21 Nisan 2019 Pazar

ekim18-3

YAS GAZETECİ YAS...
Gökyüzü, yeryüzü ve yeryüzündekileri zincirleyenleri taçlandıran, zincirlerin ve prangaların kırılması gayretlerini ise suçlulandıran kara düzene haklı isyanın ilk adıdır gazetecilik. Özgürlük odaklıdır. Yasak savan sloganı ise 'Yaz Gazeteci Yaz'dır. Ancak ne yazık ki; bu baştacı edilesi çıkış sloganı olmadık zamanlarda, başa gelen olmadık işler yüzünden 'Yas Gazeteci Yas' desturuna yükseliyor...
Yani gelmiş geçmiş en prestijli mesleklerden olan gazetecilik şu garip memlekette on küsur yıldır yasaklarla boğuşuyor. Resmen amigoluk boyutunda prestij kaybına uğratılıyor. Muhalif duruşlular muhakeme salonlarında buluşuyor. Buluşturuluyor. Sektör resmen vizyon daralması yaşıyor, yaşatılıyor. Diğer yandan sindirme, sürgün, mağduriyet diz boyu. Dört duvar arası mecburiyet var. Vakaya hangi çerçeveden bakmak lazım belli de, manzarayı geçmişe çok eskilere dayandıran rota şaşkınlıkları engelliyor o bakışları. At bakışlı dağılmışlıkta dikkatler başka yerlere çekiliyor. Ve bir anda talepler değişiyor, değiştiriliyor. Özetle durum feci, an yas vakti...
Yabboz tahtası gibi yazarken haberin ışıltısı, yazının yaldızı özel uzmanlık gerektiren bir moda bürünüyor. Yani aklı başında yazar enikonu çok düşünmek zorunda kalıyor. Bu kala kalıyorluk hali sonsuz mutluluğun gösteriş kabul etmeyen sırrını da yutuyor. Toplumun uyurgezer yüzünü yazmanın kesim bedelleri ise çok yüksek. Ağır bedel ödenecek bir şekilde ama böyle değil. Az buz, yüksek tümsek farketmez hiç biri katlanılır gibi değil. Uzlaşı babında yazar çizerlerin üzerine demir kapılar kapanıyor.
Gözlerde yaş, gönüllerde yas. Yas tutmak şeklinde ödeniyor bedel...
Oysa tayıncı, sayımcı, yayıncı karşılaması, karşılaştırması tuzağına düşmeden yazı rotası izlemektir gazetecilik. Aslında yazgıya direnip bu rotayı izleyenlerin kurguladığıdır hayat...
Savaşmadan siyaset içinde ve dışında kalmak değildir marifet. Mahirlik öyle veya böyle her adımda renklenen bir yolculuğa gözükara çıkmayı bilmektir. Çıkabilme cesaretini gösterebilmektir. Gerçek gazeteci kalitesinden zinhar ödün vermeden işini yapar. Gazetecilik dünyanın tüm cevherlerini ve renklerini bir arada tutabilmektir. Sözcük, tümce, paragraf ve makale örgüsünde hayata geçmeyenleri de bir güzel belgelemektir.
Öyle ki; 'Yaz Gazeteci Yaz' melodisi eşliğinde kayıp gibi görünenleri yarına kazandırmaktır. Mesleği mutlu gelecek adına icra etmektir. Toplumun ve rüyaların ertelenmesine dönük hal ve gidişleri de tarihe not etmektir.
Asla kişisel çıkar odaklı olmadan, eğilmeden bükülmeden ve risklere aldırmadan bir dünya yolculuğuna yolcu olmaktır gazetecilik. Ve yazıya sevdalanmak. Zincirler altından olsa bile zincirlerin kırılması için abartısız sloganlar dermektir. Eylemler gözetmektir. Denilemeyenleri yüreklice demektir. Devrimcilik, yenilikçilik, ilericilik budur. Öyle geri planda kalarak aşırı değer kazanmayı beklemekle olmaz. Sıra savıp küp doldurmakla hiç olmaz. Önce vatan diyebilmektir bu mesleğin özü. Önce vatan deyip sonra unutanların yapacağı iş değildir bu. Ve de böyle olanların karşısına durmaktır yılmadan. Düşman emellerini bildiği halde milli şuur diye diye şuursuzlaşmak hiç değildir. Şu veya bu nedenle güce tapınıp, hücre, taciz ve tehditlere boyun eğmeyenleri karalamak da değildir gazetecilik. Böylelerin kullanılıp kullanılıp hurdaya çıkarıldığı bir sektördür bu sektör. Sel, su, tortu çekinmeksizin çizgi bozmadan, prensiplerinden taviz vermeden baskılara direnenleri markalaştırır basın tarihi. Baskı, baskın, taarruz aldırmadan harfleri birbirine çatarak kurulan yerli ürün, sanat eseri yazıları yapraklarına taşır. Kalemkarların övünç ve karları da budur. Yani kalem yazar, yazıcısı iz bırakır...
Gelmişe geçmişe ve geleceğe damgasını vurmaktır gazetecinin önsözü. Son nefesine kadar trend olmaktır, son trene doluşmak değil. Çünkü trendi koruyanlar büyük kurtuluşu hazırlar. Korunması gerekenleri depolar. Zor bir iştir yazmak. Yazıcılık, yazarlık ve dahi gazetecilik.
Kanıtı yanıtta gizlidir; Gazetecilik emek, gözyaşı, yas bezeli has bir iştir. İşareti ise; 'Yas Gasteci Yas'tır...

20 Ekim 2018 Cumartesi

KAŞIKÇI ELMASI

KAŞIKÇI ELMASI 
 
Uzun yıllar evvel yılda bir kez olsun kaşıkçı elması konuşulurdu. Televizyonun da ilk yıllarıydı. Televizyon silme kaşıkçı elması üzerinden magazinsel haberleri konu ederdi. Gazetelerin tamamında bir köşe, bir fotoğraf ve göz kamaştıran zenginlik haberlerinde yerini alırdı. Yıllar sonra son iki haftadır Suudlar sözde gözde gazeteci Kaşıkçı üzerinden memleket gündemini işgal ettiler. Kayıp Kaşıkçı…
 
Memleketin hakkıyla yönetilmediğini tescilliyor son zamanlarda yaşananların topu. İşine gelmeyeni hallet mantığı hortlamış dört bir yanda. Acı ama gerçek nice arbedelere maruz kalarak yok ediliyor muhalifler. Bir kaşık suda adamlar boğuluyor. Kaybediliyor.
 
Derin ilişkiler adamı kayıp Kaşıkçı'nın konsolosluğa girişi var çıkışı yok. Öyle ki girişinden sonra içerde dışarda cemalini gören fani yok. O yüzden konsolosluk bile arandı. İz yok. Ses seda yok. Suudlar bin yalan yüz takla vakayı saklamaya çalıştılar. Boş dolaplar gösterdiler. Kendilerini aklamaya haklı kılmaya çabaladılar. Karanlığın ve bu çağda gericiliğin en önde gideni bu Suudlar bedevilikten gelme olduklarından o Kutsal Topraklar üzerinde etmediği kalmamış gibi şu fakir memlekette de bir skandala imza attılar.
 
Köşeye sıkıştıklarını anlayınca da o feci açıklama geldi. Kaşıkçı konsoloslukta bir arbedede aldığı bir yumruk darbesiyle öldü. Yoktu, vardı, girdi girmedi derken öldüğü ortaya çıktı. Hem de bu şekilde neden çıktığı belirsiz bir arbedede. Tek bir yumruk ile. Peki, mevta nerde. Kazayla da olmuş olsa bu resmen bir cinayet değil mi? Konsolosluk bu denli arbedeleşme yeri mi?
 
Karanlığın sağ eli belki de tüm delilleri saklayamadı. Zaten dünyanın gözü önünde cereyan eden bu vakaya Suudi nokta koyuldu. Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldüğü resmen açıklandı. Hesaplar tutmadı. Yapılanlara bu kez göz yumulmadı.
 
Suudi kafalar şimdi kovboy dostları ile kafa kafaya verip bu pis işleri örtmeye çabalarlar. At çobanlarının işine gelir. Daha çok petrolün piyasalara sürümü. İstedikleri de o zaten. Suudi arabia da hemen bir kaç zatın görevine son verildi. Onlarca kişi usulen tutuklandı. İş istihbarat servisi yenilenecek sonucuna bağlandı. Olan tek bir yumrukta ölen Kaşıkçı’ya oldu. Elması başkaları götürdü.
 
Şimdi çıkıp bu Suud katliam nerede oldu diye sorulsa toptancı yanıt konsolosluk olur. Peşine hangi konsolosluk denilse kimse bilmez, inadına bilinmez. Çünkü aynı bedevi kafanın ürünü bir akışkanlık dolaşır damarlarda.
 
Oysa el-cevap İstanbul'dur…

ARA ARA GÜLER’DİK! ŞİMDİ…


ARA ARA GÜLER’DİK! ŞİMDİ… 

Ara ara gülerdik pek yakınlara kadar. Öyle bir ara yaşıyor ve yaşatılıyoruz ki şimdilerde onu da unuttuk. Bu arada Ara fotoğraf sanatçısıydı. Bir ustaydı. Usunda daima Anadolu vardı. İstanbul vardı belleğinde. Ustalıkla çekerdi kare kare aktarırdı geleceğe memleketini. Asla silinmez izler bırakarak. O da göçtü gitti. Ara ara Güler’dik bir zamanlar. Şimdi…

Oydu buydu, şu kökenliydi, bu dindendi bir yana dört yüz yıllık İstanbulluydu. Ve yaklaşık yüz yılına tanıklık etti memleketin. Yetmez mi? Kaçmadı gitmedi. Vatan bildiği şu fakir memlekette yaşamayı yeğledi. Dağ taş çamur çorak demeden uzun bir yolculuk eyledi. Yolunun Piriydi. Yolculuğunu izi takip edilecek fotoğraf kareleriyle süsledi. Asla yılmayan ve değişmeyen bir foto muhabiri olarak görevini yaptı.

Mahareti görmek en incesine en ücrasına görmekti. Bu onun işiydi. İşini hakkıyla yapanlardandı. Farkı fotoğrafları ve üstün görme yetisi idi. Klasik sayılan nice ayrıntı için deklanşöre bastı. Hayranlıkla izlenecek yeni yüz yıllara damgasını vuran seyirlikler imzaladı. Geleceğe bu günden hazırlandı. Bir bilim sanat insanıydı.  O ara Güler’di. Bizde ara Ara gülerdik. Şimdi onu da kaybettik.

Çok şeyin ağır ağır kaybedildiği bir memlekette Ara Güler’i de kaybettik. Gülmeyi unutacağız bu gidişle. Belki de artık yeter dedi o, bunca gerileşmeye. Çünkü o en iyi bilenlerdendi ve görenlerdendi bu memleketin ileriye gidişini, ilerleyişini. Bu milletin ne zor şartlar içinde gelişimini. Çok anlar dondurmuştu, çok anılar doldurmuştu o günlerden. Memleket çeşmesinden. En mütevazi haliyle. İnkıtaya uğrayınca gidişat küstü.

Ermeni’ydi falan filandı. Ama gerçekte Anadolu’ydu. Türkten Türk’tü.  Anadolu doluydu. Bıkmadan usanmadan Anadolu'nun hafızasını tuttu. Fotoğraflarını yuttu. O yüzden bir asra yakın memleketini yüceltti. Ve şu sözlerle taçlandırdı hayatını; “Yaşam size verilmiş boş bir filmdir her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın…”

Ara ara kırılsa da Güler’misin ağlar mısın arasında, O doldurdu filmini, bitirdi ve gitti…

YENGEÇ SEPETİ...


Ekonomik krizi pastörün gönderilmesiyle pas geçeriz diyen aklı zarar pasör iktisatçılara karşın, kriz daha yeni başladı diyor aklı başında ekonomistler. Onlarda öyle enflasyon sepetindeki ürünlere yapılacak indirimler ve zabitan kuvvetiyle fiyat denetimleri işe yaramaz görüşü hakim. Yani dışarıdan bakıldığında kötümser bir tablo çiziliyor. İçeride kriz diyenlerin üzeri...
Oysa sadece enflasyonu düşürme planı ile ekonomik krizi çözmeye çaba henüz işin başında diğer tespitleri ve değişik çözüm önerilerini yok saymak demektir. Veya gerçekten deniz bitti.
Ekonomistler yerel seçim arefesinde pek hissedilmeyebilir ama yeni yılın ilk çeyreğinden sonra orta tabaka katmanlar acıyı yakından hissedecek uyarısında bulunuyorlar. Millet epey uzun sürecek yüksek enflasyonla yaşamaya alışacak. Herşeyi dış alımlarla sağlayan memlekette gelinen nokta bu olur ve ekonomi böyle geriler. Hele ki döviz kuru da acayip yükselmiş ise çıkış yolu zorludur saptamasındalar.
Ayrıca güvenilir ekonomistlere göre yeni yılın ikinci çeyreği itibariyle hiç beklenmedik daha çok şeyler de olabilir. Ancak negatif beklenti ağır basıyor.
İçerideki algı ise pastör yüzünden yukarı ivmelenen döviz kuru nedeniyle piyasalarda fiyatların da arttığı yönünde. Koca profesörler kamuoyuna bu algı yanıltmasını pompalıyorlar. Hemde ekonomik krizler tarihini ve çarpıcı örnekleri atlayarak. Gerçeğe mim koymayı ise sosyal infial görüyorlar. Elbette bunun ileride siyasi sonuçları da olur.
Şimdilik sorular şunlar; Daha hangi gündem şaşırtmaları sıralanacak. Dengeyi sağlamak için daha ne kadar faiz oranları ile oynanacak. Daha ne kadar ekonomik terör estirilecek. Daha kaç tane iş yeri iflas bayrağı çekecek. Daha kaç holding konkardato ilan edecek. Yanıtlar belli değil.
Tüm bu belirsizliğe rağmen ticari kayıpları, aş kayıplarını, iş kayıplarını kaale alan yok. Ekonomik krizin daha da derinleşeceğini delikanlıca söyleyebilen yok. Varsa yoksa pastör üzerinden apolitik, akpolitik tavırla acı gerçekler pas geçiliyor. Enflasyon sepetine neyi koyalım da süsleyelimin ince çalışması yapılıyor.
Bu girişimlere kanmayıp kısa ve orta vadede IMF’in kapısına dayanılır diyen bir kaç cılız ses anında sindiriliyor. Ve yabancı yatırımcının güveni sağlandı babında sele suya sepetçilik yapılıyor.
Lakin sepet tam bir yengeç sepeti..

PASTÖR AŞISI...

PASTÖR AŞISI...
Ne acayip bir memleket şu memleket. Zamanında kuduza açtığı savaşla adını bilim tarihine yazdıran asırlık Pasteur'ün adını bile unutturdu, bu pastör...
Öyle ki birinci Pastör kuduz mikrobunu da aşısını da bularak bilim yolunu ışıklandırmış, sayısız bilim yolcusu da onun yolundan gitmiştir. Şarbon mikrobu ve aşısı da Pastör'ün listesine eklenebilir. Yani bir çok mikrobu ve aşısını bulmakla bilim tarihinde haklı yerini almıştır. Hatta yüzyıl başlarında İstanbul'a bile gelmiş, bir zamanlar bir kolera salgınının önlenmesinde aktif rol oynamıştır. Ancak bugün arama motorlarına Pastör girince şu garip memlekette içeri tıkılan papaz Burunson da monitörlere düşüyor. Burun farkıyla bir yarış sürüyor sanal alemde. Pek yakışık almayacak ama durum bu. Yani iki aşıcının değişik açılardan fotoğrafları yan yana görsellenebiliyor.
Artık bu ikinci pastörü kimse unutmayacak demektir. Bu memleket sayesinde. Pastör burunları sızlayarak bu memleket erkanına ne kadar dua etse azdır...
Bu protestan pastör orta boy elçi pozisyonundan Usa evangelistlerinin en tanıdığı önder konumuna erişti bir anda. Bu millet eriştirdi...
Protestatör pastör sessizliğe gark olmuş şu fakir memlekette, testlerini yaptı masterini tamamladı. Ve geçer notu aldı, gitti. Dövizin ani yükselmesinin baş mimarı olarak. Milletin önüne taksitle kuyular kazılmasında maskot olarak. Piyasaları da büyük durgunluğa iterek. Pastör resmi tezini böyle yazdı. Tezinde de bu bereketli toprakların koruyucu ve manevi değerlerini bizzat uyguladı. Vurguladı. Şimdi geleneksel sistemciler dünyanın sembol kapılarının kapandığı bu sürece şükretmeyi öğrenecekler. Aşırı aşıyı diğer pastörlerden. Aşılanarak...
Zaten pastörize süt ve süt tozu alışkanlığı kazandırıldığı günden beri bu milletin saflığı, masumiyeti, mazlumiyeti, iyi kalpliliği, duygusal bağlılığı ve güce bağımlılığı hiç tükenmedi gitti. Arttıkça arttı.
Artış hızıyla mistizmin büyüleyici ve gizemli dünyasına girerek hep aldandı. Hapsoldukça aldatıldı. Değişik faktörlere göz yumdu. Son kertede pastörlere bile aldandı.
Köken ve etimolojik incelemesi bir yana pastör Burunson son tahlilde tüm amatör çobanlara da pastoral esin kaynağı oldu.
Bundan böyle üç beş yıl kolejlerde ruhani boyutlu eğitim olan her elçisel kilise çobanı Burunson dan güç alarak yeni krizler yaratabilir. Dünyanın dört bir yanında sürülere eğilebilir. Zaten bu klişe kiliseciler şu memleketin en ciddi probleminin aslında her şeyi pastörlerden beklemek olduğunu belirlemişler. Bekleyen dervişler diyarı yani. Bunu da bir şekilde çözüme kavuşturmuşlar. Darda kalmış milleti İsacı yapmak. Aşılamak. Aşının tutmasını sağlamak. Yaparken memleket batmış umurlarında değil. Dertleri İsa da, İslam da değil. Belki de gayeleri büyük efendiler adına toptan, madden manen memleket batırmak.
Buradan popüler politikacılara ve karikatür yöneticilere duyurulur; zor günlerde akla zarar aşı şırıngalayanlar hortlar.
Pastörlerin de tek derdi vardır; kaleyi içten fethetmek.

TAŞLARIN SULTANI

TAŞLARIN SULTANI

Şu garip memlekette casus sanılan rahip efendi aklandı. Aklama peşine hemen apar topar Usa'ya uzandı. Artık dip dalgalanmalı bozulan ekonomi nefeslenmeye başlar. Altın başta olmak üzere, tüm döviz türleri de düşer. Düşmeyeceği belli ama milletin yarısında beklenti bu yönde. İllet bir algı şoklaması. Hal böyle olunca yatırım nerelere yapılmalı, birikimler nasıl değerlendirilmeli sorusu değer kazanıyor. Değilmi ki rahip efendi, efendi Turump ile buluştu ve reyisi yerden göğe övdü, döviz yükselmez artık. Yani bu saatten sonra başka maraza çıkarılmaz ise minik adımlarla iki ileri bir geri seyreder. Mehteran vaziyetleri. Böylece dolar arada tezgahlanabilir spekülasyonlara rağmen çok kazandırmaz. Altın ise milletin sigortası. Altın yastık altı. Garanti. O zaman değerli taşların sırrına ermek lazım. Değerli taşların sultanına varmak...
Yani şu kalburüstü millet rahip sonrası mücevher dünyasına açılmalıdır izlenimi yaygın. Layıktır da. Bundan böyle birikim sağlama rahip öncesi ve sonrası diye şekillenecek sanki. O yüzden gün mücevher taşları dünyasına yabancı kalmamak günü.
Kim ne derse desin taşların sultanı 'inci'dir. Mucizevi bir mücevherdir inci. Canlı üretimdir. Dört beş bin yıllık kültür deryasıdır. Köklü aile büyükleri mirasıdır. En bol bulunur ve değerli taştan sayılır. Ancak yapaydır onlar. Doğal inciler pek nadirdir. Zaten çevre kirliliği, aşırı av ve zehri bol sanayileşme doğal inci neslini de tüketmek üzeredir.
Taşların sultanına nedimeler yaraşır. Onlarda sırasıyla incinin paçalarına tutunurlar. Bakan gözleri tutuştururlar...
Nedimelerden 'tanzanit' Kilimanjaro'nun eteklerinde yatar. 'Tanzanit' nedir? meraklılarına zoisit mineral çeşidi olduğu söylenebilir. Zoisit ne denirse ufak bir araştırma yapılmalıdır. Tanzania rezervlerinin on yıllar içinde tükeneceğine dair bir izlenim de vardır.
Rezervleri kurumadan geleceğe yatırım malsatlı edinmek lazımdır.
'Yakut' ise üç bin yaşına yakındır. Burma'lısı en canlı ve parlak olanıdır. Burmalı yakut morumsu kırmızıdır. Yani deyim odur ki; güvercin kanı gibi parlak kırmızıdır.
Hele ki 'yeşim'. Yeşim imperyaldir. Saf yeşili yakar insanlığı. Yeşile çalar gözler ondan alır ilhamı. Maya ve Maori kültürlerinde kutsaldır. Sıradışı, sağlam ve dayanıklıdır. Derler ki; Altın değerlidir, Yeşime ise değer biçilmez...
Ural dağlarında sıklıkla renk değiştiren, bukalemun özelliğine sahip 'aleksandrit' taşına ul
laşılır. Gün ışığında tavuskuşu mavisi, bol ışık alınca da mora doğru renk verir. Çar mücevheridir.
Nedimelerden 'Paraiba' ise Brazil'dir. Mavi yeşil canlı doğurgan ve dolgun renkliliği dünyayı da şaşkına çevirir.
Rocky sıra dağlarında ise 'amolit' saklanır. On milyonlarca yıllık deniz yumuşakçalarından daha parlaktır. Gökkuşağının tüm renklerini alabilir, yansıtabilir. Yanardönerdir.
Himayalar'da 'Kashmir Safiri' safiyane sahibini bekler. Rezervi bitmek üzeredir. Bitince müzelik değer olacaktır. Olmuştur da. Bu günlere izine ancak koleksiyoncular ve müzeler de rastlanır.
Akla zarar 'Zümrüt' akuamarin ve margonidin akrabasıdır. Kızıl Berildir. Vah Vah Dağları'nın kırmızı çiçeğidir. Ham minerali en çok ilgiyi çekenidir.
Sanbenito Nehri'nin 'safiri' mavidir. Gökkuşağı renklerini ateş gibi yansıtır. Resmi taş ilan edilmişlerdendir...
Sultanlık sultasının mücevherleridir bunlar. Daha niceleri vardır. Ancak değerli taşlar ailesinin en mükemmelleri bunlardır. Bu necip millete en yakışanlardır.
Şu garip memlekette casus sanılan rahip efendi aklandı da allanıp pullanma dünyasına, taşlar dünyasını kristalize kesmek şart oldu.
Bu dip boyası gelmiş piyasanın şartı kaç? Kime kaça? Kaçan kaçana.

KÖPRÜDEN GEÇTİ PAPAZ...

KÖPRÜDEN GEÇTİ PAPAZ...
Bilenler bilir papaz köprüsü yakınlarda bir yerlerde bir semt adı. Memlekette kuzeyden güneye, doğudan batıya papazın evi olmayan vilayet yok. Maviye çalan kara üzüm adı bile var; papazkarası. Hem de yerli ve milli asma. Aslı astarı var mıdır bilinmez ama yine en çözülmez büyüler vardır lafta din bilgiçlerinin göbek çukuru ile inandığı. Yani papaz büyüsü. Ayrıca kek severler ve keklenenler tip kayınca papaz gibi olmuşsun derler birbirine. Kıraathane ve ultra park ağzıyla. Yani asırlardır papazlar ile iç içe yaşar bu millet...
Acı ama gerçek iki aydır öyle bir büyü daha yaşandı ki akla zarar. Sıradan bir papaz her yere bulaştı. Dünya meselesi oldu, piyasaların da canına okudu. Arama motorlarına papaz girildiğinde artık o düşüyor ekranlara; papaz Burunson...
Kim bu papaz Burun son? Başta denilenlere göre acayip suçlu. Ajan, terörist, yataklıkçı, bırakılsa ardına bakmadan kaçan. Ortası ev göz hapsinde istirahatı sağlanan. Sonra vakti zamanı gelince de şap diye aklanan. Bu nasıl bir tezgahtır gizli kalan. Çanlar kimin için çalıyor faslı unutulan. Ve güç zehirlenmesine konu olan. Resmen tezahürü; 'Bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi...' falan filan ardına sallananan.
Öyle biri ki onca dam adam, kurum ve kuruluşa rağmen ekonomiye iki ayda papazı bulduran. Adı Burunson. Ayrıca tek başına millete paparayı yediren, milletin hamisine devletin gururunu bitirten. İşte papaz o papaz. Silme kapiyalist kompetan ibresi.
Bu papaz uzaylı değil, Usa'lı. Burunson uzaylı değil de Usa'lı çıkınca usları kaynatan biçimde papazlıktan rahipliğe terfi ettirildi aniden. Ve artık serbest.
Bu arada ekonomi papazı buldu. Bulduysa buldu ne gam. Alan biz salan biz salaklığı. İşte öyle akıl satan gamsızlar var ki şu memlekette, oluşan milyarlarca dolarlık zararı kim ödeyecek umurlarında değil. Bu tahliye ile neler tahvil edildi acaba diye düşünen yok. Hala al papazı ver kızı versiyonunda yaygara. Hukuk devletinden dem vurma edebiyatı. Bu öyle bir dengesizlik ki yargı bağımsızlığı kara sevda. İşlere gelince yargı bağımsız, gelmeyince urun kellesini faslı.
Buruna tam pis kokular vuracakken rahip-papaz Brunson davasında mutlu son. Şimdi sıradan bir adam krallar gibi dönecek evine. Hakikaten harika emsal derecesinde hukuk işlevsizliği ile. Yaşanan kapitülasyon dönemlerinden beter bir yargı aczi ile. Aslı aşırı gazlamanın duvara çarpma durumu.
Ayrıca papazın hası yirmi bir yıl bu ülkede ajanslık işi ile uğraşmış. Milli olamadı belki ama neredeyse yerli. Tam emekli olacakken vay başına gelenlere. Vay memleketin haline. Bu işin sonu memlekete ve Burunson'a yakışacak mı peki orası başka muamelat.
Asıl soru şu papaz salındı o halde ekonomi düzelecek mi? Dolar düşecek mi? Ajan, papaz, filan derken bozulan dengeler yeniden kurulabilecek mi? Usa ile usları ıslatan bu saltolar, kündeler, köprüler kimi tuş ettiyse etti. Lakin daha neler olacak, tuşlar son bulacak mı? Burun farkıyla başka krizler yaşanacak mı?
Veya tuşlar olan biteni bundan böyle dürüstçe yazabilecek mi?
Peki piyasalar köprüden geçti papaz, dolar düştü biraz nakaratları eşliğinde papazkarası yudumlayabilecek mi?
Çok soru var. Çok ama sormak da, cevabı bulmak da zor biraz.
Zorun zoru. İşler papaz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder