14 Ekim 2011 Cuma

ESENLERİN EMEKÇİ KADINLARINA…

ESENLERİN EMEKÇİ KADINLARINA…
Bu ülke zor. Bu ülkede kadın olmak zor. Esenler'de kadın olmak zor. Deyim yerindeyse Ülke kadın hakları açısından uçurumun eşiğinde. Kara bulutlar dolaşıyor ileri demokrasimizin üzerinde ve en çok ezilen kadınlarımız oluyor. Ortaçağ karasından beter kara pelerinler biçiliyor her bir kadınımıza.
Kadınlarımız; “Kırda çiçek, gergefte nakış olanlar. Dilde türkü, yarına umut olanlar. Tarlada çapa, fabrikada şalter olanlar. Halayda zılgıt, kavgada kıvılcım olanlar. Yolda yoldaş, evde ana olanlar kadınlar, kadınlarımız” değil mi? Dünya erkek ise güneş olan kadınlarımız değil mi? Analarımız, bacılarımız, kızlarımız dünyamızı ışıtan, can veren hayat veren, el veren yön veren güneşlerimiz değiller mi? Akla eserse 8 Martta öylesine, zoraki bir güncük anımsanan, Gelecek 8 Marta kadar unutulan yıldızlarımız değil mi kadınlar.
Dünya yaşamla buluştuğundan beri süregelen ama Yaklaşık yüz elli yıldır var olan bir türkü değil mi 8 Mart. Doksan yıl önce kağnı arabalarında, sırtlarınızda var ettiğiniz, ölmüşken dirilttiğiniz, el bebek gül bebek ninnilediğiniz, üzerine titrediğiniz öz yavrunuz bu vatan da bu gün, albayrak en güzel sizin elinize yakışır. Yüzelli yıl önce korkmadan salladığınız gibi.
“8 Mart 1857 de Niyork’ta bir direniş başlattınız. Tutup o günü bu günlere günümüze taşıdınız. Kadın dokuma işçileri olarak eşit işe eşit ücret istediniz. 16 saatlik çalışma süresinin on saate indirilmesi için örgütlendiğiniz dayanışmada, O bitmeyen kavgada 115 ayyüzlü şehit verdiniz. Haksızlığa, sömürüye, ezilmişliğe isyanı 8 Mart 1908’de yeniden ateşlediniz. Bu kez toprağa 129 gelincik çiçeği diktiniz. 1910 yılında Klara Zetkin önerince 2. Sosyalist enternasyonal hemen kabul etti.  Ve 8 Martı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlama hakkı kazandınız. Elli yıllık mücadelenin sonunda Tırnaklarınızla elde ettiğiniz zaferinizi perçinlediniz.”
Yıllar boyunca emperyalizme, kapitalizme, savaşlara,  savaşların her türüne karşı koydunuz. Savaşlarda en çok ızdırabı yine siz kadınlar analar, çektiniz. Faşizme, cinsiyet ayrımcılığına, cinsel, sınıfsal, ırksal ulusal, töresel baskılara en ön saflarda direndiniz. Kadının köleliğine köleleştirilmesine,  erkek egemen topluma, erkeksi dünyaya ve ikinci sınıf insan dayatmalarına pamuk yumuşaklığında ama çelikten sert barikatlar kurdunuz. 1975 yılında BM kararıyla dünya emekçi kadınlarının bu günü “8 Mart dünya kadınlar gününe” dönüştürülüp içi boşaltılınca bile gocunmadınız. Tek bir gün olsa da kadın olmak, kadın kalmak, kadınca haykırmak için rıza gösterdiniz.
Yılmadınız yorulmadınız, özünde kadının paralelinde toplumun kurtuluşunu, beyinlerdeki ve yüreklerdeki tutsaklık zincirinin kırılması gerektiğini hiç çekinmeden haykırdınız. Mutlu bir dünya kurulması özlemiyle verilen mücadelede” kadınlarda var, kadınlarda var olmalıdır” diye, her sekiz martta duymayan kulaklara görmeyen gözlere inat, coşkuyla birleştiniz, örgütlendiniz. Şimdi bu ülkeye kadın elinin, Anadolu’ya ana elinin değmesi gerekiyor.
Bu ülke zor. Bu ülkede kadın olmak hepten zor. Öyle bir ülke ki; Oldubittilerle özelleştirmeye, çetelerle susturmaya, sürgünlerle kadrolaşmaya, kapılar aralandı. Aralanan kapılardan hiç te adil olmayan bir anlayış süzülüyor içeri. Baskılara, sürgünlere, kıyımlara, yargısız infazlara, gözaltılara, sebepsiz tutuklanmalara duyarsız, sahte kalkınmaya tepkisiz, sessiz bir toplum biçimlendiriliyor ey kadınlar, analar.
Eğitimde katkı payı ile kara cahilliğe, insanca ve hakça bir yaşam yerine köleliğe, sendikasızlaştırarak sahipsizliğe, örgütsüzleştirerek yalnızlığa, anayasa ve yasalarla bilinçli oynamalarla sonsuzluğa, kurum ve kuruluşlarla çatışarak zayıflığa, olmayacak dualarla ebediyete sürükleniyor bu ülke ey bacılar, analar.
Ülke yeşillenmiş kartellere, öz kaynaklar küreselcilere, üretim alanları ve dağıtım kanalları tekellere, paylaşım işbirlikçilere ihale edilmiş. Devlet bütçesi rantiyeye, sınır ötesi yaşananlara, okyanus ötesi talimatlara ve güneydoğudaki oyunlara endekslenmiş.  Emekçilerin ücretleri, iş güvencesi, sağlıklı yaşam koşulları, çalışma şartları taşeronlara, Emeklilerin hali Allah’a emanet edilmiş. Para serbest piyasaya, ekonomi vahşi kapitalizme hediye edilmiş. Aydınlık Ülkenin geleceği çocuklarınız, gençler sokakta işsiz güçsüzlüğe terk edilmiş, bağımlılık batağındakiler çaresizliğe savrulmuş. Kızlarımız töre cinayetlerine kurban verilmiş, intihara itilmiş. Dağdakine, bağdakine, yoldakine, sınırdakine, içerdekine dışarıdakine, gurbettekine sıladakine, yerdekine göktekine yüreğiniz yanarmış, ciğeriniz parelenirmiş kime ne, menzilde yeşil faşizmin ayak sesleri ey analar, bacılar.
Seçim yaklaşmış, partizanlar üslubu fakir propaganda batağında boğulmuş, denetimin ucu kaçmış dengesizlik oluşmuş, yanaşmalar ve yandaşlar arsızca sosyal devlet olgusunu kemiriyormuş, “Gören yok, Dur diyen yok” analar, bacılar. Ey kadınlar, insan gibi insan, adam gibi adam bulmak zor.
Bu ülke her daim zordu. Bu ülkede kadın olmak da her daim zordu. Ancak zor oyunu bozar. Bu derin ve engin güç kadınlarımızda var. Elinin tersiyle itmeye görsün analar, bacılar, “8 Mart falan dinlemezler”, dünya yerle yeksan olur. İşte o vakit vay haline ülke düşmanlarının, vay haline kadın düşmanlarının…
Anamı, eşimi, bacımı ve canım kızımı dünyalara değişmem, dünyalar kadar severim onları…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder