, bekleyip göreceğiz. Satılacak ruh da kalmadı elde avuçta. Gelenler gideni aratacak gibi.
            Bu toz duman ortamda, popülist kültür melankolisinden kaçınarak gündeme dair yazmak da gittikçe zorlaşıyor. Çünkü yazmak, incelikle planlanmış olsa da, her an illegal olabilecek bir eylem bütünlüğüdür. Asla legal korsan gösterilerle işi yoktur ve kafaya takmaz. Ayrıca; Gülünç yanılgıların ve yanılmaların yansımasına yanıt vermek de yazın serüveni değildir. Tüm medya ve köşeleri bu aymazlık içinde sürünse de kanmamak lazım, aydın olmanın gereği.
            Boğaza nazır hayat yaşamıyoruz ki; durduk yerde sosyopatlığımız depreşsin. Son günlerde geçmişe ilişkin izli-gizli ne varsa ortaya dökülse de, oltaya takılmayacağız. Damıta damıta imbikten süzülenleri yazacağız, en zorlu yolu seçip. Bu kadar konu bolluğu olsa da, taşıma suyla değirmen dönmez biliyoruz. Değirmene gelen su kesilirse bir gün korkusuyla hiç yaşamadık ve yaşamayacağız. Çünkü Yel değirmenlerini de biliriz hakkıyla.
            Yaşamla boğuşmaktan, sahipli kelimelerle boğuşmaya dermanımız kalmadığındandır, cümlelerle iyi geçinmemiz. Sanılmasın ki, çaresiz ve umutsuzuz. Gözlerimizin önünden renkli mi renkli film kareleri uçuşuyorsa da, kıyamıyoruz ziyan etmeye. Çünkü Türkiye’nin aklı-fikri tutuklu, gözaltındayız bugünlerde. Sinemanın dilinden, fotoğrafın renginden, romanın, öykünün, şiirin gücünden yararlanmadıkça da yer sarsıntısı ve zemin kayması arttıkça artıyor. Tıkılıp kalıyoruz topyekun saç telleriyle-başörtüsü arasına.
            Yerelden genele bir baş eğme, boyun eğdirme süreci yaşatılıyor. Bu kargaşa ve temaşa potasında eritilmek rolü biçiliyor bize, hiç istemesek de. İnadına, Baş ve topuk selamı vermeden, kalemimize ısrarla protest çizgiler çizdirmeye devam edeceğiz. Çünkü katıksız sevilme ve popüler olma derdinde değiliz. Eğer öyle olsaydık her koşula ve her ortama uyardık. Enkazda yerimizi alırdık. Doğrusu Kırk yaşından sonra “ mizah “ biraz zor geliyor insana. Aklı yaşında ve başında olmayanların mizah anlayışına tebessüm etmemek ise elde değil.
            Güleriz ağlanacak halimize…
14.10.2010
Bu Yazı 399 Kez Okunmuş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder